HABER: IŞİD savaşçısı Irak ve Suriye’deki yenilgiden sonra bile yayılma planını ve Türkiye ile danışıklı dövüş iddiasını anlatıyor

Yazan

 

Patrick Cockburn / Şam

10 Eylül 2016

Patrick Cockburn, hareketin Kuzey Afrika’da tekrar yükseleceğini, Türkiye’nin sınırdan silah geçişine göz yumduğunu ve Cerablus’ta hâlâ IŞİD savaşçılarının varlığını iddia eden IŞİD militanıyla röportaj yaptı.

IŞİD militanı The Independent’e konuştu: IŞİD Irak ve Suriye’deki savaşta yenilse bile hayatta kalıp canlanacaktır.

Özel bir görüşmede, kuzey doğu Suriyeli, 30 yaşındaki eski bir savaşçı şunları söylüyor: “Biz, IŞİD bakidir ve genişliyoruz derken, salt şiirsel ya da propagandif bir şey anlatmıyoruz.” Grubun Suudi Arabistan, Mısır, Libya ve Tunus’ta gücünün yeniden inşa amacında olduğunu anlatıyor ve “IŞİD’in bütün dünyada uyuyan hücreleri olduğunu ve sayının arttığını” ekliyor.

Hayatının IŞİD içinde geçirdiği kısmında, Faraj, Musul’un 2014’de alınışıyla birlikte Halifeliğin açıklanmasından bir yıl sonra bile, liderlerin askeri olarak bitebileceklerini öngördüğünü söylüyor. Türkiye ile IŞİD arasındaki açık ve yakın işbirliğinin şimdiye dek bilinmeyen detaylarını ve Suriye’ye akın eden yabancı savaşçıların yerel insanları, emirler vererek ve hayatlarına müdahale ederek harekete yabancılaştırdıklarını açıklıyor.

Suriye dışından WhatsApp yoluyla konuşan ve gerçek isminin açıklanmasını istemeyen Faraj, “Emirlerimden IŞİD’in Irak ve Suriye’de yenilgi bile yaşanabileceğini ilk duyduğumda, onların bizi enerjik kılmak ve cesaretlendirmek istediğini ya da yenilgilerini saklamak istediklerini düşünmüştüm” diyor. Ama sonra fark etmiş ki IŞİD liderleri dünyanın başka yerlerinde üsler kurmak için pratik önlemler alıyormuş. Libyalı bir komutan bir yıl önce “belli bir amaç için Libya’ya gidip iki ay sonra döneceğini” söylemiş.

IŞİD’in, Irak’ta Ramadi ve Suriye’de Palmira’yı alarak en geniş sınırlara sahip olduğu Ağustos 2015 kadar erken bir tarihte yenilgi durumu için hazırlanması anlamlı. Faraj dünya güçlerinin IŞİD’in direncini hesap edemediğini çünkü IŞİD’in statükoyu kabul edilmez bulanlar tarafından çekiminin ve ideolojisinin anlaşılmadığını söylüyor. “Komutan ve yoldaşlarım gibi ben de daha önce yaşadığımız tiranlık ve adaletsizliğe karşı bir tepki ile savaşıyorduk” diyor Faraj.

Faraj köken olarak Kürtler’in çoğunlukta olduğu Suriye’nin kuzey doğu ucundaki Haseke ve Qamişlo arasındaki bir Sünni Arap köyünden geliyor. Haseke Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun olmasından dolayı diğer IŞİD üyelerinden daha iyi eğitimli. Geniş ailesiyle 2012’de El Nusra Cephesi’ne katılmış. El Kaide’nin Suriye kolu olarak bilinen El Nusra Cephesi, yakınlarda El Kaide ile bağını kopardığını iddia etti ve Şam Fetih Cephesi ismini aldı. IŞİD savaşçıları Faraj’ın köyüne girdiklerinde ya terk etmesi ya da onlara katılması seçeneği sunmuş, o da katılmayı tercih etmiş.

