İki Buçuk Ülke: Tayyip Erdoğan Türkiyesi, PKK Kürdistanı ve buçuk ülke olarak Kürdistan Türkiyesi

Yazan

Bitişe yaklaştığı için ‘Tayyip Erdoğan Türkiyesi’yle başlanabilir. İdeolojik, politik ve toplumsal dağılışın eğik düzleminde, devletin şiddet araç ve imkanlarına tutunsa da sona doğru hızla kaymaktan kurtulamayan bir Tayyip devleti var karşımızda. Tayyip Erdoğan'ın adıyla sıfatlandırılan bu devlet, olağan politik sevk ve idare kabiliyetini yitirmiş durumda. İdeolojik hegemonyasını Gezi Ayaklanmasının dağıttığı bu devlet, Kürdistan'dan aldığı toplumsal desteği Kobane direnişiyle kaybederek Türkiye'de hükümet kuramaz hale geldi. Şimdi de PKK'nin askeri varlığına yönelik giriştiği savaşı kolu kanadı kırık biçimde sürdürmeye çalışıyor.

'Yurttaşıyla' göreli olarak barışık yöntemlerle ayakta duramayan bir devletin, şiddet-politikayı başat hale getirmesi zorunludur. İdeolojik, politik ve toplumsal sevk ve idare imkanlarından yoksun olan Tayyip devletinin, şiddet-politikayla tanımlanır hale gelmesi, onun varlığının, ayakta kalmasının koşulu haline gelmiştir. Ancak Tayyip devletinin, geldiği aşama itibarıyla, şiddet-politika konjonktüründen zaferle çıkması imkansız görünüyor. Tayyip Erdoğan'ın İslamcılığı, kendisine en yakın sünepe kadrolarını bile harekete geçirmekten aciz. Bu haliyle PKK'yle savaşa tutuşan Tayyip Erdoğan, TSK albayından –Ergenekon operasyonları öncesinde olduğu gibi- yeniden fırça yiyecek duruma düştü.

Şiddet tekeline doğru daralmış Tayyip Erdoğan Türkiyesi’nin karşısında, başka bir politik-şiddet ülkesi olarak Kürdistan yükselmektedir. Kürdistan, merkezinde PKK'nin askeri varlığının bulunduğu ve ideolojik, politik, toplumsal tahkimatı yüksek bir varlık biçiminde ortaya çıkıyor. Tayyip Erdoğan, devletin maddi ve askeri kurumlarına sıkışırken, Kürdistan Özgürlük Hareketi, kendisine en uzak Türkiyeli Tayyip Erdoğan muhaliflerini bile geniş ideo-politik cephesine dahil etme olanaklarını genişletiyor. Yani PKK, Türkiye tarafında da Kürdistan'ın buçuklu art-ülkesi olan ‘Kürdistan Türkiyesi'ni yaratabilmiş durumda. Kürdistan Türkiyesi'nin temel dayanağını göçmen Kürtler, ihtiyat kuvvetini Türkiye solu, ideolojik nakaratını Gezi Ayaklanması oluşturmaktadır.

Böylelikle bugün Türkiye'de, dostla düşmanı birbirinden ayırabilmenin, bunlara uygun harekat planları oluşturabilmenin ve bu planları uygulamaya koyabilmenin adı olan pratik-politika, esas itibarıyla, merkezinde Tayyip Erdoğan'ın bulunduğu devletle, merkezinde PKK'nin bulunduğu Kürdistan cephesi arasında belirmektedir. Bugün Türkiye'de pratik-politikanın sınırlarını, içeriğini ve doğrultusunu bu iki kuvvetin pozisyonları belirlemektedir. Paralel olarak, Türkiye'de şiddet-politikanın genel seviyesindeki kategorik yükseliş, Tayyip devleti ile PKK arasındaki açık güç savaşının kaçınılmaz sonucudur.

Buçuk diye ifade edilebilecek Kürdistan Türkiyesi, bu iki politik kuvvet arasındaki gerçek ve keskin mücadelede tanınabilecek fiili bir politik özne halinden uzak, seyreltik muhalefet hareketi olarak tarif edilebilir. Bu muhalefet hareketinin bağımsız bir merkezi bulunmuyor ve kendi içinde kurucu şiddet-politikadan yoksun. Tayyip devleti karşısında 'liberter' denilebilecek ideo-politik bir evrende, esasen, Kürdistan Özgürlük Hareketinin gölgesi biçiminde, onun çizdiği politik doğrultuda varlığını teşkil etmektedir.

Devletin şiddet tekeliyle ayakta duran Tayyip Erdoğan Türkiyesi, PKK'nin askeri varlığı etrafında şekillenen Kürdistan ve ikincisinin politik yankısı olarak Kürdistan Türkiyesi olarak adlandırılabilecek iki tam ve bir yarımdan oluşan bir ülkeyle baş başayız.

Ve iki buçuk ülkenin Ankarası... Kürdistan Özgürlük Hareketini destekleyen Kürdistan Türkiyesi’nde, binlerce kişinin arasında üzerlerindeki beşer kiloluk TNT kalıplarını ateşleyenlerin DNA analizleriyle tespit edilecek kimliklerinin IŞİD'i işaret edip etmeyeceğiyle ilgilenmek, politika altı bir polisiyeciliğin adı olabilir ancak. Oysa Ankara, varlık-yokluk sarkacındaki Tayyip devletinin, Kürdistan Özgürlük Hareketine ve onu destekleyen Kürdistan Türkiyesi’ne karşı açıktan yürütmeye başladığı şiddet-politikanın içimizi dağlayan bir aşamasıdır. Burada ne Tayyip Erdoğan suçlu, ne de biz de masumuz. Düşman suçlu olmakla eleştirilemez; düşman olmakla suçlu kategorisini aşmıştır zaten. Suç aynı hukuka tabi varlıklar arasında tanımlanır. Düşmanı bildiğimiz halde ona suçlu muamelesi yapmaktan, geçersiz bir hukuku gözetmekle suçluyuz.

Okunma 5194 defa