Perşembe, 20 Eylül 2018 08:04

Hobbes’çu devrim teorisi

Yazan

 

 

Crisis and Critique dergisinin Ekim Devrimi konulu sayısında Lars T. Lih’in, Hobbes’un bir Leviathan’ın varlığına ve de yokluğuna odaklanan tezlerinin Ekim Devrimi’ne ilişkin açıklayıcı gücüne dikkat çeken bir yazısı yayımlandı: Ne Marx Ne Locke, Ama Hobbes: Rus Devrimi’nin Anlamı. (Not Marx, Not Locke, But Hobbes: The Meaning of the Revolution. http://www.crisiscritique.org/past.html) Yazı, proletarya ile burjuvazi gibi tarihsel misyonlar yüklenmiş sınıfların arasındaki yapısal çelişkiye odaklanan klasik Marksist görüşün devrimleri açıklamada yetersiz olduğunu söylüyor ve Ekim Devrimi örneğini Hobbes’un modeliyle açıklamayı öneriyor.

Leviathan’ın Rusça’daki karşılığı vlast. Tıpkı Leviathan gibi “güç”ten çok daha fazlasını ifade ediyor; vlast’ı elinde bulundurmak, nihai kararı vermek ve uygulanmasını tartışılmaz kılmak gibi yetkilere sahip olmak demek. Lih’e göre, Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesini mümkün kılan şeylerden biri, var olagelmiş Çarlık Rusyası’nın vlast’ı ( yani egemen gücü) olan üç yüz yıllık Romanov Hanedanlığı’nın dağılmış olmasından kaynaklanan kargaşa ve kriz hali. Fakat elbette tek başına bu değil. Lih, Bolşeviklerin zaferinin, bu kriz anında kendilerini, topluma düzen, kural ve işleyiş vaat eden, bu düzeni şiddet ve terörle koruma altına alan yeni bir vlast olarak sunmayı becerebilmelerinden kaynaklandığını söylüyor. Şiddetin, terörün, otoritenin yalnızca düşmanı ezmek boyutuyla değil, toplum ve düzen kurmadaki rolüyle de ilgileniyor. Ve ekliyor: Bolşevikler günü gelince vlast’ı ele geçirebildiler, çünkü daha devrim-öncesi dönemde, toplumsal kesimleri merkezi bir politik gücün altında toplama ufkuna, hegemonik bir projeye sahiptiler. “Proletarya her türlü meseleyi, her türlü mücadeleyi, bir vlast mücadelesine yükseltmelidir.” (Kamenev, 1910).

            Hobbes’un teorisi, uygun bir edinimle Marksist tarih ve devrim kuramında içerilebilir. Çünkü Hobbes, politik tarihe başvurarak doğrulanabilecek, konjonktür ve ideoloji üstü bir şeyden bahsediyor: devrimlerin işleyiş mantığından. Şu ‘mantık’ lafını, tarihselleştirilemez olanı, üzerinde hareket edilen alanı inşa edeni ifade etmek için sıkça kullanıyoruz, özellikle epistemoloji alanında. Bu da öyle. Tıpkı, kimi başlıklarda, Marksist olmayan Laclau’nun politika mantığına, bir mantık olduğu için, başvuruyor olmamız gibi. Devrimlerin ve politikanın işleyişine dair bu tür ilkelerin tarihsiz, zorunlu ve ideolojisiz olduğunun ontolojik temelleri belki sosyal psikoloji gibi kimi bilimlere başvurarak açıklanabilir.

            Bahsettiğim makale, hangi sınıflar arasında, hangi tarihsel zeminde, hangi konjonktürel ortamda gerçekleşirse gerçekleşsin, devrimlerin ve devrimciliğin olmazsa olmazı olan kimi ilkeler olduğunu saptamamıza izin verecek fikirler içeriyor. Tabii Hobbes’un kendisi bu meselelere kafa yormuyor, fakat Lih’in okuması bu saptamalara izin veriyor. Lih’in okumasıyla öne çıkan ilke, krizin ve krizi değerlendirebilecek, iktidara aday bir gücün varlığı. Bu liste, ilişkili ilkelerle uzatılabilir: Örgüt, ideolojik hegemonya, disiplin, dışarıdan bilinç ve bunlara yönelik ufuk.

O halde, eğer bu ilkeler bugün ya da yarın devrim yapmak isteyenler için hayati ve konjonktür üstüyse, konjonktürü bu ilkelerin silikleşmesinin mazereti olarak sunmak ne derece doğru? Politik olmanın devrimci olmaya yetmediği durumda, politik olanın iç dinamikleri olduğuna inanmakla mı yetineceğiz, yoksa apolitik devrimcilik yolunu mu seçeceğiz? Yoksa politik alanın içinde kalarak devrimci ilkeleri usulünce dillendirmeye mi çalışacağız?

Doğru yolun ne olduğuna iyice, teorik biçimde, kafa yormalıyız ki somut olaylar özelinde yaşanan tartışmalarımız daha sağlıklı olsun.

Okunma 714 kez

Son ekleyen Jülide Yazıcı

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.