Nepal’de Maocu Deneyim

Yazan

 

 

 

Nepal’da Maocu Deneyim

Geçen 20. Yüzyıla mı gelen 21. Yüzyıla mı ait?

A. Ercüment Özkaya

Nepal’de 19 Kasım’da yapılan seçimler, 1996’dan bu yana ülke politikasında başat güç olan Maocular için ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Silahlarını bıraktıktan sonra, 2008 yılında girdiği ilk seçimlerde yüzde 30’luk seçmen desteği ve mecliste 220 sandalyeyle birinci parti olan Nepal Komünist Partisi (Maoist)*, bu kez 2008’deki halk desteğinin yarısını yitirerek yüzde 15 oy ve 54 sandalye ile üçüncü sıraya düştü.

1996 yılında başlattığı, krallık yönetiminin sonunu getiren ve 2006 yılında imzalanan “Kapsamlı Barış Antlaşması” ile sona eren Halk Savaşı (karamsar) kimilerince 20. Yüzyılın son devrimi, (iyimser) kimilerince 21. Yüzyılın ilk devrimi olarak nitelenen Nepal Komünist Partisi (Maoist), son 20 yıldır Nepal’in en büyük siyasal gücü ve tartışmasız, 20. yüzyılın son çeyreğinde şekillenmiş (post-modern/neo-liberal) dünyanın zafer perspektifine sahip tek devrimci hareketiydi. Belki biraz da devrimci hareketlerin tüm dünya ölçeğinde durakladığı, dağıldığı, sözün doğrusu çoğunlukla düpedüz yenildiği bir tarihsel dönemde ısrarla öne çıkardığı bu “aykırı” özelliğinden dolayı, Nepal Maocularının uzun mücadelesi bu dağılma ve yenilme döneminde büyük ölçüde evcilleşen, demokratikleşen ve “sivilleşen” dünya solu tarafından bile büyük ölçüde ilgisizlik ve kayıtsızlıkla karşılandı.

Nepal’de komünizm

Dünya yoksulluk sıralamasında ilk sıralarda bulunan ve katı sınıf, etnisite ve kast ayrılıkları ve ayrıcalıklarının yol açtığı toplumsal adaletsizliklerden muzdarip, son derece bölünmüş bir toplum olan Nepal’de komünizm, tam da bu nedenlerden ötürü, özellikle komşu Çin’de komünistlerin 1949’daki zaferinden beri, daima büyük bir çekim gücü olmuştur. Ne var ki, toplumun bu bölünmüşlüğünün, bu bölünmüşlüğe bir çare ve çözüm sunmaklığı sayesinde kitle desteği bulan komünist hareketin ta kendisine yansıması da kaçınılmazdı. Tarihi 1949’da (yine aynı yıl) kurulan Nepal Komünist Partisi ile başlatılabilecek komünist hareket, ülke toplumunun bu bölünmüşlüğünün olduğu kadar, uluslararası komünist hareketteki bölünme ve ayrılıkların da yansıması ve tepkimesi olan birçok bölünmeler, ayrışmalar, tekrar birleşmeler, yeniden bölünmeler, ad değişiklikleri yaşamıştır. Öyle ki, ülkede ortaya çıkan ve bazıları dönem dönem hatırı sayılır bir güç ve etki gösteren komünist örgütlerin sadece adlarının ve kronolojilerinin bir listesini vermek (altından kalkabilseydim bile) ortalama bir Teori ve Politika cildinin sayfalarının en az yarısını işgal edebilir ve yazıyı içinden çıkılmaz bir adlar ve kısaltmalar ormanına çevirirdi. İlginç ve önemli olan, bunca parçalanmışlığına ve kendi içindeki yoğun rekabete rağmen komünizmin, ama şu ama bu aktörüyle, bazen bir grubun bazen öbürünün öne çıkmasıyla, değişen adlar ve kadrolarla da olsa, 1949’dan beri her zaman Nepal halkı arasında çok güçlü bir destek ve kabul bulmuş olmasıdır.

Son seçimlerde ortaya çıkan tablo da bu durumu (Nepal komünist hareketinin parçalanmışlığı ve buna rağmen sahip olduğu güçlü halk desteği) gösteriyor. Yaklaşık 100 partinin katıldığı seçimlerde, seçimi yapılan Anayasayı Hazırlayıcı Meclis’e 28 parti temsilci sokabilmiştir. Birinci sırayı yüzde 25,55 oy oranı ve 105 sandalye ile büyük burjuvazinin temsilcisi Kongre Partisi alırken, ikincilik ve üçüncülük sırasıyla yüzde 23,66 ve yüzde 15,21 (91 ve 54 sandalye) iki komünist partiye, Nepal Komünist Partisi (Birleşik Marksist Leninist)** ve Birleşik Nepal Komünist Partisi (Maoist) gitmiştir. Ayrıca her biri yüzde 1’ler civarında oy alan üç komünist parti daha (NKP-Marksist-Leninist, NKP-Birleşik,ve Nepal İşçi Köylü Partisi) 5-3-3 sandalyeyle Meclise girmiştir. Seçime katılan ama meclise temsilci sokamayan 70 kadar küçük parti içinde de en az üç tanesi başına ya da sonuna eklenen çeşitli sıfatlarla komünist adını taşımaktadır. Bitmedi: Mevcut sistemin ve seçimin sorunları çözmeyeceğini savunan (kapsamını ölçemesem de halkta belli bir destek bulduğunu şahsen gözlemlediğim) “boykot cephesinin” başını da yine bir komünist parti, Maoculardaki bölünmeden çıkan (ve partinin özgün adını –kısaltmasında parantez yerine tire kullanmak gibi küçük bir değişiklikle- koruyan) NKP-M çekmekte ve cephede başka grupların yanı sıra birkaç küçük komünist grup daha yer almaktadır. Bu tablo, Nepal’de komünizm idealinin yaygınlığının ve parçalanmışlığının yeterli göstergesidir.

