Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Marx - Engels'in Politik Yaşamı Üzerine

Yazan
 
 
 
 
Marx – Engels’in Politik Yaşamı Üzerine
Mustafa Çınar
Marksizmin kurucularının ürettiği teorik külliyat ve dünya ezilenlerine bıraktıkları politik miras, ezilenlere hâlâ rehber iken, onların siyasi yaşamları da gerek ardılları gerekse de hasımlarınca hep merak konusu olmuştur. Bir dönem boyunca kurtuluşu davasında ezilenlerin ideolojik ve politik bayraktarlığını yapmış ve büyük devrimlere imza atmış teorik/politik bir hareketin kurucularının politik faaliyetleri ve çeşitli dönemlerde ortaya koymuş oldukları teorik eserlere ilgi varlığını hâlâ korumaktadır.
Bu çalışmada Marx ve Engels’i konu alan iki eser[1] esas alınarak, Marksizmin kurucularının siyasi yaşamı, mücadeleleri ve eserleri konu edilecek, bu iki eserin takip ettiği kronoloji takip edilecek, yer yer iki eserde gerek kişilerin gerekse de konuların işleyişleri karşılaştırılacaktır.
Genel olarak teorisizm ile eleştirilen Marx, sırça köşkünde oturup teorik faaliyet yürüten bir filozof, bir manastır düşünürü müydü, yoksa yaşadığı dönemin politik gelişmelerinin içerisinde yer alan bir militan mıydı?
Riazanov’a göre, “Marx’ın örgütsel çalışmaları, araştırıcıları tarafından hemen hemen tümüyle es geçilmiştir”.[2]
Marx’ın teorik üretimi ve tarih bilimsel materyalizmde açmış olduğu çığırın, onun politik yaşamının önüne geçtiği bir vakıadır. Ancak Marksizmin kurucuları, yaşadıkları dönemin dünyasının her türlü politik gelişmesine duyarlı olmuş, ezilenlerin başta Avrupa, dünyanın dört bir yanındaki mücadelesini –yer yer eleştirel temalı da olsa- dikkatle izlemişlerdir. Marx ile Engels, aynı zamanda, yaşadıkları Avrupa’nın politik mücadelesinin de pratik olarak içinde yer almışlardır. Yoksullukla boğuşurken ve sürgündeyken politik mücadele ve teorik üretimle geçirilmiş hayatlardır söz konusu olan. İkisinin ilişkisinde “Engels’in kişiliği bir ölçüde, Marx’a oranla geri kalmaktadır”[3] ancak bu, her zaman birbirini tamamlayan iki gerçek dost ve yoldaşın ilişkisidir. Marx öldükten sonra, yoldaşının yarım kalan eserlerini toplamak ve layıkıyla tamamlamak Engels’e düşmüştür.
Henüz öğrenci iken Genç Hegelci felsefi akım içerisinde kendisini ifade eden Marx, daha sonra Engels ile birlikte Feuerbach’ın destekçisi oldu.
Marksizmin kurucularının ortak teorik faaliyeti çoğu zaman araştırmacıları zor durumda bırakmıştır. Marx’ın imzasıyla çıkan birçok yazının Engels’e ait olduğu, ya da Engels’in birçok yazısının Marx’ın “onay”ından geçtiği zamanla anlaşılmıştır. Marx ve Engels’in birlikte yazdıkları ilk kitap, 1844’te kaleme alınmış Kutsal Aile’dir. “Marx, bu kitabında yeni felsefesinin yapı taşlarını ortaya koymuştu.”[4] “Bu çalışma aslında Marx’ın ilk dönemki yazılarıyla tarihsel materyalizm teorisi arasındaki geçiş aşamasını ifade etmektedir.”[5] Bu çalışmadan sonra Paris’ten Brüksel’e sürgün edilen Marx’ı, Engels 1845 yılında ziyaret eder ve birlikte ekonomi politik üzerine inceleme yapmak üzere İngiltere’ye geçerler. 1845-46 yıllarındaki yoğun ortak faaliyetin ürünü olarak, Engels’in ifadesiyle, “farelerin kemirici eleştirisine bırakılan” ve ancak 1932’de Alman İdeolojisi adıyla yayınlanan eser ortaya çıkmıştır. “Alman İdeolojisi’nin temel çerçevesi, genel olarak Genç Hegelci felsefeden, özel olarak da Feuerbach’çı hümanizmden radikal bir kopuşu sağlamasıdır. Yeni teori nasıl bir gelişim gösterecek olursa olsun, bütün diğer yeni bilimlerde olduğu gibi, temeli, Alman İdeolojisi’nde, tarihin algılanması için tamamen yeni bakış açısı ortaya koyan ‘epistemolojik bir kopuş’ ile atılmıştır. Alman İdeolojisi, bizzat Marx’ın ve Engels’in yakın zamana kadar kendi teorik çerçeveleri olarak benimseye geldikleri ‘modern Alman felsefesi’nin kapsamlı bir eleştirisi olarak sunulmuştur.”[6]
