Kadın ya da Erkek Kayyum: Ya da Başka Bir Kavgada Feminizme Yer Açmak?

Yazan

 

“Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim.”

Ulrike Meinhof

Devletin Kürdistan’da yürüttüğü zulüm ve katliam politikasına şimdilerde yerel yöneticilerin tutuklanarak, tüm yerel yönetim yetkilerinin “kayyum” denilen devlet memurlarına devri ile yeni bir halka eklendi. AKP iktidarı, 15 Temmuz darbe girişimi gerekçesiyle ilan ettiği OHAL’i fırsat bilerek, Kürdistan’a dönük pratiklerini, sanki ihtiyaç duyuyormuş gibi, “hukuksal kılıf”la yürütüyor. Kürdistan Özgürlük Hareketinin demokratik siyaset alanındaki temsilcileri, atanan kayyumların hiçbir belediyede çalıştırılmayacağını, bu gasp operasyonuna karşı Hareketin köklü ve örgütlü bilinci ile topyekün direnileceğini beyan ettiler.

Devletin “kayyum” gaspına ilişkin Türkiye solu cephesinde “feminist” kimliği ile tanınan HDP İstanbul milletvekili Filiz Kerestecioğlu, 16 Eylül’de Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda, kayyum atamalarının Kürdistan’da kadınlar özelinde yaşanacak hak ihlallerini dile getirmek adına şunları söyledi:

“Belediyelere atanan kayyumlar ile Silvan’da ve başka ilçelerde Kadın Politikaları Daire Başkanlıkları’nın belgelerine el konuldu. Bu, uluslararası sözleşmelere ve Anayasa’ya göre bir suçtur. Bu belgelerde tacize, tecavüze uğrayan kadınların bilgileri var. Bu belgelere el koyanlar arasında kadının tacizcisi ve tecavüzcüsünün olup olmadığını nereden bileceğiz. Atanan kayyumların içerisinde tek bir kadın yok, olamaz da.. Çünkü kayyum ataması erkek egemen militarist bir uygulamadır. Belediyelere kayyum ile el konulması kadın iradesine yapılan bir darbedir. Şimdi atanan tümü erkek ve milliyetçilik histerisinden başka topluma karşı bir motivasyonları olmayan kayyumların bu kadın politikalarını sürdüreceğine inanmıyorum.”

Halkın iradesine karşı bu yeni saldırıda tek ya da temel ya da başlıca sorun bu mu ve tepkimizi odaklandırmamız gereken yer burası mı? Filiz Kerestecioğlu sömürgeci devletin atadığı kayyumun kadının tecavüzcüsü olması kaygısını dile getirirken, Kürdistan halkının siyasi iradesini yok sayan politikanın kayyum figürünün kadın olmasını mı öneriyor? Devlet kadın kayyum atasaydı Kerestecioğlu’nun kaygıları sanki yok olacaktı! Sanki liberalizmin muhalif ve ezilenlerin arasına saldığı en sinsi ve ölümcül virüsü hümanizmle donanmış kadın kayyumlar, kadın kimliklerine kıskançlıkla sahip çıkarak taciz ve tecavüze uğramış kadınlara ait bilgileri hassasiyetle koruyacak! Kerestecioğlu, atanan kayyumların içinde tek bir kadının olmamasını bir zorunluluk olarak duyuruyor; çünkü olamazmış da! Çünkü kayyum ataması erkek-egemen bir uygulamaymış!

Kerestecioğlu, “atanan kayyumların içerisinde tek bir kadın yok“ sözüne gelen tepkiler üzerine Twitter’dan sözün yanlış algılandığını belirtti. Demek istediği şu olabilir: Atananlar içinde tek bir kadının olmadığını ifade etmek, kadın kayyum isteğini değil, iktidarın erkek-egemen ideolojisini teşhir etmeyi hedefliyor. Ancak bunu demek istemiş olsa bile yine de söz eleştiriyi geçersiz kılmıyor. Atananlar arasında hasbelkader bir kadın olması durumunda da erkek-egemen durum değişmeyecekti. Kaldı ki bu olasılık yok değil. İktidarın ideolojisinin erkek-egemen yönünü göstermek için bu tür bir eşitlikçilik gözetmeye gerek yok. Yani ampirik gözlem, erkek-egemen ideolojiyi ne yanlışlar ne de kanıtlar. 

