Direnişçiler Seksomanyak, Camide Ayakkabılı Aganigi…

Yazan

Emel Korkmaz

Bu yazı teknik yetersizliği nedeniyle tarihsel, toplumsal, politik olaylarda görüş bildirmeyi hadsizlik sayan, günlük yaşantısında karşısına çıkmadıkça bu yetersizliğinden dolayı özgüveni zarar görmeyen, herhangi bir topluluğa üye olmamış, kelime itibariyle Sol’u her türlü destekleyen, “her türlü” ile neyi kast ettiğini de tam olarak ifade edemeyen birinin –bir neslin temsilcisinin– gözünden son 45 günün değerlendirmesidir.

*

Çok heyecanlandık…

Beyaz tenliler, esmer tenliler, Türkçeyi İstanbul ağzıyla icra edenler, 10 yaşından sonra Türkçe konuşmaya mecbur edilenler, inandıklarına ömrünü adayanlar, inandıklarının alışveriş merkezlerinde para ile satın alınabileceğini zannedenler, iman edenler, reddedenler, düşünürler, düşünebildiğini bu vesile ile fark edenler, bilenler, bilmeyenler; hissedenler.. kapılarımızı zorlayan baskıyı hisseden yüzde elli olarak cem-i cümle, heyecan ile kendimizi sokaklara attık.

Çok şaşırdık…

Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘yasadışı’ olarak nitelediği topluluklardan birine ömrünü adamış, en azından bulunduğu bölgedeki emniyet mensuplarının, insan ilişkilerinin ayarsız yakınlığı nedeniyle bir süre sonra evrildiği üzere, şakalaşmaya varan ayarsız şiddetine farklı zamanlarda çokça maruz kalmış sol görüşlü bir adamla, hayatında biber gazını direniş vesilesi ile deneyimlemiş aşırı pembe kozmetik ürünleri tüketicisi yirmi yaşında bir genç kızın manen ve maddeten bu kadar yakın durduğu, bir gözüyle yanındakini analiz etme fırsatı bulduğu spontan eylemlere şahit olduk, farklı bakış açıları, aynı sahiplenme.. çok şaşırdık.

Direniş için herkesin fikir birliğine vardığı en geçerli görüş; fitili ateşleyen ve devamını getiren topluluğun sosyal medyayı etkin kullanabilen genç nüfus olduğudur.

İlgili yaş grubu internete ve dolayısıyla sosyal medya araçlarına, açlığını bile oturduğu sandalyede birkaç ‘tık’la çözümleyebilecek kadar hakim. On parmak ile kıyameti koparabilme kudreti bu yetkinlikle paralel.

Genel olarak ilgili yaş grubunun Türkiye’deki devrim hareketi ile ilgili bilgisi, facebook, twitter gibi birbirlerinin özel alanlarındaki paylaşımlarında gördükleri şiirli devrimci resimlerinden ibaret.

Yeşil parkaları, etkileyici görünümleri, bakana gurur, amaç, aidiyet, saygı, umut, dostluk, güven ama en çok İNANÇ hissi veren, içten içe içinde bulunulan yaşamı, yalnızlaşmayı sorgulatan büyülü resimler.

O resimlerin büyüsü, hissettirdiği hiçbir duygunun internetten sipariş edilemiyor olmasını da barındırır ve bu imkansızlık, geçmişi ve geçmişte yaşayan o insanları gerçeküstü kılmaktadır.

Bu nedenle geçmişteki devrimcilik hikayeleri, bugünün 25-30’lu yaş grubuna, yaşam biçimleri arasındaki derin farklılık göz önüne alındığında, pratikte pek de bir şey ifade etmemektedir.

İlgili yaş gurubu kendisine, kendi ülkesi için örnek olabilecek etkili hiçbir kitlesel hareketi doğduğundan bugüne görmemiştir; tepkinin yöntemini tam olarak bilmemekle birlikte içindeki istek ile içgüdüsel olarak en iyi bildiği alanı araç edinmiştir.

