logored

Meğer Patrona Halil de “Faiz Lobisi”nin Adamıymış!

Yazan

 Meğer Patrona Halil de “Faiz Lobisi”nin Adamıymış!

Tarih yazımına devletli akademik katkılar

Aycan Epikman

İstanbul’da isyan olur da Patrona Halil anılmaz mı!

1730’da İstanbul’da, Patrona Halil’in adıyla anılan devrimciler yaklaşık iki ay iktidar odağı olmuştu. Lale Devri denilen şatafat ve yozlaşma yıllarının içinde patlayan bu devrimci dönem, Türkiye tarihinin kanlı ama muzaffer örneklerinin başında gelir.

Mirası devrimci bellekte hakkıyla yer etmemiş bu önemli devrimciyi, bir kez daha gündeme getiren olaylar aslında onun tarihsel rolünün ne olduğunun da göstergesi. Hayırla yâd edenler de, şerle yâd edenler de Patrona Halil’i hatırlatarak iyi ediyorlar.

Gezi Ayaklanmasının gençlerinin Patrona Halil adındaki atalarını bilmesi gerek. Yarına, Patronalılar gerek.

Patrona Halil’i biz unutabiliyoruz, ama ezenlerin hatırlatıcı görevlileri bu kâbusu her vesileyle yeniden yaşatıyor. Ezilenlerin merkezdeki isyanından korkanların aklına haklı olarak ilk gelenlerden biri Patrona Halil adındaki “hamam tellağı” “serseri”dir. Bir hamam tellağının belindeki peştamalı sancak yaparak saltanatı sallamasıdır olay!

İstanbul’da Müslümanların hâkimiyeti döneminin ilk ve tek muzaffer devrimcisi Patrona Halil’in, Gezi Ayaklanmasının daha ilk günlerinde, devrimci görüşlü yargıç Orhan Gazi Ertekin tarafından anılması Gezi Ayaklanmasının hedefini göstermesi bakımından işlevliydi.1 Gezi’yi, Patrona Halil’in ayaklanmadan devrim aşamasına geçmiş örneği bakımından ele almak devrimci bir tutumdu. Patrona Halil, İstanbul’da bir devrim yapmıştı. Gezi Ayaklanması, İstanbul’un merkezinde başlayacak bir devrimin mümkün olduğunu gösterdi.

Gezi günlerinde Patrona Halil, sadece ezilenlerin tarafında olanlar tarafından anılmadı. Muktedirlerin entellektüel teknisyenleri, olmadık her vesileyle olduğu gibi, Gezi vesilesiyle de bu büyük devrimcinin mirasımızdaki yerini tazelemede katkılarını esirgemediler! Bunlardan biri Atlas Tarih Dergisindeki bir yazıydı.

Gezi Ayaklanması atmosferini değerlendirmek isteyen Atlas Tarih Dergisi, İstanbul ve isyan söz konusu olduğunda bir tarihçinin ilgisiz kalamayacağı Patrona Halil Ayaklanmasını malzeme etmiş. Dergi, muhtemelen NTV Tarih’in başına geleni yaşamamak için temkinli olmayı seçmiş ve İstanbul’da ayaklanma denince akla ilk gelen örneği, Patrona Halil’i, ezenlerin tarihçilerine yazdırmış.2

Dr.” olduğunu öğrendiğimiz Hakan Yıldız, Patrona Ayaklanmasını, Gezi Ayaklanması günlerinde bir kez daha işletildiğine tanık olduğumuz kadim bir mantığı devreye sokarak anlamayı öneriyor. Bu, aslında, tarih ile gün arasındaki bağlantıyı da gösteriyor. Patrona Halil, birbiriyle taht kavgası yürüten devletlinin hiziplerinden birinin kullandığı bir figürdür ona göre. Ezilenin kendi omuzlarında kendi başını taşıması ne mümkündür!

Gezi’de olduğu gibi, Patrona İsyanında da, gizli mihrakların iktidarı gasp etmesine izin verilmemiş ve devletin bekası bir kez daha kurtulmuştur!

Ertekin’in de dikkat çektiği gibi, Türkiye’de tarihin egemen klikler arası mücadeleden başka bir şey olacağına aklı kesmeyenlerin ezilenlerin bağımsız hareket edemeyeceği anlayışında temelini bulan bu yaklaşıma göre, ezilenler olsa olsa egemenlerin kendi aralarındaki çatışmaların basit aletleri olabilir. (Biliyoruz; bu anlayışın Marksizm içindeki izdüşümüne göre, ezilenler Aydınlanmayla aydınlanana kadar kendi kafalarında kendi fikirlerini taşıyamazdı. Bu tarihten itibaren Marksizmin yol göstericiliğinde kendi bağımsız fikir ve eylemleriyle tarih sahnesine çıkmışlardır. Ama bu yer, tabii, bu meseleleri konuşacağımız yer değil.)

