Teori ve Politika'nın 77 - 78. Sayısı kitapçılarda! Abonelik veya sayıları edinmek için 'iletişim' sayfamızdaki bilgilerden iletişime geçebilirsiniz.


Teorik-Politika Üzerine

Yazan

Ali Osman Alayoğlu

Teori ve Politika'da, epistemoloji ile ontoloji, bilim/felsefe ile politika, bilgi ile gerçek arasına koyulması gereken epistemolojik engel'e ısrarla işaret edildi. Bütünsel bir yapı olarak Marksizmin tanımlanması için bunun zorunlu olduğu vurgulandı. Bu çalışmalarda politikanın ve özelde teorik-politikanın yerinin ne olduğuna dair saptamalarda da bulunuldu. Ancak bizzat teorik-politikanın kendisine ilişkin söz söylemekten özellikle kaçınıldı. Belirli ayrımları ortaya koymaksızın böyle bir girişimde bulunmak Marksizmin tarihselci yorumuyla flört sonucunu doğurabilirdi.

Politikada hiç kimsenin ayrıcalığının olamayacağı, bilimsel politikanın mümkün olmadığı, 'bilim adamı' olmanın politik bir ayrıcalık yaratmadığı kesin bir şekilde belirlendi ve ısrarla tekrarlandı. Politika ile teori arasına koyulması gereken kategorik ayrım sürekli olarak vurgulandı.

İleride değineceğimiz üzere, Teori ve Politika sayfalarında yer alan tüm bu saptamalar a priori olarak kabul edilmeden politikaya ilişkin yapılacak olan her çalışma zorunlu olarak çifte ontolojist bir sorunsala tekabül eder.

Biz, bu çalışmada, bütün bu belirlemelere dayanarak, 'politika içi' bir inceleme gerçekleştirmeye çalışacağız. An-süreç ayrımı temelinde, kendini an'da vareden politikaya işaret ederek, onun olumsal dünyası dahilindeki teorik-politikanın, dolayısıyla Marksist politikanın mümkün olabilirliğini tartışacağız. Bu tartışmada Yılmaz Öner'in bir başka bağlamda geliştirdiği sistem üzerinden ilerleyerek özellikle Lenin üzerinde yoğunlaşacağız.

Yılmaz Öner'in kuantum fiziğinden yola çıkarak geliştirdiği, kısaca 'olasılıkçı determinizm' diye tanımlanabilecek olan bilim felsefesi, tipik bir çifte ontoloji örneğidir. Ancak, çifte ontolojiyi benimseyen teorisyenlerin çoğunun yaptığı gibi birkaç bilindik sözü yinelemekle yetinmediği rahatlıkla ifade edilmek gereken Öner'in yazdıkları, farklı bir bakış açısından, teorik-politikanın olanaklarına dönük bir şekilde okunduğunda, bir anlamda (Öner'in affına sığınarak) tahrif edildiğinde, elde değerli veriler bırakmaktadır.

Yılmaz Öner'in çifte ontolojik kavrayışının eleştirisi parantez içine alınarak elde edilen olumlu veriler, Engels'in -Marx öldükten sonra- Marksizmi teoride politik savunusunun bir sonucu olan (bu zorunlu bir sonuç değildir ancak Engels'in yukarıda bahsettiğimiz ayrımlar üzerinden ilerlememesinin sonucudur) çifte ontolojik yaklaşımında da mevcuttur. Esaslı çifte ontolojistlerin eserlerinden esaslı teorik-politik veriler elde etmek mümkündür. Hatta birçok kez çifte ontolojistler -politik düzey açısından- Marksizmin bütünsel yapısını ortaya koyanlara, bilimsel çalışmayı öne alanlara oranla daha çok veri elde edilebilir eserler sunmuştur. "Althusseryen bir politika mümkün müdür?" diye soranlar bu olgudan destek almaktadır. Ancak, sözkonusu durum, Althusser'in teorisinin kategorik olarak politikaya olanak sağlamamasından kesinlikle kaynaklanmamaktadır. Aksine, Althusser kendi teorik sisteminin izini sonuna kadar takip edememenin bedelini ödemiş ve çifte ontolojist yaklaşıma prim vermiştir.

Althusser'in 'üstbelirleme'si, Engels'in 'son kerte'si teorik-politika içinde çok ciddi anlamlar taşıyabilmekle birlikte, an ile süreç arasındaki kategorik ayrım üzerinden inşa edilmedikleri için, tarih bilimine halel getirmişlerdir. Althusser, üstbelirlemeyi tarih bilimi içi bir kavram olarak kabul ederek ekonominin ideoloji ve politika (burada bahsedilen politika, toplumsal formasyonun üstyapısındaki düzeylerden biri olarak politika'dır. Marksizmin bütünlüğünün bir parçası olan politika ile ilgisi yoktur) üzerindeki belirleyiciliğini kaldırmış, post-Marksist teorinin yolunu açmıştır.

Engels'in 'son kerte'si de kendi dönemindeki ekonomistlerin politik arenada sürekli ekonominin belirleyenliğini arayarak düştükleri politik zaafiyete dönük olarak, Marksizmin 'politik revizesi' olarak nitelenebilir. Ancak bu revizyonun bedeli ağır olmuştur. Marksizm cephesinde çifte ontolojist yaklaşım önemli bir ağırlığa hep sahip olagelmiştir.

Marksistler, sürekli teori'ye uygun düşmeyen politik gelişmeleri, 'ad hoc' önermelerle teorik hale getirmeye çalışmış, Kapital'e aykırı gerçekleri, Kapital'in sınırları içine hapsetme ya da Kapital'i reddetme yoluna gitmişlerdir. Büyük Sovyet devrimi gerçekleştiğinde, Kautsky devrimin Kapital'e uymadığını düşünerek devrimi reddederken Gramsci 'Kapital'e karşı devrim' diyerek devrimi seçmiş ve Kapital'i reddetmiştir. Her ikisi de aynı sorunsal içinden hareket edip bilim ile politika arasındaki epistemolojik engel'i görememişlerdir. Ama Gramsci aldığı politik tavırla devrimci kalmayı başarırken Kautsky 'dönek' damgasını yemiştir.

Engels'in 'son kerte'si de bu anlamda politikada devrimci kalabilmenin yollarını arayan bir çaba olarak nitelendirilebilmekle birlikte, teorik saldırıdan kurtulması mümkün değildir. Post-Marksistler Marksistlerin bilim ile politika arasındaki kategorik ayrıma işaret etmeyerek geliştirdikleri ad hoc çifte ontolojiyi, teorik tutarsızlıkla suçlayıp reddetmekte gayet haklıdır.

Bununla beraber, yukarıda belirttiğimiz üzere, Engels, Althusser ve Gramsci'nin problemli yaklaşımları, bilim ile politika arasında kategorik ayrım yapılarak teorik-politika dahilinde kullanıldığında çok verimli 'teorik-politik unsurlar' olarak işlev görebilirler. Politika dünyasında gerçekleşen 'teoriye aykırı' gelişmeler "nesneldeki yırtılma!", "yerinden çıkma", "olması gerekenin dışında gerçekleşen" olarak algılanmamak şartıyla anlamlıdır. Benimsenen teorinin, pratiğe denk düşmesi gerekmemektedir. Teoriye pratiğin aykırı olması veya denk düşmesi diye bir durum sözkonusu bile değildir. Bu nedenle mesela Lenin'in işçi-köylü diktatörlüğü'nün teorik-politik bir anlamı da vardır. Lenin'deki işçi-köylü diktatörlüğünün, belirli bir bağlamda tarih bilimindeki 'proletarya diktatörlüğü' olmadığını gösterecek önemli unsurlar mevcuttur.

Çifte ontolojistlerin teorik yaklaşımı dahilinde hareket ederek sonuca varmak mümkün değildir. Ama, Marksizmin politika ayağına sunulan katkı belirli ayrımlar üzerinden anlamlandırılabilir ve anlamlandırılmalıdır. Çifte ontolojist bir yaklaşımla sunulan katkı eksiktir, yeniden okunmaya muhtaçtır. Bu nedenle, çifte ontolojist eserlerin bir başka teorik bakıştan nesne edinilerek okunması meşrudur. Althusser'in de belirttiği gibi, "masum okuma yoktur."

Marksizmin politik ayağına ilişkin ciddi verilerin, Marksizm dışı bir yerden, post-Marksistlerin teorik ürünlerinden elde edilmesini de böyle algılamak gerekir. Üstelik, çifte ontolojist bir yaklaşıma sahip olmayan post-Marksistler teorik olarak da tutarlıdır. Ancak sürecin anlaşılmasını sağlayanlarla (post-Marksistler) Marksistlerin ortak hiçbir paydası olamaz! Marksistler, sürecin determinizmi konusunda hiçbir ikirciklik yaşamaz!

Söylediklerimizi veri alarak, çifte ontolojistlerin politikadaki 'avantaj'ına bir kez daha dönebiliriz. Ayrım yapmamanın doğurduğu zaafiyetin çifte ontolojistlere getirdiği avantaj, ayrımı temel alan ancak tutarlı sonuçlarına ulaşamayan Althusser ve ardılları Balibar, Poulantzas için bir başka anlama bürünmüştür. Özellikle Poulantzas bunun bedelini 'politikaya daha uzak olmak'la, dezavantajla ödemiştir.

"Aristoteles'e göre, Platon siyasal birliğe, bütünlüğe o kadar önem vermiştir ki, siyaseti, siyasal eylemi ortadan kaldırmıştır." [1] Stuart Hall ve arkadaşları da Gramsci'yi Poulantzas karşısında benzer bir konuma yerleştirmiştir. [2] Gerçekten de, bilimsel, 'tutarlı teorik analiz'lere yoğunlaşan Poulantzas'a nazaran Gramsci, olgun Marx'a oranla genç Marx'ın 1844 Elyazmaları, böyle bir politik avantaja sahiptir. "İdealizmin etkin yönünü", bir başka deyişle politik eyleme yol veren teorik-politikayı kaybetmemek isteyen genç Marx'ın çabası da bu nedenle önemlidir, ama sadece bu nedenle! Gerekli kategorik ayrımlar yapılamadığı sürece politik kaygı devrimci kalmayı sağlasa bile ya bilime ya da politikaya halel getirir.

