Perşembe, 27 Eylül 2018 09:20

Brezilya Solu

Yazan

 

Kuruluş

Brezilya’da ilk sosyalist örgütlenmeler, 1890’larda Sao Paulo ve Rio de Janerio’da kuruldu. Örgütlerde Avrupa’dan gelen göçmenlerin, özellikle İtalyan göçmenlerinin etkisi ağırlıktaydı. Yeni yüzyılda işçi sınıfı arasında kurulan sendikalarda anarko-sendikalist eğilim ön plandaydı. Bunlar, Meksika ve Rusya devrimlerinden gelen haberlerle giderek militanlaşıyor, 1917’de Sao Paulo’da olduğu gibi geniş katılımlı grevler örgütlüyordu.

Brezilya Komünist Partisi (Partido Comunista Brasilero – PCB) Mart 1922’de kuruldu. Partinin kurucularından, genel sekreter Astrojildo Pereira eski bir anarşist gazeteciydi. Partinin Komintern tarafından kabul edilmesinin ardından, işçi sınıfı arasında anarko-sendikalistlerden öncülüğü ele almaya giriştiler. Partinin genel politik yönelimi ise, Komintern’in zigzaglarına göre değişiyordu.

PCB’nin en önemli girişimi Luis Carlos Prestes’i saflarına katılmaya ikna etmesi oldu. Prestes 1924’te ülkeyi yöneten cafe com laite (sütlü kahve) ismiyle de anılan kırsal oligarşiye karşı isyan eden tenentismo (teğmenler) hareketine katılmış; başarılı olamayan hareketin ardından teslim olmayı reddederek emrindeki birlikle ‒Uzun Yürüyüş misali‒ ülkeyi bir uçtan diğerine katetmişti. Sonunda Bolivya’ya geçmişti. Bu olay ülke çapında kendisine romantik ve mitik bir şöhret kazandırdı: O “cavaleiro da esperança”, umudun süvarisiydi. PCB de ülkedeki bazı askeri gruplar ve Troçkistler gibi Prestes’i saflarına katmak için Bolivya’ya insanlar yolluyordu. Prestes radikalleşerek PCB’ye yaklaştı, Moskova’ya gitti. Gizlice ülkeye döndüğünde artık PCB lideriydi.

Prestes’in hedefi Vargas rejimine karşı silahlı bir ayaklanmayı örgütlemekti. (1932’de El Salvador’dakiyle birlikte komünistlerin düzenlediği ikinci bir girişim.) Bir yandan tanıdığı subaylarla irtibata geçiyor; diğer yandan da halk cephesi türü yeni koalisyonlara girişiyordu (Aliança Nacional Libertadora – ANL). Kasım 1935’te birkaç şehirdeki ayaklanma dört günde bastırıldı. Partide sızma vardı, girişim başından beri istihbarat tarafından biliniyordu. Subayların emrindeki askerler ne için savaştıklarını bilmiyordu. Komünistler azınlıkta kalmış, halk kitlelerinden destek gelmemişti. Darbe, sonuçta Vargas’ın işine yaradı. Kızıl darbe histerisiyle iktidarını meşrulaştırmasına yardım etti. Daha sonra, Prestes yapılanların bir hata olduğunu, hareketin halk desteği olmadığını kabul edecekti. Bu arada yüzlerce kişi öldürüldü, binlercesi tutuklanıp işkence gördü. Prestes ve aralarında Alman Arthur Ewert’in olduğu birçok yabancı Komintern üyesi yakalandı. Prestes’in karısı Olga Benario Prestes ile Ewert’in karısı Szabo Nazilere iade edildi. İkisi de gaz odalarında can verdiler. Prestes dokuz yıl hapiste kalacaktı. Ewert savaş sonunda Doğu Almanya’ya gönderildiğinde aklını yitirmişti. PCB ise savaş yıllarında, Brezilya müttefiklerin yanında savaştığından dolayı Vargas rejimini destekleyecekti!

