Teori ve Politika'nın 75. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


Komünisti Koklayan Komplocu Köpek

Yazan

Komünist Parti, geçtiğimiz günlerde iki dikkat çekici etkinliğe imza attı. Bunlardan ilki 7 Haziran milletvekili seçimine 550 kadın adayla katılmak, ikincisi de plan/proje ve el çabukluğu marifetiyle 2015 1 Mayıs'ında Taksim Meydanı'na ayak basmak.

 

SİP/TKP çizgisini şöyle göz ucuyla takip edenler bu partinin "zihni sinir proceleri"ne yabancı değillerdir. İyi güzel de, pratik-politik faaliyetin odağına "zihni sinir proceleri” yerleştirdiklerinde ortaya nasıl bir tablo çıktığını hiç görmüyor, düşünmüyorlar mı bu proceci arkadaşlar. Düşünmediklerini görüyoruz. Düşünmüyorlar, ama "zeka oyunları" ile "mühendislik harikaları" karışımı etkinliklerine gösterilen, pardon gösterilmeyen ilgiye çokça öfkeleniyorlar. Hatta eylem değil de, etkinliklerinin etkisizliğinden zavallı sokak köpeklerini bile sorumlu tutabiliyorlar.

 

Köpek komplosuna geçmeden önce SİP/TKP'nin procecilik tarihinde kısa bir gezinti yapalım. 1 Mayıs 1996'dan başlamaya ne dersiniz? Türkiye Devrimci Hareketinin Alevi/mahalle çalışmasıyla ciddi güç topladığı, Gazi direnişinin sıcaklığının sürdüğü, cezaevlerinin cayır cayır yandığı günlerden bir gün olarak 1996 1 Mayıs'ı, günlerce önceden de biliniyordu ki 1980 sonrasının en kitlesel ve devrimci 1 Mayıs'ı olacak. Bu kitlesellik ve devrimcilik karşısında Taksim Meydanı "takıntısı"nın doğal olarak adı bile geçmiyordu. Ancak zeka oyunlarıyla propaganda peşinde koşan "akıllı sosyalistler" için ne gam! Onlar, "romantik devrimciler"den farklı olarak 200 seçilmiş sosyalistle Taksim Meydanı'nı zorladılar, ama Kadıköy'deki "devrimci demokratların" "akılsız vandallık" yüklü eylemleri, "akıl" dolu SİP'in Taksim'i fetih etkinliğine galebe çalıyor ve kanlı Kadıköy'ün yanında Taksim'deki 200 SİP'linin adı hiç mi hiç anılmıyordu. Akılsızlık, aklı nasıl yenerdi! İşçi sınıfının aklı olarak Parti, yani SİP haklı olarak o günlerde kızgın ve moralsizdi.

 

Hatırlayanlar olacaktır. Temmuz 2004'te NATO Zirvesi adıyla emperyalist bir toplantı peydah olmuştu İstanbul'a. Hımm, emperyalizm... Öyleyse "emperyalizmle mücadele bizim işimiz" türünden bir sıhhi tesisatçı reklamıyla ortaya atılacak olanın kim olacağını tahmin etmek zor değildi. Türk devletiyle mücadele "akılsız devrimci demokratlar"ın işi olduğuna göre, emperyalizmle gölge boksu da "akıllı sosyalistler"in işi olacaktır elbette. Gölge boksunun bir yakın dövüş sporu olmadığını, SİP/TKP'nin NATO Zirvesi pratiğinde bir kez daha idrak etmiş olduk. Türkiye solu bütün imkanlarıyla Okmeydanı ve Mecidiyeköy civarında polis barikatlarına yüklenirken, "akıl dolu sosyalistler" Beyoğlu/İstiklal'deki parti binasından çıkıp vakar içinde Fransız Konsolosluğu'na çelenk bırakmayı tercih ediyordu. Ne de olsa politika periferide değil, şehrin göbeğinde yapılırdı. Ama şehrin göbeğinde "İstanbul NATO'ya Kapılarını Kapatıyor" ve "Zirveyi Yaptırmayacağız" gibi uzak dövüş sporu pehlivanlarının nidaları havada asılı bırakılıyor, "emperyalizmle mücadelenin tek günle sınırlı olmadığı" SİP/TKP'nin "tarihsel aklı"  Kemal Okuyan tarafından ilan ediliyor ve vakar içinde devam eden eylem, polisin provokasyon uyarısıyla "TKP'ye yakışır biçimde dağılıyoruz arkadaşlar"la son buluyordu. Dedik ya, gölge boksu bir yakın dövüş sporu değildir. "Akılsız" devrimciler, hemen karşısına dikilmiş devletle dişe diş, kana kan dövüşürken, Atlantik ötesine yumruk sallamak SİP/TKP'nin işidir. Atlantik ötesi İstanbul'a geldiğinde de "TKP'ye yakışır biçimde dağılıyoruz arkadaşlar"...