Hakan Yıldız’ın Patrona Halil Ayaklanması anlatımı, Tayyip Erdoğan’ın Gezi Ayaklanması anlayış ve tutumuyla bire bir örtüşüyor. Gezi nasıl ve niçin patladıysa Patrona Halil isyanı da o şekilde patladı. Ve Gezi’yi nasıl ve ne şekilde bastırmak gerekiyor idiyse, Patrona’yı da öyle bastırmak gerekiyordu. İsyanın ilk günlerindeki kararsızlığı anlatan yazara göre, “Halbuki asiler, padişahın otoritesini hissettirecek korkusuz, sert, kararlı bir komutan ve eldeki kuvvetlerin derhal müdahalesiyle dağıtılabilirdi”. Tayyip Erdoğan, başta kararsız kalmış ve yurtdışı programını bir nefeslenme fırsatı saymış, ama dönüşte, devlet otoritesini hissettirecek korkusuz, sert ve kararlı bir tutumla Gezi’yi dağıtmayı başarmıştı.

Yazar, Patrona Halil’in, “Osmanlı Devleti’nde Batılılaşma ve çağdaşlaşmanın ilk yeşermeye başladığı ‘Lale Devri’ni sona erdiren baldırı çıplak bir serseri ya da çağdaşlaşma adına manevi değerlerinden uzaklaşmaya başlayan devleti ve halkı, yeniden dini-muhafazakâr kimliğine kavuşturmayı başaran bir halk önderi olarak” anlatıldığını, ama gerçeğin bu anlatıma uymadığını iddia ediyor. “[E]ldeki bilgi ve belgelere göre” –diyor–, Patrona Halil, “ne yeniliklere karşı çıkan başıbozuk bir serseri, ne de modernleşme adı altında yok edilmeye çalışıldığı iddia edilen İslamiyete sahip çıkan bir kahramandır”. Patrona Halil, “on yılı aşkın süredir devlet idaresini elinde tutan Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın yıpranan yönetimine son verip sınırsız nimetleri olan iktidarı ele geçirmek uğruna bir ölüm-kalım mücadelesine girmiş olan asker-bürokrat yöneticilerin; siyasi, iktisadi sıkıntılar ve haksızlıklardan bunalmış asker-sivil grupları mevcut iktidara karşı ateşlemek için kullandıkları karizmatik bir figürdür”.

Devletinin tarihçisi, öldüğünde, Hollandalı ressam K. V. Moor’un isyan günlerinde yaptığı tablodan anlaşıldığı kadarıyla, “35-40 yaşlarında olan” Patrona Halil’in yaşamına sığdırdığı bilinen üç isyanın da, onu, Osmanlı’nın her bölgesinde ısrarla kullanan devlet adamları tarafından yönetildiğini ileri sürüyor.

Halil’in bilinen ilk isyanı, çalıştığı Patrona gemisinde patlar. Lakabını da buradan alır. Bu isyan başarılı olamaz. Yazar, cezası kesin idam olan bu suçtan Halil’in, son isyanda “Kaptanıderya Damat Abdi Paşa olacak” Abdi Kaptan’ın himayesiyle “bir şekilde” kurtulduğunu yazar. Öyle ya, elbet bir kullanan vardır! “Eldeki bilgi ve belge”ye göre mi konuşmaktadır devletinin tarihçisi? Ne gezer; işkembesi ona yetmektedir!

Patrona Halil, devletlinin takibi ve kullanımından “kurtulamaz” ve bu isyandan sonra, yine kendine vazife çıkaran devletinin kulunun ifadesiyle “bir şekilde” Niş’te yeniçeri olur.

Patrona burada da isyan çıkarır. Fakat, “eldeki bilgi ve belge”ye göre fikir beyan eden devletinin yazarı, bu isyanda Halil’in devletlinin hangi kanadı tarafından nasıl kullanılmış olduğunu anlatmayı ihmal etmiş!

Nitekim, isyancılar, “kısa sürede devlet otoritesini ortadan kaldırarak bölgede duruma hâkim oldu”. İsyancılar, ilk “başarılarından cesaret alarak, padişahı tahttan indirmek için payitaht İstanbul üzerine yürümeye bile karar ver”mişken, birilerinin bu işte eli olmaması düşünülemezdi!