brezilaya solu1

Olga Prestes

brezilaya solu2

Luis Carlos

1945’te PCB Sovyetler’in zaferinin prestijini ardına almıştı. Prestes af ile dışarı çıktı. Partisi yasallaştı. Aynı yıl başkanlık seçimlerinde yüzde 10 oy aldılar. 14 milletvekili ve bir senatör (Prestes) kazanmayı başardılar. (Seçilenlerin arasında Sau Paulo’da en yüksek oyu alan ünlü yazar Jose Amado da vardı.) Komünistlerin büyümesinden korkan devlet 1947’de partiyi yasaklasa da komünistler 1964 askeri darbesine dek görece rahat ve açık çalışabildi. Sendikalar, öğrenci hareketi ve aydın çevrelerinde etkiliydiler. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan kırsal bölgelerde ise varlığı yoktu.

1960’lar, Küba devriminin radikalizm rüzgarını ülkeye taşıyordu. PCB gençler tarafından uzlaşmacı siyaset izlemekle eleştiriliyordu. Parti yönetiminin Sovyet revizyonizmi doğrultusunda reformistleştiğini ileri süren, Kruşçev’in Stalin dönemiyle ilgili açıklamalarından rahatsız olan azınlıktaki muhalif kanat Şubat 1962’de ayrıldı. Partido Comunista do Brasil – PCdoB; aslında, isim değişikliği sonrası eski ismi muhafaza etmişlerdi. Küba ve Çin’i model almaya çalıştılar. Girişilecek bir halk savaşına hazırlık için 15 üyeyi Çin’e askeri eğitime gönderdiler.

1960’lar aynı zamanda Katolik sol hareketlerin ortaya çıktığı bir dönemdi. Açao Popular gibi hareketler, Katolisizmi yoğun bir anti-emperyalizmle birleştiren yoksul halk hareketleriydi. Askeri diktatörlük döneminde silahlı mücadeleye de girişeceklerdi.

Askeri Diktatörlük

PCB, Brezilyalı popülist-kalkınmacı siyasetçilerin klikler arası mücadelesine angajeydi. Bunların sonuncusu 1961’de Goulart başkanlığında, toprak reformu ve kamulaştırmalar, dış politikada ABD’den bağımsızlaşma, iç politikada sola kapı açabilecek adımlar atınca, 1964’te ABD destekli ordu yönetime el koydu. PCB, diktatörlüğe karşı pasifist tutumu nedeniyle eleştiriliyordu. 1968’de darbe içinde darbe ile rejimin baskısı iyice sertleşince, birçok muhalif unsur gerilla mücadelesi başlatmak için partiden ayrıldı.

Şehir gerillasının kitabını yazan Carlos Marighella, Açao Libertadora Nacional (ALN) hareketini kurdu. Ses getiren birçok saldırı ve soygun yapıldı. Marighella 1969’da öldürüldü. PCB’den kopan bir diğer grup (Movimento Revolucionario 8 de Outubro – MR-8) 1969’da ABD elçisini kaçırdı. Almanya, İsviçre elçileri ile başka yabancı diplomatlar da ayrı eylemlerde kaçırılanlar arasındaydı. Bunlar siyasi tutsaklarla değiş-tokuş yapmak amacıyla kullanılıyordu. Ancak diktatörlük, talepleri karşıladığı her seferinde misliyle şiddete başvuruyordu. Binlerce kişi gözaltına alınıyor, kentlerde terör uygulanıyordu. MR-8, daha sonraları kullandıkları şiddetin özeleştirisini verecek, diktatörlüğe karşı ‘resmi muhalefet’ kanalını kullanmaya başlayacaktı.

Sosyalist Parti’den kopanların kurduğu Politica Operaria (POLOP), 1967’de Comando de Libertaçao Nacional (Colina) gerillarına evrildi. Cezalandırma eylemleri yapıyorlardı (Rousseff’in eski örgütü). Bir diğer örgüt Vanguarda Armada Revolucionares Palmares (VAR Palmares) idi. Çok soygun yaptıklarından, kasalarında milyonlarca doların olduğu söyleniyordu. Bu ve benzeri küçük örgütler arasında ayrışmalar-birleşmeler sıklıkla yaşandı.

