Teori ve Politika'nın 77 - 78. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


Kapital’e Karşı Devrim

Yazan

Kapital’e Karşı Devrim*

 

Antonio Gramsci

Çeviri: Ekin Taciser

Bolşevik Devrimi şimdi kesinlikle Rusya halkının genel devriminin bir parçasıdır. İki ay öncesine kadar Maksimalistler[1], olayların durulmamasını, geleceğe doğru ilerleyişe ara verilmemesini ve ulaşılabilecek bir nihai çözüme –burjuva çözüme– izin verilmemesini sağlamak zorunda olan etkin eylemcilerdi. Şimdi bu Maksimalistler, iktidarı ele geçirdiler, kendi diktatörlüklerini kurdular ve sosyalist bir çerçeve yaratıyorlar. Devrim, zaten elde edilmiş muazzam kazanımlar temelinde, kafadan çarpışmalar olmaksızın, uyumlu olarak gelişmeye devam edecekse, bu çerçeve içerisine yerleşecektir.

Bolşevik Devrimi, olaylardan çok ideolojilerden oluşur. (Bu nedenledir ki, günlük olaylara ilişkin bildiğimizden daha fazlasını öğrenmeye aslında gereksinimimiz yok.) Bu devrim, Karl Marx’ın Kapital’ine karşı bir devrimdir. Rusya’da Marx’ın Kapital’i proletaryadan daha çok burjuvazinin kitabıydı. Çünkü olayların önceden belirlenmiş bir yolu nasıl izlemesi gerektiğinin; proletaryanın kendi ayaklanmasını, kendi sınıf istemlerini, kendi devrimini düşünebilmesinden önce, Batı tipi bir uygarlığın kurulmasıyla Rusya’da bir burjuvazinin nasıl gelişmek ve bir kapitalist çağın nasıl açılmak zorunda olduğunun eleştirel bir kanıtı olarak duruyordu Kapital. Ama olaylar, ideolojilerin üstesinden geldi. Olaylar, tarihsel maddeciliğin yasalarına göre Rusya’da tarihin nasıl gelişeceğini belirleyen eleştirel şemanın yanlışlığını kanıtladı. Bolşevikler, Karl Marx’ı reddediyorlar. Onların apaçık eylemleri ve fetihleri, tarihsel maddeciliğin yasalarının sanılabileceği ve sanıldığı kadar katı olmadığına tanıklık etmektedir.

Bununla birlikte, bu olaylarda bile bir yazgı var. Bolşevikler, Kapital’in bazı önermelerini reddetseler de onun hayat veren içkin düşüncesini reddetmiyorlar. Bu insanlar “Marksist” değil, hepsi bu. Onlar, Usta’nın yapıtlarını, asla tartışılmaz dogmatik ifadelerden oluşan bir öğreti kurmak için kullanmadılar. Onlar Marksist düşünceyi yaşıyorlar. Alman ve İtalyan idealizmini devamını temsil eden o düşünce, Marx’ta pozitivist ve doğalcı örtülerle lekelenmiş olsa da, ölümsüzdür. Bu düşünce, tarihte egemen etken olarak, saf ekonomik olguları değil, insanı, toplumlar içindeki insanları, birbiriyle ilişki halindeki, birbiriyle uzlaşmalara varan, bu ilişkiler (uygarlık) sayesinde kollektif, toplumsal bir irade geliştiren insanları görmektedir. Bu irade, ekonominin yönlendirici gücü haline gelene ve nesnel gerçekliği –yaşayan, hareket eden ve insanların iradesinin belirlediği yere ve belirlediği biçimde yönlendirebilecek bir volkanik püskürtünün akışına benzeyen nesnel gerçekliği– biçimlendirinceye dek ekonomik olguları anlamaya, değerlendirmeye ve kendi iradelerine uydurmaya çalışan insanları görmektedir.

