Teori ve Politika'nın 77 - 78. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


EPR Makalesi’ni Sunuş

Yazan

Sina Güneyli

Albert Einstein, 1905 yılında yazdığı üç makaleden birinde ‘foton’ kavramını ortaya atarken bir diğerinde rölativite teorisini geliştirir. Hem rölativite teorisi, hem de foton teorisi kuantum mekaniğinin sonraki gelişimini önemli ölçüde etkilemiştir.

Kuantum mekaniğine bir tür babalık yapan Einstein, kuantum mekaniğinin temelinde yatan istatistiksel özellikten sürekli rahatsızlık duymuş ve bunun yalnızca dalga fonksiyonu ile verilen betimlemenin tam olmamasının bir sonucu olduğuna inanmıştır.[1] Einstein, 1950 yılında, kuantum teorisi üzerinde çalışan meslektaşlarını gerçeklerle yüzleşmemekle, aklı terketmekle, gerçeklikten ve akıldan kaçınmakla eleştirmiştir. Einstein’a göre dalga fonksiyonu gerçekliği temsil etmemektedir ve kuantum teorisinin insanları dar görüşlüdür. Ancak, tam bir betimleme olmasa da yararlı olduğu sürece teoriyi kullanmak doğrudur.[2]

            Einstein, bu çerçevede, Danimarkalı fizikçi Bohr ile bir dizi tartışma yürütmüştür. 1930 yılında Bohr ile belirsizlik ilkeleri üzerine yaptığı tartışmalar-da Einstein yenilmiş ancak inanmamıştır.[3] Einstein, daha sonra, iki fizikçi ile birlikte, yazarlarının soyadlarının baş harflerine atfen “EPR” olarak anılan makaleyi yayınlar. EPR Makalesinin ana fikri Einstein’a aittir. Foton kutusu deneyi Einstein’ı EPR’nin temel düşüncesine götürmüştür. Einstein, 1945 yılında yazdığı bir mektupta, basit bir düşünce deneyinden yola çıkarak bu düşüncelere ulaştığını söylemektedir.[4]

            EPR Makalesi Einstein’ın ABD’de basılmış ikinci makalesidir. Bu makale daha yayınlanmadan önce The New York Times gazetesinde EPR ile ilgili bir haber yer alır. Haberde, “Einstein Kuantum Teorisine Saldırıyor” başlığı altında “Profesör Einstein, bir tür büyük babası olduğu bilimin önemli teorisi kuantum mekaniğine saldıracak. Einstein, kuantum mekaniğinin ‘doğru’ olmasına rağmen ‘tam’ olmadığı sonucuna varmaktadır” denilmektedir.[5]

            Kuantum mekaniğinde şu iki önermenin birden geçerli olduğu varsayılır: 1) Dalga fonksiyonu bir fiziksel sistemin tam bir betimlemesini sağlar. Bir fiziksel sistem hakkında söylenebilecek olan her şey sistemin dalga fonksiyonundan elde edilebilir; 2) İki fiziksel niceliğe karşılık gelen iki operatör çarpmada yer değiştiriyorsa bu iki fiziksel nicelik eşzamanlı gerçekliğe sahiptir ya da tam tersine iki fiziksel nicelik eşzamanlı gerçekliğe sahipse bunlara karşılık gelen iki operatör çarpmada yer değiştirir. Dolayısıyla iki fiziksel niceliğe karşılık gelen iki operatör çarpmada yer değiştirmiyorsa bu iki fiziksel nicelik eşzamanlı gerçekliğe sahip olamaz.

            EPR Makalesi, birinci önerme doğru iken ikinci önermenin yanlış olduğunu gösteren ve böylece mantıksal bir çelişkiye yol açan bir düşünce deneyi önermektedir. EPR yazarları buradan kalkarak birinci önermenin yanlış olduğu yani fiziksel gerçekliğin dalga fonksiyonu ile verilen betimlemesinin tam olmadığı kararına varmaktadırlar.