Neyse; Halil, bu isyanın da başarısız olması üzerine “takibattan kurtularak bu defa da kaçmayı başardı”. Muhakkak birileri tarafından “bir şekilde” himaye görmüştür!

Ama işkembesi devletine biat ruhuyla doldurulmuş Hakan Yıldız, kendinden önceki onlarca hizmetli gibi, yılmaz! Patrona bu kez de dönüp dolaşıp, kendini kullandırmanın merkezine, İstanbul’a gelecektir. Avantür Yeşilçam veya bildik anti-komünist Hollywood filmlerinin senaryo yazarları edasıyla, “Patrona, karizmatik özelliklerini kullanabileceği yeni güç oyunlarının içinde olabilmek için zemin de yokluyordu” diye kalem oynatıyor niyet okuma doktoru!

Devletinin yazarı, yaklaşımından saf okurun şüphe duymasına neden olacak cümleler kuruyor: “Muhtemelen” diyor, kendini kullandırmak amacıyla, “Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın damatlarından Kaptanıderya Kaymak Mustafa Paşa’nın adamlarıyla tanışmış ve paşanın himayesine girmişti. Mustafa Paşa gibi üst düzey bir devlet adamının asi ve katil bir sabıkalıyla irtibata geçerek koruma altına alması, onun Sadrazam İbrahim Paşa ve diğer rakiplerine karşı verdiği iktidar mücadelesinde yakında eyleme geçeceğine ve bu amaçla elini kuvvetlendirmek istediğini göstermekteydi.” Bunları nereden uyduruyor; “eldeki bilgi ve belgelere göre” mi? Ne gezer! Aynı yerden sıkıyor. Bu kez, “muhtemelen”le başlayan bir durum, kesin yargıyla bitiriliyor. Bilgi ve belgenin eksik kaldığı yeri fanteziyle tamamlamak da bilimsel metodolojiye dâhil ne de olsa! Devletinin yazarının beyni ne işe yarayacak.

Fakat Patrona, kendini kullandırmada sınır tanımıyor bir türlü: “İlginçtir ki Patrona, sadece Mustafa Paşa’yla irtibatta değildi. Daha önce Tersane’de hayatını kurtaran ve o sırada hem padişahın damadı hem de Divan’daki vezirlerden biri olan Abdi Paşa ile de görüşüyordu.” Aynı anda rakip ülkelerin casusluğunu yapanlar gibi!

Hep işkembeden atacak değil ya devletinin yazarı; bir adet de nazarlık niyetine belgeli laf etsin! Nitekim, Patrona’nın ölümlü bir olaya karıştığını ve aldığı idam cezasının infazının Kaymak Mustafa Paşa’nın müdahalesiyle kaldırıldığını yazıyor. İşte, şüpheli bir durum: Konuyla ilgili kaynaklar, Patrona’nın hakikaten, bu olaydan başını, nasıl olduğu anlaşılmayan “bir şekilde” kurtardığını söylemekte. Doğruya doğru, Patrona ile ilgili olarak, “eldeki belge ve bilgi”lere dayanan tek şaibeli olay bu.

Devletinin tarihçisi, devam ediyor. Patrona sonunda son isyanına gelecektir. İsyan için, birtakım kişilerce, “Patrona Halil ve diğer elebaşılara gereken talimatlar(ın) verildi”ğini yazıyor. “Eldeki bilgi ve belgelere göre” mi konuşuyor? Ne gezer; daha önce konuştuğu yerden!..

Olayların hızla geliştiğini aktaran tarih görevlisi, devletin tıpkı Gezi’de olduğu gibi tereddütle geçirdiği günleri yazıklanarak anıyor. Kararlı olunsaydı en başta dağıtılabilirdi! Devlet, sonunda, çok günler geçtikten sonra da olsa, devletliğini yani “otoritesini hissettirecek; korkusuz, sert, kararlı” davranışı gösterecek ve bu isyan da ezilecektir.

Devletinin tarihçisi, Patrona’nın hem yüksek katlardaki iktidar mücadelesinin piyonu olduğunu kesin bir kanaatle söylüyor, hem de bazı eylemleri için, “eldeki bilgi ve belgeler” dışında, “muhtemelen” diyebiliyor, “isyanın asıl organizatörlerinden aldıkları talimatla padişahın dağılmaları yönündeki emrini reddettiler”.