Maocu atılım

Yukarıdaki özetten Nepal toplumunun ve siyasetinin son 20 yılına damgasını vuran NPK(M)’nin ayrıntılı soyağacını çıkarmanın hem yazan hem okuyan için yorucu olacağı ve pek de gerekli olmadığı anlaşılmış olmalıdır. NKP(M), Nepal’in parçalı komünist hareketinde eski Sovyet çizgisindeki ya da bağımsız eğilimlere göre azınlıkta olan ve geleneğe uygun olarak kendi içinde birçok ayrışmalar, birleşmeler, yeniden ayrışmalar, bir daha birleşmeler yaşayan Maocu kanatta yer alan militanların çeşitli örgütsel deneyimlerden sona 1994’te kurduğu bir partidir. Partinin ayırt edici özelliği, devrimin âcilliğine ve mümkünlüğüne inanan bir kadro yapısına, siyasal iktidarı hedefleme cüretine ve daha da önemlisi, parçalanmış ve dağınık bir siyasal iklimin kakafonisi içinde Nepal’in ezilen yoksul kitlelerini somut talepler ve anlaşılır sloganlar çevresinde seferber etme iradesine ve yeteneğine sahip olmasıydı.

Bu “irade” kelimesinin vurgulanması gerekiyor belki de. Çünkü Nepal’deki Maocu Halk Savaşı kendiliğinden bir kitle hareketinin tetiklemesiyle değil, kararlı bir partinin titiz hazırlıklardan sonra kendi istediği yerde ve zamanda harekete geçmesiyle başladı. Kuruluşundan hemen iki yıl sonra, 1996 yılında dönemin hükümetine başta toprak reformu ve demokratik hakların güvenceye alınması taleplerini içeren 40 maddelik bir talepler listesiyle ültimatom veren NKP(M), beklediği gibi bu taleplerin yerine getirilmemesi üzerine, aynı yıl ülkenin kırsalında birçok yerde eş zamanlı olarak silahlı eylemleri başlattı.

NKP(M)’nin (ve şimdiki BNKP(M)’nin) başkanı Prachanda’nın anlatımına göre, savaş, Nepal’in tarihsel, toplumsal, sınıfsal, kültürel, ekonomik ve coğrafî koşullarının ayrıntılı bir incelemesinden sonra başlatılmıştı. Mao’nun “Çelişki” üzerine tahlillerini iyi çalışmış ve içselleştirmiş olan NKP(M) kadroları, Nepal toplumunu diklemesine, yanlamasına ve derinlemesine bölen bir dizi çelişkiyi (sınıflar, kastlar, etnik gruplar, coğrafî bölgeler ve krallıkla siyasal partiler, kentlerle kırlar arasındaki) dikkatle inceleyerek, bu çelişkilerden güçlü ve birleşik bir siyasal-askerî hareket yaratmak için başarıyla yararlandılar. NKP(M) ülkenin toplumsal bölünmüşlüğünden ciddî bir ideolojik-siyasal birliğe sahip bir iktidar alternatifi oluşturma becerisini gösterdi. Yoksul ve topraksız köylüleri toprak sahiplerine karşı destekleyen, Nepal toplumunun tarihsel ve kültürel olarak dışlanmış en alt kastlarını, daha doğrusu kast sistemine en altta bile olsa dâhil edilmeye lâyık görülmeyen paryalar olan Dalitleri “eşit yoldaşlar” olarak saflarına kabul etmekte duraksamayan, kadınlara uygulanan feodal yasak ve engellemelere karşı militan bir mücadele yürüten NKP(M), ideolojisinde ve zihniyetinde “Nepal yurtseverliği”nin tuttuğu büyük yere rağmen, şövenizm ve aşırı merkeziyetçilik tuzağına kapılmadan etnik azınlıklara haklarını tanıyan bir federalizmi savunmak ve elden geldiğince uygulamaktan da çekinmedi.

