Teori ve Politika'nın 77 - 78. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


Bir kuraldan sapma örneği: Venezüella ordusu

Yazan

Martha Harnecker, Havana, Küba'daki Latin Amerika halk hareketlerinin tarihiyle ilgili araştırma kurumu Centro de Investigaciones Memoria Popular Latinoamericana'nin (MEPLA) müdürüdür. Latin Amerika solu hakkında çok sayıda makalenin yanı sıra, Venezuela: Militares Junto al Pueblo (Vadell Hermanos, 2003), Hugo Chavez Frias: Un Hombre, un Pueblo (Gakoa, Tercera Prensa, 2002) ve Basic Elements of Historical Materialism (Brill Academic Publishers, 1980) kitaplarının yazarıdır.

 

Monthly Review, Eylül 2003

 

 

 

Bir kuraldan sapma örneği:

Venezüella ordusu

 

Martha Harnecker

Çeviri: Ercüment Özkaya

Eski bir subay olan Hugo Chavez'in 1998 yılında devlet başkanlığına seçilmesinden bu yana, Venezüella'da bir ''Bolivarci devrimci süreç'' devam ediyor. Gerçek anlamda ilerici değişiklikler yapılmış ve Chavez'in ülkenin zenginlerinin ve güç sahiplerinin düşmanlığını kazanmış olmasına rağmen, önderliğini bir askerin yapmasından ve ordunun çeşitli idari organlarda ve hükümet planlarında önemli ve vazgeçilmez bir rol oynamasından dolayı, bu ''Bolivarci devrim'' solun bazı kesimlerinin reddiyle karşılaşmıştır. Bu reddedişin nedeni, ordunun, baskıcı burjuva devlet mekanizmasının ayrılmaz bir parçası olduğu, boğazına kadar burjuva ideolojisine gömülmüş bulunduğu ve bu yüzden kapitalist bir toplumda devrimci bir rol oynayamayacağını öğreten, uzun deneylerle kanıtlanmış sol bilgeliktir.

Ama belki de mekanik bir yorumdur bu. Belki genellemelerden kaçınmak ve her ülkenin ordusunu kendi özgül gerçekliği içinde tahlil etmek daha doğru olacaktır. Bu yaklaşımı benimsersek, Venezüella ordusunun negatif bir rol oynamadığını görürüz. Ordu, Venezüella siyasi sahnesinde kilit rol üstlendiği dört yılı aşkın sürede Venezüella halkı tarafından demokratik biçimde alınan kararları savunmuştur. Varlıklı sınıflarla kader birliği eden bir grup yüksek rütbeli subayın -ki bunların çoğu girişimleri sırasında arkalarında emir verecek asker bulamamıştı- 2002 Nisan'ında yaptığı darbenin ardından Chavez'in yeniden iktidara dönüşünü destekleyen başlıca aktör de askeriyeydi.

Darbeci yüksek rütbeliler arasında gerçek komuta kademelerinde bulunanların sadece Genelkurmay Başkanı Ramirez Perez ile Ordu Genel Kumandanı Vasquez Velasco'nun olduğu, geri kalanların emekli generallerle 8 bin muvazzaf subaydan sadece 200'ünden ibaret bulunduğu pek bilinmez. Görevdeki subayların yüzde 80'i Chavez'i kurtarma planına katılmıştır, darbe sırasında haberleşme son derece güçleşmiş olmasaydı, bu oranın daha da fazla olacağına da inanılabilir.

Ezici çoğunluğuyla Bolivarci devrimi destekleyen askeri personel, hükümetçe hazırlanan pek çok önemli toplumsal projeye de öncülük etmiştir. Çalışma yeteneklerini, teknik uzmanlıklarını ve örgütleme becerilerini toplumun en yoksul kesiminin hizmetine sunmuştur. Bu projelerin en önemlisi, başka şeyler arasında, sokakları ve okul binalarını temizlemek, salgın hastalıkların kaynağını kurutmak üzere çevre standartlarını iyileştirmek ve gerek kırsal, gerek kentsel yaşama alanlarında altyapı hizmetlerini iyileştirmek gibi, yoksulların hayat standartlarını yükseltmeye yönelik çalışmalara hız vermeyi amaçlayan kapsamlı bir program olan ''Bolivar 2000 Planı''dır. Planın hedefi, toplumun en muhtaç kesimlerine yeni istihdam alanları açarken, aynı zamanda toplumsal sorunlara çözüm bulmak ve bu çabalara toplumsal örgütlenmelerin etkin katılımını sağlamaktır.