Silahlı mücadelenin en erken savunucuları olan PCdoB ise 1966’da, Amazon içlerinde yoksul bir bölge olan Araguaia’da bir gerilla üssü oluşturma hazırlıklarına başlamıştı. Partiye, Açao Popular Marxista Leninista (APML) isimli, kökenleri Katolik sol öğrenci hareketinde olan grup da katılmıştı. Çoğu şehirli orta sınıf öğrencilerden oluşan 69 gerilla ve yanlarındaki bazı köylüler, 1974’te ordunun gizlice yürütmeye çalıştığı büyük bir operasyonla yok edildiler. 1976’da Sao Paulo’da partinin merkez komitesinin toplantı yaptığı evin basılıp, üyelerinin neredeyse tamamının öldürülmesinden sonra gerilla anlayışı bırakıldı. Joao Amazonas liderliğinde Enver Hoca çizgisine geçildi. 1968’de PcdoB’den ayrılmış Partido Comunista Revolucionario – PCR ise bir dönem MR-8 ile birleşecekti.

Silahlı mücadele sürerken yasal mücadele de rejimin izin verdiği tek muhalefet partisi içinde yürütülüyordu. 1960’lar ve 1970’lerin hızlı ekonomik kalkınması, petrol ve dış borç krizi nedeniyle yavaşlamaya başlayınca askeri rejim politik sistemi tedricen liberalleştimek zorunda kaldı (abertura lenta, gradual e segura – uzun, yavaş ve emin açılım). Af çıkarıldı, sansür kaldırıldı, yeni partilerin kurulmasına izin verildi, Prestes Moskova’dan döndü. 1985’te diktatörlük sona ermişti. PCB, PcdoB, PCR gibi partiler yasallaştılar. Ancak solun asıl merkezi artık İşçi Partisi (Partido dos Trabalhadores – PT) olmuştu. Bundan böyle diğer bütün sol partiler onun çeperinde kendini konumlandıracaktı.

PCB özelinde Doğu Blokunun yıkılışı özellikle sarsıcı oldu. Parti, İtalyan örneğini izleyerek, 1992’de kendini feshetti. Ancak ünlü mimar Oscar Niemeyer öncülüğünde küçük bir grup bunu tanımayıp parti ismini kullanmaya devam etti. Çoğunluk kanadı ise Partido Popular Socialista (PPS)adıyla sosyal demokrasiye kaydı. Bu parti, ilk zamanlarda Lula’ya destek verse de sonraları PT karşıtı sağ koalisyona katılıp sağcılaşacaktı.

İşçi Partisi

PT, 1978-79 döneminde solun siyasal ve sendikal kanatlarının bir araya gelmesiyle oluştu. Kaynağını, Sao Paulo’nun metal ve otomotiv sektörlerinde örgütlü sendikal hareketten alıyordu. Bu hareket, ülkede Vargas zamanından beri kurulmuş korporatist sendikal anlayıştan farklı olarak ‘yeni’ ve militan bir sendikacılığa dayanıyordu. Askeri diktatörlükte yasak olmasına rağmen greve çıkıp kazanımlar elde edebiliyorlardı. Lula da sendikanın başkanıydı.

İşçilerden başka, Kurtuluş Teolojisi hareketi üyeleri, sol aydınlar, öğrenci hareketi ve eski gerilla önderleri, Troçkistler de partideydi. Parti, 1984’te kurulan Topraksız Köylü Hareketi’nin (Movimento dos Trabalharodes Rurais Sem Terra – MST) desteğini aldı. 1983’te kurulan ve ülkenin en büyük sendikal konfederasyonuna dönüşecek (CUT) ile büyük ölçüde ilişkiliydi. PT içinde farklı yapılar olsa da, başı çeken, Lula’nın etrafındaki sendikal kesimdi. Bu, reel sosyalizm deneylerine eleştirel bakan, “demokratik sosyalizm” anlayışında, işçi ve yoksul kesimin kazanımlarına odaklanan bir yapıydı.