Yukarıda değindiğimiz gerekçelerden dolayı çifte ontolojistlerin eserlerine daha fazla ağırlık vererek teorik-politika üzerine konuşacağız. Yılmaz Öner'in ‘kuantum metafiziği’nde önemli bir yer işgal eden 'belirsizlik kategorisi' bağlamında yaptığı açıklamaları yeni bir okumaya tabi tutacağız. Bu okuma üzerinden Lenin başta olmak üzere bazı Marksistlerin politik yaklaşımları üzerine yoğunlaşacağız.

Lenin'e özel bir yer vermemizin nedeni ise, Marksizmin esaslı temsilcilerinin çoğunun aksine, Lenin’in, politikaya ve onun özelinde teorik-politikaya, çifte ontolojist yaklaşımdan uzak durarak sunduğu katkıdır. Onu, Marksizm dünyasında, ilk bakışta farkedilebilecek bir 'politik deha' yapan ayrıcalığı budur. Lenin politik konuşurken hiçbir zaman teorik (özelde de bilimsel) metinlerin etkisinde kalmamış, bu etkide kalanları da ağır bir eleştiri bombardımanına tutmuştur.

Politika cephesinden kuantum

Sina Güneyli ve Erkan Afacan, hem çevirileri hem de çevirilere yazdığı sunularla, Teori ve Politika sayfalarında, kuantum fiziğinin felsefe tarafından sömürülüşünün net bir resmini bize sundu. Afacan ve Güneyli'nin çeviri ve açıklamalarına dayanarak, birçok Teori ve Politika yazarı bu felsefi sömürüye işaret etti ve 'kuantum metafiziği'ni teşhir etti.

Ancak, kuantum metafiziğinin Marksistler tarafından benimsenmesinde politik bir yön de vardır. Marksistlerin büyük bir bölümünün kuantum metafiziğindeki belirsizliğin ilkeselleştirilmesine heves ve sevgiyle sarılması ve diyalektiğin bilimdeki tezahürünü kuantum metafiziğinde görmesi, (doktriner, işçici dar kafalılık bir yana) politik arenada kendine adım atabilecek imkanı (teorik açıdan) yaratan bir teoriye sarılmak olarak da algılanabilir. Fakat bu 'iyi niyetli arzu', kuantum metafiziğini Marksizmin (ya da Marksist diyalektiğin) fizikteki tezahürü olarak görenleri haklı çıkarmaz.

Bununla beraber, kuantum metafiziğinin politik düzeyde kullanılması mümkündür. Aynı an'da bir taneciğin konumu ve hızını saptayamamaktan, bu teknik yetersizlikten 'bilim düzeyine içsel' bir "belirsizlik" çıkarmak ne kadar 'yanlış'sa, bu belirsizlikten yararlanarak politik düzeyde tanımlama yapmak o kadar 'doğru'dur. Yılmaz Öner'e kuantum metafiziği kavrayışının sağladığı avantaj, kendisinin düşündüğünün aksine, bilim düzeyinde değil politika düzeyinde gerçekleşmiştir.

Teorik-politika bağlamında yeniden okumaya tabi tuttuğumuz Öner'in kuantum metafiziği üzerine kurulu teorisinde, kuantumdaki belirsizlik gerçek bilimin başladığı yer olarak kutsanmıştır: "Kuanta teorisi pürüzsüzü, rahatı arayan biçimci bilim dünyasını öylesine tedirgin etmiştir ki gerçek bilim şimdi başlıyor diyebiliriz"[3] Öner'in dediğinin aksine, belirsizlik bilimin başladığı değil bittiği yerdir. Öner'in tüm sistemine hakim olan 'bilimde nesnellik reddi' kesinlikle reddedilmelidir. Belirsizlikte politika başlar!

Öner'de politika

"Materyalist Zaman" başlığını taşıyan çalışmada zaman kategorisinin materyalist bir yorumunu vermeye çalışırken teorik-politikaya ilişkin Öner'e gönderme yaparak çok genel bir açıklama yapılmıştı: "Öner'in sisteminde bir enlem kesiti ve bu kesitte yer alan (depo halinde bulunan) farklı zamanlar (ritm) vardır, bunlar virtüeldir (yani potansiyel olanak halinde) ama bir tanesi aktüeldir (olandır). Enlem kesitindeki virtüellerin aktüel hale gelebilmesinde entropinin (belirsizlik) rolü vardır. Hatta ritm olarak algılanan zaman, bu virtüllerin aktüele geçişi sırasındaki ritm değişmeleri ve entropinin ölçülmesidir. Müdahale edince (bu daha çok kuantum deneylerinde olur) veya bir kendiliğinden müdahale gerçekleşince aktüelin virtüel hale geçmesi, dolayısıyla daha önceki aktüel olanın arızası ortaya çıkar. Bu arızanın her an olabilme olasılığına ve ne zaman olacağının bilinmemesine de belirsizlik deniyor." [4]

"Materyalist Zaman"da söylenenler, Öner'in özel terminolojisini politika açısından yeniden yorumlamaya dönük bir çabaydı. Yeniden yorumlama, ileride Öner'le aynı terminolojiyi kullanarak yapacağımız saptamalar nedeniyle zorunludur ve Öner'in çalışmaları bağlamında biraz daha geliştirilmeye muhtaçtır. Öner'in terminolojisinde, yukarıda belirtilmeyen ama hayati önem içeren başka terimler de vardır.

"...sistem ÖLÇÜM denen Müdahaleyle ARIZA'ya uğrayınca..." cümlesi "sistem politika denen müdahaleyle politik değişim geçirince" şeklinde tercüme edilebilir. Öner'in sık sık kullandığı "Arıza Şiddeti" ise politikanın yarattığı değişim, politikanın etkililiği olarak bir çevrime uğratılabilir. Bu tercüme dikkate alınarak şu cümle okunduğunda karşımıza politikanın tanımı çıkar:

"Ölçüm [politika], potansiyel düzeyde virtüel (uyuklar durumda) olan bu Ai rejim (bilvesile değer) olanağını FİİLİLEŞTİRME (aktüelleştirme) anlamını taşıyor.

"Hangi olanağın fiilileşeceği elbette fiilileştirmenin Şiddeti'ne [politik gücün kendini ortaya koyma gücüne] bağlı olacaktır." [5] Öner, bu 'süreç'in sonucunda doğan "entropi"den, yani politik sonuçtan da bahseder.

Öner'deki zamanın yapısallaştırılmasına ilişkin felsefi tezler, an içinde ve an'ı karakterize etme bağlamında ele alındığı takdirde politikanın tanımlanması yönünde önemli sonuçlara varılır. An ile süreç arasında yapılan ayrım doğrultusunda Öner'in, an'a, dolayısıyla politikaya belirsizliğin hakim olduğunu ortaya koyacak unsurlara ulaşmamızı sağladığı, politika tanımı yapmamıza uygun malzemeler verdiği belirtilebilir. Belirli bir an'da birçok taktiğin (alternatifin) olduğunu Öner'in çalışmaları aracılığıyla da ortaya koyabiliriz.

Öner, zamanın yapısallaştırılmasına yönelik felsefi tezlerine şu sözlerle başlıyor: "...aynen-yeniden-üretme ilişkisine (yani rejime) potansiyel gerçeklik düzeyinde alternatif bir takım rejimler bulunduğunu tasarlıyoruz." [6] Kuantum metafiziğinin genel mantığına dayanarak belirli bir an'da birçok alternatifin bulunduğunu söyleyen Öner, böylece konjonktürde varolan birçok taktik olanağına işaret etmiş olur. Öner sözlerine değişimin "bir an"da gerçekleşebileceğini vurgulayarak devam eder: "Olay'ın iç-dinamiğine, olayın kendi içinde kendini bir an'da dönüştürebilecek olanaklarına ve bu olanakların bir an'da potansiyel bir bütün olarak davranışına, kısaca Olasılık dediğim Birikim Dinamiği'ne eğilmek gerekecektir." [7] Çok doğrudur, olay kendini süreçte değiştiremez. Çünkü, süreçte olay yoktur.

Öner, politikadaki belirsizliğin, "...rejimin (...) alternatifli, yani kaypak oluşundan ileri geliyor"[8] olduğunu ortaya koyar. "Hangi kıvılcımın (...) yığınların özel uyanışı anlamında yangını alevlendireceğini bilemeyiz." [9] "Somut politik görevler, somut duruma uygun saptanmalıdır. Her şey görelidir, her şey akıp gider, her şey değişir." [10]

Aktüel-virtüel ayrımı

Yaşanan an'da gerçekleşiyor olan aktüel'dir. Virtüeller o politik an'da olabilecek olanlardır. Virtüeller birçok sayıda olabilir ama sadece bir aktüel mevcuttur ve aktüelle virtüel arasına aktüel'in gerçeğin kendisi olması anlamında bir ayrım koymak gerekir. Virtüel de bir gerçektir ancak bu gerçeklik aktüelinkiyle ayni anlamda değildir. Aktüelle virtüeli birbiriyle eşitlemek, post-Marksistlerin tüm belirleme ilişkilerini kaldırarak teoride gerçekleştirdiği 'söylem alanını' bu düzlemde ortaya çıkarır.

"b- Sistem, Potansiyel düzeyde birçok virtüel alternatif rejim olanağından oluşan bir depodur.

"c- Ama aktüel düzeyde bu depoyu, içerdiği virtüel alternatifler arasından aktüelleşen alternatif temsil ediyor; yani sistemi aktüel (fiili) olarak temsil eden rejim, bu virtüel (uyuklayan) rejim olanakları arasında aktüelleşen (fiilileşen) herhangi biridir." [11]

Öner'in de dediği gibi, virtüeller "Zaman enlemine bir Teğet oluşturur." [12] Virtüellerin aktüel hale getirilebilmesi için eyleme geçilir ve 'süreç'e müdahale edilir. Bu eylem başarılı olursa bir virtüel aktüelleşir, dolayısıyla yeni aktüele göre yeni virtüelleri saptamak gerekliliği ortaya çıkar. Teorik-politika bu saptama işlemidir ve bu 'süreç' içinde sonsuza dek kendini vareder.