Söz konusu planın, Chavez'in çok aleyhte bir güçler dengesiyle karşı karşıya bulunduğu iktidardaki ilk yılında başladığını hatırda tutmak önemlidir. Bu dönemde, valilerin ve belediye başkanlarının, Parlamento ve yüksek yargı üyelerinin çoğunluğu, çoğu başkanlık seçiminden bir yıl önceki seçimlerle göreve gelmiş bulunan muhalefet temsilcilerinden oluşuyordu. Bundan başka, Chavez'in kadrolarının büyük bölümü, öncelikle yeni başkana gerçek bir yönetme yetkisi sağlayacak anayasa değişikliklerini yapmak, ardından bu yetkiyi onaylayacak yeni seçimleri düzenlemek için enerjilerini politik çekişmelere yöneltmek zorundaydı. Chavez'in seçim zaferi büyük beklentiler yaratmıştı, bu yüzden, halkın özlemlerini karşılamak için hemen harekete geçmek zorunluydu. Chavez'in misyonunu hayata geçirmek için gereken ulusal çaptaki örgütlenmeye sahip tek kurum -Katolik Kilisesiyle birlikte- orduydu.

Venezüella silahlı kuvvetleri, özellikle de küçük rütbeli subaylar toplumsal yeniden yapılanma için zorunlu bu görevleri hevesle üstlendi. Ve bu subaylar, en yoksulların çektiği ıstıraplarla doğrudan tanışınca daha yüksek bir sorumluluk duygusu ve kararlılık kazandılar. Küçük rütbeli subaylar, artık sürecin daha radikal kesimleri arasındadır.

Latin Amerika için öylesine alışılmamış olan bu görüngü şu soruyu doğurmaktadır: Venezüella ordusu, neden, köklü toplumsal değişiklik sürecine böylesine ezici bir destek vermiş ve halkın en yoksul kesiminin sorunlarını çözmeye böyle derin bir bağlılık sergilemiştir? Aşağıdaki tahlil, Venezüella silahlı kuvvetlerinden dokuz subayla yakın zamanda yapılmış mülakatlara dayanmaktadır. Bu mülakatlar ve buna dayanan tahlil, yeni yayımlanan Venezuela: Militares Junto al Pueblo başlıklı kitabımda yer almaktadır (Vadell Hermanos, 2003).

Venezüellalı askeri personeli Latin Amerika'daki benzerlerinden ayırt eden pek çok etmen vardır. Her şeyden önce, Venezüella ordusu, Latin Amerika'nin İspanya'ya karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin en önemli ismi olan Simon Bolivar'in felsefesinden çok derinden etkilenmiştir. Bolivar, hiçbir zaman sınıf mücadelesinden söz etmemiş olmakla birlikte, köleliğin kaldırılmasında daima ısrar etmiş ve eserlerı sıradan halkın sorunlarına yakın bir ilgi sergilemiştir. Çağdaş Latin Amerika politik düşüncesine yaptığı en büyük katkı ise muhtemelen, Latin Amerika'nın birliğinin taşıdığı önemi kavrayışıdır. Ülkelerimizin Avrupa devletleri ve ABD'ye karşı mücadelede birleşmedikçe hiçbir geleceğe sahip olamayacağını çok önceden anlamıştı. Daha 19. yüzyılın başlarında, "Kuzey Amerika Birleşik Devletleri'nin kaderinin, özgürlük adına Amerika'yı yıkım ve sefaletle doldurmak gibi gözüktüğünü" öngörmüştü.Aynı şekilde, demokrasinin halka en yüksek mutluluğu verecek bir siyasal sistem olarak anlaşılması gerektiğine inanıyordu. Ona göre, hiçbir asker hiçbir koşulda silahını halka doğrultmamalıydı.