Bu başarılı Maocu “kitle çizgisinin” sonucunda, NKP(M) ve önderliğindeki Halk Kurtuluş Ordusu kısa sürede büyük ilerlemeler kaydetti. Halk Savaşının başlamasının üzerinden 9 yıl geçmişken Nepal’de Maocu devrim kuramı harfi harfine uygulanmış, ülke topraklarının yüzde 80’inin Maocuların denetimine girip kraliyet ordusunun başkent Katmandu ve birkaç büyük kente sıkışmasıyla kentlerin kırlardan kuşatılması tamamlanmıştı. Kitaba göre, kraliyetin kontrolünde olan kentlerde de oldukça güçlü bağlantılara ve kitle desteğine sahip olan Maocuların bundan sonra tek yapması gereken olgunlaşan meyvaları toplamaktan yani kuşatılmış kentleri zapt etmekten ibaretmiş gibi gözüküyordu.

Ama Maocular bunu yap(a)madılar. Başkenti aylarca abluka altında tutan NKP(M), nihaî saldırıya geçmek yerine 2006 Nisan’ında ateşkes ilân etti, bunu, aynı yılın 21 Kasım‘ında imzalanan “Kapsamlı Barış Antlaşması” izledi. Antlaşma uyarınca, Maocular kralın yetkililerinin elinden alınması ve mal varlığının kamu mülkiyetine devredilmesi, serbest seçimlere ve genel oya dayanan temsilcilerden oluşacak bir Anayasa Hazırlayıcı Meclis tarafından demokratik bir anayasa yapılması, topraktaki feodal mülkiyet ilişkilerine son verilerek bir toprak reformu gerçekleştirilmesi (vaadleri) karşılığında savaşa son veriyor ve kırlarda kurmuş olduğu alternatif iktidar kurumlarını lağvetmeyi kabul ediyordu.

Maocuların eşiğine gelmişken askerî bir zaferle iktidarı almayışlarının gerekçesi parti lideri Prachanda tarafından “uluslar arası konjonktürü göz önüne almak” ile açıklanmıştır. Prachanda’ya göre, parti 1 yıl süren iç tartışmaların ardından iktidarı askerî yoldan almanın başta ABD ve Hindistan olmak üzere kapitalist-emperyalist güçlerin açık düşmanlığıyla karşılanacağı sonucuna vararak “barışçıl siyasal yollarla iktidara yürüme” seçeneğinde karar kılmıştı. Bu resmî gerekçeyle birlikte ve bu gerekçeyle bağlantılı olarak, kararda askerî ve ekonomik durumun gerçekçi bir değerlendirmesinin de rol oynadığı düşünülebilir. Güçler dengesini bütün gözlemcilerden ve yorumculardan daha iyi değerlendirecek durumda bulunduğundan kuşku duyulamayacak olan NKP(M)’nin, askerî zaferi bu gözlemciler ve yorumcular kadar yakın ve kolay görmediği akla geliyor. Kırlarda inisiyatifi Halk Kurtuluş Ordusuna bırakan ama sayıca ve ateş ve silah gücü bakımından hâlâ çok daha üstün olan Nepal ordusunun sıkıştığı kentlerde ve kendi kışlalarında şiddetli bir savunma göstereceği neredeyse kesindir. Böyle bir durumda NKP(M) en iyi ihtimalle bir “Pirus zaferi” umabilir ve ekonomisi zaten 10 yıllık savaşta büyük zarar görmüş olan bir ülkede ancak ekonomik ve sosyolojik bir enkaz üzerinde iktidar kurabilirdi. Böyle bir iktidar, ne kadar ayakta kalabilirse, ancak giderek artan bir askerî şiddet ve zor yoluyla korunup sürdürülebilecekti. Böyle bir askerî şiddet rejimi ise komünistlere meşruiyetini veren kitle desteğinin kısa sürede erimesine ve bu sallantılı iktidarın NKP(M) kadrolarının baş tehdit olarak gördükleri emperyalist müdahalelere karşı son derece korumasız kalmasına yol açacaktı.

Barışın ardından: Devrimcinin temsilî demokrasi (köylünün kent) ile imtihanı

Yine de barış NKP açısından bir zafer olarak görülebilirdi. Devrimciler, müzakere masasında taleplerinin çoğunu kabul ettirmişlerdi. Silahlarını bırakan ve yeniden yasal siyaset zeminine dönen NKP(M)’nin bir anayasa yapacak hazırlayıcı (ya da kurucu) meclisin seçilmesi ve kralın siyasal yetkilerinin elinden alınması taleplerini kabul ettirmesi ilk görünür kazanımlarıydı. Yaklaşık bir yıllık bir hazırlık döneminden sonra Nisan 2008’de yapılan kurucu meclis seçimlerinden birinci parti olarak çıkması, hemen bir ay sonra kraliyetin kaldırılarak federal cumhuriyetin kurulmasını sağlaması ve nihayet aynı yılın Ağustos ayında NKP(M) başkanı Prachanda’nın Anayasa Hazırlayıcı Meclis tarafından başbakanlığa getirilerek yeni hükümeti kurması zafer algısını daha da güçlendirdi.