Ancak bu söz bize TC’nin ideolojik niteliğinden  öte tipik feminizmin bu duruma nasıl baktığını gösteriyor: Feminizim de diğer hümanist, eşitlikçi ideolojiler içinden biri! Canlılık hakkı, insanlık hakkı, işçi-emekçi hakkı ve nihayetinde kadın hakkı!... Oysa materyalizm ışığında soyut ve evrensel hiçbir hak olmayacağını, hakkın ancak politik mücadele ile yani devrimcilikle oluşacağını biliyoruz. Yani önce hak edilir, sonra hukuk gelir. Bu söz ile Kerestecioğlu, çoğu feminist akımın yaptığı gibi soyut bir kadın hakkı olduğunu öne sürüp, sonra bu hakkı talep etmenin bir örneğini veriyor. Feminizm de böylelikle örneği çokça bulunan liberter ideolojilerden biri olmak kaderinden kaçamıyor.

Elbette hak talebi de bir politika yapma bir biçimidir. Ancak sadece bir biçimi... Ne asli unsuru, ne de nihai ereği! 

Toplumların ve Devletlerin erkek-egemen olduğu gerçeği, somut olarak tek tek olaylarda erkek dahlinin olmasını mutlaka gerektirmez. Devletlerin ve Türkiye Cumhuriyetinin tarihini bir yana bırakalım, TC’nin salt Kürdistan politikalarının tarihi Kerestecioğlu’nu yanlışlıyor. 1938’de Dersim köylerindeki kadın ve çocukları bombalayan Sabiha Gökçen’den başkası mıydı? 1990’ların Kürdistan savaşının baş aktörlerinden biri başbakan koltuğuna oturan Tansu Çiller değil miydi? “Devlet için kurşun atanı da yiyeni de” şerefle payelendiren bizzat o kadın değil miydi?

AKP’nin iktidar döneminde gerçekleştirilen katliamlara bu partinin ve hükümetin kadın temsilcilerinden bir itiraz yükseldi de biz mi duymadık? Kadın gerilla cenazelerine yapılan işkencelere, Silopi’de katledilen Taybet İnan’ın cenazesinin 7 gün boyunca sokakta kalmasına, Cizre’de Cemile Çağırga’nın cenazesinin çürümemesi için derin dondurucuda saklanmasına, Kürdistan kentlerinin tankla topla yerle bir edilmesine, bodrum katlarında insan yakılmasına isyan eden bir AKP’li veya devletlü kadın vardı da biz mi duymadık?

Bırakın Kürdistan’daki taciz ve tecavüzlere karşı ses çıkarmayı, ülkenin batısında Ensar Vakfında yaşanan çocuk tacizleri konusunda AKP iktidarının kadın olma şerefine nail Aile ve Sosyal Politikalar bakanı Sema Ramazanoğlu, “Buna bir kere rastlanmış olması, hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz” dememiş miydi?

Evet, toplum ve devlet sistem olarak erkek-egemendir. Yapısal bakışla, bütün erkek bireyler de kadınlar kadar sistemin basit taşıyıcılarıdır ve bu bakışla herkes “masum”dur. Sözünü ettiğimiz kadınları “kadın” kabul ederseniz, erkek-egemen sistemin gereklerini yerine getirmelerinden söz etmek durumundasınız. Ama bu durumda erkek bireyler de aynı gerekleri yerine getiren basit figüranlar değil midir? Eğer söz konusu kadınları, erkek-egemen sistemi içselleştirdiği için “gerçek kadın” (“olması gereken kadın”) kabul etmezseniz, izlenecek tutarlı bir görüşünüz kalmaz. Zira, aynı ölçüt erkek bireylere de uygulanır ve bu kez ortada “gerçek erkek” (“olması gereken erkek”) de kalmaz. Zorunlu sonuç; sistemin suçluluğu, herkesin masumiyetidir!

Devlet mekanizmasında katliam kararlarını veren, uygulayan, destekleyen elin yalnızca erkek olduğunu iddia etmek, tüm kadınları hümanist tanrıçalar olarak kutsamak saflıktan öte hayalcilik, gönüllü körlüktür. Kadın kayyum atamalarıyla kadın hassasiyeti beklentisi, ölümü görüp sıtmaya razı olmanın feministçesidir. Devletin atadığı kayyumlar kadın ya da erkek olsun fark etmez; zihniyetleri ve eylemleriyle hepsi küçük birer Tansu Çiller, Sema Ramazanoğlu, Tayyip Erdoğan, Efkan Ala olacaktır.

Kayyum meselesini kadın kimliğine sıkıştırmak Kürdistan’ın çok boyutlu engin gerçeğinin görülmesini engeller. Kürdistan’ın engin gerçeği Kürt devrimci kadınlarının mücadelesini de içermektedir elbette. Kürdistan’daki ezilenler mücadele ederken bu türden birlik bozucu yaklaşımlara kulak vermiyorlar, ama batı tarafındakilerin ezilenleri ayıran değil bütünleştiren yaklaşımlara ihtiyacı var. Filiz Kerestecioğlu’nun bütünleştirici konumdan uzak olmayacağını umuyoruz.

Okunma 5275 defa
Apertura de cuenta bet365.es