Cuma, 23 Kasım 2018 12:40

Geleceğimiz Çin ‘Kapitalist Sosyalizm’i mi?

Yazan

 Çeviri: Elif Nur Aybaş

Bir zamanlar, birkaç nadir istisna olsa da, demokrasi ile kapitalizmin birlikte ilerlediği düşüncesi neredeyse bir vahiy gibi kabul görmüştü. Çin’in başarılı yükselişi işleri değiştirdi.

Resmi Çin sosyal teorisyenleri bugünü Soğuk Savaş’ın devamı olarak resmediyorlar.

Dolayısıyla kapitalizm ile sosyalizm arasındaki mücadele, 1990 fiyaskosuyla anlık bir aksaklık yaşadıysa da devam ediyor. Ancak bu sefer Amerika Birleşik Devletleri’nin karşısında Sovyetler Birliği değil, sosyalist bir ülke olma özelliğini sürdüren Çin var.

Bu noktada, Çin’deki büyük kapitalist patlama Sovyetler Birliği’ndeki Yeni Ekonomi Politikasının daha kapsamlı bir biçimi olarak okunuyor ve böylece yeni bir “Çin karakteristikli sosyalizm”in ─ancak yine de sosyalizmin─ devam ettiği savunuluyor. İktidardaki komünist parti, piyasa güçlerini sıkıca kontrol ediyor ve yönlendiriyor.

Bu yılın temmuz ayında hayatını kaybeden İtalyan Marksist Domenico Losurdo bu noktayı detaylıca tartışmış, geri dönüşler ve başarısızlıklar da içeren aşamalı ve gerçekçi bir yaklaşımı benimseyerek, devrimden sonra doğrudan ve tümüyle komünist bir toplumu inşa etmeyi hedefleyen “pür” Marksizmin karşısında durmuştu.

Gerçekliği Rasyonalleştirmek

Pekin’de yaşayan profesör Roland Boer, 2016 eylülünde, kalabalık bir Şangay sokağında bir fincan çay içen Losurdo’yu anımsatıyor: “Bütün kargaşanın, mağazaların, ilanların, trafiğin ve bölgenin akıp giden canlı ekonomik hayatının ortasında Domenico, ‘Bundan çok memnunum. İşte sosyalizmin yapabilecekleri!’ dedi. Sorularla dolu bakışlarıma karşılık gülümsedi, reformların ve açılımın kuvvetli bir destekçisi olduğunu belirtti.”

Boer daha sonra, söz konusu “açılım” lehindeki argümanla devam ediyor: “Gayretlerin çoğu, sosyalist eşitlik ve kollektif emeğe odaklanarak üretim ilişkilerine yönelmişti. Bu çok iyi ama herkes yalnızca yoksul olduğu için eşitse ancak küçük bir grup fayda görebilir. Bu noktadan hareketle Deng ve onunla çalışanlar Marksizmin başka bir yönünü vurguladılar: Üretim güçlerinin boyunduruktan kurtulmasının gerekliliği.”

Aslında Marksizm için “üretim güçlerinin boyunduruktan kurtulması” “başka bir boyut” değil, fakat tam da üretim ilişkilerinin dönüştürülmesinin amacıdır.

İşte Marx’ın klasik formülasyonu: “Gelişimlerinin belirli bir aşamasında, toplumun maddi üretim güçleri, o zamana dek içinde devindikleri mevcut üretim ilişkileriyle ya da ─bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan─ mülkiyet ilişkileriyle çatışma içine girer. Bu ilişkiler, üretim güçlerinin gelişme biçimleri olmaktan çıkıp, onların engeli haline gelir. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar.”

Buradaki ironi şu ki, Marx için komünizm, kapitalist üretim biçimi üretim güçlerinin gelişimine engel olduğunda ortaya çıkar. Bu da, gelişimin yalnızca kapitalist piyasa ekonomisinden sosyalist bir ekonomiye (birden bire ya da aşamalı) bir ilerlemeyle güvence altına alınabileceği anlamına gelir.

Ancak Deng Şiaoping’in “reformlar”ı Marx’ı tersine çeviriyor: Sosyalist ekonominin gelişimini mümkün kılmak için bir noktada kapitalizme başvurmak gerekir.