Komünist Birlik
Marx ve Engels, 1846 yılında işçi hareketinin içine girmeye karar verirler. “Yöneldikleri örgüt, Haklıların Birliği olmuştur. Engels, Birlik çevresiyle zaten daha önceden bir bağlantı kurmuş bulunuyordu. Hem Engels hem de Marx, Birlik’in militan tavrına saygı duyuyor, onun bir işçi örgütü olarak önemini teslim ediyordu.”[7] Marx ve Engels, kısa zaman içerisinde Haklıların Birliği’ni etkileri altına aldı. “Haziran 1847’de Birlik, Londra’da Engels ve Wilhelm Wolff’un da Komünist Yazışma Komitesi adına katıldıkları bir komite topladı. Bu kongrede Haklıların Birliği, Komünist Birlik’e dönüştürülürken, Birlik yapılanması, gizliliğin korunmasına rağmen demokratik bir çizgide yeniden şekillendirildi; ve Birlik’in amacı burjuvaziyi devirmek, proletarya egemenliğini kurmak, sınıf karşıtlığına dayalı eski burjuva toplumunu ortadan kaldırmak, sınıfsız ve özel mülkiyetin bulunmadığı yeni bir toplum kurmaktır, ilkesi benimsendi.”[8]
Kongrenin ardından Marx ve Engels işçileri örgütlemek için Alman İşçi Derneğini kurarlar. 1847’de Londra’da toplanan Birlik Kongresi, Marx ve Engels’e ilkeler bildirisi ve program hazırlama yetkisi verir. Marx ve Engels bu yetki ile 1848’de Komünist Manifesto’yu kaleme alırlar. Tamamen siyasi bir metin olan Komünist Manifesto böyle ortaya çıkmıştır. “Ütopyacıların burjuva düzene yönelttikleri eleştirileri kabul eden, Manifesto; pasifist, ütopyacı ve siyaset dışı sosyalizme karşı yeni proleter-eleştirel komünizmin devrimci programını çıkarır.”[9] Manifesto açıkça bir kavgaya davettir. Kapitalizmin, kendisini yok edecek olan sınıfı, proletaryayı yarattığı ve proletaryanın sömürücü sınıfları yıkacak olan yegane sınıf olduğu ortaya konulduktan sonra, özel mülkiyetin yok edilmesi gerektiği vurgulanır. “Manifesto’nun büyüklüğü tarihsel materyalist teorinin en genel açılımlarının, sadece yazıldığı dönem için değil, bugün için de geçerli olabilecek biçimde ortaya konmasıdır.”[10]
Komünist Birlik başta Wilhelm Weitling’in etkisi altındadır. “Blanqui’den etkilenen Weitling’in düşünceleri, komünizme barışçı yoldan geçileceğine inanmayışı bakımından çağdaşı olan diğer ütopyacılardan ayrılıyordu. Çok ayrıntılı bir planını yaptığı yeni toplum, Weitling’e göre ancak zor kullanılarak gerçekleştirilebilirdi.”[11] Ancak Marx ve Engels’in, Weitling’i ‘ütopyacı komünist’ olarak nitelediği ve Birlik öncesinden başlamak üzere çeşitli tartışmalar yaptığı, Weitling’e karşı ‘bilimsel komünizm’i savunduğu görülmektedir.
Şubat Devriminin ardından, Brüksel’den Paris’e geçen Marx, “Paris’te yeni bir Merkez Komitesi kurmak için Komünist Birlik’ten yetki almıştı. Merkez Komitesini en yakın yoldaşları Engels ve Wilhem Wolf ile Londra’dan Bauer, Moll ve Schapper’den oluşturdu.”[12] Nisan ayında Almanya’ya dönen Marx, Köln’e yerleşir ve Neue Rheinische Zeitung isimli gazeteyi çıkarmaya başlar. “Almanya’da geçirdiği ve 1848-1849 yıllarına yayılan on iki aylık dönem, Marx’ın devrimci bir militan olarak nasıl çalıştığını görmek açısından benzersizdir... Bu dönem boyunca Marx’ın eylem karargahı Komünist Birlik değil Rheinische Zeitung oldu.”[13] Marx ve Engels bu dönem boyunca temel fikirlerini ve mücadele çağrılarını bu gazete üzerinden yaparlar. 1920’lerde yazan Riazanov’a göre, “Bugüne dek bu gazetenin, devrimci gazeteciliğin erişilmez ideal modeli olarak kaldığını kabul etmek zorundayız.”[14] Bu gazetenin genel olarak sorunların siyasal yanı ile ilgilendiği, Marx’ın iktidarı ve parlamenter meclisleri hedef aldığı, proleter hareketi ve hareketin sorunlarını az ele alışı nedeniyle eleştirildiği bilinmektedir. Ancak Marx’ın bunu özel olarak tercih ettiği anlaşılmaktadır. “Marx ve Engels, Almanya’da bütün çabalarını, sonuç alıcı bir isyan hareketinin başlatılması için demokratik güçleri hazırlama ve örgütlemeye yönlendirmişlerdi.”[15]