 

Politik mücadele bir şekilde Taksim hedefini Türkiye Solunun önüne getirmiş ve sol, 1 Mayıs'larda Taksim'de ısrar etmeye, bunun için sokaklarda polisle çatışmaya başlamıştı. Aslında bundan sonrasına devam etmemize gerek yok. Okuyucu, Türkiye Solu genel olarak Taksim'de ısrar ediyorsa, birilerinin bu ısrarı "içerikten yoksun akılsız alan tartışması" olarak görüp Kadıköy'de kürsü kurup şenlik tertip edeceğini ve bu tertipte, "şu an Taksim'e çıkmak isteyenlere uygulanan polis terörünü kınıyoruz" diyeceklerini bilir. Bahsi geçen, 2013 1 Mayıs'ıdır.

 

Haklarını yemeyelim, hızlı düşünüp hızlı hareket ediyorlar. TKP adının alınmasındaki gibi... Doğrusu SİP'in TKP adını almasının hemen akabinde ortaya çıkan tartışmalar dinmiş, TKP 1920 ile olan cebelleşme geride kalmış ve SİP, TKP adını anadan emilen süt kadar helal biçimde kullanmaya başlamıştı. TKP adı bir miras ve tarih olarak SİP'e çok imkanlar yarattı. TKP adı, "sosyalist CEO'lar" tarafından markalaştırılıyordu. Ama işte hayat "akıl"la verdiğini politikayla geri aldığından olacak ki TKP, Gezi Ayaklanması'nın yıkıcı etkilerine dayanamadı. SİP'in anlı şanlı TKP'si bir sabah uyandığımızda KP ve HTKP oluyor ve TKP mühürlenip yediemine teslim ediliyordu. Bunları yazarken amacımız SİP/TKP'nin "akıl ve bilim" temelli etkinliklerinin şeceresini çıkartmak değil. Ancak görülüyor ki bu arkadaşlar, devlet ve devrim biçiminde sade ve net biçimde  ortada olan devrimciliği, zeka oyunlarına, mühendislik tasarımlarına, “pr” çalışmalarına, markalaşmaya dökmüşler. 

 

Can çıkar, huy çıkmaz. Komünist Parti tarafından Birleşik Haziran Hareketi'nin doksanına bırakılan ve Alper Taş'ın sırım gibi boyuyla bile asla kurtaramayacağı topa ne demeli? Alper Taş ve ÖDP, CHP'yle HDP tarafından paylaşılamazken BHH'nin aldığı karara riayet etmiş ve seçimlere katılmamıştır. Ancak Alper Taş da bir sabah uyandığında BHH'nin kurucu ekibinden Komünist Parti'nin işçi sınıfını seçimlerde "sosyalist akıl"dan yoksun bırakmadığını öğrenecekti.

 

Yukarıda sıralananlar tesadüf değildir. SİP/TKP'nin o çok karşı olduğunu söylediği liberal politika platformunun,   politik etkinlik için veri alınmasının kaçınılmaz sonucudur. Bu platformda siz işçi sınıfının aklı, tarihin bilimi olarak doğruyu göstereceksiniz ve bilinçli yurttaşlardan oluşmuş toplum da tarihsel bir anda sizi tercih edecek. O tarihsel ana kadar yapmanız gereken, uzak dövüş sporuyla zinde kalmak, devlete kendinizi ezdirmemek ve ara ara yurttaşlara Atatürk Fen Lisesi öğrencilerinin icatçılığına benzer eylemlerle, pardon lansmanlarla kendinizi hatırlatmak.

