Tayyip Erdoğan zayıf halkası kopacak mı?

Yazan

“Bir zincirin kuvveti zayıf halkası kadardır” ve bugün Türkiye Cumhuriyeti, Tayyip Erdoğan adında somutlanan zayıf halkaya asılı duruyor. Zayıf halkanın kopma emareleri de çoğalıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal ve ideolojik temeli Güney Amerika ya da Ortadoğu devletleriyle karşılaştırılarak göreli olarak “sağlam” bulunur. Kurumsal ve ideolojik yapılanışının esas olarak kıta Avrupa’sının geleneğini izlediği, ona yaklaştığı siyasal yazında genel bir kabuldür. Bu kabulü izlediğimizde, Birinci Dünya Savaşının dağıtıcı etkisinde ortaya çıkan geç ulus-devletler kategorisine başarılı biçimde katılan genç Türk devletinin, bu devletleşmeyi takip eden ve dünyayı sürükleyen Avrupa/Batı medeniyetinin ideolojik, sosyal ve politik evrenine, “devrimler”le gerçekleştirilen düzenlemelerle yükselme çabası ki bunun da başarıldığı kabul edilmektedir. İkinci Dünya Savaşının ardından kurulan iki ayrı dünyada, tek parti rejiminin taşıyamaz hale geldiği bir konjonktürde kaçınılmaz biçimde gerçekleşen “hür dünya” tercihi. Demokrat Parti’nin, devletin kurumsal yapısıyla toplumun uyumunu dağıtıcı niteliğine kurumsal yapı içinden gelen 1960 tarihli TSK müdahalesi. Devrimci politik girişimlerin başını göstermesini takip eden sert kurumsal düzenlemeler olarak 1971 restorasyonu. İç savaş nüvelerinin sokakta hissedildiği anda gelen 1980 TSK darbesi. Kürdistan Özgürlük Hareketinin yükselişinin getirdiği kurumsal ve ideolojik krize verilen milliyetçi ve askeri cevaplar. Kriz dinamiklerinin 2000’lerin başında yoğunlaşması ve “özgürlük-demokrasi” konjonktürünün, Avrupa Birliği’nin çok güçlü desteğiyle, Türkiye’de krizin çözümü olarak işlerlik kazanması. Toplumsal ve ideolojik planda hegemonik biçimde ilerleyen bu paradigmadik dönemin, toplumsal  (Gezi Ayaklanması), kurumsal (Fethullahçıların yıkıcı girişimleri), politik (silahlı özyönetim ilanları ve direnişi), uluslararası (Suriye’de alınan ağır yenilgi ve ağır diplomatik sorunlar) düzlemde yıkıcı biçimde sınıra dayandığı tartışmasızdır. Türk Devletinin  bu kaba politik tarih aktarımı, bize, devletin kendi iç krizlerine verdiği kurumsal tepkileri ve tepkilere eşlik eden restorasyonları hatırlatıyor. Bu kaba politik tarih aktarımı aynı zamanda bize devletin kurumsal temelinin gücünü ve yeniden düzenleme kabiliyetini de gösteriyor.

Devletin, kurumsal yapısı ağır hasarlı, toplumsal parçalanmışlığı derinleşmiş, ideolojik üst-anlatısı tükenmiş, bürokratik niteliğini kaybedip basit ceza yargılamalarına konu olacak biçimde çıkar amaçlı suç örgütüne dönüşmüş yönetici kadrosu, uluslararası düzen içinde meşruiyeti sorgulanır bir hukuki hüviyet yitimi, Kürdistan’la ilişkinin sömürge valileri aracılığıyla kurulması biçiminde tasvir edeceğimiz olgusal görünümü ve tüm bu kriz yumağının, geri sayımı başlamış bir saatli bomba olarak Tayyip Erdoğan adından ayrılmaz biçimde orta yerde durması, bize, Türk Devletinin içsel ve derin krizlerine fazla gecikmeksizin kurumsal tepkiler verip düzeni “merkezde” yeniden kurduğunu tekrar hatırlatıyor. 

Ya bugün?

Dağılma emareleri belirginleşen kurumsal ve toplumsal yapıyı “merkezde” toplayacak olan politik ve ideolojik kuvvet ne olacak? Türk devletini, asılı kaldığı zayıf halkasından kurtaracak kurumsal ve ideolojik bir "merkez" mevcut mu?

15 Temmuz kliğinin silahlı girişimi bu tablo içinde anlam buluyor ve artık biliyoruz ki bu klik Fethulllahçılıkla değil 9 Martçılıkla kurulan anoloji içinde açıklanıyor. Ama Tayyip Erdoğan tarafından feci şekilde ezildiler.

Türk Devletinin yukarıda ana durakları verilen ve kendini krizlerinden çekip alan gelişkin kurumsal yapısı ve bu yapıya resmi ideoloji olarak ruh veren Kemalizm, zayıf halkayı, yani Tayyip Erdoğan’ı zincir paramparça olmadan evvel etkisiz hale getirecek kudretten yoksun. Tayyip Erdoğan’ın da zaten ceza mahkemelerinin önü ilikli sanığı olacakken Türk Devletini yönetiyor olabilmesine imkan tanıyan nesnellik bu kudret yoksunluğundan doğdu. PKK’nin 30 yıldır devam eden askeri, politik ve ideolojik saldırılarının yıpratıcı etkisiyle bunalan TSK merkezli kurumsal devlet, Tayyip Erdoğan’ın han-ı devranı döneminde düzenin içinden gelen saldırılarla da iğdiş edilmiş bir varlığa dönüştü. Kemalizm, bu dönem boyunca sola çekilerek Tayyip Erdoğan ve kurumsal devletin eleştirisine dönüştü. Güncel olarak kurumsal devlet yapısının Tayyip Erdoğan’ı sınırlayan, onu “merkez”e çeken bir denge-fren rolü sergilediği görülmüyor. Hatta bir adım sonrasında bu yapıyla Tayyip Erdoğan arasında, ikincisinin egemenliğinde bir örtüşme yaşandığı gözleniyor. 