İkincisi, Hugo Chavez'in kuşağından başlayarak Venezüellalı subayların çoğunluğu (ABD'deki) şu kötü ünlü Amerikalar Okulu'nda değil, Venezüella Askeri Akademisi'nde eğitim görmüş olmasıdır. Askeri Akademi, 1971'de Andre Bello Planı uyarınca radikal bir dönüşüm geçirmiş ve eğitim kalitesı bakımından bir üniversite düzeyine yükselmişti, Ordu kadroları siyaset bilim öğrenmeye, demokrasi ve Venezüella gerçekliği üzerine okumaya başlamıştı. Askeri strateji derslerinde Clausewitz'in yanı sıra,Asyalı stratejleri ve Mao Zedung'u inceliyorlardı. Askeri öğrenciler askerlik mesleğinin yanı sıra başka uzmanlıklar kazanmak için sivil üniversitelere de kaydolabiliyor ve deneyimlerini diğer öğrencilerle paylaşıyordu. Aralarından bazıları, eğitim için Amerikalar Okulu'na gitse bile, ABD'ye ilerici fikirlerle çok iyi zırhlanmış bir şekilde varıyorlardı.

Üçüncüsü, bu kuşağın subayları pek çok Latin Amerika ülkesindeki meslekdaşlarının aksine, gelişen bir gerilla gücüyle hiç karşı karşıya kalmamışlardı. Tersine, geriye kalan birkaç etkin gerilla çekirdeği dışında ülkenin büyük ölçüde sükunete kavuştuğu 1970'li yıllarda eğitimlerini tamamlamışlardı. Askerler sınır boylarındaki köylük bölgelerde devriye gezmeye başladıklarında gerillalarla değil, halkın derin yoksulluğuyla karşılaştılar. Yoksulların içkiye düşkünlükleri yüzünden, çalışmak istemediklerinden, yeterince akıllı olmadıkları için yoksul olduğunu vaaz eden Latin Amerika seçkinleri arasında o kadar yaygın olan bildik ideolojinin yanlışlığını kendi gözleriyle gördüler. Yoksulluğun arkasında ulusun zenginliklerini talan eden yerli oligarşinin ve ABD'nin yoksulluğu kalıcılaştıran politikalarının bulunduğunu anladılar.

Dördüncüsü, Venezüella silahlı kuvvetlerinde ayrımcılığın olmaması, herkesin en yüksek rütbeye ulaşma şansının bulunmasıdır. Öteki ülkelerdeki gibi bir askeri kast yoktur. Yüksek rütbeli subayların çoğu yoksul kentli ve köylü ailelerin oğullarıdır ve halklarının günlük geçimlerini sağlamak için ne gibi güçlüklerle boğuştuğunu bizzat kendi deneyimleriyle bilirler. Kuşkusuz, bu durum, sırf alçak gönüllü kökenleri sayesinde, yüksek mevkilere geldiklerinde kaçınılmaz olarak temas kurdukları oligarşinin kendilerini ayartmak için başvurduğu kurnazca manevralara karşı bağışık oldukları anlamına gelmez. Bazı subaylar toplumsal kökenlerini unutur ve hakim sınıfların çıkarları önünde diz çökmeye başlar.

Chavez'in kuşağının etkilendiği beşinci etmen, 27 Şubat 1989'da başlayan toplumsal kalkışmadır. Söz konusu kalkışma Carlos Andres Perez hükümetinin kamu harcamalarını kısmak, fiyatları serbest bırakmak, ticareti liberalize etmek, yabancı sermayeyi desteklemek ve kamu iktisadi kuruluşlarını özelleştirmek gibi klasik uygulamaları içeren neoklasik önlemler paketini reddetmeyi hedefliyordu. Halk ayaklanmasının doğrudan nedeni benzin fiyatlarının artışı yüzünden toplu taşıma araçlarının ücretlerinin yükselmesiydi. En yoksul mahallelerden çıkan insanlar caddeleri işgal etti, otobüsleri ateşe vermeye, mağazaları yağmalamaya, dükkanları ve işyerlerini tahrip etmeye başladı. Ordu ''düzeni sağlamak için'' müdahale etti. Ülkenin pek çok kesiminde benzerleri görülse de, başkentte yoğunlaştığından ''Caracazo'' diye anılan isyan, bir katliamla sona erdi. Kesin ölü ve yaralı sayısı bilinmemektedir. Zamanın hükümeti ölü sayısını resmen 372 olarak açıklamışsa da, insan hakları savunma kuruluşları bu rakamın 5 bine ulaştığını bildirmektedir. Bu olaylar, pek çok küçük rütbeli subayda yeni bir siyasal duyarlılığın oluşmasına neden oldu.