Lenin, Ne Yapmalı isimli eserinin gecikme nedenini şöyle açıklıyor: "Bu gecikmenin nedenlerinden biri, geçen yılın haziranında (1901), bütün yurtdışı sosyal-demokrat örgütlerin birleştirilmesi girişimidir. Bu yoldaki çabaların sonucunu beklemek doğaldı; çünkü, bu çaba başarılı olsaydı, belki de Iskra'nın örgüt anlayışını biraz farklı bir yaklaşımla açıklamak gerekecekti;..." [13] Lenin'in örgüt anlayışını açıklama tarzında konjonktüre bağlı olarak meydana gelecek olan değişimi vurgulaması, yaşanan bir an'ın yarattığı değişiklikleri gözönünde bulundurması, aktüel hale gelen virtüellere göre açıklama yapmanın gerekliliğini görmesinden kaynaklanıyor. Lenin aktüelleşmeyen bir virtüele işaret ederek, bu virtüelin gerçekleşmesi halinde, farklı virtüellerin gündeme geleceğini ve ona göre yeni 'bir ve aynı an'da kesintiye uğratma (Bu tanımlama Yılmaz Öner'de mevcut, ve teorik-politika olarak yorumlanmaya uygun; ileride açıklayacağız), yani yeni teorik-politik çalışma yapmanın gündeme geleceğini öngörmüştür.

Öner'in yaptığı aktüel-virtüel ayrımı, bizi aktüel olanın determinist bir incelemesine, yani aktüelin nesne edilebilirliğine getirdiğini düşünmek tamamıyla yanlıştır. An içinde, teorik-politika bağlamında yapılan aktüel-virtüel ayrımı aktüele 'daha gerçek olması' nedeniyle nesnel bir incelemenin nesnesi olma hakkını vermez. Bu tarz bir algılama tipik pozitivist (ampirisist idealist) kavrayışın ürünüdür. Tersi ise, 'virtüelin daha az gerçek' olduğu için 'daha' soyut olduğunu ve onun nesne edinilebileceğini düşünmek (bilimsel-teorik anlamda) 'kuramsal idealist' kavrayışın ürünüdür.

"Ai (i=1,2,...) gibi farklı virtüel rejim alternatiflerince Zaman Enlemi üzerinde -zaman uzayında- konumlandırılma, dolayısıyla yapısallaştırılma (...) olanağı olmadığından ve bu yüzden (...) ölçüm anında yapısallaşamadığı için (...) belirsizleşen soyut zaman" [14] sözleri, virtüelin belirsizliğini ilke olarak ortaya koyuyor. Ölçüm, yani politik müdahale anında yapısallaşmayan virtüelin belirsizliğine vurgu yapılıyor. Ancak aktüel olan da ölçüm anında aktüel olmakla birlikte, ölçümden kaynaklı 'etki' nedeniyle aktüel değiştiği için, hiçbir zaman ölçümle yakalanamaz. Dolayısıyla aktüel de belirsizdir.

Öner, belirli bir an'da birçok virtüele sahip olma özelliğini sadece mikro düzeye veriyor. Makro cisimler dünyasında, Öner'e göre, virtüeller olmadığı için determinizm mümkündür. [15] Bu, ampirisist idealist bir yaklaşımdır. Çünkü, makro cisimler dünyasında, an'da varolan aktüelin bilinebileceğini belirtir. Aslında Öner bu belirlemeyi mikro dünya için de kısmi olarak yapar: "Burada, koordinatların obje içindeki potansiyel örgütlenişi, artık bilgi edinen öznenin aşamayacağı bir duvardır, sübjektiflik burada sona erer. Burada objektif olasılık söz konusudur. İşte kuanta olaylarındaki durum budur." [16] Öner'in bahsettiği 'bilgi'yi özne elde ettiği için, 'bilgi' öznel olduğu için duvar elbette aşılmazdır ve ancak "Objektif Olasılık" sözkonusudur. Bu yaklaşım, determinizm açısından hiçbir anlam ifade etmemekle birlikte determinizmin reddidir de. Ancak, bu yaklaşım aynı zamanda, olumsallık dünyasında "determinizm" imkanı yarattığı için anlamlıdır. Teorik-politika bu "determinizm" sayesinde varolma olanağı yakalar. Öner, "Eğer kuanta teorisinde determinizmi hedef alıyorsak -ki alıyoruz-"[17] derken determinizm'i bilimsel determinizm anlamında kullanıyorsa -ki öyle kullanır- olasılığa artık yer olmaması gerekir. Oysa o olasılığı 'gerçek bilim'in temel argümanı sayar. Ama, Öner'in söyledikleri teorik-politikayı ifade eden bir 'determinizm' olarak algılandığında hiçbir sorun yoktur. Aksine bu, yararlıdır.

Öner'de teorik-politika tanımı

Öner'in 'bir ve aynı an' olarak tanımladığı "soyutluk", teorik-politikanın pratik-politikadan farkını ortaya koymamıza yardımcı oluyor, dolayısıyla teorik-politika'yı tanımlıyor: “Peki, ‘bir ve aynı an’ ne demektir? Bu, fiili üretim sürecinin, onun müdahale öncesinde olduğu gibi çalışmasını sürdürmesini fiilen ENGELLEMEYECEK olan (kısaca soyut) bir dış-müdahaleyle birdenbire kesintiye uğratıldığı andır." [18] Bir ve aynı an' teorik-politika olarak ele alınıp şu saptama yapılabilir: Teorik-politika, politik sürecin "birdenbire kesintiye uğratılan bir an"ını ele alır. Ama bu an'ı ele alması kesinlikle fiili bir müdahalede bulunduğu anlamına gelmez. Kesintiye uğratma 'soyut' bir işlemdir. Teorik-politika fiili süreci engelle(ye)meyen bir 'dış' müdahale olarak anlaşılmak durumundadır. Herhangi bir virtüelin aktüel hale geçmesini sağla(ya)maz.

Gramsci ise, birçok Marksistin hasmını eleştirmek için adını telaffuz ettiği Machiavelli'nin "olması gereken"inin, aslında potansiyel düzlemde bulunduğu için olması gereken ütopizminden tamamıyla sıyrıldığını, gayet gerçekçi olduğunu söyler. Ona göre, "Doğrudan doğruya gerçekliğin kendisi olmasa bile..." [19] Machiavelli'nin çalışması gayet gerçekçidir. Zaten, Makyavelist suçlaması da politikadaki 'pragmatist' karakteri göremeyen, teoriyle politika arasında kısa devre yapmaya çabalayan biçare 'Marksistler'in jargonunda yer alır.

Vurgulamak gerekli: 'dış' müdahale, yani teorik-politika kesinlikle dışsal değildir. Dışsallık bir süreci (an'ı değil) nesne edinebilmek için zorunlu koşuldur ve bilim bu nedenle nesneldir. Totolojik bir tanımlama yaparsak; bu 'dışsallık', "içsellik içindeki 'dışsallık'"tır.

'Politik sürecin birdenbire kesintiye uğratıldığı an' kesinlikle Hegel'in bütün süreci içinde barındıran an'ı ("özsel kesit") da değildir. An içinde, yani hareketlilik içinde, yani belirsizlik içinde, yani gerçek'in ta kendisinin içinde, bir an'ın kesintiye uğratılması (nesne yapılması) ne kadar mümkünse o kadar da nesneleştirme mevcuttur. Elde edilen, "varsayımsal bir teori"dir.

Öner'in şu sözleri de teorik-politikaya bir başka tarzda bir kez daha işaret eder: "O nedenle, bu (r) değişkeninin ‘belirlenemezliği’dir ki ‘ölçülebilirlikteki belirsizliği’ yaratıyor, ama ‘ölçülebilirlikteki belirsizliğin ölçüsü’nü de bu değişken en azından teorik olarak sağlıyor." [20] 'Ölçülebilirlikteki belirsizliğin ölçüsü', varsayımsal bir teoriye tekrar gönderme yapar.

"...kendini yeniden üretme yeteneğine sahip bir sistemdeki Arıza'yı ‘kendini-aynen-yeniden-üretme-yeteneksizliği!’ anlamında tanımlarız” ifadesi ile aynı sayfadaki, "...yeniden (aynen) üretmesi, (:...) beklenirken..." sözleri bir beklentiyi, varsayımsal beklentiyi içermekle birlikte, öznel alanda ifade edildiği takdirde meşrudur.

Yılmaz Öner bu sözlerinin ardından, "...A' sistemi (...) YANLIŞ bir varsayıma dayanıyor demektir"[21] şeklinde devam eder. Gramsci ile birebir ayni kelimeleri kullanan Öner, sözlerini şöyle tamamlar: “...yani ‘kendini enerji olarak yeniden (hiç değilse ikinci bir kez) üretirken hiç arızaya uğramayacak’, böyle bir yeteneksizliğe düşmeyecek veya ‘aynen üretme yeteneği hiç bozulmayacak’ imiş gibi yanlış bir varsayımdan yola çıkıyor.” [22] Bu sözlerde saklı bulunan teorik-politikayı bir kez daha açıklamaya gerek var mı?

"Kısacası, ‘fiilileşme’ özelliğini, fiilileşmeden önce potansiyel düzeyde uyuklayan (virtüel) alternatiflerden birine yakıştırabiliriz, bu imkana sahibiz." [23] İşte, sahip olduğumuz bu yakıştırma imkanı, an'da teorik-politik saptamada bulunabilme imkanıdır.