 

Şimdi de yukarıda örneklerle özetlenen "akıllı sosyalist öncülük" zihniyetinin iki yeni zihni sinir icadını paylaşabiliriz. Önce seçim. Türkiye seçime, seçim de HDP'nin barajı geçip geçmeyeceğine kilitlenmişken bizim "akıllı sosyalistler" durur mu. Seçimin politik atmosferinde Kürdistan Özgürlük Hareketi lehine yaşanan bu kilitlenmeyi nasıl çözeceklerini hemen bulmuşlar. 550 kadın mebus aday! Kadın aday! Kadın özgürlüğü/mücadelesi Kürdistan Özgürlük Hareketinin en iddialı olduğu bir alanken ve seçimde de bu yönde tutumlar alınmışken Komünist Parti HDP karşısında çıta yükseltiyor, "siz beş diyorsanız ben on diyorum" açık artırmasına giriyor. Önce ortada pratiğe, gerçek mücadeleye, maddi güce dayalı bir politika olmadığını, mühendislik harikalarıyla merkez medyanın, twitter ortamlarının, facebook "like"larının kapılarının zorlandığını belirtmemiz gerekiyor. Ama gelin görün ki kapılarını açan, "like"layan kimse yok. Neden? Kendi tasarrufları dışında kıpırdayan yaprağı bile "emperyalist projeler"le açıklayan Komünist Parti çevrelerinin verdiği/vereceği cevabı biliyoruz. Avrupa basınında bile yer alması gereken 550 kadın adayları, dirençleri, komünistlikleri nedeniyle görmezden geliniyormuş. Ah, Parti yine kızgın, yine moralsiz... Sonra 1 Mayıs. Komünist Parti, 2015 1 Mayıs'ında zeka oyunu ve el çabukluğu marifetiyle Taksim Meydanı'na bayrağını dikti. Denilecektir ki "ne güzel işte, hedef Taksim değil miydi, bu arkadaşlar bu işi başardılar." Peki, Tayyip Devletiyle girişilen Taksim mücadelesi ideo-politik boyutlarıyla birlikte Taksim'in yüz binlere açılması mücadelesi değil midir? Taksim, Tayyip Devletinin kale burçlarından birisinin bu meydan özgülünde düşürülmesi, yıkılması meselesidir ve bu yönüyle pratik-politik bir mücadelenin bütünlüklü konusudur. Komünist Parti'nin el çabukluğu marifetiyle gerçekleştirdiği Taksim fethi, bu bütünlükten ve kendilerinin çok sevdiği bir ifadeyle söylersek "içerikten yoksun" akıllı bir reklam çalışmasıdır.  

 

Ancak Taksim'in zaptı karşısında bir kez daha "ama işte" demek durumunda kalıyoruz. Gerçek, fiili bir politik devrimcilik ve mücadeleden yoksun şekilde mühendislik harikaları yaratmaya kalktığınızda, o harika tasarımınızı bir sokak köpeği çıkıp burnunun ucuyla devirir. Komünist Parti'nin milimetrik geçişlerle hesapladığı Taksim'i zapt eylem planının reklamsal getirisinin bir köpek tarafından heba edildiğini biz söylemiyoruz. SİP/TKP/KP'nin "tarihsel aklı" Kemal Okuyan söylüyor. Hatta ve hatta Anadolu Ajansı'nın "komünisti koklayan köpek" haberini servis etmesinin arkasında da komünistlerin eylemini gölgede bırakmak gibi bir komplo olduğu şüphesini dile getirmekten geri durmayarak. Elbette Anadolu Ajansı'nın kendilerinden daha akıllı olabileceğine de şaşırarak... Ah Parti'nin "tarihsel aklı", sen bu gençleri kara deryalarda niye köpeklerle baş başa bırakıyorsun?

 

Okunma 13376 kez