Bütünlüklü Bir Değişim

Elbette burada üstesinden gelmesi zor, daha ironik bir yan var. Yirminci yüzyıl solu modernitenin iki temel eğilimine muhalefetiyle tanımlanmıştır: Hırçın bireyciliğiyle, yabancılaştırıcı dinamikleriyle sermayenin hükümranlığı ve otoriter-bürokratik devlet iktidarı.

Bugün Çin’de söz konusu olan, tam da son hadlerindeki bu iki özelliğin bir bileşimidir: Güçlü ve otoriter bir devlet ve vahşi kapitalist dinamikler. Ortodoks Marksistler, iki karşıt eğilimin en iyi düzeyleri bir araya getirildiğinde gerçek bir ilerlemenin meydana geleceğini öne süren, “karşıtların diyalektik sentezi” terimini kullanmayı severdi. Ancak öyle görünüyor ki, Çin bugün karşıtların en kötü pozisyonlarını, liberal kapitalizmi ve komünist otoriterliği bir araya getirerek başarılı oldu.

Yıllar önce Deng Şiaoping’in kızıyla bağlantıları olan Çinli bir teorisyen ilginç bir anekdot aktarmıştı. Deng ölüm döşeğindeyken yardımcılarından biri, her zamanki gibi, Çin’e böyle büyük bir atılımı getiren ekonomik açılımdan bahsedeceğini düşünerek, ona en büyük hareketinin ne olduğunu sorar.

Deng onları şaşırtan bir cevap verir: “Hayır, önderlik ekonomik açılımı gerçekleştirmeye karar verdiğinde, işi sonuna kadar götürmeye ve politik yaşamı da çok-partili demokrasiye açmanın cazibesine direnmemdi.” (Bazı kaynaklara göre, parti içindeki kimi kesimlerde işi sonuna kadar götürme ve partinin kontrolü elinde tutması gerekliliğine yönelik bir kararın verili olmadığı düşüncesi epeyce güçlüydü.)

 

Sınama

Çin örneğinde, açılımın politik demokrasiyle devam ettirilmesi durumunda, ekonomik büyümenin daha hızlı olacağını hayal etmenin liberal cazibesine direnmeliyiz: Ya politik demokrasi, eski Sovyet ülkelerinin çoğunda olduğu gibi, ekonomik gelişmeyi engelleyecek yeni istikrarsızlıklar ve gerilimler üretseydi?

Peki, ya bu (kapitalist) ilerleme yalnızca güçlü ve otoriter bir iktidar tarafından idare edilen bir toplumda mümkünse? Erken modern İngiltere hakkındaki klasik Marksist tezi hatırlayalım: Siyasi gücü aristokrasiye bırakıp ekonomik gücü elinde tutmak burjuvazinin kendi yararınaydı. Belki Çin’de yaşanmakta olan benzer bir şeydir: Siyasi iktidarı komünist partiye bırakmak kapitalizmin çıkarınadır.

Alman filozof Peter Sloterdijk, bundan yüz yıl sonra kendisi için anıt inşa edecekleri bir kişi olacaksa, “Asya değerleriyle kapitalizm”i icat eden ve uygulayan Singapurlu lider Lee Kuan Yew’un işte tam da bu kişi olduğunu iddia ediyor. (Elbette söz konusu olan Asya değil, otoriter kapitalizm.) Yine de, bu otoriter kapitalizm virüsü yavaş yavaş ama kesinlikle dünyaya yayılıyor. Reformlarını harekete geçirmeden önce, Deng Şiaoping Singapur'u ziyaret etmiş ve Çin'in izlemesi gereken bir model olarak açıkça övmüştü.

Bu değişimin dünya-tarihsel bir anlamı var. Çünkü bugüne kadar kapitalizm, ayrılmaz bir şekilde demokrasi ile bağlantılı görünüyordu. Elbette, zaman zaman doğrudan diktatörlük girişimleri oluyordu; ancak bir ya da iki on yıl sonra, Güney Kore ve Şili’deki gibi, demokrasi kendini yeniden inşa ediyordu.Şimdi ise demokrasi ve kapitalizm arasındaki bağ koptu. Bu yüzden, geleceğin, rüyalarımızı süsleyen sosyalizm olmaktan çok uzak olan, Çin tipi bir “kapitalist sosyalizm” getirmesi çok olası. 

https://www.rt.com/op-ed/441873-china-socialism-capitalism-zizek/

Okunma 689 kez Son Düzenlenme Cuma, 23 Kasım 2018 12:43
Bu kategorideki diğerleri: « Veganlık, Hümanizm ve Politik Olmak

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.