Teori ve Politika'nın 77 - 78. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


Pazartesi, 11 Kasım 2019 10:21

Latin Amerika’da İsyan, Reformizm ve Reaksiyon - 1

Yazan

 

Çeviri: Büşra Özcan

Jeffery R. Webber ile Söyleşi

Ashley Smith: Dünya yeni bir kitlesel ayaklanmalar dizisi tarafından sarsıldı. Birkaçını sıralamak gerekirse, Latin Amerika ve Karayipler’de Haiti, Ekvador, Peru, Arjantin ve Şili’de gösteriler patlak verdi. Bu başkaldırıların altında yatan ekonomik ve politik nedenler nelerdir?

Jeffery R. Webber: Her örnek dikkatle çalışılmasını gerektiren kendine has politik dinamikler taşısa da başkaldırıların tümünün kökeninde kapitalizmin 2008 yılında başlayan küresel krizinin bölgesel yansımaları yatmaktadır. Meksika, Orta Amerika ve Karayipler bu kriz tarafından hızla sarsılırken, ABD pazarı ile aralarındaki çeşitli biçimler almış yoğun entegrasyon dolayısıyla krizin Güney Amerika’ya olan etkisi geciktirildi.

Latin Amerika’nın sonuncu alt-bölgesinde büyüme, küresel birikimin yeni merkezi olan ve Güney Amerika’nın temel ihracat mallarının –özellikle madenler, sınai tarım ürünleri, doğalgaz ve petrol– fiyatlarının yüksek tutulmasını sürdürmeye, en azından kendi ekonomisi de sendelemeye başlayana dek, yardımcı olan Çin ile daha derin bağların inşasıyla sürdürüldü. Bunun nedeni o sıralarda ABD ya da Euro bölgesinde hâlâ sahici bir toparlanmanın gerçekleşmemesi ve dünya pazarında Çin’in göreli yavaşlamasının sunduğu boşluğu dolduracak yeni bir hareketlilik kaynağının olmamasıdır.

Böylelikle, 2012 itibarıyla Güney Amerika’nın büyük bir kısmı derin bir krize saplanmış ve Ekvador ve Venezüela gibi petrole bağımlı ekonomiler 2014 yılının ortasında petrol fiyatlarındaki ani düşüşle şiddetli biçimde sarsılmıştır. Tüm Latin Amerika ve Karayipler için 2009 ve 2018 arasındaki yıllık büyüme rakamları şu şekildedir (elbette bu rakamlar ülkeler ve alt-bölgeler arasındaki eşitsizlikleri gizlemektedir): -1.8 (2009), 6.2 (2010), 4.5 (2011), 2.8 (2012), 2.9 (2013), 1.2 (2014), -0.2 (2015), -1.0 (2016), 1.3 (2017), 0.9 (2018).

Dolayısıyla, 2012’den itibaren –iki yılın açık biçimde aksi yönde örnek oluşturduğu– eşitsiz ve sürekli bir biçimde devam eden bir gerileme dönemi söz konusudur ve bu gidişata, yönetenler ister görünürde sol hükümetler isterse de açıkça sağ hükümetler olsun, yeni bir genelleşmiş kemer sıkma dönemi eşlik etmektedir. Bu durum pembe dalga döngüsünün sonunun, gelişen istikrarsızlığın, sağcı ayaklanmaların ve yeni protesto dalgalarının maddi zeminidir.

Ana akım iktisatçılar bile, şimdilerde Çin ve Amerika arasındaki yükselen jeopolitik çatışmanın ve ekolojik felakete bağlı olarak dünya genelinde yaşanan yangınların içinden geçen, dünya ölçeğinde yeni bir kalıcı durgunluk döneminin varlığını kabul ediyorlar. Latin Amerika’daki mevcut durum bu geniş bağlam çerçevesinde anlaşılmaya çalışılmalı.

IMF’nin 2019 yılı için yayınladığı küresel ekonomik tahminlerde önceki tahminlere kıyasla dünya ekonomisi için beklentilerini düşürmek durumunda kalmasına benzer bir biçimde, Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu da son tahmin raporunda 2019 yılında tüm Latin Amerika ve Karayipler için bileşik yıllık büyüme oranı tahminini yalnızca 0.5 olarak açıkladı; bu oran 2018’de 0.9’dur. Yatırım, ihracat, kamu harcamaları ve özel tüketim oranlarının tümü düşmektedir. Bu durum yakın geçmişe kıyasla çok daha kapsamlıdır, 33 ülkeden 21’i ekonomik olarak yavaşlamaktadır (Karayipler hariç tutulursa, 20 Latin Amerika ülkesinden 17’sinin bu sene güç kaybedeceği tahmin edilmektedir.)

