Teori ve Politika'nın 77 - 78. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


‘Parlayan Her Şey Altın Değildir’

Yazan

Halkın Günlüğü, 10-20 Aralık 2011, Sayı: 24, s. 3

 

 

‘Parlayan Her Şey Altın Değildir’

 

 

İsmail Uçar

Teori ve Politika Dergisi’nin 56-57. Sayısında Ferhat Şirin tarafından kaleme alınan, gazetemizin de muhatap olduğu “ABD yarattığı Frankenstein’ı mı öldürdü?” başlıklı bir yazı çıktı. Söz konusu yazı Mayıs 2011’de ABD tarafından öldürülen El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in ölümü üzerine gazetemizde ve Özgür Gelecek Gazetesi’nde çıkan değerlendirmeleri konu alan (adına eleştiri denilse de eleştiriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan) bir makale. Ferhat Şirin’in kaba, seviyesiz ve amacın üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu her satırından anlaşılan yazısına ilişkin düşüncelerimizi kısaca ifade ettikten sonra, bir kez daha bu ve benzer durumlardaki tavrımızı aktaracağız.

Ferhat Şirin beş sayfalık eleştiri (!) yazısında ne gazetemizde ne de Özgür Gelecek Gazetesinde konuya ilişkin çıkan yazılardan tek bir kelime bile alıntı yapmadan eleştiri yürütüyor. Konuya giriş yapmadan önce oldukça kaba bir tarzda Kaypakkaya geleneğini temsil eden güçler arasındaki mevcut duruma atıfta bulunarak “…Halkın Günlüğü için bu konu özgülünde Özgür Gelecek ile hemfikir olmak muhtemelen sevindiricidir…” diyen Şirin, burada eleştiri adı altında aklınca belden aşağıya vurarak okurun zihnini meşgul etmeye çalışıyor. Evet, bay bilgiç, bizler devrimci-komünist dostlarımızla, yoldaşlarımızla vuku bulan olayları değerlendirirken aynı bilimsel özden beslenmeyi önemser ve böylesi durumlara seviniriz. Kendisine devrimciyim diyen herkesin de aynı tavrı göstermesi gerektiğine inanırız.

Ferhat Şirin kaleme aldığı yazının tümünde Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümü ve Bin Ladin’in öldürülmesinin aynı sürece tekabül etmesinden kaynaklı yaptığımız değerlendirmeler dolayısıyla “Kaypakkaya’nın hatırasına saygısızlık” yaptığımızı iddia etmektedir. Yazıda asıl konudan fazla yer kaplayan Kaypakkaya ve ardıllarının arasındaki farklılık (!) meselesiyle yazar yine üstten bir yaklaşımla asıl saygısızlığı yapmaktadır. Bugün Kaypakkaya’nın mirasına sahip çıkıp çıkmama türlü gereksiz tartışmalara girmektense bu mirası pratik olarak nasıl yaşama geçirip geçiremediğimizle ilgilenmekteyiz.

Şirin, Kaypakkaya ve aramızdaki bağı yeterince incelemiş olacak ki nihayet asıl konuya dönüyor ve incilerini burada da dökmeye devam ediyor. Aşağıda yazılanlar kendisine devrimciyim diyen bir şahsın kaleminden çıkan cümlelerdir: “Usame Bin Ladin emperyalist-kapitalist dünyaya savaş (İslami terminolojide ‘cihad’) ilan etmiş, varını yoğunu, tüm enerjisini buna adamış, buna uygun olarak konumlanmış ve yaşamış büyük bir İslam devrimcisidir; emperyalist-kapitalist dünyanın baş temsilcisi ABD’ye karşı amansız bir savaş yürüten İslam ordusunun başkomutanıdır.”

Bu belirlemelerinden dolayı öncelikle Şirin’e teşekkür etmek gerekiyor; ülkemiz ve dünya haklarının bilincini bu denli aydınlatıp çağımızın en büyük devrimcilerinden (!) birini bizlere tanıttığı için. Şirin bu harikulade belirlemeleri yaptıktan sonra önce tarihte bir gezinti yapıp sonra da PKK’yi örnek göstererek Taliban ve Bin Ladin’in halka önderlik eden devrimci örgütler ve önderler olduğu sonucuna ulaşıyor. Bu sonuca ulaşmakla da kalmıyor, bizlerin de (“Kaypakkaya’yı anmak ve günümüzde Kaypakkayacı olmak”ın gerekliliği olarak) “kahrolsun ABD emperyalizmine, şan ve şeref olsun Usame Bin Ladin’e” diye haykırmamız ve selama durmamız gerektiğini salık veriyor. Çünkü son on senedir başta ABD olmak üzere emperyalizmin bütün hışmını üzerine çekmiş, her türlü işkenceden geçip en amansız saldırılara göğüs germiş olan, biz sözde “komünistler-Kaypakkayacılar” değil Usame Bin Ladin ve taraftarlarıymış. Dünya üzerinde devrimci-komünistleri ciddiye dahi almayacak kadar önemsiz gören emperyalizm bütün enerjisini İslami güçlere harcıyormuş.