Faraj’ın IŞİD’in iç gelişmeleri ve özellikle Türkiye ile ilişkileri konusundaki tanık oldukları manidar, çünkü bu tanıklıklar geçmişindeki IŞİD üyeliğinden pişman olup uzaklaşmak isteyen birinden gelmiyor. IŞİD’le olan açıklamadığı aykırılıkları nedeniyle artık bir savaşçı değil ama “hâlâ bir IŞİD destekçisiyim çünkü varlığının dayandığı amaç ve akıla şiddetle inanıyorum” diyor. İlginç olan şu ki, IŞİD’i aşırı dini ideolojisi nedeniyle değil ama etkili ve iyi organize olmuş bir araç olduğu için cazip buluyor. “IŞİD bölgedeki otoriter rejimlerin yanlışlarını düzeltme konusundaki en iyi çözüm” diyor.

Türkiye’nin Suriye’ye 24 Ağustos’ta başlayan askeri müdahalesi konusundaki gizemli gelişmeleri açıklamaya da yardımcı oluyor Faraj. Fırat Nehri sınırındaki Cerablus kentine Türk tankları ve IŞİD karşıtı Suriyeli birimler hareket ettiğinde IŞİD onların geldiğini biliyordu ve direniş için hiçbir girişimi olmadı. Bu durum, IŞİD’in sahip olduğu biraz güneydeki Menbiç kentine, savaş gücünü Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) saldırdığında IŞİD’in gösterdiği şiddetli direnişle keskin bir kontrast oluşturuyor. IŞİD Menbiç’te kara savaşı ve ABD bombardımanında 1000 kadar ölü vermiş olabilir.

IŞİD’in Cerablus’dan diğer bir kalesi olan El-Bab’a çekildiği rapor edildi, fakat Faraj başka şekilde açıklıyor. “Türk ordusu Cerablus’a girdiğinde, oradaki arkadaşlarımla konuştum. IŞİD aslında Cerablus’u terketmedi; sadece sakallarını kestiler.”

Faraj, IŞİD için Rakka’nın 60 mil kuzeyindeki, lojistik sevkiyatı açısından özellikle önemli olan, Türkiye ve Suriye arasındaki sınır noktasında yer alan Tel Abyad’ın bir yıl önceki savunmasına ilişkin Türkiye ve IŞİD arasındaki suç ortaklığının derecesine dair güçlü iddialara sahip.

2015 yazında YPG güçlerinin kıskaç harekâtı ile doğu ve batıdan, ABD hava desteğiyle Tel Abyad’a ilerlemesi, IŞİD için savunmayı zorlaştırmıştı. Faraj YPG’ye karşı direnişteki IŞİD’in 150 kişilik seçkin birliğinde yer alıyormuş. “Türkiye IŞİD’i bayağı destekledi” diyor. “Mayıs 2015’te ben Tel Abyad’dayken, birçok silah ve cephaneyi sınır güvenliğinin hiçbir engeli olmadan almıştık”. Bu durum Kürtler tarafından uzun süredir bir suçlama olarak ifade ediliyor ancak, savaşta Türkiye ile IŞİD’in ortaklığı konusundaki iddianın, savaşa katılan bir IŞİDli tarafından teyit edilmesi ilk olabilir.

Türk hükümet yetkilileri IŞİD ile ortaklık suçlamasını ya da silahların grubun eline geçtiği iddiasını defalarca reddetmişlerdi.

Faraj, Suriyeli bir Sünni Arap olarak hem Türkler hem de Suriyeli Kürtler konusunda eleştirel. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a antipatisini ifade ediyor ancak ekliyor: “Arap diktatörlerden çok daha iyi”. Aynı zamanda Erdoğan’ı Suriye sınırının diğer tarafına yayılan Türkiye’deki Kürtler’le olan sorununu sürdürmek ve  IŞİD’i destekleyerek ve onları Suriye’ye sürerek “Suriye’yi tahrip etmekle sorumlu” tutuyor.

Türkiye’nin faaliyetlerini savunanlar, geçmişte Türkiye IŞİD’e tolerans göstermişse bile, son bir yıldır savaştığını öne sürüyor. Türkiye’de 42 kişinin öldüğü İstanbul Uluslararası Havaalanı ve 20 Ağustos’ta 21’i çocuk 54 kişinin yaşamına neden olan Gaziantep’teki bir Kürt düğünündeki intihar bombası saldırıları dahil birçok IŞİD saldırısı oldu. Fakat, Erdoğan’ın anti-IŞİD söylemine rağmen, resmi hedefin IŞİD ilan edildiği Türk işgaline karşı IŞİD’in ölçülü tepkisi, geçmişte çok bariz olan IŞİD ile Türkiye arasındaki karşılıklı anlayışın tamamen ölmediğini gösteriyor.

