Kürtler ve Güney Amerika Sapması

Yazan

Kürtler ve Güney Amerika Sapması

Halkın Devrimci Yolu eleştirisi

 

Ali Avcı

‘Tirofijo’ya saygı

Bundan tam 60 yıl önce gerilla mücadelesine başladı. 1966’da, şu anda 17 bin gerillası bulunan devrimci bir örgütün kuruculuğunu yaptı. Attığını vuran anlamındaki “Tirofijo” lakabıyla anılan FARC lideri Manuel Marulanda’nın kesintisiz devrimci yaşamı 26 Mart 2008 tarihinde yoldaşlarının kollarında son buldu. Bu büyük devrimcinin kişisel biyografisi Güney Amerika’nın[1] sert politik iklimini ve süreklilik taşıyan devrimci mücadele geleneğini anlamamız için yeterlidir.

Tupac Amaru, Bolivar, Mariategui ve Zapata’dan ve ötekilerden aldığı bayrağı yere düşürmeden taşıyan Güney Amerika devrimci hareketi, Che başta olmak üzere onbinlerce şehidi sayesinde manen, Marulanda ve Castro aracılığıyla fiziken günümüze uzanmış bulunuyor.

Günümüzde, Chavez’in “21. Yüzyılın Sosyalizmi” şiarıyla simgelenebilecek dünyasal etkiler yaratan yeni bir sol dalga Güney Amerika’yı kaplamış durumda. Yarım yüzyıllık mücadelesiyle FARC-EP ve ELN, 1959 yılından beri sosyalist bir devlet olarak varlığını koruyan Küba ve lideri Fidel Castro, Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ve yerlilerin iktidarı için mücadele yürüten Bolivya Devlet Başkanı Eva Morales...

***

“Üçüncü Bunalım Dönemi” saptaması yapan Mahir Çayan’a göre “Küba Devrimi, çalışma tarzıyla, takip ettiği rota itibariyle bu tarihsel dönemin özelliklerinin bir sonucudur.”[2] “(B)u devrimi yapanlar, işe silahlı propagandayı temel çarpışma biçimi olarak alıp, öncü savaşı ile başlamışlardır.”[3] Türkiye’de de böyle yapılması gerektiğini belirten Mahir Çayan, 1959 Küba’sını devrim modeli olarak almış, Che Guevera, Fidel Castro ruhuyla yola çıkmıştır. Çayanların mücadelesi Güney Amerika’daki yoldaşları gibi başlamış ve hayatları da Che gibi noktalanmıştır...

Kendini Mahir Çayan’ın ardılı olarak ifade eden bir politik özne, 2008 yılına Halkın Devrimci Yolu başlığını taşıyan yeni bir bildirge ile girdi. Bildirge, THKP-C ve Devrimci Yol’un sesinde iki isyan çağrısının yankılandığını belirtiyor ve iddialı bir şekilde bitiyor: “Tüm zamanların en sarsıcı devrimci bildirgesinin, Komünist Manifesto’nun geleneği, Leninist kesintisiz devrimin evrensel mücadele çağrısıyla, THKP-C’nin militan eyleminden geçerek, aynı ödünsüz ‘proleter ahlak’, aynı ‘tinsel cesaret’ ve elbette her sözü kesintiye uğratan evrensel mücadele çağrısı ve kendini aşmanın militan iddiasıyla, şimdi Halkın Devrimci Yolu’nda yeniden hayat buluyor.”[4]

