Devletsiz Türkler Sahipsiz Anadolu

Yazan

 

Politik terminolojide ulusların ancak devletle varlık kazanıp tarihe katılabildikleri vurgulanır. Aynı anlamda devletsiz uluslara da "tarihsiz halklar" terimi yakıştırılıyor.

Türkler yüzyıllardır devletli varlıklarını koruyorlar. Toprak, devlet, millet sahipliğiyle tarihe politik tarzda katılıyorlar. Yüzyılları geride bırakan Osmanlı İmparatorluğu tarihsel sınırlarına dayanıp parçalandığında Türkler başka bir tarihsel ideolojiyle, ulusçuluk ve cumhuriyetçilikle yoluna devam ettiler. Kuruluşu 1923'e sabitlenen Türk Cumhuriyeti, emsalleriyle kıyaslandığında başarılı bir burjuva devrimi olarak, Türkleri modern dünyada temsil etti. Kurucu önderinin adıyla söylenirse Kemalist Cumhuriyet, dünya-tarihsel bir bakışla bir ilerleme olarak tarihe adını yazdırdı. Türk Cumhuriyeti, modern dünyanın başlıca karakteristiklerini bağrında taşıdı: Cumhuriyet, temsili demokrasi, yurttaşlık, Fransız laikliği, Sovyet planlamacılığı, İtalyan korporatizmi, üçüncü dünya kalkınmacılığı... Tüm bu tarihsel karakteristikleri de Ordu merkezli olarak, Ordu öncülüğünde gerçekleştirdi Türkler.

Adına Kemalizm dediğimiz bu ideolojik ve kurumsal varoluş, bugün "uzun 19. Yüzyıl”ın artığı, "kısa 20. Yüzyıl”ın yorgunu olarak tarihsel sınırlarına dayanmıştır. Bunun temel iki kaynağı bulunmaktadır. İlki, tüm sınırlılıklarına rağmen Türkiye Marksizminin düşünsel-ideolojik eleştirisidir. Türk Cumhuriyeti'nin düşünsel, kültürel, ideolojik üretim aygıtlarının boy ölçüştüğü temel ideoloji sosyalizm olmuştur. Cumhuriyet'in okulunda, kışlasında, camisinde durum budur. Kemalizmin eleştirisi ve Kemalizme karşı yıpratma savaşı Türkiye Marksizmiyle başlamıştır. İkinci ve yıkıcı eleştiri Kürdistan Hareketinin silahlı eleştirisidir. Kemalizm, baştan beri ama 30 yıldır kesintisizce Kürdistan Hareketi duvarına çarpmaktadır.

Buraya kadar söylenenlerden şuna varılıyor. Ne denirse densin, modern Türk Devletinin 90 yıllık tarihinde üç büyük ideo-politik akımı ve/veya varlığı sayabiliyoruz: Kemalizm, sosyalizm, Kürdistan Hareketi. Ve burada bir hususun altı net biçimde çizilmelidir. Türkiye'deki liberal ve laik yorumlara karşın İslam, Kemalizm karşısında ne düşünsel-ideolojik ne de politik bir kuvvet olarak varlık gösterebilmiştir. Türkiye'de Kemalist Hareket, Kürdistan Hareketi ve Sosyalist Hareket varolmuştur, ama bir İslami politik hareket olmamıştır. Türkiye'de İslam, devletin içinde ve devletle birlikte yaşamış ve aynı anlama gelmek üzere o yoklukla butlan kabul edilmek durumundadır.

***

Böylece sahipsiz kalan Türklere ve Anadolu'ya ulaşıyoruz. Türk Cumhuriyeti'nin içine düştüğü hal, 1914-1919 arasındakine benzer bir "fetret devri"ni çağrıştırmaktadır. Devlet; adliye, mülkiye ve askeriyeyi işletemez ve giderek ayakta tutamaz hale gelmiştir. Devletin dağılma eğilimi bu yapısal organlarda yoğunlaşmış durumdadır. Gezi Ayaklanması, 17-25 Aralık, Kürdistan Hareketinin bitmek bilmez hamleleri ve en son silahlı özyönetim ilanları, ve nihayet 15 Temmuz, Türk Cumhuriyeti'nin tarihsel tükenmişliğinin olay bazlı temsilleridir. Tükenmişlik tarihsel ve yapısaldır. Ve bunun olay bazlı temsilleri bitmeyecektir. Çünkü bu bir kanundur. Bir devlet şiddet tekelini kaybetmeye başladığında, ideoloji sevk ve seferberlik kudretini kaybettiğinde karşı-şiddetlere, karşı-ideolojilere alan açılmış demektir. Bu zeminde olunduğunu gösterir çok alametler belirmiştir.

Tayyip ekibinin, liderlerinin 75 kelimelik düşünsel evreniyle ideolojinin yanına yaklaşamadığını her an yaşıyor, görüyoruz. Tayyip'in 15 yıl boyunca Türk Cumhuriyeti'ne hükümet etmesi, edebilmesi bile onun ideolojik tükenişinin açık belgesi gibidir.

Tüm bu akış içinde TSK, Kemalizmin yeniden üretim merkezi olmak şöyle dursun, "Ergenekon", "Balyoz", "Fetö" gibi isimler alarak sık sık Silivri Kapalı İnfaz Kurumu'nu hatırlatmaktan öteye gidememektedir. Hakkını yemeyelim, tek bir IŞİD'linin burnunu dahi kanatmadan, üç kuruşa beş takla atan terlikli ÖSO'cularla birlikte Cerablus’u kurtardı! Tabii, Esenler ve Şereflikoçhisar belediyelerinin çöp kamyonları, tankların kışlalarından çıkmasına izin verdikten sonra! Bir ordu düşünelim ki belediyenin çöp kamyonlarıyla rehin alınsın! 

Bunlar ancak tarihsel olarak bitmiş, politik olarak da işlevini yitirmiş devletlerde gelişecek durumlardır. Yani devlet olma vasıf ve kudretini yitirmiş bir hurda yığınıyla karşı karşıyayız. 

Bu hurdalık içinde Tayyip yapıyor TSK sıvıyor, TSK yapıyor Tayyip sıvıyor. Bu sıvama icraatına da “milli mutabakat” diyorlar. Mutabakatın milletini de bedava pilav yemek için meydanları dolduranlar oluşturuyor. Boktan devlet, pilavdan millet! 

Evet, Kemalist burjuva devriminin vardığı tarihsel sınır tam da burasıdır. Nasıl "kendinde sınıf" sadece et ve kemik yığınından ibaretse, bugün Anadolu ve Türkler devletsiz, inançsız, kahramansız olup bozkırdan, et ve kemik yığınından ibarettir. Anadolu ve Türkler politik olarak sahipsizler. Kürtlere bakılsın; “kart kurt”tan Kürdistan'a, mağaralardaki hayattan Rojava Devrimine kanla, inançla kahramanlarla ulaştılar.

Bu ortamda gözlerimiz, yeni bir tarihsel kurtuluşa götürecek engin bir ideolojik ve politik duruşa sahip Türk devrimciler aramalıdır. 

Okunma 2895 defa