Ne var ki mutlak değil göreli bir zaferdi bu. Barış antlaşması öncesinde Nepal topraklarının yüzde 80’ini, nüfusunun yüzde 70’ten fazlasını kontrol eden NKP(M) ülkenin en büyük partisi hâline geldiğini kanıtlamasına rağmen oyların ancak yüzde 30’unu alabilmişti ve bu oran Meclisten istediği gibi bir anayasa çıkarmasına yetmeyecekti. Alınan oy oranı, Halk Savaşı yıllarında NKP(M)’nin iktidarını kabullenen kitlelerden aldığı desteğin niteliği hakkında da bir fikir verebilir. Komünist (alternatif) iktidarı kabullenen kitlelerin önemli bir bölümünün kabulünün, parti programını ve hedeflerini onaylamaktan çok, kırsal kesimde eski rejimin çökmesinin ardından Maocuları toplumsal çözülmeye ve kaosa karşı tek düzen seçeneği olarak görmelerinden kaynaklandığı anlaşılıyor. Bu kesimler, bir seçenek ihtimali doğar doğmaz, oylarını Maoculardan değil, Maocuların yarattığı siyasal iklimde güçlenip gelişen etnik kimlik partilerinden ya da geleneksel olarak destekledikleri köklü partilerden yana kullanmıştı.

Ama bir başka açıdan, 2008 seçimleri NKP(M) adına (kendi işine yaramayacak olsa da) bir başka başarıya işaret ediyordu. Seçimler NKP(M)’nin gerek yarattığı ortam, gerek bilinçli tercihinin sonucu olarak Nepal tarihinin en demokratik seçimleri oldu, bunun kanıtı Anayasa Hazırlayıcı Meclis’in ülke tarihinde toplumun en dışlanmış ve mağdur kesimlerinin yani Dalitlerin (paryalar), etnik azınlıkların ve kadınların en geniş temsillerini bulduğu meclis olmasıydı. Bu, NKP(M)’nin Nepal’de gerçekten iddia ettiği gibi demokratikleştirici bir güç olduğunun (kendi istediği ve öngördüğü şekilde olmasa da) kanıtı olarak görülebilir.

Gelgelelim, Maocuların seçim zaferi göreli olduğu kadar da pamuk ipliğine bağlı ve en önemlisi maddî (silahlı) destekten yoksun bir zaferdi. Barış antlaşması uyarınca Nepal (kraliyet) ordusu sadece kışlalarına çekilme yükümlülüğüne girerken (ki bunu Maocular savaş sırasında büyük ölçüde zaten kendileri fiilen sağlamıştı), Halk Kurtuluş Ordusunun (ve bu ordunun desteğiyle kırsal bölgelerde oluşturulmuş komünistlerin yönetimindeki Halk Mahkemeleri, okullar, komünler gibi ikili (alternatif) iktidar kurumlarının) lağvedilmesi gerekiyordu. Terhis edilen HKO askerlerinin kendi isteklerine bağlı olarak ya Nepal ordusuna katılmaları ya altı bin ile on bin dolar arasında değişen bir “emeklilik ikramiyesi” alarak kendi başlarının çaresine bakmak üzere sivil hayata dönmeleri ya da Birleşmiş Milletler nezaretinde yürütülecek eğitim programlarına katılarak sivil hayatta geçerli vasıflar kazanmaları öngörülmüştü.*** (Halk Savaşının doruğunda HKO savaşçılarının sayısının otuz bine ulaştığı belki bu sayıyı da aştığı tahmin ediliyordu, ancak Birleşmiş Milletler ve Nepal devleti tarafından savaşçı “statüsü” kabul edilen HKO üyelerinin sayısı yirmi binin biraz altında kaldı.)

Silahların yaptırım gücünden yoksun kalan NKP(M) hükümeti, HKO askerlerinin rehabilitasyonu konusunda varılan anlaşmayı Nepal ordusuna uygulatmakta âciz kaldı. Ordunun, dişleri sökülmüş (daha doğrusu dişlerini kendisi elden çıkarmış) aslandan korkacağı bir şey kalmamıştı. Bu konudaki anlaşmazlık, emrini uygulamayan genelkurmay başkanını görevden almayı başaramayan Başbakan Prachanda’nın bir yılını bile doldurmadan 2009 yılında görevden ayrılmasına ve NKP(M)’nin hükümeti seçimlerde üçüncü sırayı alan rakip komünist NKP (BML)’ye kaptırmasına yol açtı. Maocular ancak iki yıl sonra, bu kez Prachanda’nın parti içinde gerilimli bir işbirliği-rekabet ilişkisi sürdürdüğü başka bir Maocu liderin, Dr. Baburam Bhattarai’nin başbakanlığında yeniden hükümetin baskın ortağı olabileceklerdi.

HKO’nun terhisi, Baburam’ın başbakanlığı sırasında ancak 2012 yılı ortalarında başlayabildi. Uygulamada yine ordunun dediği oldu. Neredeyse altı yıl boyunca bulundurmalarına izin verilen az miktarda silahla ülkenin çeşitli yerlerine dağılmış kamplarda tutulan (ama tahta tüfeklerle talim yapmaya devam eden) HKO askerlerinden yaklaşık dokuz bini Nepal ordusuna katılmak isterken ancak üç bin kadarı kabul edildi. Altı-yedi bin kadarı ikramiyeden yararlanırken geri kalanların durumu belirsizdi. Eski savaşçılar sorununu çözmekte sergilediği âcizlik NKP(M)’nin kitle desteğinin aşınmasında önemli rol oynadı.

