Teo-loji ve Homo-lojinin Ötesinde

Yazan

 

Gezi Ayaklanmasındaki tarafların ideo-kültürel profili, AKP iktidarının dinselleştirme girişimleri ve Kobane ile IŞİD olguları, solun din ile ilgili manzarasını adeta başa, fabrika ayarlarına döndürdü. Genel olarak sol, sosyalizm ve Marksizmi de katarak, Aydınlanmacı Batı uygarlığının bir bileşeni olarak temayüz etmeye hevesli olduğunu gösterdi. Bu kritik ortamda, din ile ilgili genel akıntıdan ayrı şeyler söylemek, soğuk nazarları göğüslemeye hazır olmaktır.

Tartışmanın önkoşulu: Aydınlanmanın neresindeyiz?

Ateizm/teizm ikiliği, yaklaşık üç yüzyıldan beri, Aydınlanma ile din ayrımı üzerinden tartışılmaktadır. Önde gelen niteliğinin “dinlere karşı sistematik bir saldırı” olduğu ifade edilen Aydınlanmanın bu ayrımın bir kutbunu oluşturması gayet meşrudur. Şu halde, genel olarak sosyalist hareketlerin ve özel vurgu olarak Marksizmin ateizm/teizm tartışmasına yaklaşımı, Aydınlanmayla dinler ayrımına ilişkin konumuna bağlıdır. (Marksizmin hegemonyasından sonra, sosyalizm ile Marksizm arasında genel bir örtüşme olduğu yaygın kanaatinden ayrı olarak, bu çalışmanın önkabulü, bu ikisi arasında, örtüşmeden çok aykırılık ve birçok meselede karşıtlık olduğu şeklindedir.) Bu ayrımı tanımakta, bu ayrımı teorik bakımdan meşru görmekte ise, Marksizmin, ayrımın taraflarınca tayin edilen izleğin artçısı veya çoğu Marksistçe savunulduğu gibi, en iyisinden tamamlayıcısı, sonuçlarına götürücüsü olacağı açık olsa gerektir.

Aydınlanma ile dinlerin mücadelesi tarihsel bir gerçektir. Ya da daha tam ifadeyle, Aydınlanmacılarla dincilerin mücadelesi… Sözü edilen teorik meşruiyet, bu mücadelenin, tarafların açıkladığı şekilde, kendinden menkul teorik öncüller veya soyut önsellikler üzerinden yapılmasına ilişkindir. Mücadelenin, tarihsellikten mi, teoriden mi kaynaklandığı da kategorik bir ayrıma işaret etmektedir ve Marksizm, bu konuda da, teorik tercih zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Aydınlanmanın bağlısı bir Marksizm anlayışına sahip olanlar, ayrımın vazgeçilmez bir önsel teorik boyutu olduğunu savunmak durumundadır.

Aydınlanma, kendisiyle din arasına kategorik bir çizgi çeker ve bizim buna din ile ideoloji, din ile bilim, din ile akıl ayrımı dememizi ister. Kendi açısından gayet meşru bir akıl yürütme işlemi gerçekleştirmekte olan Aydınlanmaya göre, insanlık, daha önce Tanrıya emanet ettiği aklını nihayet kullanmaya başlamıştır ve bu, insanlık tarihinde en önemli düşünsel kopuştur. Daha önce akıl yoktu, artık vardır. Daha önce bilim yoktu, artık vardır. İnsanlık kaderini daha önce bir başka güce tabi kılmıştı, artık kendi ellerine almıştır.

Aydınlanma insanlık tarihinde, eşsiz bir büyük sıçramaysa, bu önermeyi kabul eden her başka görüşün yeri, doğal olarak, büyük Aydınlanma şemsiyenin altıdır. Marksistlerin çoğuna göre, Marksizm Aydınlanmanın tarihsel ve teorik mirasçısıdır. Burada, Marksizme, dinlere karşı savaşı ilerletmek ve aşmak düşecektir.

Aydınlanmanın temel tezlerini kabul etmek ve kendine burada bir yer aramak, Marksizme pek daracık bir yer bırakacaktır. Aydınlanmanın eklentisi olan bir ideolojik teorik yapının Aydınlanmanın değerlerini savunanlara karşı elinde silah kalmayacağı besbellidir. Böyle bir Marksizmin işi zordur. Marksizm, burjuvazinin düşünürleri tarafından üretilen düşünceleri alacak –bu, kolay olandır- ve burjuvaziye karşı kullanacak! Marksizm, Aydınlanma ortamında doğmuştur, ama aynı Marksizm, tarihin gerisinde kalmış olması gereken kapitalizm-öncesi toplumsal formasyonlara ve kapitalizm-öncesine özgü olduğu ileri sürülen ideolojilere, yani ölmüş veya ölmekte olanlara değil, karşısında capcanlı duran kapitalizme, Aydınlanma düşüncesi silahını da elinden bırakıp bırakmadığı belli olmayan, sadece öyle olduğu iddia edilen, burjuvaziye karşı mücadeleye çağırmaktadır proletaryayı.

 

Bu yazının devamı Birikim Dergisi'nin "Ateizm ve sol ilahiyat" konulu 314-315. sayısında

Okunma 6973 defa