Teori ve Politika'nın 75. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


Ranciere’in Müdahalesi Üzerine Sesli Düşünceler

Yazan

 

 

 

Ranciere’in Müdahalesi Üzerine Sesli Düşünceler

Erdem Bulduruç

Aristoteles’le birlikte temelleri atılan, “Anaakım Marksizm”in de takipçisi olduğu, sınıf mücadelesi olarak politika vurgusuna karşılık, Ranciere, yaptığı müdahale ile politika olarak sınıf mücadelesini önerdi. Bu operasyonel hamle ile Ranciere’in politikanın dar anlamıyla sınıftan münezzeh olanların mücadelesine indirgenmesine karşı yerinde bir tepkide bulunduğu söylenebilir.

Daha önce Althusser, –farklı düzeyler olarak– bilim ve politika arasında bir ayrım yaparak, gerek politikanın sınıf mücadelesinin türevi olarak görülmesinin, gerekse de sınıf mücadelesinin politikaya indirgenmesinin önüne geçmek istemişti. Fakat bu durum, Ranciere açısından yeterli görülmeyerek kaçak dövüşmek olarak nitelenmiş, eleştirisi konusu yapılmıştır. Üretim ilişkilerinin önceliği anlayışına ve Anaakım Marksizmin “maddi bir form”u olarak politikayı a priori olarak sınıfla kodlayan FKP’ye (Fransa Komünist Partisi) taviz vermek anlamında! Elitisizm ve teorisizm adı altında yapılagelen bu eleştiriler Althusser’i de nüanslarla birlikte muarızlarıyla aynı kampta görmek anlamına geliyordu. Ranciere, Felsefe ve Bilim Adamlarının Kendiliğinden Felsefesi metnine dair eleştirisinde daha da ileri giderek, Althusser’in, Bilim’in hükümetler ya da patronlar tarafından değil idealist felsefe tarafından sömürüldüğüne inanmamızı beklediğini ileri sürer. Ranciere’e göre, kurtarılan yalnızca felsefe değildir! Kavram üretirken dünyayı kurtaran, Platon’un Menon diyaloğuna atıfta bulunursak, köleye uygun sorular adı altında geometri sorusunu çözdürdüğü için kendi hocalığını onaylayandır Althusserci düşünüş. En nihayetinde Platon da, Anaakım Marksizm de, FKP de, Althusser de hocalığa soyunmuştur ona göre. Hoca kendi ayrıcalığını ortadan kaldırmak için çalışan üst bir varlıktır. Hoca, bir gün hocalarıyla eşit olacakları gerçeğini kendi kendilerine anlayamayacak cahiller için şeylerin üzerindeki perdeyi kaldıran kişidir. (Ranciere, Cahil Hoca)

Bu sert eleştirinin doğal sonucu olarak Ranciere partiyle, hocası ve tüm hocalar ile ayrım çizgilerini keskinleştirdi. Hocalar cahildi! Ranciere’in bu tersine çevirme ilkesi nesnel bir kategori olarak sınıf ile mücadele eden unsurlar olarak proleterlerin sergilediği öznelliğin karşılaştırılması anlamına da gelmiyordu. Ya da hocası gibi düzeyleri ayrıştırarak bir düzeyin olgusal kabulüne verilen onay anlamına... Anaakım Marksizmin savladığı gibi işçi sınıfı yapısal nedenden ötürü devrimcidir demek, Ranciere açısından kabul edilemezdi. Yapısal olarak böyle olmadığı aşikârdı. (Belirlenimde bulunamayan bir Yapı da ne oluyordu? Belirlenimde bulunamayan yapıyı değiştirmek güç olmasa gerekti.) Bir tercihe yaslanmaları, işçi ya da değil, onları sürüden ayırıyordu. Olmama durumundan olma durumuna geçiş!.. Keza bu öznellik vurgulandıktan sonra nesnel bir kategori olarak “sürüden bize ne” denmiş de oluyordu. Nesnellik de öznellik içinde yeniden tanımlanabilirdi.