Halkın Devrimci Yolu, Çayan’ın teorik ve politik eserinin hayat bulduğu dönemin sona erdiğini belirterek yeni bir bunalım dönemine işaret ediyor. “Emperyalist dünya sistemi, 1970’lerin ilk yarısında patlak veren dünya ekonomik kriziyle başlayıp, sosyalist sistemin ortadan kalktığı 1990’lı yıllarda tamamlanan bir ‘geçiş süreciyle’ yeni bir bunalım dönemine; IV. Bunalım Dönemi’ne girdi.” (s.39) Dördüncü Bunalım Dönemi, “Washington Konsensusu (1982) ve I. Körfez Savaşı’ndan (1991) başlayıp günümüze...” (s.39) gelmektedir. Dördüncü Bunalım Dönemi saptaması yapan Halkın Devrimci Yolu Bildirgesi, mücadele yolunu çizerken, günümüz konjonktüründe önemli bir yer tutan ve dünyasal etkiler yaratan Güney Amerika sol pratiklerini temel referans olarak alıyor. Günümüz Güney Amerika solculuğu ve toplumsal hareketlerine gönderme yaparak devrimci mücadelenin yolunu saptamamızın mümkün olduğunu belirtiyor.

Peki, Mahir Çayan’dan yaklaşık 40 yıl sonra, Çayan’ın ardıllarının bir kez daha Güney Amerika’ya işaret etmesi ne anlama geliyor? Halkın Devrimci Yolu’nda yeniden hayat bulan şey, “Üçüncü Bunalım Dönemi”nin “öncü savaşı”nın yeni döneme uyarlanması mıdır; yoksa “Dördüncü Bunalım Dönemi”nde ‘devrimcilik’ Çayan’ın anladığı şekliyle uygulanması gerekmeyen bir pratik haline mi gelmiştir? Bildirge’deki Dördüncü Bunalım Dönemi tanımlamalarına bakıldığında ikincisinin benimsendiği görülüyor. Yani, günümüz Güney Amerika solculuğu, Halkın Devrimci Yolu tarafından devrimciliğin öne çıkarıldığı değil, aksine geriye çekildiği bir anlayışın üretilmesinde kullanılıyor, öyle ediniliyor.

Halkın Devrimci Yolu, devrimciliği, devlete karşı kullanılan şiddet ve devletin şiddet pratiğini üzerine çekmek anlamında kullanmıyor, aksine bunu reddediyor. “(D)evrimciliği devlet karşıtlığına indirgeme” yaklaşımının karşısında duran (s.19) Halkın Devrimci Yolu, devrimciliği bu şekilde anlayanların, “güçlerin politik ve toplumsal özellikleri”ni önemsemeyenler olduğunu söylüyor. Yani Halkın Devrimci Yolu’nun kaba devlet karşıtlığı olarak nitelemeyi tercih ettiği devlete karşı devrimci mücadele verme dinamiği ‘toplumsal içerik’ süzgecinden geçirilince, emperyalizme karşı mücadele eden HAMAS, Iraklı Direnişçiler, Taliban ve El Kaide’yi dolaylı ya da dolaysız ittifaklar olarak görmemek, ‘sistem içi’ tanımlayabilmek, Kürt Hareketiyle kurulacak ilişkide istenildiği kadar ihtiyatlı olmak mümkün hale geliyor!

Halkın Devrimci Yolu, Mahir Çayan’ın devrimciliğini “Dördüncü Bunalım Dönemi” saptamasıyla geri plana iterken, Çayan’daki ulusalcı yaklaşımları aynıyla koruyarak bağımsızlıkçı, özgürlükçü ve halkçı olmayan bir solun sol olamayacağını iddia ediyor. Halkın Devrimci Yolu, Güney Amerika solculuğuna özgü yanları, o topraklarda doğan temel dinamikleri (Zapata’dan EZLN ve Morales’e uzanan yerli dinamiğini ve Bolivar’dan Che, Castro, FARC ve Chavez’e uzanan dinamiği) mutlaklaştırarak, onlar aracılığıyla dünyanın çeşitli yerlerindeki İslami direniş pratiklerine ve Kürt Hareketine karşı duruşunu meşrulaştırıyor.