Aynı bağlamda bir de Gramsci'yi dinleyelim: "Yapının gelişmesindeki bir evre ancak, gelişme süreci sonuna erdiği zaman, somut olarak incelenebilir ve çözümlenebilir. Yoksa süreç devam ederken değil: bu inceleme yanlış bir varsayımla yapılabilir; ama bir varsayımın sözkonusu olduğunun açıkça belirtilmesi koşuluyla." [24] Bir varsayımın sözkonusu olduğunu belirtmeyenler, çifte ontolojistler, epistemoloji ile ontoloji arasında ayrım yapmayanlar, bilgi ile gerçeğin arasına epistemolojik engel koymayanlardır. Bu nedenle bu ayrımın bilinmesi önemlidir, ancak daha önce belirttiğimiz gibi, ayrımı bilmeyenler de ciddi politik yararlar sunabilir ve bilmeden sunmuşlardır da…

Gramsci'nin politik başarısının ardındaki en ciddi unsurlardan biri Machiavelli'dir. Pragmatist suçlamasıyla kolayca mahkum edildiği sanılan Machiavelli esaslı bir politikerdir. Machiavelli'nin ardılı Gramsci, "Çağdaş prens"inin (Marksist parti) her işi kendi yararına ya da zararına olmasına göre değerlendirmesinin gerekliliğini vurgular. [25] Katılmamak elde değil!

Gramsci, yanlış varsayımın, yani teorik-politikanın yararını şöyle anlatır: "Yine bu çözümlemeler, irade gücünün en verimli şekilde yönetilebileceği en zayıf direnme noktalarının nerede olduğunu öğretir; doğrudan doğruya uygulanabilecek taktik hareketleri buldurur, siyasal bir kışkırtma için en elverişli anları gösterir, halk yığınlarınca çok iyi anlaşılabilecek dilin bulunmasına yardım eder." [26]

Teorik-politikanın işlevi

"VİRTÜEL bir dünyanın bu virtüel olanakları arasından belli birini ölçüm amacıyla tercih etmeye koşullanmak veya zorlamak ile insanın, kendini fiilileştirmeden önce, yani kendini fiilen ortaya atmadan, eylemini açıkça ortaya vurmadan önce, duygu veya imge düzeyindeki [öznel 'teori', teorik-politika düzeyinde] bir yığın imge olanakları arasından belli birini (öteki olanakları yedekte tutarken ) seçmeye koşullanması ya da zorlanması arasındaki ortak nitelik, biri virtüel nesnel, öteki duygu kökenli imgesel olan her iki olanaklar dünyasının da fiili değil, potansiyel düzeyde olmasıdır." [27]

Bu alıntıda, teorik-politikanın, "duygu veya imge düzeyi" tanımlaması altında potansiyel niteliği bir kez daha ve bu kez çok daha net ifade edilerek, değiştirenin teorik-politika olmadığına işaret edilir. "her iki olanaklar dünyasının da fiili değil, potansiyel düzeyde..." olduğu vurgulanır. 'Virtüel nesnel' olan aktüel nesnelle birlikte, 'duygu kökenli imgesel olan'ın nesnesidir. 'duygu kökenli imgesel olan da potansiyel düzeydedir.

Bu kavrayış bağlamında şu sorulabilir: "Günümüzde yepyeniye ulaşma yönünde en çok umut vaat eden araştırma yöntemi de, potansiyel düzeydeki (virtüel gerçeklik dünyasında yer alan) nesnel alternatifler arasından fiilileştirilmesi en uygun (optimal) olanakları saptama yöntemi değildir de nedir?" [28] Bu "saptama yöntemi" teorik-politika değil de nedir?

Lenin'in bahsettiği "doğru devrimci politika"[29] budur. "Politika sanatı (...), proletaryanın öncüsünün iktidarı ele geçirebileceği koşulların ve anın, (...) tam ve doğru olarak değerlendirilmesini gerektirir." [30] Bu değerlendirme, an'da 'teori' mümkün değilse nasıl gerçekleşebilir?

Teknik 'zorunluluk'lar ve politika - bilim ilişkisinin reddi

Yaşanan an'da gerçekleşmesi teknik olarak 'zorunlu' olan olaylar vardır ve bunları bilmek politik açıdan çok önemli olmakla birlikte politik bir olumsallığın kendisinin gerçekleştiği yer bu teknik zorunluluk değildir. Havadan bırakılan taşın yere düşmesi, arzı fazla olan bir malın fiyatının düşmesi, aşırı para basmanın enflasyona neden olması gibi teknik zorunluluklar mevcuttur. "Kimse işletmelerin ve bunlarda çalışanların sayısını, kentlerin ve bu kentlerdeki nufüsun sayısını değiştiremez." [31] Ancak, mesela ezilen işçilerin ayaklanacağı tarzında bir teknik zorunluluk yoktur.

Teknik zorunlulukları görüp onları bilim diye tanımlayan ve bilimi politikaya doğrudan aktarabileceğini düşünen Marksistler ciddi yanılgılar yaşar. Lenin, bilim olduğu sanılan bu teknik unsurları ve bizzat bilimden devşirme apolitik yaklaşımları sosyalist hareketten ayırma konusunda nettir. Kautsky'nin Avusturya Sosyal-Demokrat Partisi'nin yeni program taslağıyla ilgili eleştirisini, "son derece doğru" görerek alıntılar: " 'Kapitalist gelişme arttıkça, proletaryanın sayısı da artar, proletarya arttıkça kapitalizme karşı savaşa zorlanır ve bu savaşa uygun duruma gelir'.Proletarya sosyalizmin olabilirliği ve zorunluluğu sınıf 'bilincine ulaşır'. Demek oluyor ki, sosyalist bilinç, proleter sınıf savaşımının zorunlu ve doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkar. Ama bu kesenkes yanlıştır. Elbette ki bir öğreti olarak, sosyalizmin kökleri, [koşul olma anlamında] tıpkı proletaryanın sınıf savaşımı gibi, modern ekonomik ilişkilerde bulunmaktadır ve sosyalizm, ikincisi gibi kapitalizmin yığınlarda yarattığı yoksulluk ve sefalete karşı savaşımdan ortaya çıkar. Ama sosyalizm ve sınıf savaşımı yanyana doğar, birbirinden değil..." [32]

Lenin, Marksizmin bilim ayağından devşirme ilkelere karşı çıkışını sürdürür, ekonominin temel ve belirleyen olduğu belirlemesine dayanarak ekonomiye politikada ayrıcalık tanımaz: "İktisadi savaşımın genel olarak, yığınları siyasal savaşıma sürükleyebilecek ‘en geniş uygulanabilirliğe sahip araç’ olduğu doğru mudur? Tamamıyla yanlıştır. Yalnızca iktisadi savaşımla olan bağlantısı bakımından değil, polis zorbalığının ve otokratik zulmün bütün belirtileri, yığınları ‘çekmekte’ hiç de daha az ‘geniş uygulanabilirliğe sahip’ bir araç değildir. Zemskiye Naçalniki ve köylülerin kırbaçlanması, memurların rüşvetçiliği ve polisin kentlerde ‘sıradan halka’ karşı davranışı, açlara karşı savaşım, halkın aydınlanma ve bilgi için olan çabasının baskı altına alınması, vergilerin zorla tahsili ve dinsel mezheplerin ezilmesi, erlere karşı aşağılayıcı davranışlar ve öğrencilerle liberal aydınlara kışla yöntemlerinin uygulanması (...) ‘iktisadi’ savaşımla doğrudan bağlantılı olmamakla birlikte, siyasal ajitasyon için ve yığınları siyasal savaşıma çekmek için, genel olarak, daha az ‘geniş uygulanabilirliğe sahip’ fırsatlar mıdır?" [33] Lenin, iktisada verilen önceliğin Marksistlerin ayağının altındaki toprağı kaydırdığına da işaret eder. [34] Tek bir politik unsuru ana teması haline getiren sosyalist bir hareketin, her şeyden önce devletin işçilerin gönlünü almak için başvurduğu ilk önlemlerden biri olan iktisadi ödünler gündeme geldiğinde aciz kalacağına dikkat çeker. İktisadi ödünler veren devlete karşı, ana sorunu iktisadi olarak algılayan bir siyasetin yapabileceği fazla bir şey kalmayacağını söyler.

Lenin, politik dehasını ortaya koyan yukarıda alıntıladığımız satırların ardından şöyle devam eder: "Eğer Yurtdışı Birlik ‘iktisadi bir temel üzerindeki siyasal ajitasyonun en geniş ölçüde uygulanan (‘uygulanabilirliğe sahip’ değil) araç olduğunu’ söyleseydi, bu, sosyal-demokrat hareketimizin gelişiminin belli bir dönemi için doğru olurdu." [35] "Uygulanan" ile “uygulanabilirliğe sahip" arasında yapılan ayrım, konjonktürel saptamayla (teorik-politik saptamayla) sürece ilişkin saptama, politik taktikle ilke (doktrin), virtüeller arasından birinin aktüel olduğu bir döneme işaret etmekle, 'tek aktüelin bulunduğu virtüelsiz an' arasında yapılması gereken bir ayrımı ortaya koyar, Lenin'in belli bir dönem için aktüel olan bir olguyu vurgulaması, Althusser'in 'üstbelirleme'sinin teorik-politikadaki anlamlılığını da gösterir. Belirli bir anda üstbelirleyeni saptayabilmenin politik önemini ortaya koyar.

Ekonomistler ise Iskra'yı sınıf bakış açısından uzaklaşmak ve uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını bulandırmakla suçlarken[36], hep, bilim alanından devraldıkları ve teknik unsurların yarattığı yanılsamalı determinizmle doğruladıkları malzemeleri kullanır. [37]

Teorik-politikanın olabilirliği

Metin Kayaoğlu'nun "Zaman ve Devrimci Politika"da ısrarla vurguladığı bir tezi, politikanın içine teoriden, özelde de bilimden bir 'rasyonel aklın' uzanmasının kategorik olarak mümkün olmadığı tezini, geriye dönme pahasına ele almak yerinde olacaktır. Yürüttüğümüz çalışmanın bekası için bu tezi bir önkabul olarak almanın zorunluluğunu vurgulamak gereklidir. Bu kategorik hat, kısmi olarak dahi ilga edildiği an, çifte ontolojik yaklaşım, 'olasılıkçı determinizm', ‘özgürlükçü zorunluluk' güneşin altındaki yerini tekrar alır. Amacımız; bu ayrımı temel aldıktan ve kesin bir şekilde kabul ettikten sonra, teorik-politikanın olabilirliğini ortaya koymaktır. Yani politika yapabilmenin mümkün olduğunu göstermektir. Ve öznelin, olumsalın ,"şimdiki an süre'den yoksun ve boyutsuzdur"un[38] içinden konuşmaktır.