Maocuların bir başka başarısızlığı, kendi ön ayak oldukları Hazırlayıcı Meclisten bir anayasa çıkaramamaları oldu. Rakip iki büyük partinin başarılı engellemeleriyle karşılaşan NKP(M) aslında kendisinin önlerini açtığı küçük etnik ve bölgesel partilerden de destek bulamadı. Beş yıl boyunca havanda su döven Meclis’ten sonuç çıkmaması, Maocuların kitlesine verdiği en önemli vaat ve barış antlaşmasının koşullarından olan toprak reformunu da suya düşürdü. Maocular aslında on yıllık savaş boyunca denetim kurdukları bölgelerde fiilî bir toprak reformu yapmış ve kentlere sığınan feodallerin tarlalarını köylülerin tasarrufuna açmışlardı. Ancak hukukî güvenceye alınmamış bu fiilî durum Halk Kurtuluş Ordusunun ve alternatif iktidarın ortadan kalkmasıyla fiilî güvencelerini de yitirdi ve NKP(M), Nepal içinden ve kapitalist merkezlerden gelen yoğun baskılar sonucunda el konulan toprakların “yasal sahiplerine” iadesini kabul etmek zorunda kaldı. Bu iadenin ne ölçüde gerçekleştirildiğine ilişkin bilgiye ulaşamadım, ancak Maocuların verdiği bu tavizin fiilen kamulaştırılmış toprakları işleyen yoksul köylülerde büyük hayal kırıklığına, hoşnutsuzluğa ve geri dönen egemenlerden gelebilecek misilleme korkusuna yol açtığına kuşku yoktur. Maocuların seçimlerde uğradığı büyük yenilginin önemli nedenlerinden biri de yine hiç kuşkusuz budur. NKP(M) vermek zorunda kaldığı bu tavizi, yeni bir demokratik anayasa sayesinde toprak reformunu bu kez yasal ve tartışılmaz biçimde gerçekleştirerek telafi etmeyi umuyordu, ama olmadı.

Maocuların itibarına son önemli darbe kendilerinden geldi. Kent siyasetinin bozucu iklimi, özellikle de hükümet olup da iktidar olamamanın getirdiği aczin etkisiyle birleşince, söylenenlere göre, önderlik kademelerinde yozlaşmalara neden oldu. Bugünlerde Nepal’de Maocu önderliğin en tanınmış adlarından çoğunun dayandıkları tabanın taleplerini karşılamak için kullanmayı başaramadıkları formel iktidardan kişisel ikballeri için yararlanma yoluna saptığı suçlamaları yaygın. İddialar, kuşattıkları kentlere barışçıl yollarla girip “meşru siyasete” yeniden katılan bazı devrimci önderlerin kentin ayartmalarına fazla direnemediğini düşündürüyor. Görünen o ki, Maocu önderliğin önemlice bir bölümü, devrimci bir kopuşla terk ettikten on yıl sonra geri döndükleri formel siyaset alanının kirli pratiklerine çok çabuk uyum sağlamış. Prachanda, Baburam ve Hisila Yami gibi bazı tanınmış parti önderleri hakkında ortaya atılan yolsuzluk ve kayırmacılık iddiaları, barışı kabullenmelerine rağmen kitlelerine hiçbir somut kazanım sunamamaktan rahatsız olan parti örgütü içinde önce kopuşlara sonra büyük bir yarılmaya vesile oldu. İkiye ayrılan NKP(M)’nin Prachanda ve Baburam önderliğindeki kanadı Birleşik Nepal Komünist Partisi (Maoist) –BNKP(M)– adıyla seçimlere katılırken, başlangıç hedeflerine sadık kalan radikal kanadı NKP-M adıyla boykot örgütledi. Prachanda ve Baburam kanadının parti tabanının büyük çoğunluğunu elde tuttukları iddiası, önemli kabul görmekle birlikte, radikal kanadın seçimlere girmemesi, bu yüzden gerçek kitle desteğini gösteren bir ölçü vermemesi yüzünden tartışmaya açıktır. Ardındaki gerçek halk desteği ne olursa olsun, NKP-M’nin yolunu yeni ayırdığı eski yoldaşlarına karşı yürüttüğü şiddetli muhalefetin de BNKP(M)’nin uğradığı ağır yenilgide bir payının olduğu kesindir.****