Marx, önceden görülebilecek olanı öngördü. Fakat Avrupa savaşını, daha doğrusu savaşın bu kadar uzun süreceğini veya bu sonuçları doğuracağını önceden göremedi. Tarifsiz acılar ve sefalet içinde geçen üç yıllık bir dönemde, bu savaşın Rusya’da böyle kollektif bir halk iradesi doğuracağını önceden göremedi. Böyle bir kollektif iradenin oluşması için, olağan zamanlarda, toplum içinde adım adım ilerleyen uzunca bir nüfuz etme süreci gereklidir; geniş çaplı bir sınıf deneyimi gereklidir. İnsanlar tembeldir, önce dışsal olarak korporasyonlarda ve birliklerde, sonra da kendi düşünceleri ve iradeleri içerisinde örgütlendirilmeye gereksinimleri vardır…[2] dışsal dürtünün aralıksız devamı ve çokyönlülüğü gerekir. Olağan koşullarda, Marksist tarihsel eleştiri yasalarının, gerçekliği kavraması, yakalaması ve aydınlatmasının nedeni işte budur. Olağan koşullar altında, kapitalist dünyanın iki sınıfı, gittikçe keskinleşen bir sınıf mücadelesi içerisinde tarihi yaratırlar. Proletarya, yoksulluğunun ve sıkıntılarının kesinlikle farkındadır ve yaşam koşullarını iyileştirmek için burjuvaziyi sıkıştırır. Mücadeleye girişir, burjuvaziyi üretim tekniklerini iyileştirmeye ve proletaryanın acil gereksinimlerinin karşılanmasına daha elverişli hale getirmeye zorlar. Sonuç, iyileştirme uğruna önünü ardını düşünmeden bir sürüklenme, üretim temposunun hızlanması ve topluma yararlı nesnelerin sürekli biçimde artarak üretilmesidir. Bu gidiş, birçoklarını sokağa atar, öyle ki atılanların gereksinimlerini daha da acil kılar. Kitleler her zaman bir karışıklık hali içerisindedirler ve bu kargaşadan çıkarak düşüncelerine belli bir düzen verirler. Kendi potansiyellerinin, toplumsal sorumluluğu omuzlama kapasitelerinin gittikçe daha çok bilincine varırlar ve kendi yazgılarının hakimi olurlar.

Olağan koşullar altında olan şey işte budur. Olayların belli bir düzenlilikle tekrarlandığı zamanlarda; tarihin benzer evrelerden –anlam ve değeri gittikçe karmaşık ve zengin hale gelse de benzer evrelerden– geçtiği zamanlarda olan budur. Fakat Rusya’da savaş halkın iradesini harekete geçirdi. Üç yıl boyunca biriken acıların bir sonucu olarak, halkın iradesi, neredeyse bir gece içinde tek bir irade haline geldi. Açlık kapıda bekliyordu. Açlıktan ölmek herkesin başına gelebilirdi. Açlık, onmilyonlarca insanı bir vuruşta paramparça edebilirdi. İlk devrimden sonra, halkın iradesi, ilkin mekanik olarak, sonra etkin ve bilinçli olarak tek bir irade haline geldi.