Tarihin, Anaakım Marksizmin yaptığı teleojik yorumu, siyasetle özgürleşme sürecini özdeşleştirir. Ranciere açısından siyaset verili olana itirazdır ve verili olanın eşitsizliğini içerir. Dolayısıyla siyaset, ekonominin bağımlı bireylerinin ortaklığını bölmeye aday tek itiraz kipidir. Siyaset, şeylerin mevcut düzenine itiraz ederek (kimliklerin dağılımı, çıkarların farklılığı) özgürleşmenin olanakları yaratır. Özgürleşme, eşitler olarak (Aristotelesçi anlamda logostan pay almak değil logosa sahip olmak) eşitsizlik dünyasında yaşama biçimidir. Marksist içe kıvrılmada eşitsizlik ilkesi ile yapılaştırılmış bir dünya eşitlik dünyasının üstüne kurulmuştur. Komünist tutku ise kendi olağandışılığından yola çıkarak eşitliği tasavvur eder. Siyaset, keyfi olan arkhe mantığının bozuma uğratılmasıdır. Bu anlamıyla eşitlik bir arkhe yokluğudur. Rasyonalitenin tersyüz edilmesidir. Rasyonaliteyi politik müdahale üzerinden tersyüz edeceği iddiasında bulunan Ranciere tarafından,toplumsal ilişkiler/ üretim ilişkileri, adı konmadan siyasal devrimin öznesinin müdahalesine açık bir alan olarak kodlanıyordu. Özneli tarihe açık kapı!

Böylelikle salt Anaakım Marksizm değil, onun bilimciliğine esir olmuş Althusser’le de yollar ayrılıyordu. Anaakım Marksizm olmama durumunu dışardan müdahale ile bir tercihe zorlarken, Althusserci gelenek, olan olmuştur, diyordu. Olan olmayana müdahale edebilir (onu bir tercihe zorlayabilir) ama onun içinde yer aldığı ilişkiyi değiştiremez, diyordu. Ranciere açısından ise o ilişkiyi değiştirmekle zaman harcamamalı ve oradan çıkılmalıdır. Ranciere’e göre ancak dışarı çıkanlar bu ilişkiyi değiştirmenin (toplumsal devrimi yapmak) koşullarını yaratabilirdi. Ranciere bir tercihe yaslanıyordu; nesnel kategorizasyon denilen şeyin politika (özneleşme) dışında aranamayacağı ilkesine. Bu anlayışa göre varsa bir nesnel tanım aralığı o da politikanın içindedir. Nesnel bir kategori olarak sınıf ile mücadele eden unsurların içindeki sınıf ayrımı mücadele edenin kimliksizliğinden (yeni kimliği özne/proleter/sanatçı olmak) ötürü çağrılma durumu (ideoloji özneler çağırır) değildir. Kuran ‘ben’ ‘biz’ artık sınıf ya da başka belirleyenlerle topluma içsel bölünmelerle açığa çıkma durumu değildi.

Althusser açısından ise nesnel bir kategori olarak sınıfın sair efratlarından bazıları da siyaseten mücadele edebilir, kendi nesnelliğine uygun olduğunu düşündüğü bir çağrılma durumuna cevap vererek (az ya da çok değil diğerleri kadar). Ranciere’e göre özne “ol”duğunda üstünde eski ne varsa çıkartmak zorundadır. Bu durumda nesnel bir kategori olarak “ol”mayan nesneler (özneleşmeyen nesnedir) ortadan kalkmış olmaz; fakat olma halinin, olmama/hiçlik üzerine düşünmesi de beklenemez. Böylelikle politika ardışık bir zamansallıkla tarihselci açmazdan kurtarılmakla birlikte süreç tanımı da yok ediliyor. Siyasalın zamanı ile ekonominin zamanı arasındaki ayrım siyasal lehine bir kıvrımla ekonomik zamanı boşa düşürmeye çalışıyor. Çünkü Ranciere’e göre ekonominin yitirdiği zamanı yeniden bulmak için yönünü siyasala dönmek gerekir. Hal böyle iken Ranciere açısından süreç anların birbirine eklemlenmesi ya da daha doğru bir ifade ile anların uzaması olarak niteleniyor. Ranciere açısından ‘an’ı olmayanın süreci de olamaz! Anaakım Marksizm açısından ise süreçten bağımsız bir anın gerçekliği yoktur.