Burada, en genel hatlarıyla, Halkın Devrimci Yolu Bildirgesinin, Güney Amerika pratiklerini sömürerek geliştirdiği Kürt sorunu bağlamındaki sorunlu duruşuna yoğunlaşacağız.[5]

***

Halkın Devrimci Yolu’na göre, sistemin krizini toplumsal kurtuluş yönünde değerlendiren “en ilerici gelişimler Latin Amerika’da yaşan(maktadır)”. (s.9) “ABD egemenliği karşısında emekçi sınıfların ve insanlığın ilerici tarihsel taleplerini birbirleriyle kaynaştırma yeteneğine sahip olan gerçek devrimci tehdit ise, tüm dünyada neo-liberal yıkım politikalarına karşı gelişen proleter nitelikli halk hareketlerinden gelmektedir. (...) Bu tip hareketlerin Orta ve Güney Amerika’da iktidar mücadelesine girişmeye başlamasıyla birlikte, sosyalizm, emperyalist-kapitalist egemenliğe karşı yeniden gerçek bir alternatif haline gelmektedir.” (s.66) Dolayısıyla yüzümüzü 1971 devrimciliği döneminden sonra bir kez daha Güney Amerika’ya dönmeli, bu hareketlerden öğrenmeliyiz!

Halkın Devrimci Yolu’na göre, Güney Amerika solculuğundan alınması gereken temel ders “neo-liberalizme karşı” proleter nitelikli bir hareketin geliştirilmesinin gerekliliği, “neo-liberalizme karşı” olmayan hiçbir hareketin ilerici olamayacağı anlayışıdır. “Gerçek devrimci tehdit” sözü tam da bunu anlatmakta, diğer tehditler gerçek olmayan, yani ‘sistem içi’ ilan edilmektedir!

“Sistem içi çatışmalar”ın biri “otoriter-milliyetçi politik liderlikler altında”ki Rusya ve Çin’in emperyalist sistem içinde iç dengeleri zaman zaman bozan duruşudur. Diğeri ise “emperyalizmin kendisine rakip seçtiği ‘sahte alternatif’ olarak” “siyasal İslam”dır. (s.10) “2001 Asya Krizi sonrasında Tayland ve Malezya tarafından uygulanan, başlıca esin kaynağını ise Rusya’nın oluşturduğu otoriter-milliyetçilik; İran, Sudan, Afganistan, Irak, Lübnan, Filistin ve Malezya gibi ülkelerde iktidarda veya iktidar alternatifi olan Siyasal İslam ABD egemenliğine karşı sistem içi muhalefetin öne çıkan biçimleridir.” (s.65) Görüldüğü gibi, söz konusu olan İslam’sa iktidar veya iktidar alternatifi olmasının Halkın Devrimci Yolu açısından hiçbir önemi yoktur. ABD askerine silah doğrultması ile onunla beraber hareket etmesi belki niceliksel bir farktır!

Peki niteliksel fark, dolayısıyla gerçek devrimci alternatif nerededir? “Geleneksel sol” ve “geleneksel emek hareketi” bırakalım alternatif olmayı aksine sürecin önündeki “başlıca engeller” arasındadır.(s.10-11) Onları aşan, Güney Amerika pratiklerinden feyz alan bir mücadele pratiği temeldir.

***

Halkın Devrimci Yolu, Güney Amerika solculuğundan destek alarak bir sınıf anlayışı geliştirmektedir. Ona göre Dördüncü Bunalım Döneminde emperyalist sistem tarihinin en geniş proleter kitlesini doğurmakta, (s.7) yeni bir işçi sınıfı ve müttefikleri ortaya çıkmaktadır. Artık işçi sınıfı; işsizler, emekliler, kadınlar, göçmenler ve gençlerden (s.56), köylüler ise yerliler ve ezilen halklardan (s.57) oluşmaktadır.