Ashley Smith: Söz konusu ekonomik yavaşlamanın içinden çıkan bu mücadelelerin tümü hakkında aynı anda konuşmak elbette güç. Peki, bu mücadelelerin ortak özelliklerinden bazıları nelerdir? Bu mücadelelerin sınıfsal ve toplumsal kompozisyonu nedir?

Jeffery R. Webber: Muhtemelen yapılabilecek olanın en iyisi yukarıda sözünü ettiğiniz üç durum –Arjantin, Ekvador ve Şili– hakkında daha detaylı ve bağlama yerleştirilmiş yorumlarda bulunmak. Her biri kendine özgü dinamiklere sahip olsa da genelleştirilebilir önemdeki kimi özellikler de söz konusu.

Arjantin’de Ekvador ve Şili’den farklı olarak son zamanlarda seçimlerin zamansallığı sokak mücadelelerin nabzından daha hızlı atıyor. İlk olarak Alberto Fernández’in geçen ay gerçekleşen seçimlerdeki zaferinden söz etmek gerekir. Fernández, önceki devlet başkanı ve gerçekleşen seçimlerde başkan yardımcısı adayı olan Cristina Fernández de Kirchner (CFK) ile birlikte Peronistlerin adayı olarak seçime katıldı.

Ilımlı ve merkezci bir Peronist olarak tanınan Fernández, 2003-2007 yılları arasında görev yapan, CFK’nin rahmetli eşi Néstor Kirchner hükümetinin perde arkasındaki üst düzey görevlilerden biriydi. CFK, kendini aday göstermek yerine parçalanmış Peronist zemini birleştirmenin bir yolu olarak bu yılın başlarında Fernández’i Peronistlerin başkan adayı olarak belirledi. Bu adım CFK’nın seçimlere girdiğinde temsil edeceği sol-popülist Peronizmden merkezci bir Peronizme doğru bir yön değişimine de işaret ediyordu.

Fernández oyların %48’ini alırken, iktidardaki merkez-sağ parti olan Cambiemos’un adayı Mauricio Macri %40 oranındaki seçmen desteğini sürdürdü ki Macri’nin devlet başkanlığı dönemindeki dinmeyen sosyo-ekonomik felaket koşullarında ufak bir siyasal başarı değil bu.

Ashley Smith: Uluslararası solun Peronist zafere ilişkin tepkileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Kimilerinin iddia ettiği gibi bu zaferi pembe dalganın düşüşünü tersine çevirecek bir değişiklik olarak görmek sizce doğru mu?

Jeffery R. Webber: Uluslararası solun kimi kesimleri, Peronizmin Arjantin’de hükümete gelişini pembe dalga döngüsünün kimilerimizin iddia ettiği gibi aslında hiçbir zaman son bulmamış olmasının bir işareti olarak kutladılar. Kısa süren bir sapma olarak değerlendirdikleri sürenin ardından mutlu zamanların geri döndüğünü iddia ediyorlar.

Gerçeklik ise hem bu kutlamaların sakladığı Kirchnerist projenin sınırları hem de şiddetli ekonomik erime, hoşnutsuz yerli sermayenin itirazları ve IMF disiplininin tehlikeli sularında yol alırken yeni hükümeti enkaza çevirecek gerilimler nedeniyle elbette ki çok daha belirsiz.

Macri’nin seçim yenilgisi kesinlikle gerekliydi ve Fernández-CFK bu yenilgiyi mümkün kılabilecek tek yoldu. İçinde bulunduğumuz anda Macri’nin düşüşü en azından bölgede etkin halde bulunan IMF, Donald Trump, Brezilya’da Jair Bolsonaro, Şili’de Sebastián Piñera ve çok çeşitli diğer sağ güçlerin yenilgisi anlamına geliyor.

Bu iyi bir durumdur. Ek olarak, Arjantin işçi sınıfının bu seçimlerden Macri görevde kalmaya devam ettiğinde sahip olacağından çok daha yüksek güven ve toplumsal beklentiyle çıkması ölçüsünde bir halk zaferidir de bir bakıma. Şu anda Macri sosyo-ekonomik krizdeki rolü nedeniyle sorumlu tutulabiliyor.

