Hayır’ın en cesur hali: #HAYIRgitmiyoruz

Yazan

 

Başta KHK ile işlerine son verilenler olmak üzere, geniş bir akademisyen topluluğunun işten atılan arkadaşlarına sahip çıkması ve atılanların odalarını terk etmeyecekleri ilanı, Türkiye’de muhalefet hareketinin götürücüsü olmaya aday son derece gözüpek bir karardır. 

Fiili bir durum yaratmayı göze alan bu kararla, akademisyenlik, sözlerle nitelenen bir varlık olmaktan öteye geçmeyi deniyor.

*

Bariş İçin Akademisyenler bildirisi kendi başına çok önemliydi. Zira, bir politik süreçle ilgili, güya nesnel akademizmin ortalamacılığını değil, açıkça devleti hedef alıyordu. Bu, sonradan tırsan kimi imzacıların maharetle yaptıkları gibi, “terör örgütü”nün hukuki bir varlık olarak tanınmadığı; vergisini ödediği, vatandaşı olduğu devletini tanıdığı için ona seslendiği argümanıyla açıklanacak bir mesele değildi. Nitekim, bir düşman olarak Tayyip Erdoğan’ın akademisyenlere isabetli tepkisi bunu açığa koyuyordu. Tayyip Erdoğan tepki vermeseydi, belki bu bildiri de unutulup gidecek, sahiden de arkadaşları imzaladığı için imza atmış çok sayıda akademisyenin yaptığı şey, basit bir imza işlemi olarak kalacaktı. 

Politik olay, kendi öznesinin tutumuyla başlar ama ancak karşı-öznenin tutumuyla son halini alır ve nitelik edinir. Politik olay, namlusunda değil, menzilinde şekillenir. Menzilin verdiği karşı-tepki politik olayı karakterize edecektir ve Tayyip Erdoğan’ın hakiki bir düşman olarak verdiği tepkiyle Barış İçin Akademisyenler diye bir kimlik ortaya çıkacaktır. 

O gün bu gündür, BAK’çılık bir süreç boyunca özgül bir kimlik olarak inşa olunmaktadır. 

Tayyip Erdoğan’ın hain damgasından sonra, üç-beşi (Zamanın başbakanına yalvaran bir dille seslenen Ankara’dan birini ve İstanbul’da korkunun teorisini yapma arsızlığı gösterecek kadar pişkin ötekini anmak boyun borcudur) dışında akademisyen topluluğunun kahir ekseriyeti, kendi konumlarından ağır bedeller ödeyerek yeni bir muhalif odak olma yolundalar. 

Geçen süre boyunca, devlet sürekli uğraştı bu toplulukla. Bizzat devletin başındaki şahıs tarafından suçlandılar, lanetlendiler, aşağılandılar. Tutuklandılar; açığa alındılar, geri alındılar ve işten atıldılar. Toplumsal yapıda seçkin ve saygın bir yeri olan bu topluluk için karşılaşılanlar çok sarsıcıydı, ama onlar çözülmedi ve varlıklarını sürdürmeyi başardılar. 

Bunların tümü tedrici denilebilecek tarzdaydı. 

*

Son çıkan Kanun Hükmünde Kararnameyle çok sayıda akademisyenin üniversite ile ilişiğinin kesilmesi bir sarsıntıya yol açtı. Devlet bir tasarrufta bulunmuştu. Politik olayı başlatmıştı. Sıra, karşı-öznedeydi: Akademisyenler yaptıkları toplantıda aldıkları kararla deyim yerindeyse el yükselttiler. Atılanlar odalarını terk etmeyecek, meslektaşları olan mücadele arkadaşları onları yalnız bırakmayacaktı.

Bu kararla, söz konusu politik olay, kendini başka bir olayın bileşeni olmaya, Anayasa referandumu sürecinin etkileyicisi olmaya yöneltmiş bulunuyor. Tayyip Erdoğan’ın şahsında düğümlenen çeteleşen devlet oluşumunun ağır meşruiyet sorunu eşliğinde yöneldiği referandum sürecinin başlarında alınan bu karar, tüm sürecin gidişini etkileyebilecek gelişmelere gebedir. 

Akademisyenlerin kararı açıkça çok cesur. Hele bu kararın, Ankara’daki Siyasal Bilgiler Fakültesi gibi devletin tarihsel ideolojik ve kurumsal yapısında çok önemli bir yeri olan bir kurumun götürücülüğünde ortaya çıkması Türkiye’de muhalefetin yakın geleceği açısından ilginç özellikler taşıyor. Boğaziçi Üniversitesi gibi bir liberal vahanın Tayyip’in saldırılarına direndiği açık. SBF’nin odağında olduğu, DTCF ve İLEF’in vazgeçilmez bileşeni olduğu manzara, bu okulun, 27 Mayıs öncesi DP iktidarı ve 12 Mart öncesi ve sırasında yaşadıklarını hatırlatıyor. 

Tayyip Erdoğan adındaki çıplak güç odağı, bu sefer baltayı taşa vurmuş olabilir. Referandumun sonucuyla ilgili kamuoyunda oluşan havayı güçlendirici doğrultuda ve bu ivmeyi hızlandırıcı bir etki yaratabilir akademisyenlerin sonuna kadar meşru ama aynı zamanda Tayyip Erdoğan iktidarına sonuna kadar karşı bir duruş sergileyen kararı. 

*

Karar, devleti, fiili bir önlem almaya zorlayıcı nitelikte. Ya işine son verilen akademisyenler kolluk güçleri vasıtasıyla derdest edilecek ve kapıya atılacak ya da devlet bu fiili duruma göz yumacak, görmezden gelecek. 

Ama her iki almaşık da iki ucu boklu bir değnek çetenin başındaki şahıs için. Zorla bina dışına atılmaları, kamuoyunda akademisyenlere dönük meşruiyet duygusunu güçlü bir öfkeye dönüştürebilir ve ek olarak, Tayyipçi kesimdeki çatlak ve tereddüdü büyütebilir. Bu yasadışı eyleme göz yumması ise Tayyip’in muktedir niteliğine ağır bir şamar olabilecektir. 

Tayyip Erdoğan çetesini geriletebilmek, varlığını toplumun gözeneklerine yayarak ve neredeyse hissedilmez olunarak değil, bilakis görünerek, eylemli varlıkla karşı-durarak mümkün olabilecektir. 

Akademisyenlerin terk etmeme kararı, bu gelişmenin itici momenti olabilir. 

Okunma 1287 defa