Bu dönemde Marx ve Engels’in, Almanya’da devrim ve ittifak sorunu üzerine çalışmalar yaptığı ve yazılar yazdığı görülmektedir. Diğer kapitalist ülkelere göre daha geri olan ve kapitalizmin tam olarak gelişmediği Almanya’da burjuvazi ve proletarya ilişkisi nasıl kurulmalıdır? Proletarya, burjuvazi mutlakıyetçiliğe karşı mücadele verirken nasıl bir tutum belirlemelidir? Marx ve Engels’in bu dönemde proletarya, küçük burjuvazi ve köylülükten oluşan demokratik bir blok önerdiği, bu bloka, devrim sırasında kendisini burjuvaziye tabi kılmayan, görece bağımsız bir pozisyon önerdikleri görülmektedir.
Marx ve Engels’i bu taktiği belirlemeye iten neden, daha sonradan gerek kendilerince gerekse de ardıllarınca yanlış olduğu kabul edilen, burjuvazi iktidara gelmeden önce komünizmin kurulamayacağına dair fikirdi. Ancak, çelişkili ve çatışkılı bu ittifakın olmadığı bizzat Marx ve Engels tarafından 1848 Almanya devrimi ile deneyimlenmiştir. Bu yenilgiden sonra Marx ve Engels bu taktiğin muhasebesini yapmıştır. “1849’un ilk aylarında Marx, demokratlardan yavaş yavaş uzaklaştı; ve Komünist Birlik’in Merkez Komitesini lağvederek engellediği bağımsız işçi partisi için kolları sıvadı.”[16] Komünist Birlik 1852 yılında resmen dağılır.
1850’li yıllar ve 1864’te Enternasyonal’in kuruluşuna kadar olan dönem, politik olarak adeta ‘karanlık’ yıllardır. Marx, 1852’de bir Amerikan gazetesinde, “Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’i”ni yayınlar. Bu eserde Marx, Şubat devriminin parlak bir çözümlemesini sunmaktadır. Marx’ın kapitalizmin bilimsel çözümlemesini yapmış olduğu eser olan Kapital’in ilk cildi de esasen bu dönemde yazılmıştır. 1852-1864 yılları arasında Marx ve Engels’in politik yaşamdan uzak olduğu görülür. Ancak bu “karanlık dönem”in Marx ve Engels’te politik, felsefi ve bilimsel bir derinliğe karşılık geldiği anlaşılacaktır. Bu derinlik, “Marx’ın şekillenmesinde öncü rol oynadığı Uluslararası İşçi Derneği’nin, yani Birinci Enternasyonal’in 1864’te kurulması ile karşılığını bulacaktı”.[17] Riazanov göre ise “Marx’ın kuruluşunda payı olmadığı Birinci Enternasyonal’de oynadığı önemli rol, Enternasyonal örgütlendikten sonra başlamıştır. Marx kısa zamanda örgüte hayatiyet kazandıran bir rehber oldu.”[18] Marx’ın Enternasyonal’in kuruluşu ile ilişkisini nasıl kabul edersek edelim, bu örgütün kuruluşuyla birlikte Marx ve Engels politik yaşama yoğun ve hızlı bir giriş yaparlar.
Birinci Enternasyonal
“Enternasyonal’i kuran örgütsel girişim, İngiliz ve Fransız işçi sınıflarının temsilcilerinin ortaklığı ile oluşmuştu.”[19] Alman işçi örgütlerine Lasalleciler hakimdi ve bunlar Enternasyonal’de çalışmayı reddetmişlerdi. Alman işçiler Enternasyonel’de diğer ülkelerde yaşayan mülteciler tarafından temsil ediliyordu. Enternasyonal’in açılış konuşması Marx tarafından yapılmıştır. Bu konuşmada Marx’ın ‘eylemde daha güçlü, üslupta ise, birlikte olduğu işçi gruplarını gözeten daha yumuşak’ bir tarz tutturduğu değerlendirilir.