Olup bitenler ve olasılıklar

Bitirmeden önce, Halk Savaşının ulusal etkileri üzerine birkaç söz daha söylenebilir. Maocular başlangıçtaki hedeflerine ulaşamamış olsa da, on yıllık Halk Savaşı’nı sıfır sonuçlu bir talihsizlik olarak görme kolaycılığından kaçınmalıyız. Aslında, yukarıda da kısaca değindiğim gibi, Maocular, öngördükleri ve istedikleri şekilde olmasa da hedeflerini bir ölçüde (hattâ bana göre önemli ölçüde) gerçekleştirdi denebilir. Halk Savaşı, nihaî zafere dek götürülememiş de olsa, siyasal üst yapıdaki ve kırdaki ülkenin “normal” gelişiminin önünü tıkayan, dünya-tarihsel etkilerle sürekle aşınsa da politik bir eylemle yok edilmediği için varlığını koruyan yaygın pre-kapitalist/feodal ilişki biçimlerini büyük ölçüde temizlemiş bulunuyor. Savaş sonunda kentte burjuva-kapitalist parlamenter demokrasinin işleyişini aksatan kadim kraliyet kurumları tasfiye edilirken, on yıllık savaş sırasında Maocuların fiilî denetiminde kalan kırlarda topraktaki feodal tasarruf tarzları ve buna bağlı tahakküm-tâbiyet ilişkileri ortadan kalktı. “Yasal hakları” iade edilen eski toprak sahipleri mülklerine geri dönse bile, savaşın özgürleştirdiği köylülük üzerinde Halk Savaşı öncesindeki feodal ast-üst ilişkilerini eski sağlamlığında yeniden tesis edebilmeleri son derece zor. Aynı sebepten siyasal güçlerini artırmış olan alt kastların, ezilen etnik grupların ve kadınların şiddetli bir mücadele vermeden eski konumlarına geri dönmeleri de mümkün görünmüyor. Maocuların kendi radikallerinin (NKP-M) meclisteki Maoculara [BNKP(M)], onların da Maocu olmayan komünistlere [NKP(BML)] uygulayacağı siyasal baskının önünde sonunda bir toprak reformunu getireceğini beklemek de hayalcilik olmaz. Burjuva Kongre Partisinin direnişi ve engellemeleriyle ne kadar budanır ve kırpılırsa kırpılsın böyle bir reform, Nepal kırlarında kazanılmış fiilî demokrasinin bir yasal tanınmaya ve güvenceye kavuşmasını getirecektir. Maocuların talihsizliği, önlerini büyük ölçüde kendilerinin açtığı, kendilerinin “özgürleştirdiği” bu toplumsal güçlerin yeni demokratik mücadelelerini Maocuların bayrağı altında vermeye pek hevesli görünmemeleridir.

Sıkıştırıldıkları kentlerde güçlerini koruyan ve Maocuların silah bırakmasından sonra yavaş yavaş cüretlerini artıran eski rejim güçlerinin bu gelişmelere karşı gerici bir darbeyle yanıt vermeye kalkması da gözden kaçırılmaması gereken bir ihtimal. Tarih bize eski rejimi temelden sarsan ama son darbeyi indirmeyi başaramayan devrim hareketlerinin ardından çoğunlukla gerici bir tepkinin geldiğini gösteriyor. Ama böyle bir gericilik dalgası bile ancak olayların akışını erteleyebilir ya da yönünü değiştirir, Nepal’de eski rejimin yeniden tesisiyle sonuçlanamaz. Maocular, barajın kapaklarını patlatmış, Nepal’i geri dönüşsüz bir şekilde tarihin seline bırakmış bulunuyor.

Kısacası, Nepal Maocuları “demokratikleştirici ve modernleştirici bir devrimci güç” olarak şimdiden Nepal’in kaderini değiştirmiş ve tarihsel rollerini oynamıştır. Şimdi izlenmesi gereken, Maoculuğun kendi eylemliliğiyle “demokratikleşmiş ve modernleşmiş” bir Nepal’de gerçek bir politik işlevinin ve oynayacak devrimci rolünün kalıp kalmayacağı / olup olmayacağıdır.

Geçmişin süre-durum etkisi mi, gelecek için model mi?

Nepal Maocularının on yıllık halk savaşındaki ve sonrasındaki başarıları ve başarısızlıkları, mücadele biçimlerinin (şu an için bir varlık olarak böyle bir şeyden hâlâ söz edilebilirse) uluslararası komünist hareketin geçmişine yani kapanmış bir parantezine mi yoksa geleceğine yani açılıp açılmadığı henüz belli olmayan bir paranteze mi ait olduğu sorusuna yanıt gerektiriyor.