Martín Mosquera’nın iddia ettiği gibi Fernández’in seçilmesi Macri’nin yönetimindeki dönemde inşa olmuş toplumsal hareketlenmeler döngüsünün kırık bir yansımasıdır. Ancak bu halk zaferi oldukça çelişik ve müphemdir; toplumsal mücadelelerin aşağıdan, yaygın ve hızlı bir biçimde gerçekleşmemesi durumunda hızlıca bir yenilgiye dönüşebilir.

Ashley Smith: Fernández’in zaferi hangi anlamda çift taraflıdır?

Jeffery R. Webber: Fernández’in zaferi Macri karşıtı hareketlenmeler döngüsünün ifadesi olduğu kadar Mosquera’nın ifade ettiği gibi o döngünün güçsüzlüğünün bir göstergesidir de aynı zamanda. Macri’nin kemer sıkma politikalarını parlamentarizmin ötesine geçen mücadeleler yoluyla yenilgiye uğratma biçimindeki önemli toplumsal zaferlerin ve halk kesimlerinin radikal bir programa sahip bağımsız siyasal bir projesinin yokluğunda (Troçkist FIT-Unidad hem sekterlik hem de kurucu örgütlerinin içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle seçimler için güçsüzleşmiş ve kenara itilmiş durumda) oldukça yaygın Macri karşıtı duyarlılık en nihayetinde çarpıtılmış bir biçim alarak merkezci Peronistlerin seçim ajandasına sevk edilmiş oldu.

Dolayısıyla, işçi sınıfının Fernández’in zaferi ile birlikte Macri’nin görevinde kalması durumunda sahip olacağı güvenden daha fazlasına sahip olması daha olası olsa da işçi sınıfının bilinci her zaman karmaşıktır ve asla tek bir yöne doğru hareket etmez. Bu nedenle, söz konusu bilincin Mosquera’nın ifade ettiği gibi Fernández’in programının “minimalist realizmi” tarafından da belirli ölçülerde frenlendiği de doğrudur.

Macri’nin partisi Cambiemos’un aldığı %40 oyla sahip olduğu küçük burjuva ve orta sınıf tabanını koruduğu da önemli bir gerçektir ve Macri’nin seçim yenilgisi kökleşmiş Macrism fenomeninin ve onun gittikçe koyulaştırdığı gerici duyarlılıkların yenilgisi ile eşitlenmemelidir. Macri’nin takipçileri inançlarını yitirmiş değiller ve krize yanıt olarak, suçun ve toplumsal protestoların devlet tarafından bastırılması yoluyla düzenin restore edilmesine yönelik çağrılarında ısrar ediyorlar.

Bu gidişat 2001 sonrasını takip eden dönemdeki durumdan –Arjantin’de ekonomik kriz ve halk hareketlenmesinin patlak verdiği son dönem– oldukça farklıdır; o dönemde orta sınıf radikalleşerek sola yönelmiş, geleneksel olarak siyasal meskeni olan Radikal Sivil Birlik’i terk etmişti. Dolayısıyla, sağ acil ve mevcut bir tehlike olarak varlığını sürdürmektedir.

Ashley Smith: Tüm bunların ışığında Arjantin siyasetinin yakın geleceğine ilişkin tahminleriniz neler?

Jeffery R. Webber: Arjantin siyasetinin seçim sonrasında kat edebileceği muhtemel yönleri anlamak için Macri döneminde gelişen toplumsal hareketlenmelerin örüntüleri hakkında düşünmek anlamlı olur. Adrián Piva ve Martín Mosquera’nın belirttiği gibi Macri’nin göreve geldiği dönem açıkça görülüyor ki bir kapitalistin emekçilere karşı saldırgan olması için elverişli değildi. 

Kirchnerist proje şiddetli bir biçimde patlamamıştı ve halk kesimlerinin ve onların örgütsel kapasitelerinin geniş ölçekli toplumsal yenilgisi meydana gelmemişti. Toplumsal güçlere egemen olan denge yoğun biçimde 2001 sonrasında gerçekleşen toplumsal ayaklanmalar ve onların Peronizmin Kirchner modeli içindeki parçalı içeriminin ve kurumsallaşmasının sonuçları tarafından belirleniyordu.