Altıncısı, daha Caracazo'dan önce bile, Venezüella'daki muazzam servet eşitsizliği ordu içinde statükoyu reddeden bir akımın doğmasına yol açmıştı. Devlet kademelerindeki yaygın yolsuzluklarla pekişen bu eşitsizlik, adil kullanılsa önemli faydalar sağlayacak büyük bir petrol gelirinin varlığına rağmen, ülkenin toplumsal sorunlarını çözmesini engellemişti. Ordudan başlayıp bütün topluma yayılan bu akım 1982 Aralığında Moviemento Bolivariano Revolucionario 200 adlı bir yer altı hareketi haline geldi.

Hareket ilhamını üç ana kaynaktan alıyordu: Simon Bolivar, Simon Rodriguez ve Ezequiel Zamora. Bolivar'dan söz etmiştik. Bolivar'in öğretmeni ve arkadaşı olan Simon Rodriguez, çok etnili bileşimiyle Latin Amerikamızın özgünlüğünü şiddetle savunuyor ve yerli halklarla siyah kölelerin geleceğin toplumlarında eşit haklarla yer alması gereğine inanıyordu. "Ya icat ederiz, ya yanlış yaparız" düsturu gereğince, kendi dünyamıza uygun özgün kurumların yaratılması gereğine kuvvetle inanıyor ve Avrupalı çözümleri taklit etmeyi reddediyordu. Ezequel Zamora ise ‘oligarşiye ölüm’ ve ‘toprağın köylülere dağıtılması’ sloganıyla 1859-1863 arasında Muhafazakarlara karşı dövüşen bir Liberal generaldi.

Caracazo, genç moviementonun planlarını hızlandırdı. Hareketin 3 yıl sonra 4 Şubat 1992'de düzenlediği askeri isyan hedeflerine ulaşamadıysa da, en önemli lideri Yarbay Hugo Chavez Frias'ı ülkenin siyaset sahnesinin merkezine taşımayı başardı. Karizmatik lidere imajini halkın gönlüne yerleştirmek için iki dakikalık bir televizyon konuşması yetmişti.

Bu iki dakikalık sürede olaylarin tüm sorumluluğunu kabul etti, bu tavır daha önce hiçbir liderin böyle hareket ettiğini görmemiş bir ülkede son derece etkili oldu. İsyancıları teslim olmaya çağırdı, ama şu ünlü ifadesini eklemekten geri kalmadı: ''şimdilik!''. Bu ifade, mücadeleyi bırakmadığına ilişkin halka verilmiş açık bir mesajdı. Bu tavrı sayesinde, siyasete ve siyasetçilere karşı orta sınıf da dahil toplumun geniş kesimlerinde köklü bir güvensizlik duyulduğu bir ülkede, kendisi ve projeleri çevresinde olumlu bir kamuoyu yaratmayı başardı.

Chavez'in başlangıçtaki kararlılığı, 1998 başkanlık seçimlerindeki büyük zaferinin yolunu açtı. Seçim zaferinin, askeriyenin büyük bölümünce memnuniyetle karşılanması Venezüella ordusunun benzersizliğinin yedinci nedenini oluşturur. Askerler artık yeni hükümette önemli görevler yapacak bir konuma gelmişti ve bu sayede itibarlarını yeniden kazanma ve Caracazo olayları sırasında yarattığı olumsuz imajdan kurtulma şansını kazanmışlardı. Chavez, Bolivar 2000 planini dikkate değer şekilde, Caracazo'nun onuncu yıl dönümü olan 27 Şubat 1999 tarihinde ilan etti. Ve Chavez ile programını desteklemek, askerlere okul eğitimleri ve meslekteki deneyimleriyle öğrendikleri bir şeyi, yani demokrasiyi savunmayı gerçek hayatta uygulama şansı verdi.