Başta Maocuların kendileri olmak üzere, iyimserler, devrimci ve komünist hareketler açısından son derece olumsuz bir dünya konjonktüründe örgütlenip taarruza geçen NKP(M)’nin mücadele çizgisinin yeni bir uluslararası devrimci dalganın işaret fişeği olabileceğini umuyorlardı. NKP(M) lideri Prachanda çeşitli konuşmalarında Nepal’deki Halk Savaşının 21. Yüzyılın komünist hareketleri için uluslararası önemde bir yol açıcı, yön gösterici rol oynadığını/oynayacağını iddia ediyordu. Ne var ki, bu iddia ve genel olarak Nepal Maocularının mücadelesi, bugün bir “uluslararası komünist hareket”ten söz edebilmek öyle kolay olmasa da, bu hareketin varisi ya da kalıntısı ve bir gün yeniden belirecekse içinden çıkacağı ortam olan, en geniş ve en gevşek anlamında “dünya solunda” pek az heyecan, pek az ilgi ve yankı uyandırdı. Kaldı ki, olguların ve göstergelerin çoğu, en azından gelinen noktada, birinci şıkka yani Nepal’in Maocu devrimcilerinin geçmişe ait arkaik bir hareket olduğuna işaret ediyor. Zaten, komünizmi hattâ Marksizmi külliyen modası geçmiş olmakla damgalayan “muzaffer” liberalleri bir yana bırakalım, gerçekten “sol” içinde yer alan birçokları, çoktandır, bizzat Mao ve Maoizmin yeri eski eserler müzesi olan arkaik olgular olduğunu söylemiyor mu? Ancak, Nepalli Maocuların arkaiklikleri, Mao ve Maoizm sevmezlerin hemen öne sürecekleri bu nedenden yani “ideolojilerinin arkaikliğinden” değil, ülkelerinin arkaikliğinden, yani öznel değil nesnel bir durumdan kaynaklanıyor. Bu yüzden Nepal Maocularını arkaizmle eleştirmek, onları içinde var oldukları nesnel (somut) duruma uygun bir mücadele biçimi geliştirdikleri yani devrimciliğin gereğini yerine getirdikleri için yargılamak, devrimcileri devrimcilik yapmakla suçlamak olur. Ama bu devrimciliğin 21. Yüzyılın genel dünya şartlarına uygun düşüp düşmediğini yani genel bir “model” oluşturup oluşturamayacağını sorgulamak hakkımızdır.

Geri kalmış ülkeler liginin en yoksulları arasında yer alan Nepal’in yoksulluğu büyük ölçüde, geri kalmışlık kategorisi içinde bile “geri kalmış”, gecikmiş yani arkaik bir ülke ve toplum olmasından kaynaklanıyor. Bu arkaiklik, gecikmişlik ya da geri kalmışlık, kültürel standartlar açısından değil ekonomi ya da üretim biçimi ve ilişkileri bakımından. Nepal, dünyanın kentleşme oranının en düşük olduğu ülkeleri arasında. Kapitalizmin belirleyici özelliklerinden biri olan ve merkez ülkelerle bağımlı ülkelerde farklı yollarla ve farklı hızlarla da olsa 16. Yüzyılda başlayıp 20. Yüzyıl sonlarında geri dönüşsüz bir küresel olgu haline gelen köylülüğün tasfiyesi ve kırların (göreli) nüfussuzlaşması**** Nepal’de henüz başlangıç hâlinde. Bu açıdan 30 milyona yaklaştığı tahmin edilen nüfusunun yüzde 20’sinden azı kentlerde yaşayan Nepal teknik olarak hâlâ bir köylüler ülkesi. Ülkede 20. yüzyıl ortalarından itibaren hızlanan modernleşme etkilerine rağmen, Maocuların harekete geçtiği yıllara kadar özellikle kırsal kesimde pre-kapitalist/feodal üretim ve bağımlılık ilişkilerinin etkisi büyüktü. Nüfusun yüzde 5’ini oluşturan feodal ve zenginlerin işlenebilir tarım arazilerinin yüzde 37’sini elinde bulundurmasına karşılık, kırsal nüfusun yüzde 58’i (yüzde 10’u tamamen mülksüz olmak üzere) geçimine yeterli topraktan yoksun. Yoksulluğun üzerine binen feodal yükümlülükler, adaletsizlikler, borç köleliği, devlet baskıları, etni ve kast ayrımcılıkları Maocuların isyan çağrısının nüfusun ezici çoğunluğunu barındıran kırsal kesimde işitmeye hazır kulaklar bulmasına yol açmıştı. Bütün bu şartlar, artık az gelişmiş (ya da geri kalmış) ülkelerin pek çoğunda bile –en azından bu ağırlıkta– geçerli değil. Bu bakımdan Nepal Maocularının 21. yüzyılın devrimci hareketleri için öncü, ön açıcı ya da yol gösterici olma umudunun hayli temelsiz olduğu görülüyor.

Kaldı ki, bizzat Maocu deneyim, kırları fethetmenin –Nepal’de bile!– devrim için yeterli olmayacağını gösterdi, ki bu gerçeği ilk fark edenler de yine bizzat kendileri oldu. Maocuların son beş yıllık performansı ise kırlarda gösterdikleri devrimci beceriyi kentlerde göstermeye en azından şimdilik hazır olmadıklarını ortaya koyuyor. Oysa birçok tarihsel ve toplumsal gösterge 21. Yüzyılın belirleyici mücadele alanının kentler olduğuna ve olacağına işaret ediyor.*