Bu nedenle, Macri 2015’te devlet başkanı olduğu dönemin başından itibaren kemer sıkma politikalarına karşı geniş ve militan hareketlenmelerle karşı karşıya oldu. Bu durum rejimin 2016-2017 aralığında benimsediği ekonominin sözde aşamalı biçimde yeniden yapılandırılmasını açıklamaktadır. 2017’nin Ekim ayında düzenlenen ve Cambiemos’un kısmen Peronizmin oldukça aşırı parçalanmış olması dolayısıyla oyların %40’ını alarak zafer kazandığı ara dönem seçimlerini takiben, hükümet kalıcı kemer sıkma politikalarına ve işçi sınıfına karşı saldırgan kanunlar yapmaya yöneldi.

Ancak muazzam boyutlardaki direniş, teklif edilen emek reformunun ve özellikle kongre önündeki meydanda coşkulu protestolarla ve Aralık 2017’de sokaklarda güvenlik güçleriyle uzun süren bir mücadele ile karşılanan emeklilik reformunun ertelenmesine yardımcı oldu. Bu direniş Macri’ye olan desteğin sürekli olarak kaybını, devlet başkanının yalnızlığının büyümesini ve reform araçlarının kısmen felç olmasını sağladı.

Yine de 2018 yılında toplumsal hareketler 2019 yılına da sarkan göreli bir gerileme yaşadı; bu gerileme, reel gelir düşerken, özel sektörde daha fazla işçi işten çıkarılırken ve kamu harcamalarındaki kesintiler artarken 2017 yılı rakamları ile karşılaştırıldığında grev yapılan günlerin sayısındaki azalmada kendini göstermektedir. Piva ve Mosquera’nın iddia ettiği gibi gerçekten de ekonomik krizin belirtilen özellikleri, hızla artan enflasyonla birlikte, işçi sınıfı direnişi üzerindeki boyun eğdirici etkileri şiddetlendirdi.

Bu ekonomik faktörler siyasetin seçim alanına artan bir biçimde yönelmesi ve Kirchneristlerin Ekim 2019 seçimlerinde Peronist başarıyı tehlikeye atmamak için toplumsal hareketler ve sendikal birliklerde bulunan tabanına hareketlerin tasfiyesi yönünde çağrıda bulunmaları ile uyum içinde işlev gördü. Hareketin davranışının Fernandez yönetimi altında neye dönüşeceğinin potansiyel bir belirtisi olarak, bu pasiflik çağrısı çoğunlukla Peronist toplumsal örgütler ve sendikalarda karşılık buldu.

Ashley Smith: Toplumsal hareketlenmenin tasfiyesine karşı çıkan eğilimler var mıydı?

Jeffery R. Webber: Evet, Arjantin feminist hareketi. Feminist hareket 2018’de başlayan toplumsal hareketlenmenin göreli olarak tasfiyesine karşı çıktı. Bu hareket 2015’ten –Ni Una Menos (Bir Kadın Daha Eksilmeyeceğiz) hareketinin toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı kitle seferberliğinin patladığı yıl– beri ülkedeki halk mücadelelerinin en önemli bileşenidir.

Feminist hareket 2018’de kongrede yasal, güvenli ve ücretsiz kürtajla ilgili bir yasaya ilişkin tartışmalar dolayısıyla Arjantin tarihindeki en büyük seferberliklerden birini gerçekleştirdi (yalnızca Buenos Aires’de yaklaşık iki milyon kişi gösterilere katıldı). Bu sene seçim hazırlığı döneminde toplumsal mücadelede geniş çaplı bir gerileme yaşanmasına rağmen 8 Mart’taki Uluslararası Feminist Grev’in Arjantin ayağı, Ni Una Menos’un 3 Haziran’daki beşinci yürüyüşünde de olduğu gibi kitleseldi.

1986’dan beri Buenos Aires’de Ulusal Kadın Buluşması isimli bir forum düzenlenmektedir. Feminist hareketin son yıllardaki yoğunluk ve radikalliğinin işaretlerinden biri de bu buluşmanın artık her yıl 50.000 trans, cis, lezbiyen, travesti kadını ve non-binary kişiyi bir araya getirmesidir. Bu ulusal buluşmanın isminde daha fazla feminist kimliğin kapsanmasını, yerli mücadeleleriyle olan bağı ve enternasyonalizmi yansıtan bir değişikliğe gidilmiş ve buluşma Plurinasyonal Kadın, Lezbiyen, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel Buluşması olarak yeniden adlandırılmıştır.