Ranciere, Althusser öncesi Marksizmin önceden sınırları çizilerek alt küme muamelesi yaptığı politikayı esaretten kurtarmak adına, sınıf mücadelesini politikanın edimselliği içine alıyordu. Mücadele özneliydi fakat toplumsal ilişkiler için aynı şeyi söylemek güçtü. Bu nedenle aynı sorun başka bir düzlemde tersinden yeniden üretiliyordu. Gerek Anaakım Marksizm gerekse de Ranciere’de çubuk farklı gerekçelerle fazlaca bükülmüştü. Ayrı epistemolojilerin aynılığı! Çubuğun tersinden bükülmesi bu büklümün fazlalığını dert edinmemişti. Peter Hallward’ın deyişiyle; Ranciere, Marx’ın felsefesini teori-onaylı proletaryayı, gerçek işçilerden ayırma girişimi olarak okuyordu.” (Hallward, 2005: 29) Hallward’ın ifadesinden hareketle yapılacak bir ayrıma göre, Anaakım Marksizm için teori-onaylı, “kendisi için sınıf” anlamına gelir iken, Ranciere açısından mesele kimliksizleşme/politikleşme/özneleşme/olma durumu olmasından ötürü teori-onaylı “kendinde sınıf”ı imler. Klasiklerde bu; sınıf bilinçli işçilerin, bilinçsiz olanlardan kategorik farklılığı olarak nominal karşılığını buluyordu. Ranciere açısından gerçek işçi hâlen zanaatçı idi. Ranciere kendi kuramsal dizgesinde zanaattan sanatsal üst anlatıya sıçramakla Anaakım Marksizmin gerçek işçiler ve teori-onaylı işçiler arasında yaptığı ayrımı başka bir düzlemde yeniden tedavüle sokmuş oldu. Şöyle diyordu: Sanatçı olarak sanatçı konumuna ayrıcalık tanımıyorum. Ben sanat pratiklerinde, sanatçıların politik bir rol üstlenmesini -ki, yerleşik yetkinlikler ayrılığı sistemini dağıtmak suretiyle politik bir rol üstleniyorlar- sağlayan şeyi yeniden tanımlamaya çalışıyorum.” (Ranciere, Cogito 74)İşçi sınıfını, yaratımından kaynaklı (kendinde) değil yoksunluğundan kaynaklı (kendi için) olma haliyle proleter gören Anaakım Marksist anlatıda kendi (için) olan “için” edatından kaynaklı kuran olamazdı. İçinli siyaset halen Polis düzeni içinde düşünmek anlamına geliyordu. Politika ise Polis’ten özgürleşme süreciydi. Sözü Ranciere’e bırakalım: Şu soruluyor bize: ‘Siyasal olan nedir?’ Ben en kısa yanıtı vereceğim: Siyasal olan ayrı türden iki sürecin karşılaşmasıdır. Birincisi hükümet sürecidir. Cemaat halindeki insanların biraraya gelişini ve rızalarını örgütlemekten ibarettir ve temelinde yerler ile görevlerin hiyerarşik dağılımı vardır. Bu sürece polis adını vereceğim.” Ranciere açısından mesele masum olmayan “için”den kurtulmaktı. İçin edatı politikanın önceden kimliklendirmesi anlamı taşıyordu. (Kendini deneyim alanında üretmeyen bir ön adlandırma, halihazır bir aparat.) Çünkü bu takı tek tek işçiler tarafından aynı yüce amaç için kompanse olma durumunu imliyordu. Buna karşın yalnızca sanatçı ve “Ranciere’in anladığı anlamıyla proleter”, bu delikten çıkmayı başarabilirdi.

Ranciere çok yerinde bir müdahale ile yaptığı proleter tanımıyla, proleterlere, önceden kimliklendirilmeye karşı kimliksizleşmeyi önerdi. Şöyle diyordu: Proleter sosyolojik olarak kimliği belirlenebilir bir toplumsal grubun adı değildir. Bir hesap-dışının, bir outcast’ın adıdır.(Ranciere, 2007: 74)

Proletarya, ne işçilerdir ne de emekçi sınıflardır. Bunlar, yalnızca hesabı olmayanlar olarak sayıldıklarının ilanında var olan sayılmayanlar sınıfıdır. Proleter adı, ne bir bireyler çokluğunca eşit biçimde bölüşülen bir dizi edinimi (el emeği, endüstriyel emek, yoksulluk, vb), ne de bu bireylerin üyesi olacakları bir ilkeyi somutlayan bir ortak bedeni tanımlar. ... ‘Proleter’ öznellik, bir uygunsuz özne tanımlar. (Ranciere,1999)

Ranciere açısından siyasi özne kendi evinden çıkan, yer değiştiren (ama yersiz olmayan); söylenenle yapılan arasındaki mutlak uyuşmanın/idealizasyonun dışına çıkandır.