Faraj, IŞİD’in ve inançlarının yabancı ülkelere yayılması konusunda oldukça arzulu iken, paradoksal olarak, Halife için Suriye’ye savaşmaya gelen yabancı gönüllüler konusunda oldukça eleştirel. Mutsuz ev hayatları veya sıkıntıyla gelmiş olan ve genellikle propaganda ve intihar saldırılarında kullanışlı olan Britanyalı, Fransız ve Türk gönüllüler dahil bu yabancıları İslam ve yerel gelenekler konusunda şaşırtıcı şekilde cahil buluyor. Daha kötüsü, bunların başarısızlığının daha önce IŞİD’i destekleyen Suriyeliler’i bu örgüte yabancılaştırdığını vurguluyor.

“IŞİD geldiğinde yerellerdekiler mutlu oldu ve onu hoş karşıladı. IŞİD’in kurtarıcıları olduğunu düşündüler ama psikolojik ve sosyal olarak günlük hayatlarına yabancı komutanların müdahalesini kabul edemediler. Örneğin Rakka’da insanlar Suudi bir emirin bir kadına peçe taktırmasını şikayet etti. Misafir olarak değil ama emirlerine uyulmasını isteyen bir yönetici olarak bir yabancının hayata müdahalesi her yereli kızdırır. Bir Tunuslu bana camiye gitmemi emrettiğinde ve sırtıma değnekle vurduğunda çok sinirlenmiştim” diyor.

2012-13’te YPG tarafından askeri danışmanlık için getirilen yetenekli ama sert Türkiyeli Kürt gerilla komutanların davranışlarının Suriye Kürtler’inde benzer bir tepkiye neden olması Faraj için bir avuntu. Türkiyeli Kürt komutanlar bütün hayatlarını askeri kamplarda geçirmiş, “sert ve sivil hayatı hiç tecrübe etmemişler”. Şam hükümetini destekleyen Suriyeliler’in de Rus ve Iranlı müttefikleri tarafından emir verilmesine karşı benzer bir tepki geliştireceği kanısında Faraj.

Kuzey Suriye’deki savaş ülkenin kalan kısmından çok farklı. Taraflar Kürtler, Araplar, IŞİD, YPG ve Türkiye’yle birlikte sınırlı bir katılımla Şam hükümeti. Faraj, Araplar’ın IŞİD’e katılmasının YPG tarafından yapılan zulüm yüzünden olduğunu söylüyor. Anlatımına göre, Haseke’nin batısında Habur nehri üstündeki Tel Hamis’ten iki kuzeninin YPG’ye karşı savaşırken ölmesini örnek veriyor. Tel Hamis’teki evlerine YPG tarafından el konulmuş ve dul eşlerine hiçbir şey kalmamış, böylece çocukları ebeveynlerinin öcünü almak için IŞİD’e katılmış.

Bütün Suriye ve Irak’taki tema hep böyle. Taraf olanlar oldukları tarafı sevmiyor olabilirler ama en azından korktukları ve nefret ettikleri düşmana karşı savaşabiliyorlar. Sonradan bir çatışmada ölen, Irak Kürdistanı’nda 4 yıl boyunca yargılanmadan hapis yatmış ve işkence görmüş olan eski komutanı, Kürt bir emir olan Abu Abbas al-Kurdistani’den aktarıyor. Kürdistani “ezilenler için IŞİD’in en iyi seçenek olduğunu” ve “öç almak için bir fırsat verdiğini” söylemiş. Görüşmenin hiçbir yerinde Faraj, sadece Suriye ve Irak’ta değil, dünya çapında IŞİD’in rol oynadığı, harekete düşman olan, onu kuşatan ve onu bastırmakla tehdit eden düşmanları yaratan vahşetinden bahsetmiyor.

http://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/isis-to-rebuild-in-africa-if-defeated-in-syria-and-iraq-a7234456.html

Okunma 1717 defa