Fakat her ne ve nasıl oluyorsa, isyanın ikinci gününden itibaren “ulema, bu kargaşa ve korku ortamını iyi kullanarak sarayda duruma hâkim oldu”. Bu ulema, yanlış anlaşılmamalıdır; Patrona’nın patronlarını da idam ettiriyor! Yani, gerçek patronlar kolaylıkla harcanırken piyonlar iktidarı paylaşıyor! “İsyanın gizli lideri (Kaymak) Mustafa Paşa, iktidarı elde etmesine ramak kala sadrazam için kazdığı kuyuya” düşecektir. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile damatları Kethüda Mehmed Paşa ve Kaymak Mustafa Paşa sarayda hapsedilmelerinin ardından idam edildiler.

Bu nasıl bir isyandır; gizli liderleri en büyük hedefiyle birlikte idam ediliyor, bu arada hemen birkaç gün içinde yeni liderlik olarak ulema sivriliyor. Açıklama basit: Patrona kendini kullanacak patronları ne yapıp edip bulmakta mahir!

Devletinin tarihçisi, her piyasada bol rastlanan bir şeyi yapıyor ve tarihsel gerçeklerle uydurmaları aynı cümle içinde anıyor. Patrona ve arkadaşları, “devlet makamlarına liyakatsız kişilerin rüşvetle atanmasına göz yumuyorlar”mış. “Bilgi ve belgeye göre” mi? Hayır tabii; malum yerden! Rüşvet iddiasını, Patrona’nın en aşağılık düşmanları bile açık bir tereddütle ileri sürebiliyor. Yazar sıfatı taşıyacak ve aynı zamanda Patrona’nın ezeli düşmanı da olan hiçbir kaynak, onun rüşvet ve yolsuzluğa bulaştığını yazmıyor. Devletinin tarihçisi ise, sakin sakin yazabiliyor bunları! Sanki rüşveti veren dedesi.

Peki, buradaki tarihsel gerçek nedir? “Eldeki bilgi ve belge”ye göre, Patrona ve devrimci önderler, “liyakatsız kişileri”, yani devletle ilgisi olmamış sıradan arkadaşlarını, örneğin Sırp veya Rum asıllı bir lokantacı dostlarını, yetkili makamlara atama konusunda nüfuzlarını kullanıyor.

Peki, Patrona Devrimiyle ilgili tarihsel gerçekler nasıl ifade edilebilir?

Öncelikle, bu hareketle ilgili iki ciddi eserin varlığını anmak gerekir. Bunların biri, isyan zamanında yazılmış ve Abdi Tarihi adıyla bilinen yazarı meçhul eser; ötekisi, Münir Aktepe’nin Patrona İsyanı’yla ilgili doktora tezidir. Bu eserlerin ikisinde de müşterek birtakım değerlendirme ve bilgiler yer almaktadır. Reşad Ekrem Koçu’nun eseri ise, basit dedikoduları gazeteciliğe özgü sansasyonel tarzda dile getirmesiyle dikkat çekiyor.

Patrona Halil ile Muslu Beşe, Emir Ali, Çınar Ahmed gibi önderlerin, daha önce başka yerlerde de faaliyetleriyle dikkat çeken gezgin devrimciler olduğunu anlıyoruz. Devrimciliği yaşam biçimi edinmiş oldukları anlaşılıyor. Tarihin bazı dönemlerinde böyle birey tipleri ortaya çıkmaktadır. Osmanlı’nın, Celali isyanlarını bastırarak kırlar ve taşradaki nüfus üzerinde kontrol sağladığı ve artık-nüfusun büyük kentlerde biriktiği bir dönem olan bu yıllar, gezgin bir asi veya yarı-devrimci tipini yaratmış görünüyor.

Patrona’nın devletin bazı ileri gelenleriyle ilişkilerine dair karşı-kanıtları elbette ileri süremeyiz. Çünkü, bu konuda “elde bilgi ve belge” yok. Ancak birtakım çıkarsamalarda bulunabiliriz. Bu, çıkarsama değil, kesinlemelerde bulunanlardan kategorik olarak farklı bir tavırdır.

Bazı devletlilerle ilişki içinde olsa bile, Patrona’nın “kullanılan bir figür” olmayı aşan eylemler yaptığı açıktır. Giriştiği eylemlerin, devletlilerin kursağına oturan cinsten cüretkâr olduğu ve ilk isyanıyla ilgili net bilgi olmamakla birlikte, Niş’te içinde olduğu isyanın, devletin iç hesaplarıyla anlaşılmayacak ölçüde kesin devrimci nitelikte olduğu ortada. Bir bölgede başarılı olan isyancılar, İstanbul’a yürümek istiyorlar! Bu cüret, devlet terbiyesinden geçmiş hiçbir Allah kulunda kalamayacak bir vahşilik, yabanıllık ister.