Marksist politikanın var olduğunu söylemek için bir 'iç teori'den bahsetmenin zorunluluğunu vurgulamak gerekiyor. Okuduğunuz metin boyunca, kullanılan kategori ve kavramların neredeyse tamamının tırnak içinde kullanılmasının gerektiği göz önünde bulundurulmaktadır.

An'ın uzamsız olduğunu kesin bir şekilde kabul etmekle birlikte, an içinde de ayrım yapmak gerekir. 'Bir anda olup biten an' için söyleyebilecek fazla bir şey yoktur. Onun üzerine düşünmek mümkün değildir, çünkü her an ve her an akıp gider. Ancak Augustinus'un belirttiği, kibritin alev almasıyla bir gece yatıp sabah kalkma an'ı arasındaki görece farka işaret eden bir an'dan ("kısa" an, "uzun" an dememizi mümkün kılan, an içinde 'süreç'ten bahsetmemize olanak veren bir an'dan) bahsedemeyeceksek, Marksist politikadan da bahsedemeyiz.

Eğer politika bir sayısal lotoysa, her hafta 6 sayıyı kafadan atmak gerekmektedir ve doğaldır ki, loto oynarken herhangi bir 'rasyonel' akıl yürütme mümkün değildir; şanslar eşittir. Böyle bir durumda teorik-politikanın olabilirliğinden de bahsetmek mümkün değildir.

Politika, sayısal lotoya değil at yarışına daha çok benzer. Altılı ganyan oynarken, yarışacak atlar hakkında genel 'bilgi'ler ve atın son dönemlerde gösterdiği performans dikkate alınabilmektedir. Peki, at yarışı oynamaya 'rasyonellik' katan bu unsurlara rağmen at yarışının olumsal olmadığını kim söyleyebilir? Çifte ontolojistler! (At yarışı benzetmesi yaparken bir kez daha bilimsel bilginin olasılık alanına elini uzatmadığını vurgulama gereğini hissediyoruz. Sayısal lotoda şanslar eşittir, dolayısıyla politika mümkün değildir derken, 'politik düzeyde hiç kimsenin ayrıcalığı yoktur' önermesini benimseyerek, bu öneriyi parantez içine alıp 'politika içi' konuşarak hareket ediyoruz.)

"An'a ilişkin 'teori'"ye yeniden geçmeden önce bir kez daha belirtelim: Dışarıdan (bilimden) an'da bulunana ayrıcalık veren hiçbir şey gelemez. Politik düzeyde hiç kimse bilimden gelen bir ayrıcalığa sahip olamaz. Bu konuya Öner de kendi sistematiği bağlamında dikkat çeker: "[virtüel olma şansı] bir ve ayni aktüel an'da, yani dıştan bakıldığında bütün bu olanak Hi değerleri için hep aynidir, ..." [39]

"Machiavelliciliği, bilimsel niteliği ['teorik-politik niteliği' diye okuyun] bakımından hem gericiler hem de demokratlar kullanabilir." [40] Machiavelli'yi, kendisi kullanamadığı için reddedenler, sadece kendi politik yetersizliklerini göstermiş olurlar: Şanslar eşittir.

Teorik-politika: Eşitlerin eşitsizliği

Ancak, bu noktada kalmamak gereklidir: "Bütünü oluşturan öğelerin, dışa karşı bağımsızlıklarını (hak veya şans eşitliğini) sağlamalarından da öteye, bir de aralarındaki farklılığı sağlamak üzere Bütün içinde oluşturdukları dağılım sözkonusudur. Bu dağılıma iç-görünüş diyoruz." [41] İç-görünüş, an'ın içinden, gerçek'in dahilinde yapılan 'nesnel' inceleme esnasında ortaya çıkan görünüştür. Gerçeğin içinde iç-görünüşü seyretme (teorik-politika), dıştan bakıldığında eşit olanların farkını görmekle ve kendi öznel çıkarıyla bağlantılı olarak en uygunu seçmekle, en zayıf halkayı yakalamakla görevlidir. "...gerçekleşme örneği, herhangi bir ve aynı an'da, yani dıştan bakıldığında, eşit imiş gibi gözükmektedir"[42] ama içte öyle değildir.

Zayıf halkayı yakalama görevini, Öner'den yapacağımız uzun bir alıntıyla göstereceğiz: "İşte biz bu sapmaları, dolayısıyla (1/R) gerçekleşme ölçeğini içeren yeni bir dinamik denkleme doğru yol alıyoruz. Başka bir deyişle, yeni dinamik denklem, iç-özdeşlik denkleminin herhangi bir Ti virtüel anının civarındaki tutumunu veren bir diferansiyel denklem olacaktır.

"Demek ki aradığımız diferansiyel denklem, gerçekleşmenin ‘mukayeseli’ determinizmini, yani gerçekleşme dediğimiz vakanın vuku bulacağı (ama daha henüz gerçekleşmiş bir an demek olmayan, kısaca iç-biçimin bütün anları gibi virtüel olan ) Ti gibi herhangi bir an'a ait (1/R)i gerçekleşme ölçeğini verecektir." [43] (italikler bizim) Öner, "olasılığın ana diferansiyel denklemi"ni kuracağını söyleyerek devam eder.

Teorik-politikanın tanımlanmasına dönük her yeni adım potansiyel düzlem'de Öner'in bahsettiği diferansiyel denklemin kurulmasıdır.

Lenin, RSDİP III. Kongresinden bahsederken "Bu karar verili anın tüm değişik koşullarını ve görevlerini göz önünde tutmaktadır"[44] diyor. Lenin bu sözleriyle bütün potansiyel alanını politika düzeyinde 'teorik' incelemeye tabi tuttuklarını belirtmektedir. Böylece en zayıf halka yakalanmaya çalışılmaktadır.

"Her sorun ‘bir kısır döngüdür’, çünkü, bir bütün olarak siyasal yaşam sonsuz sayıda halkalardan meydana gelen sonsuz bir zincirdir. Siyaset sanatının tamamı, elimizden koparılıp alınması en güç olan halkayı, belirli bir anda en önemli olan halkayı, onu elinde tutana bütün zincire sahip olmayı en çok güvence veren halkayı bulmaktan ve ona olabildiğince sıkı bir biçimde sarılmaktan ibarettir"[45] (italikler bizim). Bu kadar çok halkadan hangisini tutmak gerektiğine dair 'teorik' çalışmanın adı da teorik-politikadır.

Teorik-politikanın politikadaki 'rolü'

Öner'in 'bir ve aynı an', yani teorik-politika ile ilgili akıl yürütmesi şöyle devam ediyor: A' fonksiyonunu bir SİSTEM olarak kabul edersek [yaşanan an'ı bir 'süreç' olarak kabul edersek] biz bu sisteme, bir ve aynı an'daki sözkonusu potansiyel düzeyde (yani 3-boyutlu enlem kesitte) bu kez sistemi çalıştıran VİRTÜEL alternatif rejimlerin (üretim ilişkilerinin) hepsini bir DEPO halinde tekabül ettiriyoruz." [46]

Teorik-politikanın politikadaki işlevi de burada başlıyor. 'DEPO halinde tekabül ettirme' çalışması politik yetkinliği ortaya çıkarıyor. Politik bir gücün doktriner davranması; DEPO'da bulunmayan, bulunamayacak olan, potansiyel düzlemde yer almayan (virtüel olmayan) bir seçeneği devreye sokmaya çalışmasıdır. Ya da bir seçeneğin devreye sokulması mümkün olmakla birlikte, o seçeneği devreye sokacak enerjiye sahip olunmadığı için 'seçeneğin seçenek olmaktan çıktığı' bir durumda, virtüelde ısrardır. Kısaca, gücünün yetmeyeceği bir politik hamleyi seçmek de apolitizmdir. Belli bir politik taktiğin taktik olabilmesi, Öner'in deyimiyle virtüel olabilmesi bizzat politik öznenin gücüne de bağlıdır. At yarışında 6 tutturabilme imkanı belki soyut düzeyde mümkündür ancak sizin böyle bir kuponu yatırmaya yetecek paranız yoktur. Bu durumda sizin 6'lıyı tutturmanız imkansızdır.

"...bu virtüel anların her biri bir ve aynı aktüel an'da kendi halinde salt birer ‘gerçekleşebilecek olanak’tır veya ‘fiilileşme=gerçekleşme=gerçek olma= vukua gelme şansı’na sahiptir." [47] "..enerji üretme ilişkisi olarak sistemde birbirinin yerini alabilenler" (vurgu bize ait) arasında bir olabilirlik ilişkisi vardır. "A' sistemine bir ve aynı andaki potansiyel düzeyde (Ai (i=1,2,...) gibi rejim veya ritm alternatifleri (...) birer Ai noktası olarak tekabül edecektir." [48] Yani, A konjonktürünün politik taktikleri A1,2,...'dır. Yine A cinsindendir. B'yi uygulamaya çalışanlar ütopik, doktriner, apolitik tavır sergilemiş olur. Bununla birlikte, B'yi aktüelleştirme çabaları, onlardan bağımsız olarak bir A alternatifinin gerçekleşmesine neden olabilir ve bu alternatif, çoğunlukla politik hasmın çıkarına olan bir alternatiftir.