Halkın Devrimci Yolu’nun işçi tanımına eklemlenmiş köylü tanımlaması sayesinde de ulusal sorun bir köylü sorununa indirgenebilmekte, ulusal sorun köylülerin neo-liberalizme karşı EZLN tarzı mücadele pratiğinin içinde eritilerek “sınıfsallaştırılmaktadır”. Devir değişmiştir ve Dördüncü Bunalım Dönemi’nin emperyalist sisteminde “neo-liberal yeni sömürgecilik ilişkileri, ezilen ulus sorununu ezilen halk sorununa dönüştürmektedir. Günümüzde ulusal sorun sınıfsal sorunla kaynaşmıştır ve sınıfsal bir sorun olarak çözülmelidir.” (s.83)

Güney Amerika’daki ‘yerli’ sorunlarına getirilen çözümleri örnek veren Halkın Devrimci Yolu açısından “Güney Amerikalı yerli hareketlerinin aynı zamanda işçi ve köylü öz bilincine sahip hareketler olarak gelişmesi, ulusal sorunun da içerisinde çözüldüğü bir yeni sömürge devrimi sürecini beraberinde getirmektedir”. (s.83) Aksi, yani ulusal sorunun ulusal örgütlendiği bir mücadele pratiği mümkün değildir, hatta yeni bunalım döneminin temel politikası ‘Balkanlaştırma’, etnik ve dinsel iç farklılıkları derinleştirme olduğu için (s.59), bu sorunlar bağlamında ayaklananlar, gerçekten haklı olsalar da, ulusal taleplerde vb. bulunurlarsa objektif olarak emperyalizme hizmet etmektedirler! Özetle; “20. yüzyılın başlarından itibaren, (...) uluslararası devrimci mücadelenin temel gelişme eksenlerinden biri olan ‘milliyetçilik hareketleri’, bugünün dünyasında emperyalist sömürgecilik politikalarının araçlarına dönüştürülebilmektedir, Yugoslavya iç savaşı, Çeçen direnişi, Irak Kürdistan’ındaki gelişmeler gibi birçok durumda gözlemlenen bu olgunun bir başka görünümü, milliyetçilik hareketlerinin, ulusal kurtuluşçu niteliklerini yitirmesidir.(s.81-2)

Ezilen halkların asıl sorununun eşitlik ve özgürlük sorunu olduğunu söyleyen Halkın Devrimci Yolu, günümüzde ayrı devlet kurmanın bu sorunun çözümünü sağlamadığını iddia etmektedir. Ayrılıkçı liderler, doğaları itibarıyla anti-emperyalist olamamakta, emperyalist güçlerin güdümünde kurdukları devletler de özgür olmamaktadır. (s.82)

Tarihte Halkın Devrimci Yolu gibi Marksizm adına ezilenlere akıl verenler, taleplerinin yersiz olduğunu bildirenler çok görülmüştür. Bir zamanlar Bolivya’da mücadele eden yerliler, kendi mücadelelerini küçük burjuva, ilkel milliyetçi vb. tanımlamalarla mahkum edip proletaryanın mücadelesinin temel ve öncelikli olduğunu belirten sözde Marksistlere gönderme yaparak “Ne Marx ne de daha azı” şiarını atmışlardı. Güney Amerika’da bu şiarın üzerinden çok zaman geçti ve yerli hareketleri ile solun kaynaşması anlamına gelebilecek gelişmeler yaşandı. Güney Amerika devrimciliğinin iki temel kaynağı Bolivarcılık ve yerli direnişleri, birbirleriyle çelişik olmalarına rağmen, aynı ırmağa akacak uygun bir yol buldu.

Tüm bu gelişmelerden hareket eden Halkın Devrimci Yolu ise Güney Amerika’daki kaynaşmayı veri alarak, diğer coğrafyalardaki ulusal, dinsel vb. mücadeleleri yargılayacak bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bir tarz sınıfçılık ulusal mücadeleyi tanımıyordu, diğeri ise ulusal mücadeleyi sınıfsal mücadele içinde eriterek asimile etmektedir. EZLN’de simgelenebilecek olan yerli mücadelesiyle ‘neo-liberalizme karşı’ mücadelenin kaynaşması, aynıyla Kürt Hareketi ve benzerlerinden beklenmektedir.

