IŞİD’i Frenk Burjuvazisiyle Dövmek

Yazan

66-3

 

 

Marksizmi, 18-19. yüzyıl hümanizmini içererek aşmış, doğrusal biçimde bu hümanizmin en ileri aşaması olarak kabul eden konvansiyona dahil değiliz. Devrimci çıkış için her zaman önemli bir zemin olan Orta Doğu'da solun içinde bulunduğu etkisizlik halinin, sol tarafından tekrarlanan dogmatik doğrucu kalıplarla giderilebileceği zannediliyor. Solun pozitivist ideolojik anlayışı değişmediği sürece politik ve pratik tekrar da devam edecektir.

Marksizm, bilim-felsefe-politika düzeylerinden oluşan bütünsel yapısına, bu üç düzeyi de tasallutu altına almış olan İnsan kategorisine yaptığı yıkıcı saldırısıyla ulaştı. 1848 tarihli Komünist Manifesto'dan beri biliyoruz ki tarih insanın değil, ezilen ile ezen arasındaki mücadelenin tarihidir. Yine Marx'ın büyük eserinden biliyoruz ki Tarih, İnsansızdır. Marksizmin İnsan kategorisine dönük bu ilga girişimi, Louis Althusser'le teorik tutarlılığına kavuşarak bilim-felsefe-politika bütünlüğünde yeni bir yol açtı.

Althusser, Marx'taki kopuşu teorik ve mantıksal sonuçlarına ulaştırma uğraşında geri alınmaz iki müdahalede bulundu. Tarih öznesiz ve ereksiz bir süreçtir ve ideolojilerin tarihi yoktur. Birbirlerini tamamlayan bu iki teorik açıklamadan sonra ya İnsanı ve Aydınlanmayı Marksizmin temel kategorileri kabul edip bunun mantıksal sonuçlarına uzanacağız. İnsanı Marksizme içkin kabul eden bu teorik yaklaşımda, İnsanın Ortaçağ'ın kirinden pasından kendi kendisini kurtarışının hikâyesini, benim kabem insandır düsturuyla anlatıp duran Aydınlanma ideolojisi benimsenecek ve böylece yine mantıksal bir kaçınılmazlıkla liberalizmin engin alanına adım atılacaktır. Ya da Althusser'in, Marx'ın eserinden söküp çıkardığı teorik anti-hümanizme kendimizi mahkûm edeceğiz. Marksizmin herhangi bir tarihselci kurtuluş ideolojisi olmaması anlamında bu teorik mahkûmiyet zorunlu.

Teori ve Politika'nın amentüsü biçimindeki bu giriş Kobanê direnişiyle birlikte solda, IŞİD'i ideo-politik olarak şeytanlaştırma pratiğinde tırmanışa geçen Uygarlık-İnsanlık çağrılarıyla ilgili olarak tekrarlandı.

Kobanêden önce, başka tarihsel bir örneğe gitmemiz gerekiyor. Metin Kayaoğlu'nun " ‘Barbar’ ve ‘İnsanlık Düşmanı’ IŞİD'e Karşı Uygar ve İnsancıl Solculuğun Tadını Çıkarmak” yazısında anlattığı Stalingrad'a.

Verili bilgilerimiz dahilinde ezilenlerin ezenlere karşı en kudretli karşı koyuşunun adı olan Sovyetler Birliği, Komünist Manifesto'dan yüzyıl sonra, II. Dünya Savaşı'nın ideolojik alandaki yıldırıcı sonucu olarak Batı'yla İnsan kategorisi üzerinden ittifaka yöneldi. Hangi kaçınılmaz politik nedenlerle böylesi bir ideolojik ittifaka katıldığından bağımsız olarak teorik düzlemde düşünüldüğünde, Marx'ın Aydınlanma’dan kopuşundan yüzyıl sonra, Marksist politik bir özne olarak Sovyetler Birliği liderliği, yirmi milyon insan vererek kazandığı zaferi, ideolojik düzlemde, İnsan'lık namına Batı'ya sunuyordu. Sovyetler Birliği, ezenlerin uygarlığından kopuşun en görkemli adıyken, II. Dünya Savaşı sonrasında bu uygarlığa bağlanmanın adı oluyordu. Açılan İnsan'lık kapısından içeriye nelerin girdiğini sonuçlarıyla birlikte biliyoruz.