Bu düşünme biçimi, proletaryaya kimliksizleşmeyi öneriyordu: "Politika, öznelerle ya da daha doğrusu öznelleşme tarzlarıyla ilgili bir meseledir. Öznelleşme derken kastettiğim şudur: verili bir deneyim alanı içerisinde önceden kimliklendirilebilir olmayan ve bu yüzden de kimliklendirilmesi o deneyim alanının yeniden şekillendirilmesinin bir parçası olan bir bedenin ve bir söz söyleme yeterliliğinin bir dizi eylem aracılığıyla üretimi." (Ranciere, Uyuşmazlık s. 59) Sanatçıya salık verdiği ise, zanaatçının yoksunluğuna karşı yaratımdı: "Gerçek manada politika, anonimin sesi olacak özneler üretmekse eğer, estetik rejimdeki sanata özgü politika da anonimin duyusal dünyasının kurulması, politikbizler'e ait dünyaların ortaya çıktığıbu'nun veben'in tarzlarının kurulmasıdır." (Ranciére, 2009: 62), Devrimci yaratım: Ranciere için yoksunluk. Sanatçı yoksun olandı. (Yaratım düzeni işaret eder. Ya da başka bir ifade ile sanatçı, yaratımını düzen adına yapmayandır.) Böylelikle, Hegelyan Marksizmin özsel tanımlamasına (kendinde, kendi için) mesafelenilirken, sanat/zanaat meselesinde benzer içerimlerle bir düşünme biçimi yeniden üretilmiş oldu. Reddedildiği söylenen düşünme biçiminin ayrımlarına sadık kalınarak, içerden eleştirinin devrimci gücü (!) konuşturulmak istendi.

Ranciere’de, yapılmak istenen güçlü/köklü bir eleştirinin idealizayonu ile karşı karşıya kalırız. Hal böyle iken Ranciere kendisi dışındaki eleştirileri verili tanım aralığında üretilmiş reaktif bir düşünce olarak niteler. Her ne kadar bundan kaçınıldığı iddia edilse de Ranciere açısından da durum değişmez. Bu da yaşanan reaktivizasyonun aktivize edilememesi ile sonuçlanır. Ranciere’e göre bir dizi kuramsal çaba (ki en önemlisi olan Althuser’inki de dahil) bu düşünsel dizgenin içinde kalınarak aranır! Ranciere’in yerinde bir ilgiyi hak eden proleter tasnifi, sanat/zanaat ayrımı ile zanaatın sanat olarak kimliklendirilmesi ile kesintiye uğrar. Sanat da tıpkı proletarya gibi kimliksizleşmeyi sağlayan bir ideal kimliktir. Kimlikleri yok edecek ideal kimlik.

Balibar ise Louis Althusser ile mesafelenmeden Ranciere kadar özel bir ayrım üretir. O da Ranciere gibi proletaryayı mevcut tanım aralığından çekip çıkarır ve şöyle der: “Proletarya işçiler ve kitlelerden farklı olup bir sistemin sömürü düzenine verilen karşılıkta gösterilen toplanma cephesini ifade eder.” (Balibar, 1994: 126) Bu anlamıyla Ranciere’in dediği kimliksizleşme bir toplanma cephesi olarak Balibar’da da kavramsal düzeyde aynı güçlü ifade ile karşılığını bulur. Elbette Ranciere klasik Marksizmin kendiliğinden vurgusunun sanatsal olanın da boş zaman ve bilinçlenme önünde engel teşkil ettiği yargısından kaynaklı eleştiri nesnesi olarak “sanat”ı kendi kuramsal dizgesi içinde eleştiri silahı olarak onu nesneleştirenlere (“için”e yöneltenlere) doğrultur. Ama silah hedefini değil, nesneleştireni/temsili adına kategorize edeni değil; işçiyi, zanaatkârı vurmuştur. Ranciere açısından sanat, Anaakım Marksizme göre kendinde olmaktan çıkamamayı işaret eder. Bu yorumlama biçiminin sonucu olarak Ranciere kendi denklemini ortaya atar. Kendinde olmaktır bütün mesele!