Evet, kısaca aktarmaya çalıştığımız bu belirlemelerin tümü “Marksist bir merkez olma” iddiasındaki bir yayın organının yazarlarından birine ait. On yıllardır ülkemizde ve dünyada devrimci-komünistlerin yarattığı değerlerin, ödediği bedellerin üzerini bir kalemde silip, devrimciliklerini sorgulayan, itibarsızlaştırmaya çalışan Bay Şirin’e sormak lazım; emperyalist-kapitalist sistemin onlarca yıldır her türlü imkanı ve araçlarıyla, bütün baskı ve zorbalıklarıyla sindirmeye çalıştıkları, karşılarında mücadele ettikleri güçler kimlerdir acaba? Guantanamo’da işkence izi arayacağına ülkemiz hapishanelerine, bu hapishanelerde türlü işkencelerle katledilen, sakat bırakılan, tecridin ve tretmanın en barbarcasına maruz kalan devrimci-komünistlere bakmasını salık veririz Bay Şirin’in. Bugün ülkemizde ve dünyada komünizme karşı mücadele adı altında seferber edilen imkânlara ve kullanılan araçlara bir kez daha bakmasını isteriz. Şirin bedel ödeme, mücadele etme noktasında oldukça sakat ve tehlikeli bir şekilde kıyaslamaya gitmiş ve devrimcileri aklınca mücadele etmeyen, bedel ödemeyen kimseler olarak göstermeye çalışmıştır. Güzel bir söz vardır, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” diye. Devrimci-komünistlerin tarihini merak edenlerin dönüp onlarca yıllık dünya tarihini incelemelerini öneririz.

Ferhat Şirin’in haddini aşan, eleştiri sınırlarını zorlayan yazısının çoğunu üstteki başlıklar oluşturduğu için bizler de yazımızın büyük bir kısmını bu başlıklara ayırmak durumunda kaldık. Meselenin aslına ilişkin yaklaşımda da Ferhat Şirin gibi kaba bir bakış açısına sahip olmadığımızı ifade edelim.

Bizler bir kişinin, kurumun, hareketin, örgütün vs. niteliğini belirlerken sınıfsal zeminini, ideolojik dünya görüşünü, sahip olduğu programı ve siyasi-pratik hattını irdeleriz. Dünden bugüne dünya üzerinde çeşitli kesimler arasında cereyan eden çatışmalarda ısrarla bir tarafa tutunmaya çalışan anlayışlarla aramızda derin farklar vardır. Devrimci-komünistler gerici kamplar arasında tercih yapmazlar. Her zaman halkın devrimci önderlikler altında örgütlenmesine çalışır, bunun için mücadele ederler. Bedel ödeme, işkence görme gibi parametreler üzerinden yapılacak aksi değerlendirmelerin hepsi burjuvaziye hizmet eder. Sayısal olarak an itibariyle Ergenekon adı altında yapılan operasyonlarda tutuklu olanların sayısının birçok devrimci örgütün tutsaklarından çok olduğunu hesaba katarsak Ergenekon operasyonunda tutuklanan birçok faşist generalin, tetikçinin devrimci olduğu sonucuna mı varacağız? Böylesi sakat anlayışlarla meselelere yaklaşımın varacağı istasyon burjuvazinin durağıdır.

Emperyalizmin dünya genelinde ve özelde Ortadoğu coğrafyasında yürütmekte olduğu emperyalist işgallere, kirli savaşlara tereddütsüz bir şekilde karşı dururken bu karşı duruşu bölgedeki gerici-feodal güçlere yedeklemek oldukça sakat bir anlayış olur. Irak’ta Saddam’ı, halka karşı yıllarca uyguladığı zulmü bir kenara bırakarak sırf emperyalistler başına ödül koyup, her yerde bütün imkânlarını seferber edip aradıkları için devrimci mi ilan edeceğiz?

Bir meseleyi ele alırken onu bütün yönleriyle incelemek, buna göre bir sonuca varmak gerekiyor. Ferhat Şirin sadece bu yazısında değil diğer başka bazı yazılarında da benzer yaklaşımlar içindedir. Yazara tavsiyemiz bu durumunu gözden geçirerek daha mütevazı, meselelere vakıf bir yaklaşım sergilemesidir.

Okunma 12005 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.