Sırp eti bu kadar ucuz mu?

Yazan

Sevil Toprak

Kusturica’nın Yugoslavya’daki savaşı konu edinen Underground (Yeraltı) filmindeki kahraman Blacky, yarı serseri ama komünist, Sırp asıllı fakat Yugoslavya için savaşan, savaşın bittiğinden haberi olmadan hala yeraltında silah üreten biridir. Öldüğü varsayılarak şehrin meydanında çoktan heykeli dikilen Blacky kazara dışarı çıktığında, yıkılmış Yugoslavya’da kendini iç savaşın içinde bulur. Hala özgürlük savaşının devam ettiğini sanan Yugoslav Blaky’e, cephede karşılaştığı ilk asker şu soruyu sorar: Sırp mısın Hırvat mı? Blacky’nin verdiği cevap ise kısa ve nettir:

-Seni faşist o... çocuğu!

Blacky daha sonra iri ve güçlü kafasıyla askeri yere serer...

Blacky’nin Yugoslav olarak, bu iç savaşa karşı duruşu, ne kadar anlamlıysa Sırp asıllı diktatör Slobadan Miloseviç’in Lahey’deki Birleşmiş Milletler Mahkemesi’ni tanımayarak “bu mahkeme NATO’nun işlediği savaş suçlarını haklı göstermek için kuruldu” demesi ve mahkemeye Yugoslavya bayrağının renkleri olan kırmızı, lacivert ve beyaz çizgili kravatıyla girmesi de o kadar anlamlıdır. Buradaki anlam emperyalizme kafa tutmaktır. Tıpkı daha önce Saddam Hüseyin’in emperyalizme kafa tuttuğu gibi. Buradaki anlam, Sırpları değil Yugoslavya’yı savunmanın anti-emperyalizm olduğudur.

Bir diktatör olarak Miloseviç’i Saddam’dan ayıran -en gözle görülen- şey sadece devrik bir diktatör olmasıdır. Adı, 13 yıl süren iktidarı boyunca Bosna ve Kosova’da onbinlerce insanın hayatına mal olan katliamlarla anılan Miloseviç’in günahları, adı Halepçe’de yaptığı katliamla anılan Saddam’dan daha az ya da daha çok değildir. Ancak burada bizi bağlayan şey 'ama öyle ama böyle' şeklinde ifade edebileceğimiz mevcut diktatörlerin ister kişisel ister toplumsal çıkar ve çıkmazları nedeniyle, hatta daha önce emperyalistlerle işbirliği yaptıkları halde şu anda, şimdi emperyalizme baş kaldırıyor olmalarıdır. Her iki diktatör de, halkıyla beraber emperyalistlerin bombardımanına uğramıştır. Halkıyla beraber direnmiştir. Böyle durumlarda, yani emperyalizmin saldırıları esnasında ikircikliğe yer yoktur ve günahlardan bahsetmek caiz değildir. Körfez Savaşı sırasında ‘ne Sam ne Saddam’ demek ne kadar uygun değilse, Yugoslavya’nın NATO tarafından borbardımana tutulduğu dönemde de ‘ne NATO ne Miloseviç’ demek o kadar uygun değildi.

Bu, emperyalistlerin mahkemesinde devrik bir diktatör yargılandığı zaman da alınması gereken bir tavırdır. ‘Ne BM ne Miloseviç’ denilmesi anti-emperyalist tavır alamama anlamına gelir.

Geçtiğimiz aylarda Birleşmiş Milletler Savaş Suçluları Mahkemesinde ilk kez hakim karşısına çıkan, isminden daha çok “Sırp kasabı” lakabıyla anılan Slobadan Miloseviç’in tavrı anti-emperyalist bir tavır olarak dikkat çekiciydi:

Miloseviç:

-Burası sahte bir mahkeme, hakkımdaki suçlamalar da sahte suçlamalar.... Yasadışı bir mahkeme için avukat görevlendirmeye gerek duymuyorum.

Hakim:

-Hakkınızdaki 32 sayfalık iddianamenin okunmasını ister misiniz?

Miloseviç:

-Bu sizin sorununuz.

Hakim:

-Bay Miloseviç, şu anda mahkeme huzurundasınız. Bu mahkeme tarafından yargılanacaksınız. Size bir sanığa tanınan tüm haklar uluslararası hukuk kurallarının korunması altında verilecek.

Miloseviç:

-Bu mahkeme NATO’nun Yugoslavya’da işlediği savaş suçlarını haklı göstermek için kuruldu.

Hakim:

-Size bir soru sordum.

Miloseviç:

-Ben de cevap verdim.

Hakim: -...Nutuk atma.

Miloseviç:

-Daha önce söylediğim gibi NATO’nun Yugoslavya’da işlediği suçları haklı göstermek için kurulan bu sözde mahkemeyi tanımıyorum.

Bu mahkeme kadar önemli olan bir diğer durum ise seçimle işbaşına gelerek Miloseviç’i Mahkemeye gönderen yeni lider Cincir’ı protesto eden binlerce Sırp’tı.

“Sırp eti bu kadar ucuz değil” sloganını atan ve pankartını taşıyan bu büyük kalabalık, milliyetçilik’leriyle emperyalizme peşkeş çekilen liderlerinin arkasında ve emperyalizmin karşısındaydılar.

Okunma 11428 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.