Bu sayfayı yazdır

Ezilenlerin kendi savunmalarını örgütleme hakkı

Yazan

Ezilenlerin kendi savunmalarını örgütleme hakkı*

 

Colin Barker

Çeviri: Ulaş Eloğlu

Kapitalizmin kalbinde sermaye ile emek arasında devam eden sınıf mücadelesi bulunmaktadır. Bu Marksizmin ABC’sidir. Ancak alfabe üçten daha fazla harfe sahiptir. Kapitalizmde sınıf egemenliği birçok farklı insani ezilme biçimiyle örülmektedir. Bu biçimler, sömürülenler arasındaki bölünmeler için bir zemin oluşturur. Dezavantajlı gruplar “farklı” olma temelinde baskı altında tutuldu ve ardından direndiler.

          Dinsel farklılıklar hep ayrılıklar yarattı. Benzer şekilde ırkçı baskılar kapitalist “medeniyet”in bütün tarihini çirkinleştirdi. Kadınların, geylerin ve lezbiyenlerin ezilmesi de öyle. Keza, dil farklılıkları ve göçmenlerin ezilmesi de.

       Baskıyla yüzyüze geldiğinde sosyalistlerin başlangıç noktası her zaman ezilenlerle dayanışmadır. Lenin’in ünlü deyişiyle, sosyalistler, adaletsizliğin tüm biçimlerine karşı gelmeli, dolayısıyla her zaman “halkın kürsüsü” olmalıdır. Bu, sınıf mücadelesinden ayrı bir şey değildir. İşçi hareketi, tüm toplumun liderliğini yapma talebini yükseltmek için, ezilen köylülerle, zulme uğrayan Yahudi veya Müslümanlarla, cinsiyetçilik ve eşcinsellik korkusu karşıtlığıyla, ırkçılık karşıtlığıyla birlikte durmayı öğrenmelidir.

Eşitsizliğin herhangi bir biçimine müsamaha gösteren hiçbir işçi sınıfı hareketi kendisini özgürleştiremez. Ezilenler kendi ezilmişliklerine karşı direnme hakkına sahiptir. 2001’de Bradford, Burnley ve Oldham’da, azgın Nazi canileri, Asyalıları kendi toplumlarını aktif bir şekilde savunmaları için provoke ettiler.

Polis, faşistlerin değil onlara karşı örgütlenme ve direnmede çok kararlı olanların karşısında yer aldı. “Göstericiler” diye etiketlenen birçok genç Asyalıya uzun hapis cezaları verildi. Haklı olarak, sosyalistler “göstericiler”i savundu.

Polis ezilen grupların mücadelesinin tarafında değildir. Stepher Lawrence davasında ortaya çıktığı gibi, açıkça ırkçı bir cinayet araştırılırken bile “kurumsallaşmış ırkçılık” basit adalete üstün gelmiştir. Organize direniş, ezilen grupların konumlarına meydan okuma aracıdır. Kolektif faaliyet kendilerini dönüştürmelerini sağlar.

1950’lerdeki Amerikalı kadınlar üzerinde yapılan araştırmalar onların kendilerinden nefret ettiğini ve erkekler topluluğunu tercih ettiğini gösterdi. Bir kadın olma yönünde yeni bir özsaygıya kavuşmak kadın hareketinin parlak bir başarısıydı. Bu, işçi sınıfı hareketini dönüştürme ve ona yeniden güç vermeye yardım etti. Kadın hareketi, 1960’lı yılların en büyük devrimci sloganlarından biri olan “Siyah Güzeldir”i yaratan sivil haklar hareketinden ilham aldı.

Kent isyanının otobüs boykotları ve oturma eylemleri, yürüyüşleri ve “uzun sıcak yazlar”ı bu fikre gerçek anlamını verdi. Beyaz ırkçılık çok büyük yenilgiler yaşadı. 1969 yılında New Yorklu geylerin, polis zulmüne karşı Stonewall barındaki direnişi gey özgürlük hareketini doğurdu. Günümüzde milyonlarca erkek ve kadın, cinsiyetini dile getirmekte serbest; bu herhangi bir özgürlüğün gerek koşuludur.

Günümüzde tüm bu mücadeleler işçi hareketini güçlendirdi. Filistinliler zulme karşı mücadelenin en önde gelen sembollerinden oldu. İntifada olmasaydı bilinmeyen, sessizce ezilen bir halk olarak kalacaklardı.

Acıları daha az olmayacaktı ancak umut ve gururdan yoksun olacaklardı ve dünya genelindeki müttefiklerinden yoksun kalacaklardı. İntifada daha ilerde bir noktayı resmediyor. Kimi zamanlar Filistinliler “şiddet” nedeniyle eleştiriliyor, ancak İsrail devletinin onlara karşı şiddeti çok daha fazladır. Üstelik bu şiddet Batı Şeria ve Gazze boyunca her gün meydana gelen sokak ortasında adam öldürmeyle sınırlı değildir. Ayrıca zorunlu sefalet ve ekonomik yaşamın harap edilmesi de bir şiddet barındırıyor.

Çocuk ölümü oranlarının yüksekliği de helikopterlerden atılan füzeler kadar canicedir. Çoğunlukla baskıya karşı direnişe geçenler tecrit koşullarında da direnişe geçer. Süregelen çürümeyi reddedişleri dayanışma olasılığını kesinlikle yaratır. Dünya uysallıkla kazanılamaz.

Sosyalist hareketin görevi zulme karşı her mücadeleye alkış tutmak mıdır? Zulümle bağlantı kurmanın bazı yolları kendi kendini yenilgiye uğratıcıdır. Irkçı baskıya karşı eski bir cevap “Tom Amca” olarak isimlendirildi. Bu cevap, ezenlerin koşullarında özgürlüğü arayarak ırkçı iktidar yapısına, siyahların onun iyiliğine layık olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Böyle fikirlerin ardında güçsüzlük hissi yatmaktadır.

Karşı uçta görülebilecek olan terörizm de kendi kendini yenilgiye uğratıcı bir taktiktir. Kitle faaliyetine dayanmak yerine kahraman birkaç kişinin kendini adamasına dayanır. Çoğu zaman umutsuzluk hissinden doğar. En kötüsü, işçi sınıfından sıradan insanları hedef alarak karşı-tepkiyi güçlendirebilir.

Bazen, mücadeleleri birbirine karıştırmak karmaşık taktik problemler üretir. 1960’larda Bristol’de ırkçılar Sihlerin otobüslerde sarık giyme haklarına karşı bir grev örgütlediler.

Sih işçiler grev hattına katıldı ancak ücretler ve çalışma koşullarıyla ilgili dövizlerle. Irkçı grev mahçup oldu. Sınıf dayanışması kazandı. Sosyalistler ezilenler tarafından benimsenen mücadele yöntemlerini her zaman kabul etmez.

Burada, prensipte, sendikalarda yapılan patronlarla daha iyi nasıl mücadele etmek gerektiği şeklindeki tartışmalardan bir fark bulunmamaktadır. İkisinde de dayanışma ile başlıyoruz ve strateji ve taktikler hakkındaki tartışmalara giriyoruz.

 



*http://www.socialistworker.co.uk/article.php4?article_id=980; 4 Aralık 2004.

Okunma 11270 kez