*

Türkiye’ye özgü geçmiş yıllardaki devrimcilik, hâlâ var olmaya çalışan dağınık ve azlık gruplar dışında yapanlar / yaşayanlarca bile unutuldu. Genç nesil Türkiye’nin kitlesel tepki tarzı hakkında 45 gün öncesine kadar fikir sahibi değildi. Yanlı medyada ana haber bültenlerinde gördükleri çeşitli “yasadışı gruplar”ın “bölücülüğe” hizmet eden eylemleriydi. Üzerinde düşünmeye gerek de yoktu. Direniş öncesinde internetin genel olarak bu konu ile de bir fikri vardı. Sosyal medyayı oluşturan parmaklardan daha güvende olanlar zaten sövgü dolu cümlelerle yanlı medya ağzıyla birçoğumuzu eylemcilerin terörist, taleplerinin kabul edilemez olduğuna ikna ediyordu.

*

Bu direnişi alıp götüren genç neslin esas ilham kaynağı yine sosyal medya aracılığıyla seyre durdukları Batılı akranlarının çalgılı, sazlı-sözlü protestolarıdır.

45 gün öncesine kadar sosyal medyada videoları aracılığıyla paylaşılan, popüler olan bu fazlasıyla Batılı protesto biçimi genelde şiddet içermemektedir ve nezaket, eğlence, müzik ve dans ile fazlasıyla iç içedir.

Gezi direnişi ile vaktiyle özenerek seyrettikleri, çok iyi gözlemledikleri her protesto şeklini kendi ülkelerine Türkiye’ye ve yaşlarına özgü müthiş bir zeka ve ince espriler ile uyarlayarak gerçekleştirme fırsatı bulmuşlardır.

*

Bugün Türkiye’de yaşanan direnişte renkler, fotoğraflar, kıyafetler ve özellikle gülebilmek çok önemli. Dışarı çıkan yüzde ellinin azımsanmayacak bir oranında gereksiz cinsel tabular belli ki çoktan yerle yeksan olmuş.

*

Sosyal medyanın ne kadar verimli kullanıldığına en büyük örneklerden biri.

Duran Adam’ın eylemini başlatma süresi ile direnişe verdiği desteğin anlaşılma süresi arasında geçen zaman bile eyleme uluslararası destek verilme süresinden daha uzun. Taksim’de bir adam durdu, ne yaptığı idrak edildikten hemen sonra facebooktan, Almanya’da, Amerika’da İngiltere’de, İran’da duran adam görüntülerini paylaştık.

*

Bütün bunları başlatan etkenler ise, özellikle son zamanlarda kürtajdan içkiye, ne seyredeceğimizden ne düşüneceğimize, neye iman edeceğimize kadar müdahaleyi kendinde hak gören, reddetmeye kalkana elini beline koyup en çirkef haliyle laf yetiştirmeyi marifet bilen, –karşılıklı bir ağız dalaşı da değil, cevap vermeye kalkanın geleceğini telef eden– mazeretsiz ya da komik bahanelerle canının istediğini gözaltına alıp aylarca, yıllarca hücrelere kapatabilen, koca memleketi hiçbirimizi hesaba katmadan satısatıveren, yıkıyıkıveren, sınırlarının olmadığı izlenimi veren arsızlıkları ile en azından yüzde ellimizin sırtına oturmak suretiyle nefesimizi kesen, en sonunda, ciğerlerimizi patlatarak üzerimizden atmaya çalıştığımız hükümet ve eşrafıdır. Hâlâ sırtımızdan inmemeye gayret etmesine rağmen artık o kadar rahat abanamayacağını gösterdik.

*

Temsil ettiğim neslin ise şimdi en büyük sorusu şu:

Şimdi ne olacak?

Okunma 6053 kez