Gabi Mitidieri ve Cami Baron’un vurguladığı gibi bu çaprazlamasına bir feminist harekettir; mücadelenin sayısız bileşenini bir araya getirmiş ve Macri’nin ekonomik programının uygulanmasına engel olacak bir direniş seti olarak ortaya çıkmıştır. Hareketin çapraz olması ile kastedilen bu feminizmin işçi sendikalarını, öğrenci aktivizmini, enformel işçileri ve sayısız çeşitlilikteki partizan olan ya da olmayan aktivist kolektifi bir araya getirmesidir.

Hareket, Arjantin toplumunun yüz yüze olduğu çok boyutlu krizin farklı bileşenlerini (ekonomik, ekolojik, siyasal, kültürel, cinsel ve duygusal) ideolojik ve siyasal olarak birleştirdi. Hareketin örgütleyici kadrosu FIT-U (Solun ve İşçilerin Cephesi-Birlik)’dan Troçkistler, devlet kurumlarının içinde ve dışında faaliyet gösteren aktivistler ve otonom anti-kapitalistlerdir.

Dirilen feminist hareket emekçilere ilişkin geleneksel işçici kavrayışlar tarafından içerilmeyen işçileri (trans işçiler, kuir işçiler, enformel işçiler, ırk temelli ayrımcılığa uğramış işçiler) görünür kıldı. Mücadelesinin içine yerleşmiş tüm ittifaklar ve ağlarla birlikte bugün feminist hareket, Mitidieri ve Baron’un dile getirdiği gibi, Arjantin’de sınıf mücadelesinin merkezi birleştirici zinciridir.

Feminist hareket anti-kapitalist bir bilincin –toplumun, ekolojinin ve siyasetin çok boyutlu krizine göğüs gerebilecek ölçüde genişliğe sahip bir bilinç– kendisi dolayımıyla güçlendirilmesini sağlayabilecek en olası taşıyıcı harekettir. Bugün ülkedeki aktif kitle hareketleri içinde feminist hareket hem en çoğulcu, yatay, katılımcı ve demokratik harekettir hem de diğer alanlarda verdiği mücadelelerin yanında geleneksel siyasal temsil sistemlerine, kurumsal işçi sendikası hareketine, kadınlaştırılmış (feminized) sektörlerdeki belirli mesleklerin damgalanmasına ve Arjantin devleti ve toplumu içinde Katolik kilisesinin gücüne meydan okumasıyla en radikal ve geniş kapsamlı olan harekettir.

Ashley Smith: Fernández’in aralık ayı başında resmi olarak göreve geleceği bir süreçte gelecek dönemde Arjantin’deki halk hareketlerine ilişkin hangi ihtimaller söz konusudur?

Jeffery R. Webber: Ekonomik bağlam önemli. İşsizlik çift haneli rakamlara doğru koşmakta, enflasyon otuz yıldır olmadığı kadar yüksek seviyelerde. 2016’da yüzde 2.1’lik GSYİH daralmasının ve 2017’de yüzde 2.7 büyümeyle zayıf bir toparlanmanın ardından 2018 yılı yüzde 2.5 ile daha sert bir daralmaya sahne oldu.

2018’de Macri IMF’den 57 milyar dolar kredi aldı; IMF tarihinde bir ülkeye verilen en yüksek kredi miktarıdır bu. IMF ve Trump yönetimi sağı hükümette tutmak konusunda ciddi bir bahse girdi ve bu bahsi kaybetti. Ancak Financial Times’daki bir görüş yazısı “Alberto Fernández tüm sözleşmelere uymak ve Arjantin’in tüm borçlarını ödemek için çaba harcamak adına söz vermiş durumda. Yeni hükümetin sorumsuz olarak betimlenmesi kusurlu görünmektedir.” iddiasında bulunuyor. Kimi söylentiler Arjantin’in bu yıl sonuna kadar –Fernández yönetiminin görevde olduğu bir aylık süre içinde– 30 milyon dolarlık bir ödemede bulunması gerektiğini ve 2020 boyunca ödemesi gereken miktarın 50 milyon dolar olduğu yönünde.

Fernández’in kasten saydam olmayan kampanya programının en belirgin özelliği sermaye ve işçi sınıfı arasındaki karşıtlıkta iki tarafa da sağduyulu olma çağrısında bulunan “toplumsal anlaşma”ydı. Sendikalar mümkün olandan fazlasını talep etmemeli, kapitalistler yeni hükümetin yüz yüze olduğu zorlu siyasal ve ekonomik koşullarda makul bir biçimde kendilerine sunulandan fazlasını istememeli. Fernández’in yakın geleceğin mümkün olduğu kadar sakin bir biçimde geçmesini beklediği, yeni bir büyüme döngüsünün yakında gerçekleşmesi umuduyla halkın beklentilerini zapt altında tutarken IMF ile borç konusunda yeniden görüşmek istediği görülüyor – bu oldukça müphem bir umut.