Diktatörlüğün sona ermesi, sola açık bir Anayasa’nın hazırlanışı, 80’lerden itibaren neoliberal ekonomik politikaların toplumda yarattığı tahribata tepkiler, partinin Brezilya siyasal sisteminde pek rastlanmayan taban örgütlenmesine önem vermesi ve Lula’nın karizması PT’nin gücünü federal ve yerel seviyelerde giderek artırıyordu. Yasama seçimlerinde oyları düzenli artarken birçok belediyeyi kazanıyordu. Porto Alegre örneğindeki katılımcı bütçe uygulamaları ‒kimi eleştirilere rağmen‒ dünya çapında örnek gösteriliyordu. Esas gücün olduğu başkanlıkta 1989, 1994, 1998 seçimlerinde sırasıyla yüzde 16, yüzde 21 ve yüzde 32 oy oranına ulaşılmıştı. Ancak parti, oylarını artırırken, ideolojiden de ödün veriyordu.

Parti, bir seçim makinesine dönüştükçe sosyalizm gibi hedefler yerini şeffaf, yolsuzluğa karışmamış, etkin yönetim vaatlerine bırakıyordu. Yalnızca bir kesimin/sınıfın değil, bütün herkesin partisi olduğunun altı çiziliyordu. İdeoloji, yerini reklam ve pazarlama tekniklerine bırakıyordu. Seçim kampanyaları Lula’nın bireysel karizması etrafında örülüyordu.

Lula 2002’de kazandığında parti radikalizminden çok şey kaybetmişti. Ekonomide radikal önlemlerin sermayeyi ürküteceği düşüncesiyle seçim öncesi halkına ‒aslında sermayeye‒ bir mektup yazan Lula, önceki neoliberal hükümetin ekonomi politikaları ve hedeflerine bağlı kalacağını taahhüt etti (İngiltere’de Blair’in iktidara geldiğinde yaptığı gibi). Seçimlerde, sağcı Liberal Parti ile ittifak yapıp, başkan yardımcılığı koltuğunu, Evanjelikler ve işadamları çevresinde etkili bu küçük partiye verdiler. Ekonomi yönetimini, Merkez Bankası kadrolarını liberallere bıraktılar. Faiz dışı fazla verme taahhüdünü artırdılar. Toprak oligarşisine karşı toprak reformunu rafa kaldırdılar. Bir önceki hükümetin geçiremediği sosyal güvenlik reformunu, partinin sol kanadının muhalefetine rağmen kendileri geçirdiler[i].

PT sonuçta, küresel ve yerel ekonomi (neoliberalizm) ve siyaset (parti sistemi vb.) oyun kurallarını kabul ederek, ancak bu şekilde iktidar olup yoksullar lehine kısmi gedikler açmaya çalıştı. Neoliberalizmin dışladığı, sömürdüğü sınıflara kimi içerici, kapsayıcı kazanımlar sağladı. Yoksul halka yönelik Bolsa Familia, Fome Zero gibi sosyal politika transferleri yoksulluğun azaltılmasında etkili oldu. Bu yardımlar, çocukların okula gönderilmesi, sağlık taramasından geçirilmesi gibi şartlara bağlıydı. Yardımların birleştirilmesi, yerel düzeyde kayırmacılığı önlemiş ve bunları şeffaflaştırmıştı. Bunlardan 11 milyondan fazla aile yararlanıyordu (nüfusun 1/4’ü). Sonuçta yoksullukla mücadelede etkisi önemliydi. Asgari ücretin artırılması, buna endeksli ücret ve emeklilik ödemelerinin artışını da getiriyordu. Bunlara rağmen, emek piyasasının esnekleştirilmesi adımları ters çevrilmedi. ‘Nitelikli’ iş yaratımı sınırlı oldu. Yaratılan işler, güvencesiz, düşük ücretli işler oldu.

Lula’nın bu sosyal transferleri, Brezilya’nın küresel ekonomik genişlemeden faydalanmasıyla başarılmıştı. İhracatta muazzam artışlar, artan yabancı yatırımlar ekonominin hızlı büyümesini sağladı. 2008 krizinden bile az hasarla atlatıldı. Ancak küresel rüzgarın ters dönmesiyle 2010’larda büyüme yavaşladı. Ekonomik durgunluk, sermaye sınıfı ile PT arasındaki mutabakatı bozdu.