***

Halkın Devrimci Yolu’na göre Türkiye’deki sol politikaların temeli, “bağımsızlıkçılık, özgürlükçülük ve halkçılık-emekten yana olmak”tır. (s.24) Solun tarihinde bunlara kaynaklık edecek temel kanalları rahatlıkla bulabilecek olan Halkın Devrimci Yolu, günümüz konjonktüründen gelen bir rüzgarı da arkasına almayı ihmal etmemekte, Güney Amerika pratiklerine dört elle sarılmaktadır. Üstelik bunu, Che Guevera şahsında tarihsel köklerine kadar uzatarak, “SSCB ve Che Guevara’nın Latin Amerika devrimci süreci temelinde tahayyül ettiği Amerika ulusu kavramları”ndan (s.26) ilham almaktadır.

Halkın Devrimci Yolu, bağımsızlıkçılık ve özgürlükçülük dediğinde aklına Kürt ulusunun bağımsızlığı ve özgürlüğü gelmemekte, tam tersine bunu kompanse edecek bir modeli öne çıkararak Kürt Hareketinin pratiğini ‘ayrılıkçı’ olarak damgalamayı yeğlemektedir. Bize “yeni bir ulus tahayyülü” gerekmektedir. Bu ulus tahayyülü burjuva Türk Ulusçuluğuna benzememekte -elbette Kürt ulusçuluğuna hiç benzememekte-, Halkın Devrimci Yolu’nun oluşturduğu ya da oluşturacağı devrimci program temelinde oluşan ulusçuluk mevcut ulusal sorunları aşarak bütünleşmeyi sağlamaktadır! Aşılması gereken bir Türk Ulusu sorunu[6] olmadığına göre, aşılan “Kürt ve Türk halkları arasında ‘yeniden kardeşleşme’” (s.26) temelinde Kürt ulusunun ulusal talepleri olsa gerektir. Halkın Devrimci Yolu, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve özelde Kürt ulusunun kaderini tayin hakkını tanımamayı, devrimciliğin kendine özgü, kanla, şiddetle örüldüğü bir coğrafyanın özel pratiğini sömürerek gerçekleştirmekten rahatsız olmamaktadır!

***

Ulusal sorunu, adı üstünde, ulusal bir sorun olduğu için ulusal temelde çözmek hemen ayrılıkçılıkla mahkum edilmektedir. Kürtlerin ulus kurma hakkını başka halkların, Filistin’in Arapların ulusal haklarının elinden alınması anlamına geleceği için kolayca reddetmeyi bilen Halkın Devrimci Yolu, Türkiye’nin hem BOP’un taşeronu hem de hedefi olduğunu belirterek (s.126) benzer bir yaklaşımı Türkiye ayağında da sergilemektedir! Türklerin ulusal haklarının ellerinden alınma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek Kürtler için böyle bir hakkın karşısında yer almakta, Kürtleri sınıfsal çözüme davet etmektedir! Kürtlerin halihazırda zaten güçlü bir devrimci dinamik olduğunu görmezden gelerek ya da güçlü olduğunu bilmekle birlikte devrimci görmeyerek hareket eden Halkın Devrimci Yolu, Kürt sorununun toplumsal eşitlik ve devrim sorunuyla kaynaştırılması durumunda Kürt ulusal hareketinin Türkiye ve Ortadoğu’da güçlü bir devrimci dinamik olabileceğini iddia etmektedir. (s.145)