Ashley Smith: Bu durumda toplumsal hareketlerin ve solun önündeki muhtemel yollar nedir?

Jeffery R. Webber: Piva ve Mosquera gerçekleşme olasılığı bulunan iki yoldan söz ediyorlar. İlk ve en kötü varsayımsal durumda, yeni gelen Peronist hükümet Macri’nin toplumsal uzlaşı yoluyla uygulamaya koyamadığı yapısal reformların müzakere edilmiş ve değişikliğe uğramış halini her şeyden önce sendika bürokrasisinin geleneksel Peronist entegrasyon ve iş birliğine güvenerek sunabilir. Ekonomik kriz, özellikle de hiperenflasyon derinleşirse mevcut krizin içinden bu tür bir “minimal realist” yol çıkabilir.

İkinci olarak, tercih edilebilir olan senaryoda, yeni Peronist hükümet egemen sınıfların ve IMF’nin siyasal meşruiyetten yoksun ölçüsüzce sert talepleri, Macri’nin uğradığı yenilginin halk kesimlerinin sosyo-ekonomik ve siyasal beklentilerini entegrasyon ve uzlaşma eğilimlerine karşı koyacak ölçüde yükseltmesi ve yeni bir toplumsal hareketlenmeye doğru hareket ettirmesi gibi nedenlerin belirli bir bileşimi nedeniyle toplumsal huzursuzluğu zapt edemeyebilir. Tekrardan, feminist hareketin kemer sıkma politikalarına karşı sınıf mücadelesinin çaprazlamasına bir taşıyıcısı olması, hareketliliği ve geleneksel kurumsallaşmalara olan göreli uzaklığı onun ikinci senaryonun gelecek aylarda gerçeğe dönüşmesi için gösterilecek çabalarda en önemli bileşen olduğu anlamına gelmektedir.

Arjantin ekonomisinin yakın tarihindeki büyük krizler –1975, 1981-82, 1989, 2001-2 ve mevcut kriz– ölçüsüz devalüasyon, yüksek enflasyon, işçilerin ücretlerinde düşüş ve çalışma koşullarında kötüleşme benzeri ortak özellikleri farklı ölçülerde de olsa her zaman sergilemiştir. Ayrıca her birini karakterize eden, nihai sonucun önceden belirlenmediği siyasal krizlerin oldukça istikrarsız durumlarıdır.

Mosquera’nın hatırlattığı gibi 1975’teki halk mücadeleleri gerici bir programı yenerek yalnızca bir yıl sonra kanlı bir askeri diktatörlük tarafından devrilmişti. Aynı şekilde, 2001 yılı egemen sınıfların gündem ve çıkarlarının gerçekleşmesini bir ölçüde engelleyen yeni bir mücadele dalgasını geliştirmişti. Buna karşın 1989-1991 krizini Carlos Menem’in sağ Peronizmi halini almış on yıllık neoliberal karşı-reform dönemi izlemişti.

Bu geçmiş momentlerde olduğu gibi mevcut kriz de dalgalanmalar ve radikal siyasal ve ekonomik belirsizlikler bakımından zengindir. Krizden ikinci varsayımsal çıkışın amacına ulaşabilmesi için toplumsal hareketlerin ve sendikaların sınıfsal bağımsızlıklarını ve özerkliklerini korumaları ve Fernández’in ekonomik karmaşa koşullarında bir “halk hükümeti”nin “yönetilebilirliğini” sağlayabilmek için toplumsal barışın ve sendikaların sert reformlara desteğinin gerekli olduğu yönündeki tahmin edilebilir çağrılarına karşı koymaları gerekecek. Fernández’in Macri’ninkine kıyasla ne ölçüde seyreltilmiş olursa olsun kendi başına girişeceği bir kemer sıkma programına Arjantinlilerin, Ekvador ve Şili’de şimdilerde yaşananlara benzer bir yanıt vermesi yerinde olacaktır.

Röportajın devamı gelecek günlerde yayınlanacaktır.

https://www.versobooks.com/blogs/4477-rebellion-reformism-and-reaction-in-latin-america-an-interview-with-jeffery-r-webber

Okunma 687 kez Son Düzenlenme Salı, 12 Kasım 2019 14:33

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.