Bu tarihe kadar PT sermaye sınıfına dokunmamış, aksine büyük sermaye lehine, onların küresel düzeyde rekabetçiliğini artıran adımlar atmıştı. Bolsa Familia gibi yardımların bütçeye oranı yüzde 2,5 (GSMH’nın yüzde 0,5’i) iken, borç ve faiz ödemeleri yüzde 18’di. Kamu temelde sermaye sınıfını finanse etmeye devam ediyordu. Üst sınıfı vergilendirmeden kaçınılıyordu. İhracat giderek daha fazla hammaddelere (şeker, soya, petrol, demir) dayanmaya başlayınca, ihracatı yavaşlatmamak için işçi ve topraksız köylüler lehine adımlar atılmaktan kaçınılıyordu. Yoksulluk azaltılırken, dünyanın en bozuk gelir dağılımlarından birine sahip ülkede bu adaletsiz dağılımın düzeltilmesinde ilerleme sağlanamamıştı.

PT, sermaye sınıfına dokunmamış ama yoksullara kısmi iyileşmeler sağlamıştı. Kendi sınıfsal desteği de bunu gösteriyor: İktidara geldiğinde, en çok oy aldığı bölgeler solun geleneksel tabanı olan güney-güneydoğudaki büyük kentlerdi. 2006 ve sonrasında ise oy kaynağı, ülkenin yoksul kuzeydoğu bölgelerine kaydı. Orta sınıflardan desteğini kaybetmişti. Bunda 2005’te ve en son Rousseff dönemi patlayan yolsuzluk ve rüşvet skandalları büyük rol oynadı. Dürüstlük, siyasette kire bulaşmamış olmak iddiasıyla iktidara gelen PT, anlaşılıyordu ki sistemi dönüştürmek yerine kendi lehine buna oportünistçe dahil olmuştu. 2013’ten itibaren büyük sermaye, yargıçlar, bürokratlar, medya ve orta sınıf PT’yi iktidardan indirmek için bunu kendi lehlerine kullandılar; ekonomide ve siyasette PT politikalarını sabote ettiler ve sonunda Lula’nın halefi Dilma Rousseff’i 2016’da bir yargı darbesiyle azlettiler.

Diğer Sol Partiler

PCdoB seçimlerde oylarını istikrarlı bir biçimde arttırdı. 2010’da yasama seçimlerinde 2,7 milyon oy (yüzde 2,8) alabiliyordu. 300 bin üyesi olduğu belirtiliyordu. PT ve Lula’yı her koşulda destekledi. Lula’yı neoliberalizm karşısında alınan bir galibiyet olarak gördüler. Lula’nın ilk hükümetinde, Spor Bakanlığını alarak kabineye giren ilk komünist oldular. Partiden Aldo Rebelo 2005-2007 arası Temsilciler Meclisi başkanlığında; 2011 sonrası Spor, Bilim, Savunma Bakanlıklarında bulundu. (Bilim Bakanlığına atanması, iklim değişikliğini inkar ettiği iddiaları nedeniyle eleştirilmişti.) Rebelo yakın dönemde partiden istifa etti. Partiden Manuela d’Avila, 2018’de İşçi Partisi listesinden başkan adaylığı için yarışıyordu. PCdoB öğrenci hareketi içinde de baskın durumda ve PT’nin soldaki destekçisi konumunda.

brezilaya solu3

Lula ve PCdoB onursal lideri Amazonas

PT’nin solundaki en büyük güç ise, PT’yi eleştiren grupların 2004’te kurduğu Partido Socialismo e Liberdade (PSOL). Lula’nın emeklilik sisteminde yaptığı değişikliği protesto ederek partiden ayrılanlar PSOL’ü oluşturdu. PSOL tıpkı PT gibi çok sayıda fraksiyonun beraber çalıştığı bir yapı ‒bunların neredeyse tamamı farklı Troçkist geleneklerden gelme. Fraksiyonlar bile kendi aralarında bölünmüş durumda. Troçkist olmayan, partinin ana gövdelerinden biri, 1985’te PT’yi devrimci bir şekle dönüştürmek için bir araya gelenlerin oluşturduğu ve daha sonra Força Socialista ve APS olarak isimlendirilmiş bir yapı. Bunlar da PT’in gidişatından memnun kalmayınca 2005’te PSOL’a katılmıştı. PSOL içinde çeşitli düzeylerde her seçimde, fraksiyonlar arasında çekişme ve pazarlıkların yaşandığı görülüyor. Parti, 2006’da aday gösterdiği Heloisa Helena ile yüzde 7 oy almışken, 2014’te sadece yüzde 1,4 oy alabildi.