            EPR yayınlanır yayınlanmaz Einstein fizikçilerden pek çok mektup alır. Bütün bilim adamları EPR’nin argümanlarının yanlış olduğunu söylerler. Ancak hepsinin farklı nedenleri vardır.[6]

            Bohr da, EPR Makalesine yanıt vermekte gecikmez. Physical Review dergisinin 15 Ekim 1935 tarihli sayısında Bohr’un EPR Makalesi ile aynı başlığı taşıyan makalesi yayınlanır.[7] Bohr bu makalede, EPR’nin argümanlarına karşı “tamam­layıcı­lık” ilkesini öne çıkarır. Yalçın Koç, Bohr’un bu yanıtının yanıltıcı olduğunu ve EPR’nin argüman­larının halen geçerli olduğunu ileri sürmektedir.[8]

            EPR “herhangi bir teoriden bağımsız olan nesnel gerçeklik” üzerinde ısrarla durmakta ve nesnel gerçekliği “fiziksel kavramlar”dan özenle ayırmaktadır. Fiziksel kavramlar nesnel gerçekliğe karşılık gelmek üzere tasarlanırlar. Biz bu kavramları kullanarak nesnel gerçekliği kendimize resmederiz. Bu ayrım Althusser’in gerçek nesne-bilgi nesnesi ayrımını, aralarında kurulan ilişki de Lenin’in yansıma teorisini çağrıştırmaktadır. İnsan ancak kendisinin yarattığı bilgi nesnesini bilebilir, gerçek nesneyi gerçek nesne olarak bilemez. Bunun bilinemezcilikle bir ilgisi yoktur.

            EPR Makalesinin en önemli cümlesi, yazarların tam bir kuantum teorisinin olanaklı olduğuna inandıklarını belirttikleri son cümlesidir. Kuantum mekaniğinin istatistiksel özelliği, dışımızda yer alan nesnel gerçekliğin niteliklerinin betimlenmesine engel değildir. Bu betimlemenin yapılması yani EPR Makalesinde belirtilen tam bir kuantum teorisinin kurulması görevi bugünün teorik fizikçisinin önünde duruyor.

            EPR Makalesi bilim tarihinde ve felsefe içi tarihte çok önemli bir yere sahiptir ve çok derin izler bırakmıştır. O kadar ki ‘bilim felsefesi’ alanında çalışan bir felsefecinin EPR Makalesi hakkında ne düşündüğüne bakılarak o felsefeci hakkında bir karara varılabilir.

            Sovyet kuantum mekaniği felsefesinin sonradan tanınan bir temsilcisi olan Ukraynalı bilim felsefecisi M. E. Omelyanovski ilk yazılarında Bohr’un ‘tamamlayıcılık’ ilkesini doğada varolan düalitenin bir ifadesi olarak yorumlamış ve kabul etmiştir.[9] Omelyanovski Türkçeye de çevrilmiştir.[10] Omelya­novski, EPR ile ilgili olarak şunları yazmaktadır: “İki elektrondan oluşan bir dizge, bir dalga-işlevi tarafından nitelendiğinde, birinci elektronun ölçümüyle meydana gelen etki, ne denli birbirlerinden uzak olurlarsa olsunlar ikinci elektronun durumunu değiştirmektedir. Kuantum mekaniğinin içeriğine uygun düşen bu önermelerde Einstein bir aykırılık görüyordu, çünkü uzayın birbirinden uzak iki noktasında bağımsız gerçekliklerin varlığını öngören yakın-etki-ilkesiyle bağdaşmıyorlardı. Einstein’a göre bu aykırılığın çözümü, çağdaş kuantum mekaniğinin, sonradan eksiksiz ve doğrudan olanıyla değiştirilmesi gereken eksik ve dolaylı betimlemelerde bulunduğunun kabul edilmesiyle gerçekleşecekti. Ne var ki, bu çözümü onamak mümkün değildir, daha doğrusu, burada bir aykırılık yoktur. Ve Bohr bunu kanıtlamıştır; hem de düşünceleri, son yapıtlarında belirlenmiş terimler ve kanıtlara ilişkin görüş açısından yeterli inandırıcılığa sahip olmamasına karşın.”[11] Böylece EPR’nin defterini düren Omelyanovski, “Tamamlayıcılık, kuşkusuz diyalektik çelişkinin bir biçimidir ve Bohr gibi, kuramını daha da geliştiren yandaşlarıyla izleyicileri, bu diyalektik çelişkideki mantığın aslında atom fiziğinin gelişim mantığı olduğunu göstermişlerdir”[12] derken, diyalektik materyalizm adına, materyalizmi diyalektiğe kurban ediyor.