Halkın Devrimci Yolu’na Dördüncü Bunalım Dönemi tespitiyle kategorik bir anlam yüklediği “Kürt sorununun klasik sömürgecilik çağından kalma bir ‘ayrılıkçılıkla’ çözümünün olanaksızlığı” (s.27) saptaması yetmemektedir. Dahası vardır; Kürtlerle Türkler birbirinden kız alıp vermiş, Kürtler Türkiye’nin dört bir yanına dağılmıştır! (s.145) Evet, Kürtlerin ulusal taleplerinin gereksizliğinin ispatı için olay buralara kadar getirilebilmektedir! Yani, isteseler de çok karışmış olduğumuz için ayrılmaları mümkün değildir! Hatta, burjuva siyasetçileri gibi, sorunun çözümü için Kürt illerinin geri bırakılmışlığının çözülmesi tarzında öneriler sunulmakta, “Kürt ve Türk halklarının emperyalizme ve oligarşiye karşı birleşik” (s.146) mücadelesinin zorunlu olduğu belirtilerek, Kürt ulusal hakları, emperyalizmle mücadele gerekçesiyle geri plana atılmaktadır. Kürtlere, ekonomik iyileştirmelerle yetinin, denmektedir!

Milliyetçi çizginin zararlarını anlatmakla bitiremeyen Halkın Devrimci Yolu, hepimizi iç savaş öcüsüyle korkutmayı da ihmal etmemektedir. İsminde ‘devrimci’ olan bu harekete iç savaşın devrim için gerekli olduğunu hatırlatıp Güney Amerika’daki zengin deneyimlere bir de bu gözle bakmasını önermek gerekmektedir!

Halkın Devrimci Yolu, Güney Amerika’da devrimci işlevler gören Bolivarcılık ve yerli hareketlerini Kürt sorunu bağlamında sömürmektedir. Kürt Hareketine Güney Amerika’daki yerli mücadelelerinin neo-liberalizme karşı konumlanışını örnek göstererek onlar gibi olmasını, sınıfsal ve sosyal taleplerde bulunmasını, ulusal taleplerini geri çekmesini önermektedir. Bağımsızlıkçılık ve özgürlükçülük temelinde Kürt ve Türk uluslarının birleşik mücadelesini içeren bir Bolivarcılık’ı savunmaktadır. Dört parçaya bölünmüş Kürtlerin birliğini öngören bir Bolivarcılık ise Halkın Devrimci Yolu’nun aklına hiç gelmemektedir!

 
 


[1] Bu yazıda, Meksika’yı da içerecek şekilde Orta ve Güney Amerika’ya, yani ABD’nin güneyine Güney Amerika denilmektedir. Latin Amerika tabirinin Latinlik aracılığıyla tüm bu coğrafyayı içerdiği doğrudur. Ancak, yerliler ve siyahlar bu tanımın dışında kalmaktadır. Bolivarcılığın sıkıntıları da tam burada başlamaktadır. Gerçi, yerliler kıtanın bir sömürgecinin adıyla anılmasına da karşıdır. Kıtayı Güney ve Kuzey “Abya Yala” olarak adlandırmaktadırlar.

[2] Mahir Çayan, Toplu Yazılar, Özgürlük Yayınları, İstanbul 1995, s.319.

[3] A.g.e., s.320.

[4] Halkın Devrimci yolu – Bildirge, Okyanus Yayıncılık, İstanbul 2007, s.175. Bu kitaptan yapılan aktarmalarda, sayfa numarası ilgili pasajın sonunda gösterilecektir.

[5] Bildirge’nin Dördüncü Bunalım Dönemi tanımlamasında saklı devrimciliği geri plana atan yaklaşımını ve İslami direnişlere dönük laik ve aydınlanmacı tepkisini bu yazıda ele almayacağız.

[6] Gerçi, Güney Amerika kurgusuyla hareket eden Halkın Devrimci Yolu için, Mahir Çayan’dan da destek alan yaklaşımları temelinde emperyalizme karşı mücadele verme bağlamında bir Türk Ulusu sorunu da mevcuttur. (bak. s.74)

Okunma 29088 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.