Troçkizm Brezilya’da ayrılıkların en başından beri varoldu. 1930’larda PCB’nin oluşturduğu cepheye de katılmışlardı. O tarihten itibaren değişik adlarla örgütlenseler de hep zayıf kaldılar. İşçi Partisi’nin oluşum sürecinde bu parti içinde çalışan Troçkistlerden Convergencia Socialista (CS) adındaki Morenist eğilim 1992’de partiden uzaklaştırıldı. Bu grup, Partido Socialista dos Trabalhadores Unificado (PSTU) ismiyle örgütlendi. Yine aynı dönemlerde PT’den uzaklaştırılan bir grup, Partido da Causa Operaria (PCO) ismini aldı. Diğer Troçkist eğilimler ise PSOL içinde toplanmış durumdalar.

Diktatörlük ertesi, çevreciler de kendi Yeşil Partilerini kurdular (Partido Verde). Şarkıcı Gilberto Gil, Lula’nın ilk döneminde bu parti adına Kültür Bakanlığı’na getirilmişti. 2010’da başkanlık adayı Maria Silva’nın yüzde 19 oy almasıyla öne çıktılar.

Bunların haricinde, Brezilya’da Batı Avrupa’daki örneklerine benzer bir sosyal demokrat hareket olduğu söylenemez. PT’nin asıl rakibi durumundaki Partido Social Democratica Brasileria (PSDB) 1988’de kurulan merkez-sol bir çizgideydi. Başkan Cardozo zamanında Clinton-Blair tarzı bir Üçüncü Yol ideolojisini savunuyordu. PT’ye karşı giderek daha fazla sağ konuma savruldular. Ayrıca, Vargas-Goulart tarzı popülist geleneği sürdüren ‘işçici’, Sosyalist Enternasyonal üyesi olan Partido Democratico Trabalhista (PDT) da korporatist/ulusal merkez-sol bir çizgide sayılabilir.

2018 ve Sonrası

Bugün İşçi Partisi her şeye rağmen solda hegemon durumda. Kendisinin solunda yer alan örgütler ona karşı halen çok ufak ve etkisizler. Solcuların, sosyalistlerin bundan sonra İşçi Partisi’nden bir toplumsal dönüşüm beklemesi, partinin tekrar radikal bir yola dönebileceğini öngörmesi mümkün değil. Ancak aynı zamanda sağın saldırıları karşısında sağcılarla aynı saflarda yer alması da mümkün değil. İşçi Partisi’nin trajik enkazı, parti ve aktivistlerinin düzene içerilmesi diğerleri için de umutlu olmaya pek izin vermiyor. Şu anda defansif durumdalar. Yine de her şeye karşın, adında komünist, sosyalist olan partiler bugün milyonlarca oy alabiliyor; sağ partiler halen diktatörlüğün kötü şöhretli mirasıyla ‘utangaç’ça oy istemek durumundalar; 88 Anayasasının ilerici hükümleri ileride sol adına kullanılmaya elverişli; ülkede sol adına başka hiçbir ülkede olmadığı kadar muazzam bir deneyim birikimi elde edilmiş durumda. Yakın zamanda olmasa bile ileriki yıllarda solun tekrar ayağa kalkmasını ümit edebiliriz.

brezilaya solu4

Başkan Yardımcısı adayı Manuela D'Avila

 

[i]Partinin geçirdiği dönüşüm için Sungur Savran’ın “Brezilya’da Lula Faciası” (Praksis, 14, 2006) yazısına bakılabilir.

Okunma 893 kez Son Düzenlenme Perşembe, 27 Eylül 2018 09:31

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.