IŞID'in yıldırıcı saldırısı karşısında Türkiye Solunda "Ortaçağ karanlığından çıkıp gelen barbar IŞİD" tanımlaması, bu alana hemen damgasını vurdu. Ortaçağ ve barbarlık saldırıyorsa sığınılacak kale bellidir: Batı'nın kurşun geçirmez zırhı olarak Aydınlanma. Öyle ya, Aydınlanma uğrağı sosyalizme en yakın noktaydı. Oradan geçmeyen, onun erdemleriyle bezeli olmayan bireyin ve toplumun sosyalist olması imkânsızdı. Burada sıralı, mantıklı bir dizgedir söz konusu olan. Madem IŞİD ve Ortaçağ saldırıyor, Aydınlanma ve İnsan hemen namluya sürülmeli. Bu durumda politik Marksizmin kan ve barut kokan yakın tarihi zorunlu olarak yok sayılacaktır. Troçki'nin acımasız Kızıl Ordu'su, Çin Devrimi'nin dehşet saçan pratiği, Güney Amerika'dan Uzak Asya'ya, Afrika'dan Arap coğrafyasına kadar serpilmiş olan kıyıcı Marksist gerilla hareketleri, Pol Pot'un insanlığa karşı suçları, büyük insanlığın yarattığı uygarlığın yolundan sapmışlar olarak zaten bir daha zuhur edemezlerdi. Şükürler olsun ki artık yüzümüzü Batı karşısında kızartacak yanlışımız yok!

IŞİD Ortaçağ kalıntısı bir barbarsa, bizim payımıza da Avrupai solculuk mu düşecek? Aydınlanma değerlerini kemirdiğini iddia ettiği Avrupa sağına muhalefet eden Avrupa solu! Bizde bu türden solun sahipleri zaten var. Kapitalizmden sosyalizme giden kısa yol olarak Cumhuriyetçiliği ve onun bu coğrafyadaki ideo-politik adı olan Kemalizmi işaret eden bir sol. Bu türden solun IŞİD'i barbar, zamanını da Ortaçağ olarak kodlamasında ideolojik, politik ve teorik bir tutarlılık var. IŞİD'e karşı kuşanacakları tek silah elbette biricik uygarlık olacaktır. Daha dün Haziran Hareketi "ilk barikat olarak laiklik" dediğinde, AKP'den korkup 19. yüzyıl Fransız burjuvazisinin bayrağına sarılmış olmuyor mu? Yoksa Fransız burjuvazisi namına ölen yoksulların barikatlarda asılı kalan cesetleri, göğsümüzü kabartarak laikliği savunmamız için yeterli mi? AKP'nin türbanının neyi örtüğünü bilmek için Marksist olmaya gerek yok. Fakat 18. Ve 19. yüzyıl hümanizminin neyi örttüğünü bilmek için Marksist olmak şart.

Yine de haklarını yemeyelim. Laik Marksistler, burjuvazinin büyük insanlığa armağan ettiği değerleri dosdoğru savunmakta biraz tereddüt ediyor. Burjuvazinin bayrağı diyemiyor da burjuvazinin ilerici, devrimci olduğu dönemdeki bayrağı diyor. Uyduruk sıfatlardan medet uman bir zavallılık! Neymiş, burjuvazi ilericilik misyonunu yitirmiş. İlericiyken yarattığı ve büyük insanlığa bağışladığı değerlerin biricik bekçisi artık işçi sınıfıymış!