“Enternasyonal’in ilk dört yılı boyunca, asıl ideolojik mücadele, Marx’ın ve Proudhon’un düşünceleri arasında yaşandı”[20] Toplumsal tabanı işçi sınıfına dayanan Proudhoncular, işçi sınıfının grevlerini ekonomik ilişkilere bir müdahale olarak kabul ediyor, kapitalizmde bir tür kooperatifçiliği savunuyordu. Marx’a göre, Proudhonculuk işçi hareketi içinde küçük burjuva bir eğilimdi. Marx ve Engels, 1866 yılında Cenevre Kongresinde, 1867’de Lozan Kongresinde ve 1868’de Brüksel kongresinde Proudhon’a karşı mücadele verdi ve Brüksel kongresinde, Avrupa’da patlayan genel grevlerin de etkisi ile Prodhon ve ekibine karşı üstünlük sağladılar.
Enternasyonal içinde Marx’ın bir öteki mücadele figürü Bakunin’di. Proudhon ile olan mücadelesinde Brüksel Kongresinde üstünlüğü ele geçiren Marx, Enternasyonal’de Genel Konseyin yetkilerini arttırmıştı. Buna göre, “Enternasyonal’in ilkelerine ve kararlarına karşı gelen şubeleri geçici olarak kapatma yetkisine sahip olacaktı. Marx, bu yetkiyi doğrudan Bakunincilere karşı kullandı.”[21]
Marx, Bakunin’i teorik olarak çok sağlam temellere dayanmadığı, yaklaşımında sınıflar arasındaki çelişkileri net olarak ortaya koymadığı için eleştirir. Ancak Bakunin ve Marx arasındaki en büyük kavga devrim yönteminde ve ittifaklarda olmuştur. “Bakunin, Sosyalist Demokrasi İttifakı’nın programında, ‘sınıfların toplumsal ve ekonomik eşitliğini’ talep etmişti. (…) İttifak’ın ateist olduğunu ilan etmiş, Marx da bunun modası geçmiş gülünç bir tavır olduğunu düşünmüştü; zira Marx, 1840’lı yıllardan bu yana dinin ancak toplumun dönüşümü yaşandıktan sonra yok olabileceğini öne sürmüştü. Ancak Marx, bir önemli açıdan Bakunin’i küçümsemiş, ve teorisini Proudhonizm ile birlikte bir çeşit ‘siyasi kayıtsızlık’ olarak sınıflandırmıştı.”[22]
Fernbach, Marx'ın Bakunin’e bu tarz yaklaşımını eleştirir. Ona göre Marx, “Proudhon ile Bakunin arasında önemli bir ayrım olduğunu görmedi. Proudhon’un siyasi kayıtsızlık yaklaşımı edilgen bir tavır iken, bütün yanlışlarına rağmen Bakunin, bir sosyalist devrimciydi ve tıpkı Marx’ın kendisi ve her zaman saygı duyduğu Blanqui gibi burjuva devletin alaşağı edilmesini ve özel mülkiyetin kaldırılmasını istiyordu.”[23]
Bakunin ve arkadaşları, Alliance olarak bilinen Uluslararası Sosyal Demokrat ittifak isimli bir dernek kurarlar. Daha sonra yaptığı başvuruyla Enternasyonal’e katılan bu dernek, hem Enternasyonal içerisinde faaliyet gösterir, hem de Enternasyonal içerisinde ‘gizli bir örgüt’ gibi varlığını korur ve mücadele eder. Bu durumun fark edilmesi üzerine 1872 yılında Bakunin Enternasyonal’den atılır.
Enternasyonal’in varlığında gelişen en önemli olaylardan biri de kuşkusuz Paris Komünüdür. “1871 baharında kurulan Paris Komünü, yönetici sınıfların, Prusya’ya boyun eğmelerine bir tepki olarak ortaya çıkan işçi ve küçük burjuva hareketin bir ürünü idi.”[24]
Marx, Komün boyunca, Fransa’daki olayları ilgi ile izledi, bu olaylar üzerine çalıştı ve Enternasyonal içerisinde Komün’ün desteklenmesi için gerekli çalışmaları yürüttü. Marx, bu konudaki çalışmalarını ‘Fransa’da İç savaş’ isimli kitabında topladı. Fernbach’a göre bu eser, “Marx’ın son yıllarında yazdığı en önemli siyasi metindir.”[25] “Marx, Komün’ün siyasi biçiminde proletaryanın siyasi iktidarına ilişkin teorisini geliştirmek ve somutlaştırmak için gerekli olan tarihsel deneyimi bulmuştur. Manifesto’da formüle ettiği gibi, bilimsel komünizm teorisi, proleter devrimin bir dizi aşamadan geçeceğini belirtmektedir. Bu aşamalar, siyasi iktidarın ele geçirilmesi, burjuvanın mülksüzleştirilmesi ve siyasi devletin ortadan kaldırılmasıdır.”[26] Komün, proleter devletin uygulamasının ilk örneklerinden oldu. Marx-Engels, daha evvel gerek Komünist Manifesto’da gerekse de diğer eserlerinde devrime ilişkin geliştirmiş oldukları taktik ve stratejilerini Komün ile birlikte ilk defa uygulama ve geliştirme olanağı buldular. Komün, Proletarya’nın iktidarı ele alması durumunda nasıl bir yönetim gerçekleştireceğinin de bir örneği oldu. Komün, Mayıs 1871’de kanlı bir şekilde bastırılır. Bu tarihten sonra ölgün bir hale giren Birinci Enternasyonal de 1876 yılında kendisini fesh eder.