Sosyalist propaganda, Rusya halkını, başka ülkelerin proleterlerinin deneyimiyle ilişkiye soktu. Sosyalist propaganda, proletaryanın tarihini; kapitalizme karşı mücadelelerini; onu öylesine sefil hale getiren kölelik zincirinden tümüyle kurtulmak, yeni bir bilinçle yoğrulmak ve bugün henüz girmekte olduğu bir dünyanın tanığı olmak için gereken upuzun çabalar dizisini bir anda çarpıcı bir biçimde canlandırabilirdi. Rusya halkının iradesini yoğuran şey, sosyalist propaganda idi. Rusya halkı, İngiltere tarihinin Rusya’da tekrarlanmasını, burjuvazinin yükselmesini, sınıf mücadelesinin başlamasını, böylece sınıf bilincinin biçimlenmesini ve kapitalist dünyanın nihai çöküşünün sonunda onları da etkilemesini neden beklemek zorunda olsundu ki? Rusya halkı, hiç değilse onun bir kesimi, bu deneyimlerden düşünce olarak zaten geçmişti. Rusya halkı, bu deneyimlerin de ötesine geçti. Nasıl Batı dünyasıyla aynı üretim düzeyine hızla gelmek için Batı kapitalist deneyiminden yararlanacaksa, kendini kanıtlamak için düşüncede geçtiği bu deneyimlerden de yararlanacaktır. Kapitalist ölçülere göre, Kuzey Amerika İngiltere’den daha gelişkindir. Çünkü Kuzey Amerika’daki Anglo-Saksonlar, İngiltere’de ancak uzun bir evrim sonucu ulaşılan düzeyi başlangıç noktası alarak yola koyuldular. Sosyalist olarak eğitilmiş Rusya proletaryası, şimdi, İngiltere’nin bugün eriştiği en yüksek düzeyden yola çıkarak kendi tarihini yapmaya başlayacaktır. Sıfırdan başlamak zorunda olduğu için, başka yerlerde zaten tamamlanmış olandan başlayacak ve Marx’ın, kollektivizmin zorunlu koşulu olarak düşündüğü ekonomik olgunluk düzeyine erişmeye yönelecektir. Devrimciler, hedeflerinin tümüyle gerçekleşmesi için gerekli koşulları kendileri yaratacaktır. Üstelik, bu koşulları, kapitalizmin geçmişte becerebildiğinden daha da hızlı yaratacaklardır. Sosyalistlerin, burjuva düzeninin kusurlarını ve zenginliği çarçur edişini vurgulamak için bu düzene yöneltmiş olduğu eleştiri, şimdi devrimciler tarafından, aynı hatalara düşmemek ve en iyisini yapmak için kullanılabilecektir. Bu, başlangıçta yoksulluk ve acının paylaşıldığı bir kollektivizm olacaktır. Fakat bir burjuva rejimi [kurulmuş olsaydı da – ç.] aynı yoksulluk ve acıları miras alacaktı. Kapitalizm, dolaysızca, Rusya’da kollektivizmden başka bir şey yapamazdı. Aslında bugün hiçbir şey yapamazdı. Çünkü hoşnutsuz ve kavgacı bir proletaryayla, ekonomik bozulmanın getirdiği acıları ve sıkıntıları başkalarının yerine artık taşıyamayacak bir proletaryayla dolaysızca yüz yüze gelirdi. Şimdi, soyut ve insani terimlerle bile, Rusya’da sosyalizm haklı kılınabilir. Barıştan sonra onları bekleyen zorluklar, eğer proleterler işlerin kendi denetimlerinde olduğunu hissederlerse ve kendi çabalarıyla bu zorlukları olanaklı en kısa sürede azaltabileceklerini bilirlerse, işte o zaman taşınabilir.

Sanılır ki, Maksimalistler bu uğrakta, biyolojik bir gerekliliğin kendiliğinden ifadesidirler –Rusya halkı korkunç bir felakete düşmemiş olsaydı da, yeniden doğuşu için gerekli muazzam çabaya dalan Rusya halkı aç kurtların pençesini çok daha az hissetseydi de ve Rusya birbirini parçalayan vahşi yaratıkların oluşturduğu muazzam bir salhaneye dönmeseydi de, sanılır ki, Maksimalistler iktidarı zaten almak zorundaydılar.

 

Avanti!’nin 24 Aralık 1917 Milan baskısında Antonio Gramsci imzasıyla yayımlandı. 5 Ocak 1918’de Il Gredo del Popolo tarafından aşağıdaki notla birlikte yeniden basıldı. “Turin sansür kurulu daha önce Il Gredo’da yer alan bu makaleyi tümüyle yasaklamıştı. Burada bu makaleyi Milan ve Roma sansüründen geçtikten sonra Avanti!’de çıkan haliyle yeniden yayımlıyoruz.”

 

Gramsci, Selection from Political Writings (1910 – 1920), Lawrence & Wishard 1977, ss. 34-36

 


* Yeni Öncü, Sayı: 13, Ekim / Kasım 1988, ss. 66-68’den yayıncıların izniyle.

[1] Gramsci Bolşevikleri belirtmek için, İtalyan sosyalist hareketindeki bir bölünmeye de atıfta bulunacak biçimde, “Maksimalistler” sözcüğünü kullanıyor. (ç.n.)

[2] Metnin burasında bir boşluk var. (İngilizceye çevirenin notu.)

Okunma 17573 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.