Hacamatçılar Cumhuriyeti

Yazan

Muz Cumhuriyeti, diyorduk. Eksikmiş. Tam adı Türkiye Hacamatçılar Cumhuriyeti’ymiş.

Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye ideolojik ve kurumsal olarak yetmediğini, “Yeni Türkiye”yi kurmayacağını söylüyorduk. Hacamatçılar Federasyonu’nun Afrin saldırısı için yaptığı açıklamayla bu iddiamızın da büyük oranda kanıtlandığını gördük. Hacamatçıların ortalığa dökülerek eyledikleri nümayiş Tayyip Erdoğan’ın ideolojik, toplumsal ve kurumsal irtifasının tam bir fotoğrafıydı.

Günümüz dünyasının, yuvarlak hesap, 18 ve 19. yüzyıllarda atılmış ekonomik, siyasi, ideolojik, felsefi ve bilimsel temeller üzerinde durduğu genel olarak kabul görmektedir. Büyük alt-üst oluşların bu gerçekliği yıkamadığı ek olarak ifade edilmektedir. Biz de şunu vurgulayabiliriz: Hacamatçılar Cumhuriyeti, Kemalizmin 1920’lerin başından itibaren açıp enginleştirdiği tarihsel-kurumsal vadi içinde yuvarlanıyor. Bu tarihsel-kurumsal vadi ideolojik-siyasi krizler ve derin temsil sorunları yaşıyorsa da bir tarihsel nesnellik olarak varlığını sürdürüyor.

Tayyip Erdoğan’ın aşamadığı, aşma uğraşı içinde sınırlarına çarpıp geri düştüğü, işte bu tarihsel nesnelliğin sınırları olarak karşımıza çıkıyor. Ama heyhat; Kemalist tarihsel-kurumsal vadi ise ideolojik-siyasi krizi sebebiyle Tayyip Edoğan’a asılı biçimde varlığını sürdürüyor.

Yaygın biçimde tekrarlandığı için, okunduğunda, ses olarak duyulduğunda beklenen etkiyi yaratmıyor olabilir, ancak egemenlerin dünya çapında da görülen ideolojik krizi, Türkiye ölçeğinde taşınamaz gerilimler üretiyor. Türkiye, Tayyip Erdoğan’ın ideolojik yetmezlik üst-belirleyeninin zorunlu sonucuyla toplumsal olarak ortadan ikiye bölünmüş haldedir.

Toplumu Hacamatçı, Ordusu Terlikli

Tayyip Erdoğan’ın yüzde ellilik toplumsalının ideo-kültürel ortalaması hacamatçılıktır. Camiler, imam hatipler, Kuran kursları, Türgevler, Diyanetler, imamlar, tezsiz-doktorasız doçentler, Mercedesli-altın saatli müteahhitler hacamatçılığın nicel ifadelerinden öteye geçmemektedirler. Evet, Tayyip Erdoğan ideolojik ve toplumsal olarak bu kapana kısılmıştır. Buradan, Türkiye’nin sevk ve idaresi çıkmaz. Buradan sadece ve sadece kriz çıkar. Öyle de olmuştur. Dört yılda Gezi Ayaklanması, 17-25 Aralık olayı, 7 Haziran seçimleri, devrimci öz-yönetim girişimi, 15 Temmuz darbe girişimi gibi sarsıcı marazlar kendini göstermiştir. 15 Temmuz’un yıldönümünde amaçlanan “yerli ve milli şahlanış”, devletin bütün imkânları kullanılmasına karşın gerçekleşmemiş; etkinlikler, Konya/Hıdırlık mesire alanında gerçekleştirilen hallice bir pikniğin ötesine geçememiş, “Dersimli Kemal”in başlattığı Adalet Yürüyüşünün etkisinin yanına bile yaklaşamamıştır. Fırat Kalkanı ilk günden itibaren düşük profilli başlamış, askeri ve siyasi etkisi hızla sönümlenmiştir. Tayyip Erdoğan tarafından varlık-yokluk keskinliğinde sürdürülen anayasa referandumu perdesi, “hayır”ın toplumsal ve psiko-politik üstünlüğüyle kapanmıştır. “Esed” Esad olmuş, “Şam Rejimi” Suriye Devleti’ne dönüşmüş, Halk Bankası etrafında kurulan rant çarkı Amerikan mahkeme mübaşirlerinin diline dolanmış, savcılığını yaptığı Balyoz davası subaylarından özür diler hale gelmiş, Devlet Bahçeli’siz ayakta duramayacağını anlamıştır.

Peki, background’u hurda yığını olan Tayyip Erdoğan, Afrin’den muzaffer bir başkomutan olarak dönebilir mi? Hayır! Eşyanın, hurda yığınının tabiatı Erdoğan’ın zaferini mutlak biçimde yasaklamıştır.

Hurda yığınının temsili ÖSO’dur. CHP’liler haklı olarak isyan ediyor, iç geçiriyorlar: “Mustafa Kemal’in ordusu bunlara mı kaldı!” Mustafa Kemal’in ordusu, savaşa terlikle giden, aylığı 345 Amerikan Doları olan, 350 Amerikan Doları teklif edildiğinde saf değiştireceği kuşkusuz ÖSO’cularla müttefik olmaya kadar düşmüştür. Bakın; Suriye’deki siyasi/askeri aktörlerin yerlerde sürüneni, düşkünü ÖSO’dur. Düşmandır; ama IŞİD savaşkandı. Düşmandır; ama Nusra ideolojisiyle, örgütüyle Suriye’de büyük alanlara hükmetti. Suriye ordusunun Alevi subayları, kafalarına dayalı namlulara inat “Alavi, Alavi” diyerek ölümü karşılıyordu. Nasrallah’ın askerleri “şehitlik” için mevziden mevziye koşuyor. Ve Kürtler… Tarihin yayından fırlamakta geç kalmış elli bin civarındaki hızlı savaşçılarıyla devlet kurmaya cüret ediyorlar.

Haliyle Hacamatçılar Cumhuriyeti’ne de IŞİD kaçkınlarından, Nusra hainlerinden ve mülteci kamplarında yüzlerine konan sinekleri kovmaktan aciz adi suçlular güruhundan oluşan 345 Amerikan Dolarlık ÖSO’cular kalıyor.

Yetmez Ama Daha Fazla Plebleşme

Gazete kupürleri, twitter paylaşımları olarak gündelik hayatın vazgeçilmezleri haline gelen yukarıdaki olgular bize Tayyip Erdoğan Türkiyesinin kesitini vermektedir: Hacamatçılardan, terlikli ÖSO’culardan mürekkep bir plebler rejimi. Tayyip Erdoğan yeni bir Türkiye, yeni bir düzen kuramadı. Kemalistlerin modern bir devlet ve onun etrafında yapılandırılmış modern bir toplum olarak yarattıkları Türkiye Cumhuriyeti’nden geriye bir yığıntı kaldı. Hacamatçıların bile utanmadan çıkıp sahiplenebildikleri bir yığıntı… Bürokrasisi tüccarlara, yargısı KKTC’nin paralı hukuk fakültelerinden mezun AKP’li müteahhit çocuklarına, İslam’ı “kerhanelerden alınan vergiden maaşları ödenen Diyanet imamlarına” emanet bir yığıntı… Ve Tayyip’in plebleri, “inşaat ya resulullah”tan paylarına düşen kırıntılarla huşu içinde bu yığıntının etrafında secde ediyor, tarihsel misyonlarını icra ediyorlar. Kulluk…

 

Okunma 614 defa
Apertura de cuenta bet365.es