Ancak, mümkün olanlar, politik olanlar, ya da bir başka deyişle virtüel olanlar arasında yaptığınız seçim sonucunda başarısızlığa uğrayabilirsiniz. Her başarısızlık apolitiklik anlamına gelmez. Öznel bir 'teori' sözkonusuysa, bu 'teori'den elde edilen sonucun nesnelliğinden, kesinliğinden bahsetmek ilke olarak mümkün değildir. 1996 1 Mayısında Taksim'e çıkma virtüelini tercih eden SİP'in tavrı apolitik değildi. Kadıköy meydanında meydana gelen olaylar ve büyük kalabalık olmasaydı muhtemelen herkes Taksim meydanına dişe dokunur bir kalabalıkla gelen SİP'ten bahsedecekti: SİP olumsallığın tokadını yedi.

"Demek ki bir vaka olanağının vuku bulamaması vuku bulması kadar önemlidir"[49] SİP'in taktiği vuku bulamadı, seyir bambaşka oldu, ya da Kadıköy olayları, bu durumun aktüel haline gelmesi her şeyi bir başka yönde geliştirdi.

Lenin, politik an'da bir virtüel olarak varolamayacak olanı baştan ve kesin bir dille reddetti. Lenin İki Taktik'te, RSDİP'in 3. Kongresinde sadece "Geçici Devrimci Hükümet" hakkında kararlar alındığını söyleyerek, varolamayacak olanı şöyle mahkum eder: "...karar yalnızca ve yalnızca geçici devrimci hükümetten sözetmektedir; yani örneğin ‘iktidarın ele geçirilmesi vs. vb. gibi bir sorunu hiç içermemektedir. Kongre bu ve benzeri sorunları dışlamakla doğru mu yaptı? Hiç kuşkusuz doğru yaptı, çünkü Rusya'daki politik durum böyle sorunları henüz hiçbir şekilde gündeme getirmemiştir."[50] Böyle sorunlar politik an'da bir virtüel olarak bulunmamaktadır, dolayısıyla teorik-politikanın nesnesi olamazlar. "Kongreler, şu ya da bu yazarın yerli yersiz değindiği sorunları değil, bilakis anın koşulları sayesinde ve toplumsal gelişmenin seyri sonucunda ciddi politik önem kazanan sorunları ele alıp karara bağlamalıdır." [51] Bu nedenle "Kongre kararı, devrimin sosyo-ekonomik temelini birkaç sözle karakterize ettikten sonra, (...) proletaryanın mücadele görevlerini ön plana çıkarmaktadır." [52] Evet, Lenin'in partisi, devrimin sosyo-ekonomik temelini birkaç sözle geçiştiriyor! "Konferans kararı ise, [Menşevikler] devrimin sosyo-ekonomik temellerinin uzun uzadıya, muğlak ve son derece karışık bir tasvirini yapmakta." [53]

Lenin, o dönemde iktidarı ele geçirmekten sözedenleri, potansiyel düzlem dışı bir taktik önerdikleri için yarı anarşist olmakla ve anlamsız konuşmakla itham eder. (İktidarı ele geçirmek isteyenleri itham etmek! Ne korkunç!)

Politikacı olarak Lenin

Marksist literatürde, politik taktiklerin doğasını kavrama açısından en dikkate değer kişi kuşkusuz Lenin'dir.

Lukacs çok iyi belirtir: "Ve teoriden pratiğe giden en büyük adımı atmak Lenin'e düşmüştür. Bu adım, aynı zamanda -ve bu asla unutulmamalıdır- teorik bir ilerlemedir." [54] Lukacs'ın bahsettiği teorik ilerleme, teorik-politik düzeydeki ilerleme olması açısından gerçekten de asla unutulmamalıdır.

Lenin'in teorik önyargı ve ütopik dileklere kapılmayan "materyalist diyalektiğin" (bize göre teorik ve pratik-politikanın) en yüksek noktası olduğunu söyleyen Lukacs'ın tamamen yanındayız[55].: "Marksist diyalektik [Marksist politika] (...) bugün devrim için yararlanılabilecek eğilimlerin, yarın devrim için hayati bir tehlike anlamına gelebileceği, ya da bunun tersinin olabileceğinin kavranmasının sonucudur." [56] Lenin'in asla bir dizi farklı olguya belirli tabletler sunmadığını[57] ve ağzında felsefi kategorilerin bile birer politik silaha dönüştüğünü ifade eden[58] Lukacs'a katılmamak mümkün mü?

Ancak, Lukacs'ın Lenin'i teoriyi pratiğe uygulayan adam olarak gördüğü birçok çalışmasında görülür ve bu problemlidir. Teori ile teorik-politikayı ayırmayan Lukacs, Lenin'in yerini 'yanlış' tanımlıyor. Ona göre Lenin "...tarihsel-diyalektik düşünce tarzının sosyalizmin artık güncellik kazanmış bulunan sayısız sorunlarına uygulanmasından başka bir şey değildir." [59]

Lenin, potansiyeller arasından, gücünü hesaba katarak kendi politik çıkarına olanı sezmek gerektiği konusunda hiç tereddüt etmez. Marksizmin politik ayağının oluşturulmasına en büyük katkıyı sunan bu büyük devrimcinin neredeyse bütün eserlerinde politik 'pragmatizm'i görmek mümkündür. Ona göre, "Sosyal-demokrasi kendi elini-kolunu bağlamaz, eylemlerini daha önceden tasarlanmış herhangi bir planla ya da siyasal savaşım yöntemiyle sınırlandırmaz; partinin elinde bulunan güçlere denk düştüğü sürece bütün savaşım araçlarını benimser"[60]. Bu sözler, tek başına politikanın ne olduğunu, virtüelleri ve onların kullanılabilmesi için gerekli koşulları açıklamaya yeter.

Lenin, en küçük çatlaktan dahi içeriye sızmayı bilmek gerektiğini söyler ve devam eder: "Bu gerçeği kavramayan bir kimse Marksizmin de, genel olarak çağdaş bilimsel sosyalizmin de, zerresini anlamamıştır", "Bizim teorimiz, bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur"[61] Politik düzeyde "Soyut doğru yoktur, Doğru her zaman somuttur"[62]

Lukacs da Lenin'in Düşüncesi isimli eserinde gayet politik saptamalarda bulunur. Proletaryanın zafer için bütün olanakları kullanması, bütün fırsatları değerlendirmesi gerektiğini belirtir[63] ve "Bundan dolayı, partinin teorik netliği, ancak, teorinin genel, salt teorik doğruluğunda kalmıyorsa, tersine teori sürekli somut durumun somut çözümlemesiyle doruğa çıkıyorsa, ve teorik doğruluk daima yalnızca somut durumun anlamını ifade ediyorsa bir değer taşır." [64] Lukacs, Hegelci bir bakış açısından an'ı yorumladığı için teoriyi (süreci) an'ın bir kesitinde görebileceğini düşünerek bu sözleri sarfeder. Bu sözler sadece teorik-politika açısından yerindedir.

Marksist politika ve 'ideolojik tavır'

‘Marksist politika', politikanın belli yapılış tarzları olduğunu ortaya koymayı zorunlu kılar ve zaten belli tarzlar mevcuttur. Bir politik 'özne'nin tercih ettiği virtüel; Marksist, devrimci politika güdüp gütmediğini de ortaya koyar. "Bir partinin taktiğinden, o partinin siyasi davranışı ya da siyasi faaliyetinin yönü, yöntemleri anlaşılır." "...ileri sürülen taktik şiarların -ya da şu veya bu şiarın yokluğunun- hangi gerçek politik güçlerin değirmenine su taşıdığını bilmek gerekir" [65] ve bu 'bilgi' politik öznenin Marksist olup olmadığını da ortaya koyabilir.

Ancak, belirli bir an'da alınan bir politik tavrın 'genel tanım itibarıyla reformist' olmasının, bu taktiği eyleme geçiren 'özne'nin reformist olduğu anlamına gelmediğini de vurgulamak gerekir. Bir 'süreç' boyunca yapılacak olan saptamalardan sonuca varmak mümkündür. Politik hamlenin neye hizmet ettiği, öznenin niyetinden bağımsız olarak ne tür sonuçlar doğurduğu, politik ittifakların öznenin şahsiyetini nasıl oluşturduğu ya da şahsiyetini varetmesine zarar verip vermediği, gibi bir dizi soru böyle bir saptama işlevi için hayati önem taşır.

Lenin, daha önce de belirttiğimiz gibi, potansiyel olarak mümkün olmakla birlikte politik öznenin uygulamaya gücünün yetmeyeceği taktiklere prim vermez. Aksine, içinde bulunulan an'da varolan potansiyel taktiklerin hiçbirini uygulama gücü olmayan bir siyasetin 'politikada ideolojik tavır' almasının gerekliliğini vurgular. (At yarışı oynayacak parası olmadığı için at yarışının kumar olduğunu söyleyen biri gibi.) Hareket ne kadar küçükse o kadar 'hoşgörüsüz', 'tavizsiz' oluverir: "Ekonomist mektubun yazarları, Raboçeye Dyelo ile birlik içinde, hareketin çocukluğunun özelliği olan hoşgörüsüzlüğe sövüp saymaktadır. Buna bizim yanıtımız şudur: evet, hareketimiz gerçekten de çocukluk dönemindedir, ve onun daha hızlı büyümesini sağlamak için, kendiliğindeliğe yaltaklanmalarıyla onun büyümesini geciktirenlere karşı hoşgörüsüzlükle dolu olmalıdır. Hiçbir şey, çok uzun süre önce savaşımın her türlü kesin aşamalarını geçirmiş olan ‘ustalar’ olma havasına bürünmemiz kadar gülünç ve zararlı olamaz." [66]

Lenin, güçsüz olunan dönemlerde politik hareketin belli alanlarla sınırlı kaldığını da vurgular: "İlk dönemde, gerçekten çok az gücümüz vardı ve o sıra kendimizi yalnız işçiler arasındaki eyleme adamamız ve bu yoldan sapmalara karşı çıkmamız çok doğal ve yerindeydi." [67] Öncelikle, Lenin'in gücün az olduğu bir dönemde işçilere yönelmesini, "bir hareketin gücü azsa işçilere yönelmesi gerekir" şeklinde ilkeleştirmenin Lenin'in bütün çabalarının anlaşılmaması anlamına geleceğini söylemeliyiz.