Anayasaya ve kanunlara saygılı olmak, eğitimleri sırasında öğrendikleri temel ilkelerden biri değil miydi? Ve şimdi artık Chavez'i savunan subaylardan bazılarının, düzenlediği 1992 darbe girişimine hayli soğuk bakmış olmalarının nedenlerinden biri bu değil miydi?

Pek çok Latin Amerika ülkesinde, köklü bir toplumsal dönüşüm yönünde girişilen her türlü çaba, tek amacı sistemi hakim sınıfların çıkarına dokunacak her türlü değişimden korumak olan karmaşık bir yasalar zırhına çarpar. Venezüella'da da geçerli olan bu engelin üstesinden gelmek için yeni seçilen hükümetin aldığı ilk önlem geçmişten devralınan oyun kurallarını değiştirmek için demokratik bir süreç başlatmak oldu. Hükümet, toplumsal değişimin gerçekleşmesine izin verecek yeni kurumlar yaratmakla, fiilen yeni bir devlet kuracaktı.

Bu amaçla 1999 yılında 131 üyeli bir anayasa Meclisi kuruldu. Meclisin yaklaşık 6 ayda hazırladığı yeni anayasa taslağı ezici bir çoğunlukla (129 evet oyu) onaylandı. Ardından halk oyuna sunulan tasarı Venezüella halkının yüzde 70'inin evet oyuyla kabul edildi. Yeni anayasa, sosyal adalet, özgürlük, halkın siyasi katılımı, ülkenin mirasinin korunması (bu, fiiliyatta neoliberalizme karşı çıkmak anlamına geliyordu) ve Venezüella'nın bağımsızlığının kararlı bir şekilde savunulması ilkeleri üzerine kurulmuştu. Kanun önünde eşitlik, şimdi artık, kendi etnik ve kültürel kimliklerini, manevi inançlarını, kutsal yerlerini koruyup geliştirmek hakkına sahip olan yerli nüfusa da tanınıyordu.

Yeni anayasa hazırlama deneyiminin belki de en ilgi çekici yönü, bu ''Magna Carta"nın halk egemenliği kavramını getirmesidir:

Erkek ve kadın bütün vatandaşlar, doğrudan, ya da erkek olsun, kadın olsun, seçilmiş temsilcilerı aracılığıyla, kamu işlerine özgürce atılma hakkına sahiptir. Bireysel ve kollektif gelişimi garantiye almak için ihtiyaç duyduğumuz şey, halkın kamu yönetiminin işleyişine ve denetimine katılımıdır. Bunun pratiğe geçmesi için en uygun koşulların önünü açmak, devletin mecburiyeti, toplumun görevidir.

Anayasa, bundan başka "Seçmenlerin, temsilcilerden yaptıkları işlere ve halka açıkladıkları programlarını ne ölçüde yerine getirdiklerine dair, halka açık, saydam ve periyodik raporlar alma hakkına sahip olduğunu'' da hükme bağlar.

Ülkenin bağımsızlığını şiddetle vurgulayan Anayasa, ülke topraklarında yabancı üsler kurulmasını açıkça reddeder. Yargının bağımsızlığını, adaletin yargı liderlerine ya da bürokratlara boyun eğmemesi gerekliliğini vurgular. Yerli halkların, kendi meşru otoriteleri tarafından geleneksel kurallara göre kendi kendilerini yönetmelerini ve Anayasa ile çelişmediği sürece kendi hukuklarına tabi olmalarını güvenceye alır. Yargıçlar, tüm hak sahiplerine açık bir seçim süreci sonucunda seçimle göreve gelmelidirler. Yargıçları seçme ve atama süreci tüm vatandaşların katılımına açık olmalıdır. Yürütme organı, toplumsal, ekonomik, siyasi ve idari alanlardaki icraatları hakkında yasama organına yıllık raporlar vermek zorundadır. Seçmenlerin seçilmiş temsilcileri üzerinde sürekli denetiminin sağlanması için milletvekilleri seçmenlerine bilgi vermek ve sorularını yanıtlamakla yükümlüdür.