Marx ve Engels’in bundan sonraki politik yaşamlarını esas olarak Almanya’da gelişen parti tayin etti. Marksizmin kurucularının bu partideki reformcu politik yönelimlere karşı mücadelesi genel olarak umutsuz bir havada cereyan etti.
Marx, 14 Mart 1883’de hayatını kaybetti. Marx’ın ölümünden sonra tamamlanmayan eserlerini Engels tamamladı, Kapital’in ikinci ve üçüncü cildini baskıya hazırladı. Engels, 5 Ağustos 1895’de hayatını kaybetti.
*
Marx ve Engels’in hayatı ve mücadelesi konu edilirken onların Polonya ve İrlanda ulusal meselesinde takınmış oldukları tavırları ve almış oldukları politik tutumları anmamak olmaz. Polonya ulusal sorunu Marx-Engels’in Komünist Birlik öncesi ve dönemine ait iken, İrlanda ulusal sorunu Birinci Enternasyonal zamanına ait bir durumdur. Aynı mesele üzerinde iki farklı tutumdur söz konusu olan.
18. yüzyılın sonlarına doğru Prusya, Avusturya ve Rusya arasında tamamen parçalanmış olan Polonya’nın bağımsızlık mücadelesini desteklemek o dönem demokratlar arasında temel görevlerden kabul ediliyordu. Marx ve Engels, Polonya meselesine dair görüşlerini Neue Rheinische Zeitung’da dile getirdiler. Engels, ulusal sorun üzerinde daha çok çalışmış ve ‘büyük tarihsel uluslar’ teorisini geliştirmiştir. Daha sonra bizzat Marksistler tarafından mahkum edilecek bu görüşe göre, “dört ülkenin, yani Almanya, Polonya, Macaristan ve İtalya’nın halkları, Orta ve Doğu Avrupa’da kalıcı olabilecek ulusal devletler kurma yeteneğine sahip halklardı.”[27] Her ulusal topluluğun kendi kaderini tayin etme hakkını önsel olarak reddeden bu görüş, sadece adı geçen uluslara ayrı devlet kurma hakkı veriyordu. Bu çerçevede ulusal kurtuluş mücadelesi veren diğer ulusların mücadelelerine de kayıtsız kalınıyordu. Marx ve Engels’in bu tutumunu bir başarısızlık olarak kabul eden Fernbach’a göre; “dört ‘büyük tarihsel ulus’, Marx ve Engels’in ulusal soruna ilişkin politikaları için yeterli bir temel oluşturmuyorlardı; ve kabul edilmesi mümkün olamayan bu taktik, 1848 devriminin uğradığı başarısızlığın nedenlerinden bir tanesiydi.“[28]
İngiltere’ye karşı İrlanda meselesinde ise Marx ve Engels’in Polonya meselesine göre görece daha uygun taktikler geliştirdikleri ve ulusal meseleye dair 1848 civarındaki görüşlerini revize ettikleri görülmektedir. Marksizmin kurucularının İrlanda meselesine, 1867’de patlak veren ‘Fenian Ayaklanmaları’ndan sonra daha çok önem verdikleri ve gündemlerine aldıkları görülmektedir. “Marx, İrlandalıların mücadelesinin, İngiliz devriminde çok önemli bir işlevi olacağını düşünmekteydi.”[29] Bu nedenle Enternasyonal’de İrlanda ulusal kurtuluş mücadelesini hem gündemine almış hem de desteklemiştir. Ancak buradaki sorun, Fernbach’ın da haklı olarak belirttiği gibi şuydu: “Marx, merkez ile sömürge arasındaki bu ilişkiyi özel bir durum, özgül yerel koşulların bir ürünü olarak betimlemişti. Marx devrimin ‘kaldıracının’ sömürge ülkelerde uygulanması gerektiğini, genel bir kural olarak kesinlikle telaffuz etmemişti.”[30] Polonya meselesine göre daha uygun olan bu tutum ‘sömürge ülkelerdeki ulusal kurtuluş mücadelesini, metropol ülkelerin devriminin kaldıracı olarak gören bu anlayış, daha sonra Lenin’in katkısı ile teorik ve pratik olarak düzeltilmiştir.