Lenin, seçilecek virtüel sayısının çok az olabileceği, hiçbir tercih şansınızın olmayacağı anlara örnek verilebilecek olan Brest-Litovsk anlaşmasına ilişkin yorumlarıyla politikada ideolojik tavrını açıkça ortaya koyar. O dönemin Rusya'sını, önü silahlı haydutlar tarafından kesilmiş birine benzeten Lenin, kişinin hayduta tüm parasını vererek canını kurtardığına dikkat çeker. Bunun bir uzlaşma olduğunu ifade eden Lenin, deli olmadıkça böyle bir durumda bu tarz bir uzlaşmayı kimsenin "ilkelere aykırı" olmakla eleştirmeyeceğini söyler. Ve ardından şu sözlerle devam eder: "Sonuç açıktır: ‘ilke olarak’ her türlü uzlaşmayı reddetmek, ne türden olursa olsun, genel olarak, uzlaşmayı gayrı meşru saymak, ciddiye bile alınamayacak akıl almaz bir çocukluktur." [68]

Öyle zamanlar olur ki, "Kuşku yok ki, yığınlarda bir devrimci tutkunun yokluğu halinde, böyle bir duygunun gelişmesine elverişli koşullar da olmayınca, devrimci taktik, hiçbir zaman eyleme dönüşmez." [69] Politikada ideolojik tavır almanın gerektiği en aşikar anlar da böyle anlardır.

Peki, uzlaşmaların mümkün olduğu anlarda ne yapılmalı?

Lenin, “Sol” Komünizm’de, burjuvalarla ittifakın sona ermesinin nedenlerini açıklayıp ittifakın koşullarını ortaya koyarken oldukça politiktir: "Bağlar, elbette ki, ‘müttefiklerin’ burjuva demokrat olduklarının anlaşılması yüzünden kopmadı. Tersine, burjuva demokrasisi akımının temsilcileri, Rusya'nın bugünkü durumu demokratik görevleri ön plana çıkardığı sürece, sosyal demokrasinin doğal ve özlenen müttefikleridir. Ama böyle bir ittifakın zorunlu koşulu, sosyalistlerin, işçi sınıfına, onların çıkarlarının burjuvazinin çıkarlarına taban tabana karşıt olduğunu gösterme olanağına tam olarak sahip bulunmaları olmalıdır."

Lenin, sosyalistlerin kendi çıkarlarının burjuvaziyle ittifak içinde gözden kaybolması, politik bir 'özne' olarak sosyalistlerin varlığının tehlikeye girmesi halinde ittifakın adını bile anmıyor ve genel demokratik ilkeler adına hümanist tavır almanın gerektiği saplantısında olan demokrasi hastalığına yakalanmış sosyalistlerden bu konuda kesin olarak ayrılıyor. Lenin'e göre "...biz, tam bir propaganda, ajitasyon ve siyasal eylem özgürlüğünü koruruz. Bu (...) koşul olmadan, besbelli ki, blok da kurulamaz, çünkü siyasal eylem özgürlüğünü elde etmeden uzlaşmaya varmak ihanet olur"[70]

Politik 'ağız değiştirme'

Ne Yapmalı'da yerel gazeteleri savunanların karşısında politik yararlılığı nedeniyle tek bir genel gazeteyi savunan Lenin, "Bütün Rusya İçin Bir Siyasal Gazete ‘Planı’" isimli makalede, sözde 'rasyonel' martavalları tekrarlayıp duran ve politik güce, virtüellere hiç mi hiç dikkat etmeyen ekonomistlere karşı esaslı bir politik tutum alır.

Lenin, yerel gazeteyi savunanların yanı sıra hem yerel hem de genel gazete olması gerektiğini söyleyip, konjonktürden bağımsız 'ideal' bir 'doğru'yu sayıklayanları da eleştirir ve bu önerinin "reel" olmadığını söyler: "Genel olarak konuştuğumuzda elbette ki, bütün bunlar gereklidir, ama somut bir örgütsel sorunun çözümüne girişildiğinde, herhalde zaman ve koşullar da gözönünde bulundurulmalıdır. [71] "Zaman ve koşullar"i gözönünde bulundurmayanlar, virtüel gerçekleri 'bir ve ayni an'da (teorik-politik olarak) analiz edip ona göre taktik belirlemeyerek (belli bir virtüele oynamayıp) bilindik 'doğru'ları tekrarlayanlardır.

Lenin, ülke genelinde gazeteyi savunduktan yıllar sonra bambaşka konuşacaktır: "O sıralar, haftalık olarak yayınlanması ideal gibi görünen tüm Rusya çapında siyasi bir gazetede çalışma talebi, ayaklanmaya hazırlanmanın köşetaşı olarak önerilebilirdi (ve Ne Yapmalı?’da önerildi). O sıralar, doğrudan silahlı eylem yerine kitle ajitasyonu, terörist gözboyama yerine ayaklanmanın toplumsal-psikolojik koşullarını hazırlamak sloganları, devrimci sosyal-demokrasinin biricik doğru sloganlarıydı. Şimdi bu sloganlar olaylar tarafından aşılmış bulunuyor; [olaylar aşıyor, teorik kavram veya kategoriler değil] hareket bunları geride bırakmıştır; bunlar ‘Osvobojdeniye’ ikiyüzlülüğünü ve yeni ‘Iskra’ kuyrukçuluğunu gizlemekten başka bir işe yaramayan pılıpırtılar haline gelmişlerdir." [72]

Lenin, bir aktüeli (bilindik ve herkesin yaşadığı bir gerçek) de virtüelmiş gibi algılayarak önüne politik hedef olarak koymayı şiddetle reddeder. Lenin'e göre, o an'da aktüelleşmesi için mücadele verilen bir virtüel, artık aktüelleşmiş ve dönemini bitirmiş bir gerçekken onu aktüelleşmemiş gibi savunanlar ancak kuyrukçular olabilir.

Bu noktada, Lenin'in diktatörlük ve devrim üzerine yaptığı tartışma da aynı açıdan bir o kadar önemlidir. Lenin, İki Taktik'te, "Devrimi tanımak için artık devrimci olmaya gerek yoktu"[73] diyerek sözlerine başlar ve şöyle devam eder: "Dün yeterli olan bugün yetersizdir. Belki dün ilerici demokratik bir slogan olarak devrimin tanınmasını talep etmek yeterliydi. Bugün bu çok azdır. Devrim, Bay Struve'yi bile devrimi tanımaya zorlamıştır." [74] "Şimdi görevimiz, proletaryaya ve tüm halka, devrim sloganının yetersiz olduğunu söylemektir, devrimin asli içeriğini açık seçik, tutarlı ve kesin bir biçimde belirlemenin zorunlu olduğuna işaret etmektir."[75]

Lenin burada da, yukarıda belirttiğimize benzer bir şekilde, içinde bulunulan an'da aktüel olanı (belki de olması kesin, çok yakında gerçekleşecek olan) gevelemenin anlamsızlığına işaret edip devrimci hareket için anlamlı olan virtüel gerçeği tercih etmeye herkesi çağırır. Lenin bunu şu şekilde ortaya koyuyor: "Rus Thiers'leri devrimden yana olduklarını söylemeye başladıklarında, bu demektir ki, devrim sloganı yetersizleşmiş ve anlamsızlaşmıştır, görevleri belirlememektedir, çünkü devrim bir olgu haline gelmiştir, ve en farklı unsurlar bile ondan yana geçmiştir" [76] (italikler bizim). Lenin tüm bu açıklamaları yaptıktan sonra yaşanan konjonktürde, 'devrim' değil 'proletarya diktatörlüğü' şiarını öne çıkarmak gerektiğini söyler.

Lenin, Komünizmin Çocukluk Hastalığı "Sol" Komünizm isimli eserinde de seçimleri boykot ettikleri ve etmedikleri zamanları aynı tarzda açıklar: "1905 Ağustosunda, Çar, bir danışma ‘parlamento’sunun toplantıya çağrıldığını bildirdiği zaman, Bolşevikler, bütün muhalefet partilerinin ve özellikle Menşeviklerin tersine, bu parlamentoyu boykot etmişlerdi; ve gerçekten de bu parlamentoyu Ekim 1905 devrimi süpürmüş atmıştı. O tarihte, bu boykot kararının doğruluğu, gerici parlamentolara katılmamanın genel olarak doğru bir davranış olmasından değil, yığın grevlerinin siyasal greve ve sonra da devrimci greve ve en sonunda da çarlığa karşı ayaklanmaya doğru hızla dönüştüğü nesnel durumun doğru olarak değerlendirilmiş olmasından ötürü kanıtlanmıştı."[77] Burada da görüldüğü gibi "doğru teorik yaklaşım" yani teorik-politikaya dönük açıklamalar mevcut. Ayrıca, politikada ilkelerin olmadığını ve bunun yanı sıra teorik-politikanın bizzat politik pratikle doğrulandığını da Lenin'in söylediklerinden çıkarabiliyoruz.

Ek: Devrimci Troçkist Moreno

Bu yazının sonunda, devrimci Troçkizme iyi bir örnek teşkil eden Moreno'ya kısa bir ek ayırmayı, hem konumuz açısından hem de Troçkist bir yönelimin genel Troçkist yapıdan farklılığına işaret etmek açısından uygun bulduk.