Patrona’nın halk arasında, gaibten haberler verebilen biri olduğu inancının yaygın olduğu yazılıyor. Gayet güzel ve etkili bir hitabetinin olduğu ve ayaklanan kitleleri sevk ve idarede çok yetenekli olduğu belirtiliyor. Bu, onun basit bir maşa olmaktan öte, kendine inancı son derece yüksek bir devrimci olduğu izlenimi veriyor. İsyanda halk, önderlere, “serdengeçti ağalar” lakabı takıyor.

Patrona ve arkadaşlarının, hiçbir devletlinin havsalasının alamayacağı işlem ve önlemleri var. Zindanları hemen ilk bir-iki günde boşaltıyorlar. Bu, birbiriyle çatışan devletlinin göze alabileceği cinsten bir işlem olamaz. Lüksü yasaklıyorlar, şatafatlı binaları yıkıyorlar, zenginlerin mallarını müsadere ediyorlar. Bu önlemlerin tamamının “doğal” olarak, Patrona’yı “kullananları” hedefleyeceği açık değil mi? Devrimciler, yağmaya kesinlikle karşı duruyorlar; paraya el sürmüyor, devlet yetkisi almıyor, ancak kontrolleri altında olabilecek bazı kimselerin çeşitli mevkilere gelmesine önayak oluyorlar. Patrona’nın yeni padişahın tahta çıkış törenine belde kılıç ve yalınayak katılması, simgesel ve fiili olarak, onun kesin ve net bir devlet-dışı tutum içinde olduğunu gösteriyor. Osmanlı’nın altı yüzyılında böyle başka bir örnek bulunmuyor.

Bunlar ne anlama geliyor? Eğer gerçekten devletliden bazılarıyla ilişkiler içindeyse bile, konjonktürün, Patrona’nın bunları aşmasını zorunladığını söylemekte hiçbir sakınca bulunmuyor. Uyduruk tarih yazımları bu gerçeği örtmeye yetemez.

Patrona’yla ilgili eleştirimiz ne olabilir? Bilincinin ve iktidar ufkunun zayıf olduğu, karşılaştığı devlet olanağı karşısında ne yapacağını bilemez halde olduğu söylenebilir. Ama, iktidarı zaptetmeye girişen hangi devrimci, sonradan bakanın “tanrı konumu”nun avantajıyla görebildiği bu duruma, hazır oldu ki? Tarihin en bilinçli protagonisti Lenin bile, iktidara hazır olduğunu söylerken, yoldaşlarına delirmediğini kanıtlamak zorunda kalmıştı. Üstelik, iktidarı ele geçirdiklerinde bu bilinçli devrimciler ne yapacaklarını bilemediler ve Batı’da başarılı devrimler beklediler uzun süre…

Gezi Ayaklanmasını Patrona Halil Devrimine benzetmek, ikisinin de birtakım egemenlerin oyuncağı olmadığını vurgulamak bakımından yerindedir.

Patrona Halil Devrimi ve 1807’de meydana gelen Kabakçı Mustafa hareketinden sonra, İstanbul merkezinde, aynı kategoriden sayılabilerek cereyan eden ilk hareketti Gezi. Bu anlamda, Gezi’nin Patrona’ya bağlanması ve düşmanlarımızın yazıcılarınca da Gezi ile Patrona’nın imgesinin birleştirilmesi sadece alkışlanır.

Gezi Ayaklanmasının güncellenmesi, günümüzün gerçekçi devrimci hayalidir. Devletinin yazarlarının da, Tayyip Erdoğan’ların da aklı kesinceye kadar, devletlideki tepişmeden bağımsız ezilen hareketi yaratmak için durmamak… Gezi Ayaklanmasını Patrona Halil Devrimi türünden bir devrime götürmek ise şu an için bir hayaldir. Kerim Korcan’ın devrimci ifadesiyle, ancak “Patronalı” kuşaklar bu hayali gerçek kılmaya girişebilir.

1 http://www.radikal.com.tr/radikal2/insaat_ve_gaza_karsi_patrona_halil_hareketi-1136709 (9 Haziran 2013)

2 Hakan Yıldız, “Sarayı Titreten İsyancı”, Atlas Tarih, Sayı: 21, Ağustos – Eylül 2013.

 

 
 

 

Okunma 10029 defa
Bu kategoriden diğerleri: Yeni-HDP: Olmayacak dua veya simya »
Apertura de cuenta bet365.es