Perşembe, 04 Ekim 2018 10:05

Dışarısı Soğuksa Ateşi Kendi İçinde Yakacaksın

Yazan

 

Bir davayı güden herhangi bir kolektifte, ortak bir platform vardır mutlaka ve tek tek bireyler, bir yandan kendi olma hallerini korurken, diğer yandan kolektifin ideolojik etkisindedirler ve bu ideolojik çerçevede hareket ederler. Fakat, “teorik ya da siyasal görüşlerin” dışında, her bireyin beslendiği kültürel ve ideolojik dünyanın oluşturduğu bir de “özel” alanlar vardır. Kolektiflerin çatısı altında bulunan bireyler arasında sorunların en çok yaşandığı yerler de buralardır.

Özel denilen alandaki pratikler ya da görüş ayrılıkları bazen çok uzun süre fark edilmez, bazen fark edilse bile çok fazla önemsenmez, uç noktalara varması durumunda da, genellikle yaptırım yerine uzlaşma yoluna gidilir. Bireylerin toplamının ifadesi olan kolektifte, farklı/aykırı kişisel özelliğini dayatanlara uyum süreci için zaman tanıma genellikle başarısızlıkla sonuçlanır ve başlangıçtaki sorun büyük oranda kendini muhafaza eder. Birçok yan etmenin desteklediği bu “kendi olma hali” er ya da geç açığa çıkmaktadır.

Her “şey”in bir oluşum sürecinde olduğunu biliriz; buna her”kes” de dahildir. Ne idiğimiz değil, ne olduğumuz ve ne olmakta olduğumuz önemlidir. Kendisiyle savaşamayan, karşısındakiyle barışamaz. Kuşkusuz herkesin kendi bireysel kimliği vardır, henüz bireylik yitimini mutlak olarak sağlayan Neçayevci bir örgütün varlığından haberdar değiliz. Ama bir kolektifte yer alıyorsa, herhangi bir birey, kimliğini kolektifle çatışma üzerine kuramaz. Buna karşılık, her yerde olduğu gibi, iç örgüleri yeterince sıkı olmasa da politik bir dava için oluşmuş bir kolektifin içinde, onun boşluklarında hareket eden, hatta kolektifin varlığını istismar eden birey tipleri olabilir.

Dünümüz bugünümüze referans, bugünümüz ise yarınımıza kefil olamaz. Alçak gönüllüce yükselmenin zirvesi yüksek, böbürlenerek küstahlaşmanın kuyusu derindir.

Biz yaşlansak da kolektifin genç kalmasıysa önemli olan, varlığımızdan –ya da mini minnacık egomuzdan‒ ne kadar vazgeçtiğimizdir mesele. İçimizdeki ‒o hain‒ küçük bizi hep dürter; güdüleri, arzuları, hevesleri için…

Kendi küçük egosunun sularında yüzmekten heyecanlanan, enerjisini bundan alan birinin, Nazım Hikmet’in minnacık ebruli hanımeli kokan ev istediği için şikayet ettiği sevgilisinden ne farkı vardır!

Herkesin kendisi olma hali doğal bir gerçekliktir ama kutsanamaz. Tek insan varlığına toplumsal yaşamda “birey” diyorlar ve tek varlık, biyolojik bir doğallık taşır. Birey yok edilemez ve ne kadar sıkı olursa olsun, bir kolektifin nüfuz edemeyeceği bireysel kılcallar vardır. Bu bakımdan, sonul olarak herkes kendi dünyasının en büyük gardiyanıdır.

Demire şekil vermek istiyorsan onu, ateşin içinde eritmelisin. Toplumun, geleneklerin, kültürün gücü karşısında, değil devrimciliği, bir ölçüde örgütlü faaliyeti bile yapmakta zorlanan kolektiflerin toplantıları, eğitimleri, yönergeleri hiçbir şey ifade etmez.

Burada vurgulanması gereken, kolektife uyumda belirleyici olanın, bireyin kendisinin olduğudur. Dışarıda hava puslu ve soğuksa, değişmek ve değiştirmek isteyen birey, ateşi kendi içinde yakabilmelidir. Kolektifin iradesi, bireyin iradesine başka türlü asla diz çöktüremez, onu eğitemez/değiştiremez. Karşıdaki düşmanın iradesine diz çöktürmekle aynı şeydir bireyin içerisine sirayet etmiş düşman iradesine diz çöktürmek.

Birey değişim ister ve değiştirmenin o inanılmaz büyüsüyle kolektife katılır, ama kendini değiştirmeye gelince, tutucudur, var olan siyasal ve toplumsal düzenin ve onun kültürünün, alışkanlıklarının, davranış kalıplarının, hatta psikolojisinin sözsüz savunucusu/taşıyıcısıdır. Bütün eleştiriler ve özeleştiriler boşa gider; her imkan, her fırsat, onun için sonuna kadar değerlendirilmesi gereken bir “nimettir”. Savaştığını sandığı dünya tümüyle dışında, onun ideolojik kültürel etkileri ise boylu boyunca ta içindedir.

Ondan öncesini bilemeyiz, ama Heraklitos’tan beri çok iyi biliyoruz ki, “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”. Değiştirmek en az devrim kadar sihirli bir sözcüktür. Her insan kısacık yaşamında devrimi göremeyebilir ama değişimin içindedir. Bazı durumlarda, önceden sahip olmadığı “şey”lere, bazen de yaşayamadığı “an”a yapışır kalır. Kişi, geçmişte eleştirel yaklaştığı bu durumlarda bir anlığına şüpheye düşebilirler ama hoşnutluğu şüphesizdir. Kendisiyle çelişir, ama kolektifle henüz çatışmaya girmediği için rahattır. Yaşadığı çelişkiyi anlamlandırır, kendini duruma hemen uydurur. Çünkü, ufku ve kavramlar dünyası olabildiğine geniştir, çelişkilerine ise kendisini ikna edecek “kılıfı” bulmuş ve çoktan adapte olmuştur. Çatışması kendisiyledir, dolayısıyla uzlaşması da son derece kolay, hatta kaçınılmazdır. Başkalarını yenebilecek kadar güçlüdür, ama kendisiyle savaşma gücü bulacak kadar da “kahraman” değildir.

Düşmanla “sıcak” çarpışma günü geldiğinde, şöyle ya da böyle çok yiğit insan çıkacaktır, ama bugün, her taraftan ve her türlüsünden saldırıya uğrarken bize gerekli olan, basit egosunu yenme dirayeti göstermiş bireylerdir. Bugünlerin kahramanı bu insanlardır.

Okunma 428 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.