Bu bir atalet ya da elitist bir bakışla bilinçsizlik değildir. Sanat kendinde olmaktır, kendi için olmak da yaratım değildir. Şüphesiz Ranciere’in bu gibi metaforik anlatımları ve soyutlamaları çokça tartışılmayı hakediyor. Fakat o, yol arkadaşı ve hocası Althusser’i bir düzeyde oportünizmle de itham ediyordu. İşin dedikodu boyutu değil ama siyasal sonuçları bizi çokça ilgilendirmek durumundadır. Ranciere açısından Althusser’in politik pozisyonu gerek Mayıs 68’de gerekse de sonrasında üzerinde düşünsel etkisinin bulunduğu dönemin devrimci hareketlerinin FKP’ye tepkisini orada kalarak yumuşatmak anlamına geliyordu. Ranciere’e göre bu salt davranış düzeyinde baş gösteren bir tutum değildi. Bilinçli bir tercih olsa daha makul karşılanabilirdi. Ranciere açısından, Althusser’in elitizmi ve teorisizmi de başka türlüsüne imkan vermiyordu! FKP ve Althusser’in elitizmi aynı Marksizmi imliyordu. Althusser’in politik ufku başka türlü düşünmesinin koşullarını sağlamıyordu! Gel görelim ki Althusser’in Mayıs 68 yazısı dahi –bir dizi gerilimine rağmen– ince bir okumayla bir yaranma yazısı olmanın ufkunu aşar. Dahası Althusser’in Ranciere’in de içinde yer aldığı Genç Komünistler Birliği’nin (Union des Etudiants Communistes) yayını olan Marksist-Leninist Defter (Cahiers Marxistes-Leninistesdergisinde 1966 yılında imzasız çıkan yazısını da Ranciere bizlerden daha fazla biliyor olsa gerek. (Ranciere, Althusser’s Lesson: 54) Hâl böyle iken bir teorik ayrımı inşa etmek için sonradan dillendirilen Althusser’in oportünizmi konusunu Ranciere’in bir sözü ile noktalayalım: “Politika konusunda biz partiyi rahat bırakıyoruz, parti de epistemoloji ve başka kuramsal uygulamalar konusunda bizi rahat bıraksın.”[Jacques Rancieré FKP’ye akt. Roger-Pol Droit, 2001:] Ne sınıf mücadelesi olarak politika (majör toplumsal devrimin minör siyasal devrimi); ne de politika olarak sınıf mücadelesi (majör siyasal devrimin minör toplumsal devrimi). Her iki yaklaşım da tarihe özneyi yerleştirmek zorundadır. O nedenle Ranciere’in büyük çabası ile eleştirel mesafemiz şu sözde karşılık bulsun: bilimsel bir kategori olarak sınıf ve köklü bir kopuşu gerçekleştirdiği oranda aktüel bir özne olarak kendi ütopyası adına mücadele yürüten toplanma cephesi.

Kaynakça

"Zira ütopya, tatmin edilmemiş bir hayalin geleceği ya da uzaktaki yeri değildir. Ütopya bir düşünce yeri ile algılanan ya da algılanabilir bir sezgisel mekânı örtüştüren entelektüel bir kurgudur." [J. Ranciere]

    • Balibar, Etienne (1994) Masses, Classes, Ideas. Translated by James Swenson
    • Droit, Roger-Pol (2001) Düşünürlerin Eşliğinde, Çev.: Şehsuvar Aktaş
    • Hallward, Peter (2005) “Jacques Rancière and the Subversion of Mastery”
    • Rancière, Jacques(2011), Althusser’s Lesson, Translated by Emiliano Battista
    • Rancière, Jacques (2007) “Cahil Hoca”, Siyahî Dergisi sayı: 9, Çev.: Nilay Kaçar
    • Rancière, Jacques (1999) Disagreement, Çev.: Nur Betül Çelik
    • Rancière, Jacques (2007) Siyasalın Kıyısında, Çev.: Aziz Ufuk Kılıç
    • Rancière, Jacques (2006 ) Uyuşmazlık, Çev.: Hakkı Hünler
    • Jacques Ranciér ile Bir Söyleşi, Todd May, Benjamin Noys & Saul Newman, Cogito sayı: 74
 

 

 

Okunma 9483 kez