            Sovyetler Birliğinde A. A. Jdanov 24 Haziran 1947’deki ünlü konuşmasında Sovyet bilimi üzerindeki burjuva etkisini sert biçimde suçlayarak ‘tamamlayıcılık’ ilkesine karşı resmi ideolojik kampanya başlatır. M. A. Markov 1947 yılında yayınladığı bir makalesinde EPR tartışmasında Bohr’un tarafında yer alır. 1944’ten sonra yayınlanmayan Marksizmin Bayrağı Altında dergisinin yayın kurulu üyesi olan A. A. Maksimov, Markov’u gözlemler arasında mikro-nesnelerin varlığını inkar etmekle ve “mikro-dünyanın fiziksel gerçekliğini” makroskopik ölçüm aletinin durumuyla özdeşleştirmekle suçlayan bir yazı kaleme alır. Bu suçlamanın sonucu olarak Markov’un makalesinin yayınlandığı Voprosy Filosofii dergisinin baş editörü B. M. Kedrov istifa etmek zorunda kalır ve aralarında Omel-yanovski’nin de bulunduğu beş meslektaşı yayın kurulu üyeliğinden uzaklaştırılır. Modern Fiziğin Felsefi Problemleri isimli yarı resmi kitabın 1952 baskısında Kopenhag yorumu şiddetle eleştirilir: Kopenhag yorumunda gözlemcinin rolü diyalektik materyalizmin iki ilkesiyle mutlak olarak uyumsuzdur. Bu iki ilke şunlardır: Doğa gözlemden bağımsız olarak vardır ve doğa, doğa hakkındaki her teorinin hiç bitmeyen bilgi sürecinde geçici bir aşama olması anlamında, tüketilemez. Bu dönemde Bohr’un de Broglie, Vigier, Lochak ve Bohm gibi rakipleri tarafından yazılan makaleler Sovyet dergilerinde ün kazanır. Özellikle Vigier ve Bohm’un, maddenin nitel olarak tüketilemezliği tezini ileri sürdükleri ‘düzeyler teorisi’ resmi çevrelerde hararetle kabul edilir.[13] Ancak 1957 ve sonrasında ‘tamamlayıcılık’ ilkesinin ve Bohr’un Sovyetler Birliğinde yeniden popüler olduğunu görüyoruz. Sovyetler Birliğinde yaşanmış olan bu süreç bilim-felsefe-politika ilişkisine çok çarpıcı bir örnektir. Yalçın Küçük, 1946-1956 dönemini Sovyet tarihinde sınırlı bir iç savaş sayma eğilimindedir.[14] Bilim ve felsefe de bu iç savaştan nasibini almış görünüyor.

            Bir klasik olan EPR Makalesinin ilgiyle okunacağını umuyoruz.

 
 


[1] Max Jammer, The Philosophy of Quantum Mechanics, John Wiley & Sons, New York 1974, s. 187.

[2] A.g.e., s. 188.

[3] A.g.e., s. 166.

[4] A.g.e., s. 185.

[5] A.g.e., s. 189.

[6] A.g.e., s. 187.

[7] Niels Bohr, “Can Quantum-Mechanical Description of Physical Reality be Considered Complete?”, Physical Review, 48, 1935, s. 696-702.

[8] Yalçın Koç, “Reconstruction of the Past and Inadequacy of the Correspondence Principle in Quantum Theory”, Physics Letters A, 86, 1981, s. 151.

[9] Jammer, a.g.e., s. 249.

[10] M. Omelyanovski, “Kuantum Fiziğinde Nesnel-Olan ve Öznel-Olan”, Çev.: Oğuz Özügül, Felsefe Dergisi, 86’2, Eylül 1986, s. 45-61.

[11] A.g.e., s. 58.

[12] A.g.e., s. 60.

[13] Jammer, a.g.e., s. 249-250.

[14] Yalçın Küçük, Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Çözülüşü, Tekin Yayınevi, İstanbul 1991, s. 299.

Okunma 18687 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.