Modern kurumsal, ideolojik ve toplumsal meşruiyet kaynakları tarihsel olarak diktatoryal bir temel üzerinde olan, hukuken temel burjuva demokratik mekanizmalara sahip, uluslararası planda varlığı ciddiye alınan yüz yıllık Türk Devletinden, çıkar amaçlı suç grubunun yönetiminde, nereye çarpacağı kestirilemeyen bir polisiye şebekeye dönüşmüş bir yapının üst üste binen çelişkiler toplamı olarak Tayyip Erdoğan zayıf halkasına asılı kalmasıdır söz konusu örtüşme. Bu, Tayyip Erdoğan’ın daralan ideolojik ve toplumsal gücüyle birleşik biçimde ilerleyerek klasik söyleme uygun biçimde, nüfusun en az yarısına ilişkin, sırf güvenlik aygıtına daralmış bir “devlet-halk” yarılmasını üretiyor.

Türkiye, Tayyip Erdoğan adındaki zayıf halkayı aşan nesnel nedenlerle çoklu krizler ülkesinin adıdır ve zayıf halka, kopuşunu, zincire atmayı arzuladığı  “Başkanlık” düğümüyle engellemek istemektedir. Türk Devleti Tayyip Erdoğan’a, Tayyip Erdoğan Başkanlığa yapışık görünmektedir ve bu mekanizmadaki çözülüş, ezilenler için geniş politika imkanları yaratacaktır.  

Ezilenlerin; eylemselliği düşük, cılız demokratik muhalefet biçiminde cereyan eden varlığı, kendisine zayıf halka karşısında düzen-içi ancak nesnel olarak yıkıcı tutum alan modern-Kemalist ideo-politik evrende yer bulmaktadır. Böylece bir kez daha Kemalizm, devletin resmi ideoloji tekelinden ötede, demokratik muhalefetin ideolojik örtüsü haline gelmiş oluyor. Kürdistan Özgürlük Hareketinin, “Türkiyelileşme” eksenli politik açılımının sınırlarına dayandığını, bu sınırların da Kürt demografisiyle katı sayılacak biçimde çizildiğini, üç seçimde teyit edilmiş biçimde gördük. Kürdistan’ın bir politika olarak toplam yükselişinin, bir uzanımı, çıktısı olarak beliren “Türkiyelileşme” açılımının, Kürdistan Özgürlük Hareketinin politik düzlemde yeni olanaklara, demokratik alanda yeni tutamaklara kavuşması, Türkiye Solunun ağırlıklı kesimini kendi ideo-politik alanına taşıması bakımından başarılı olduğunu söylemek gerekir. Ancak bir kez daha vurgulanmalıdır ki “Türkiyelileşme” açılımı, Kürdistan’ın katı coğrafi ve demokrafik sınırlarını, eskilerin söyleyişiyle eşyanın tabiatına uygun olarak, aşamamıştır. 7 Haziran seçimi konjonktüründe Kürdistan demokratik siyasetinin yükselişi günlerinde yüzünü bu tarafa dönen Türkiye demokratik siyasetinin, Tayyip Erdoğan karşısında, modernsit-Kemalist ideolojik evrene geri çekildiği görülüyor. Öyleyse Türkiye Solu ve Türkiye demokratik muhalefetini Kemalizm ile Kürdizm olarak adlandırılacak iki ideolojik kuvvetin  kendilerine doğru çekiştirdiğini, Solun ve demokratik muhalefetin de bu çekim kuvvetlerinin etkisinde olduğunu görüyoruz. Bugün Türkiye'de 1960'ların güçlü bir kitleselliğe ulaşan sosyalizan bir reform hareketi de yok, “Alevi mahallesi” sosyal tabanlı devrimci-demokratik hareket de yok. Bu yönüyle, Türkiye Solu da ideolojik ve politik olarak "merkezsiz" bir salınım gösteriyor. 

Tayyip Erdoğan'ın alışılagelmiş burjuva hukuk düzenini kırıp döken pratiği, karşısında klasik burjuva demokratik düzenin savunusunu politik söyleminin odağına yerleştiren bir demokratik muhalefet hareketinin nesnel sınırlarının genişlemesine olanak tanıyor.

Bugün, 16 Nisan referandumundaki “Hayır”, bu geniş nesnelliğin ve burjuva demokratik kurumların savunusunun sembolü olmuş durumda. Bu nesnellik ve demokratik talepler seti, içerimleri itibarıyla düzen-içi bir mahiyet arzediyorsa da, Tayyip Erdoğan zayıf halkasının, sözü edilen burjuva demokratik sınırları yıkacak biçimde kopmasına yol açabilecektir. Bu ihtimal dahi, mevcut Türkiye Soluna heyecan veriyor. 

Okunma 826 defa