Anayasa, devletin yasama, yürütme, yargı şeklindeki geleneksel güçler ayrımına iki yeni güç daha eklemiştir: vatandaş gücü ve seçmen gücü. Birincisi, halkın avukatı, genelsavcı ve halkın denetçisinden oluşan Cumhuriyet Etik Konseyi aracılığıyla yürütülür. Söz konusu konseyin üyeleri parlamentonun onayından geçmek zorundadır. Halkın avukatı, anayasanın sağladığı hakların yaygınlaştırılması, savunulması ve denetlenmesinin yanı sıra vatandaşların bireysel ve kollektif meşru haklarının korunmasından sorumludur. Seçmen gücü, seçimlerin geçerliliğini ve adilliğini denetleyen Merkez Seçim Konseyi tarafindan yürütülür.

Yeni Anayasa Chavez'in devrimi için büyük bir müttefik oldu. Görmüş olduğumuz gibi, bu, Venezüella ordusunun halkın demokratik kararını savunmayı ciddi olarak görev sayması sayesinde oldu. Ordu bir kez Anayasayı korumayı üstlendiği anda, Chavez'in uygulamaya koyduğu değişiklikleri desteklemeyi de üstlenmiş oldu, çünkü, fiiliyatta yeni Anayasa ve bu değişiklikler aynı anlama geliyordu. Üst düzey komutanlar 2002 yılında Chavez'e karşı bir darbe tertiplediklerinde, demokratik hukuk egemenliğinin askeri boyutunun ateşli bir savunucusu olan General Baduel, yeni anayasanin verdiği yetkiye dayanarak üstlerinin emrine karşı çıkabildi. Düşük rütbeli subaylarla sıradan askerler de darbeye karşı direnişi örgütlediklerinde ve kumandanlarını kendi saflarına katılmaya zorladıklarında yine anayasaya dayandılar.

Venezüella ordusunun benzersizliğini açıklarken son iki husustan daha söz edebiliriz. Chavez'in ekonomik programı milliyetçi bir programdır. Bu program, yabancı kökenli, neoliberal bir küreselleşmeye karşı ulusal çıkarları ve yerel kalkınmayı hedeflemektedir. Petrol sektörünün özelleştirilmesine karşı çıkar ve halkın en yoksul kesimlerinin sorunlarını çözmeye öncelik verir. Bu yüzden, programın genel içeriği ordunun ulusal egemenlik ve refahı korumayı öne çıkaran geleneksel ideolojisine son derece uygundur. Bu durum, Chavez muhaliflerinin son eylemlerinin -işverenlerce örgütlenen grevler ve petrol üretiminin sabote edilmesi- neden Venezüella ordusunun sert tepkisiyle karşılaştığını ve ordunun Chavez'in programlarına verdiği desteği pekiştirdiğini anlamayı kolaylaştırır.

Son olarak, Chavez'in karizmatik kişiliğinin etkisinin önemi küçümsenmemelidir. Chavez askerlerin çoğunluğunda büyük bir hayranlık ve sevgi uyandırmıştır. Resmen olduğu kadar, gönülden bir şekilde de baş komutan olarak kabul görmektedir. Chavez, Temmuz 2002'deki darbe girişimi sırasında Başkent Caracas'tan son hapishanesi olan Orchila adasına, hapishaneden hapishaneye aktarılarak götürülürken hayatta kalmasını, bu hapishanelerde muhafız olarak karşılaştığı sıradan askerlerin sevgisine borçludur.

Venezüella askerleri halkla birlikte ve çoğu kez halkın teşvik etmesiyle daha önce pek az Latin Amerikan ordusunun yaptığı bir şeyi yapmıştır ve Bolivarcı devrim sürecinin karşılaştığı muazzam meydan okumalara şimdiye dek başarıyla karşılık vermiştir.

Okunma 11662 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.