Genelde doktriner, işçici bir eğilimde olan Troçkistler arasında politik duyarlılığıyla hemen farkedilen devrimci Troçkist Nahuel Moreno, Troçkistlerin genellikle ilkeleştirmeyi tercih ettikleri basın özgürlüğü, sendikalaşma hakki gibi 'ide'lerin "Proletaryanın bağımsız hareketindeki geçici ya da kısa süreli sloganlar"[78] olduğunu ifade eder. "...eylemin reçetesini verecek hiçbir yazılı kural ya da tez mevcut değildir"[79] diyen Moreno, Fransız rejiminin demokrat, Fas rejiminin feodal olduğunu, Peron'un diktatör, ABD'nin demokratik olduğunu söyleyerek fiili olarak emperyalizmin yanında yer alanları da şiddetle eleştirir. Moreno, Stalinist olduğu için eleştirdiği Rusya ve Maocu Çin'i hiçbir zaman emperyalistlerin tarafına geçerek eleştirmez. Kapitalist ülkelerdeki hiçbir işçinin Rusya ve Çin'deki işçiler kadar özgür olmadığını kaydeder. [80]

Moreno'nun 'Sürekli Devrim' tanımı teorik-politikanın bir ifadesi olarak yorumlanabilecek niteliktedir. "Sürekli devrim teorisine göre, sürekli seferberliği ilerleten her kural ve kurum yararlıdır ve pekiştirilmelidir. Öte yandan, bu kural ve kurumların hiçbiri, mücadelenin her aşaması için a priori ilerici bir özelliğe sahip değildir; daima gözden geçirilmelidir; bugünün devrimci kurumu yarın gerici hale gelebilir." [81] Bu tarz bir sürekli devrim tanımı, an'a ilişkindir ve sürekli olarak potansiyel düzlemi gözden geçirerek halihazırdaki aktüeli değiştirmenin yollarını arayacak bir 'teori'ye yol açar. Moreno bu temelde, "Tüm zamanlar ve mekanlar için bir program geliştirilebileceğini..." [82] düşünerek sürekli devrim'i tahrif eden Troçkistleri eleştirir. Ve birçok Troçkiste rağmen şöyle seslenir: "Bu bir kez daha göstermektedir ki, Troçkistler için belirli kurallar olamaz." [83]

Ancak, Moreno'nun, birçok kez, özellikle Stalin'den ve işçilerden bahsederken ideolojik davranıp politiklikten uzaklaştığı görülebilir. Eseri boyunca birçok yerde bu tür unsurları göstermek mümkün olmakla birlikte, konumuz bu olmadığı için seçiciliğimizi Moreno'nun politik yönü doğrultusunda yaptık.

 

 
 



[1] İlkay Sunar, Düşün ve Toplum, Doruk Yay., Ankara 1999, s. 67.

[2] “Gramsci, sistemli kuramlaştırma düzeyinde yitirdiğini konjonktürel çözümlemelerde kazanmaktadır. Poulantzas, kuramsal güçlülüğünce kazandığını özgül ve somut (…) düzeyinde yitirmektedir. (...) Gramsci’nin kavramlarının her zaman konjonktürel olduğunu, ‘genel’ kavramlar veya ‘genel’ işlevler içermediğini söyleyebiliriz.” (Stuart Hall, Bob Lubbley, Gregor Mc Lennan, Siyaset ve İdeoloji: Gramsci, Çev.: Sadun Emrealp, Birey ve Toplum Yay., 1.Baskı, Ankara 1985, s. 66-7.)

[3] M.Yılmaz Öner, “Diyalektik Olasılıktan Determinizme Doğru”, Fizik ve Felsefe, 2. Baskı, İstanbul 1993, s. 205.

[4] Ali Osman Alayoğlu, “Materyalist Zaman”, Teori ve Politika, Bahar 1999, s. 72.

[5] Y.Öner, “Zamanın Yapısallaştırılmasına İlişkin Felsefi Temeller ve Saat-Zamanın İvmelenmesi”, Nasıl İçimizde Zaman Niçin Dışımızda, Evrensel Kültür Kitaplığı, İstanbul 1994, s. 81.

[6] A.g.e., s. 71

[7] Y. Öner, “Diyalektik Olasılıktan Determinizme Doğru”, a.g.e., s. 203.

[8] Y. Öner, “Zamanın Yapısallaştırılmasına İlişkin Felsefi Temeller ve Saat-Zamanın İvmelenmesi”, a.g.e.,s. 78.

[9] V. İ. Lenin, Komünizmin Çocukluk Hastalığı “Sol” Komünizm, Çev.: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 5. Baskı, Ankara 1991, s. 98.

[10] Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, Çev.: Saliha N. Kaya-İsmail Yarkın, İnter Yay., 1. Baskı, İstanbul 1994, s. 98.

[11] Y.Öner, a.g.e., s. 75.

[12] A.g.e., s.74.

[13] Lenin, Ne Yapmalı, Çev.:Muzaffer Erdost, Sol Yay., 4. Baskı, Ankara 1992, s. 9.

[14] Y.Öner, a.g.e., s. 76.

[15] Y.Öner, “Diyalektik Olasılıktan Determinizme Doğru”, a.g.e., s. 206-7.

[16] A.g.e., s. 209.

[17] A.g.e.

[18] Y.Öner, “Zamanın Yapısallaştırılmasına İlişkin Felsefi Temeller ve Saat-Zamanın İvmelenmesi”, a.g.e., s. 72.

[19] Antonio Gramsci, Felsefe ve Politika Sorunları, Çev.: Adnan Cemgil, Payel Yayınevi, İstanbul 1975, s. 279.

[20] Y. Öner, “Diyalektik Olasılıktan Determinizme Doğru”, a.g.e., s. 77.

[21] A.g.e., s. 79.

[22] A.g.e., s. 79-80.

[23] A.g.e., s. 80.

[24] Gramsci, a.g.e., s. 125.

[25] A.g.e., s. 233.

[26] A.g.e., s. 293.

[27] Y.Öner, a.g.e., s. 94.

[28] A.g.e., s. 95.

[29] V. İ. Lenin, “Sol” Komünizm, a.g.e., s. 23.

[30] A.g.e., s. 44.

[31] Gramsci, a.g.e., s. 287.

[32] Lenin, Ne Yapmalı, a.g.e., s. 44,

[33] A.g.e., s. 63-4.

[34] A.g.e., s. 68.

[35] A.g.e., s. 65.

[36] A.g.e., s. 95.

[37] Birilerine özel bir "allerjimiz" olduğunu düşünenlerin nefretini daha da kazanacağız belki ama söylemeliyiz; bugün de birçok sosyalizmci siyaset, diğerleri için benzer suçlamalarda bulunuyor.

[38] Hans Heimann, “Psikopatolojide Zaman Yapılanmaları”, Nasıl İçimizde Zaman..., a.g.e., s. 113.

[39] Y.Öner, “Diyalektik Olasılıktan Determinizme Doğru”, a.g.e., s. 211. Öner bizim teorik-politikayla benzeştirdiğimiz 'bir ve aynı an'ı dışarıda olan olarak görerek eşitliği onun üzerinden ifade ediyor. Gerçekle bağlantısı olan dışarıda olamaz. Teorik-politika dışarıda olmadığı için politik alternatifler arasında eşitsizlik görebilme kabiliyetine sahiptir ve bu kabiliyet özneldir.

[40] Gramsci, a.g.e., s. 235.

[41] Y.Öner, a.g.e., s. 214.

[42] A.g.e., s. 271. Burada, 'bir ve aynı an’, daha önce tanımladığımız anlamından, yani teorik-politikadan sapma gösteriyor. Bu sapmada analojinin bire bir denk düşmeme durumunun rolü olabileceği gibi, Öner'in dış ile 'dış' arasında ayrım yapmamasının, yani çifte ontolojist yaklaşımının da payı olduğunu tahmin ediyoruz.

[43] A.g.e., s. 271.

[44] Lenin, Sosyal Demokrasinin İki Taktiği, a.g.e., s. 102.

[45] Lenin, Ne Yapmalı, a.g.e., s. 163.

[46] Y.Öner, “Zamanın Yapısallaştırılmasına İlişkin Felsefi Temeller ve Saat-Zamanın İvmelenmesi”, a.g.e., s. 72.

[47] Y.Öner, “Diyalektik Olasılıktan Determinizme Doğru”, a.g.e., s. 210.

[48] Y.Öner, “Zamanın Yapısallaştırılmasına İlişkin Felsefi Temeller ve Saat-Zamanın İvmelenmesi”, a.g.e., s. 73.

[49] Y.Öner, “Diyalektik Olasılıktan Determinizme Doğru”, a.g.e., s. 228.

[50] Lenin, Sosyal Demokrasinin İki Taktiği, a.g.e., s. 20.

[51] A.g.e., s. 20-1.

[52] A.g.e., s. 39.

[53] A.g.e., s. 39.

[54] G.Lukacs, Lenin’in Düşüncesi / Devrimin Güncelliği, Çev.: Ragıp Zarakolu, Belge Yay., 2. Baskı, İstanbul 1998, s. 51.

[55] A.g.e., s. 82.

[56] A.g.e., s. 89.

[57] A.g.e., s. 92.

[58] A.g.e., s. 107.

[59] A.g.e., s. 80.

[60] Lenin, Ne Yapmalı, a.g.e., s. 52.

[61] Lenin, ...“Sol” Komünizm, a.g.e., s. 67.

[62] Lenin, Sosyal Demokrasinin İki Taktiği, a.g.e., s. 99.

[63] Lukacs, a.g.e., s. 31.

[64] A.g.e., s. 37.

[65] Lenin, a.g.e., s. 120.

[66] Lenin, Ne Yapmalı, a.g.e., s. 47.

[67] A.g.e., s. 91.

[68] Lenin, ... “Sol Komünizm”, a.g.e., s. 27.

[69] A.g.e., s. 58.

[70] A.g.e., s. 83.

[71] Lenin, Ne Yapmalı, a.g.e., s. 146.

[72] Lenin, Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, a.g.e., s. 79-80.

[73] A.g.e., s. 143.

[74] A.g.e., s. 144.

[75] A.g.e., s. 145.

[76] A.g.e., s. 145.

[77] Lenin, ...“Sol” Komünizm, a.g.e., s. 25.

[78] Nahuel Moreno, Proletaryanın Devrimci Diktatörlüğü, Çev.: Hakan Gülseven, Atölye Yay., 1.Baskı, İstanbul 1998, s. 14.

[79] A.g.e., s. 63.

[80] A.g.e., s. 70.

[81] A.g.e., s. 74.

[82] A.g.e., s. 77.

[83] A.g.e., s. 108.

Okunma 37210 kez
Bu kategorideki diğerleri: Tarih Bilimi ve Ekonomi Disiplini »

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.