Laik Marksizm anlayışının ideolojisi, büyük insanlığın ileriye doğru akarken ulaştığı Aydınlanma olacaktır. Devrimci burjuvazinin çağında insan akılla donatılmış ama burjuvazinin ihanetine uğramış. Burjuvazinin tarihsel ihaneti Aydınlanmayı cami avlusunda sahipsiz bırakmış. Şimdi görev, büyük insanlığın hikmetlerle yüklü Aydınlanma ideolojisini tarihsel sahipsizliğinden kurtarmakmış. Şimdi elde biyolojik varlıktan insanlaşmaya geçişin adı olan Aydınlanma varken yapılması gereken bellidir. Aydınlanma üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla birleştirildi mi, insanın politik ve toplumsal varlığı arasındaki boşluk kapanacak, insanlığın ileriye akışı tekrar başlayacakmış.

Hikayeyi bir an için bu haliyle kabul etsek bile ortaya başka bir soru çıkmaktadır. 18-19. yüzyıl Avrupa burjuvazisinin Aydınlanma adındaki ideolojik evreni nasıl oluyor da otomatiğe bağlanmışçasına 21. yüzyıl işçi sınıfının da ideolojisi oluveriyor? Cevap tek kelimeliktir: İnsan! Köleyle efendiyi, işçiyle burjuvayı ve bir bütün olarak ezilenle ezeni yatay kesen bir kategori olarak İnsan. Sıfatsız, büyük harfli İnsan. Köleye, işçiye, ezilene önsel olan İnsan. Burada İnsan, piyasanın ortak değer birimi olarak kullanılan para gibi, tarihte ve ideolojiler alanında, Uygarlık değerlerinin taşıyıcısı biçiminde ortak bir birim olarak kullanılıyor. Eh, Marksizme de Uygarlık değerleri piyasasından uzak kalmış işçilere, bu değerleri taşımak görevi düşüyor: İlk barikat laiklik! Tutarlı ve konforlu. Keyfini çıkartalım.

Ancak keyif kaçıran sadece IŞİD değil. En az onun kadar huzur bozan bir Marksizm anlayışını yansıtan Balibar'ın Althusser İçin Yazılar'da sarf ettiği aşağıdaki cümleleri okuyalım. Görülecek ki 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Halkları Bildirisi ile IŞİD'in cariyeliği ve köleliği kabul eden 2014 tarihli kanunları arasında birincisi lehine bir tercihe yazgılı değiliz. İnsan aklına ve sağduyuya aykırı; değil mi? Peki Tarihten İnsanı kovan Marksizm akla ne kadar uygun?

Balibar, "Üretim tarzı olarak komünizm, gelişiminin her aşamasında (her "evre"sinde) kapitalizmin çelişkilerinin içinde kök salan bir olanaktır: Bundan ne daha fazla, ne de daha eksiktir. Başka bir yaşam tarzı, toplumsal ilişkileri yaşamanın bir başka biçimi ‘egemen evrensellik’e karşı bir başkaldırı olarak komünizm, yalnızca kapitalist ideolojinin değil, her türden ideolojinin tarihinde, her zaman mevcut bir olanaktır. Bu, Althusser'in, ideolojinin ‘sonsuz’ ya da ‘tarihsiz’ olduğu, yani tarih olarak bir ilerleme, bir gelişmeye değil, bir tekerrüre sahip olduğunu belirten düşüncesinin diğer yüzüdür sadece. Böylece bu olanak, (sosyalizm adını aldığı) ‘hümanist’ ahlaksal ve iktisadi ideolojide mevcut olduğu gibi, (‘sapma’ adını aldığı) dinde de mevcuttur" diyor. Burada ifade edilen ideolojilerin tarihsizliğinden ve aynı anlama gelmek üzere ilerici-gerici şablonuna sığmayacakları gerçeğinden kaçamayız. Ya IŞİD'e karşı İnsanı ya da İnsana karşı politik tarihinde Pol Pot'a da yer açan Marksizmi savunacağız.

 

 

 
Okunma 7420 kez