 



[1] David Riazanov, K. Marx F. Engels / Hayat ve Eserlerine Giriş, Çev. Ragıp Zarakolu, Belge Yayınları, İstanbul 2011; ve David Fernbach, Siyasal Marx, Çev. Murad Akad, Yeni Hayat Kütüphanesi, İstanbul 2004.

[2] Riazanov, a.g.e., s. 80.

[3] Riazanov, a.g.e., s. 15.

[4] Riazanov, a.g.e., s. 68.

[5] Fernbach, a.g.e., s. 24.

[6] Fernbach, a.g.e., s. 23-24.

[7] Fernbach, a.g.e., s. 37.

[8] Fernbach, a.g.e., s. 38.

[9] Riazanov, a.g.e., s. 88.

[10] Fernbach, a.g.e., s. 46.

[11] Riazanov, a.g.e., s. 73.

[12] Fernbach, a.g.e., s. 53.

[13] Fernbach, a.g.e., s. 55.

[14] Riazanov, a.g.e., s. 100.

[15] Fernbach, a.g.e., s. 58.

[16] Riazanov, a.g.e., s. 100.

[17] Fernbach, a.g.e., s. 84.

[18] Riazanov, a.g.e., s. 160.

[19] Riazanov, a.g.e., s. 160.

[20] Fernbach, a.g.e., s. 96.

[21] Fernbach, a.g.e., s. 140-141.

[22] Fernbach, a.g.e., s. 144.

[23] Fernbach, a.g.e., s. 145.

[24] Fernbach, a.g.e., s. 117.

[25] Fernbach, a.g.e., s. 120.

[26] Fernbach, a.g.e., s. 126.

[27] Fernbach, a.g.e., s. 70.

[28] Fernbach, a.g.e., s. 72-73.

[29] Fernbach, a.g.e., s. 110.

[30] Fernbach, a.g.e., s. 114.

Okunma 523 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.