Kaynaklar

    • Mahendra Lawoti & Anup K. Pahari (derleme), The Maoist Insurgency in Nepal – Revolution in the Twenty-first Century, Routledge, Special Nepal Edition, 2010.
    • Hisila Yami, Dünyanın Çatısında Devrim: Nepal’de Halk İktidarı, www.sendika.org/2005/11/dunyanın-catisinda-devrimnepalde-halk-iktidari-hisila-yami/
    • Jagat Basnet & Dr. Jagnnath Adhikari, Land Issues in Nepal, www. landcoalition.org
    • Rapor (adsız), Land Commitments in Nepal’s Peace Process, www.cartercenter.org/nepal-land-062012-en
    • Prachanda (söyleşi), Red Flag Flying on the Roof of the World, www.revcom.us/a/v21/1040-049/
    • Prachanda (söyleşi), Prachanda interview: Full transcript, newsbbc.co.uk/2/hi/South_asia/4707482.stm
    • Prachanda (söyleşi), Exclusive Interview with Prachanda, Maoist leader, www.hindu.com/thehindu/nic/maoist.htm.
    • Seçim sonuçları ile ilgili rakamlar ve yüzdeler Wikipedia’nın Nepalese Constituent Assembly Election 2008 ve Nepalese Constituent Assembly Election 2013 başlıklı maddelerinden alınmıştır.

** 2012’de başka ve küçük bir Maocu partiyle birleşen NKP(M)’nin yasalcı kanadı bu seçimlere Birleşik Nepal Komünist Partisi (Maoist) –BNKP(M)– adıyla girdi. NKP-M adı ise yine 2012’de parti içindeki bölünmeden sonra gerekirse yeniden Halk Savaşına başlamak pahasına partinin orijinal taleplerinin bir an önce yerine getirilmesini isteyen ve seçimleri boykot eden kanat tarafından korundu.

**** Nepal Komünist Partisinin parçalanmış gruplarından ikisinin 1991’de birleşmesiyle kurulan komünist gruplardan NKP(BML), Maocuların 2008’deki seçim zaferine dek geleneksel olarak Kongre Partisi’nin (az farkla) ardından ülkenin ikinci büyük partisi olagelmişti. 2013 seçimlerinde Maocuların uğradığı ağır oy kaybından sonra partinin Nepal siyasetindeki geleneksel yerine döndüğü görüldü.

****** Devrimci ya da isyancı ordularda yer alan askerlerin resmî orduya katılmaları, hem sivil hayata uyum sağlaması zor potansiyel istikrarsızlık kaynağı eski savaşçıları pasifize/rehabilite etmenin etkili bir yolu, hem de silah bırakan tarafa bir güvence oluşturmak üzere, eski rejimin başlıca baskı aygıtı olan orduyu tarafsızlaştıracak “demokratikleştirici” bir önlem olarak görüldüğünden, yenişmezlikle sonuçlanan birçok iç savaş sonrasında uygulanmış bir yöntemdir. Ancak bu çözümün beklenen faydaları sağladığı pek görülmemiştir.

******** Maocuların iki kanadı arasındaki çekişme acı ve yoğun bir şekilde sürüyor. Seçimlerden 20 gün öncesinde biten iki haftalık bir gezi yaptığım Nepal’de, radikal kanadın (NKP-M) âcil önceliğinin yasal kanadın kitle gücünü kırmak olduğunun halkta yaygın bir inanç olduğunu gördüm. Gazetelerde (İngilizce) seçimlerde açıklanmış politikası boykot olan NKP-M’nin aslında eski yoldaşlarının yönetimindeki BNKP(M)’ye bir seçim hezimeti yaşatmak üzere alttan alta Maocuların başlıca rakipleri olan Kongre ve NKP (Birleşik Marksist Leninist) adaylarını desteklediğine ilişkin haber ve yorumlardan geçilmiyordu.

********* 21. yüzyıl (2008 yılı) itibariyle dünya tarihinde ilk kez dünya nüfusunun çoğunluğu kentlerde yaşamaya başladı. (Birleşmiş Milletler açıklaması, Urbanization: A Majority in Cities, www.unpfa.org/pds/urbanization.htm) Bu durum, başta Maoculuk olmak üzere klasik devrim stratejilerinde köklü gözden geçirmeler gerektirdiğini düşündürüyor.

******* Bunu söylemek hiçbir şekilde kent-kır çelişkisinin ya da “toprak sorununun” geleceğin mücadelelerinde önem taşımayacağını söylemek değildir. Tam tersine, doğaya karşı giderek şiddetlenen kapitalist saldırının sonuçları olan süregelen ekolojik kriz ve yakınlarda başlayıp şiddetleneceğinin işaretlerini veren yeni gıda krizi, (aslında tek ve temel bir meselenin iki yüzü olan) bu iki konunun şimdiye dek olduğundan da yakıcı ve âcil çözüm gerektiren sorunlar olarak daha da öne çıkacağını gösteriyor. Bu tespit, sadece, çağımızda kırların kaderinin her zamankinden daha da fazla kentlere bağlandığı ve toprak meselesinde nihaî kararın da kentlerdeki mücadelelerin sonucuna bağlı olarak verileceği anlamına geliyor. Gezi Parkı eylemleri de nihayetinde kentte yaşanan bir “toprak meselesinden” patlak vermemiş miydi?

 
 
 
 
 
 

 

 

Okunma 9259 kez