Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Sermayenin Küresel Saldırısına Karşı Başkaldırı - Prag "Çeşitlilik-Birlik-Direniş"

Yazan

 

İrfan Kaygısız

26 Eylül 2000'de Prag’ta 15 bin IMF ve Dünya Bankası delegesi vardı. 26 Eylül’de Prag’ta FBI ve Alman polis teşkilatının denetiminde 11 bin ve Avrupa Polis Gücü’nden 3 bin polis vardı. Ama 26 Eylül’de Prag’ı 20 bin anti-kapitalist kontrol ediyordu. Dünyanın dört bir yanından gelen, evet gerçek anlamıyla dünyanın dört bir yandan gelen 20 bin anti-kapitalist Prag’ı işgal etmişti.

15 bin IMF delegesi UNESCO’nun koruması altındaki kültür başkenti Prag’ı gezemedi. Otellerinden çıkamadılar, operalarını izleyemediler, toplantıları erken bitirmek zorunda kaldılar ve solucanlar gibi yer altından metroyla kaçmak zorunda kaldılar. Onlar yeraltına inerken, yer üstünde 20 bin anti-kapitalist aynı coşku ve kararlılıkla “Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldür!” diye haykırıyordu.

Kim toplamıştı bu insanları Prag’a? INPEG mi? Hayır. 20 bin anti-kapitalisti Prag’a toplayan kapitalizmin kendisiydi. Küreselleşen sermayenin vahşi saldırısına başkaldıran 20 bin anti-kapitalist Prag’taydı. Yüzünü bir kerre dahi görmedikleri dostlarıyla, aynı ekmek ve aynı hasret için bir oradalardı. Barikatlarda, Opera önünde Meksikalıların suyunu, İspanyolların sigarasını paylaştık. Sokaktakiler hep ”bizden”di. Convergence Center’da birlikte pankart yazmış, Samba’da birlikte eğlenmiştik. 26 Eylül’de olağanüstü bir dayanışma vardı.

En önemli güçleri korku. Ellerindeki güçlerle bizi kontrol ediyorlar. Çünkü biz izin veriyoruz. Gücümüzü geri almalıyız. İşbirliği yapmak zorundayız. Seçimimiz gücümüzü geri almak. Her seçimin bir sonucu vardır. Sonuçları düşünürsek bizi durduramazlar. Korksak bile direnişi yapmak zorundayız. Kazanabiliriz” diye anlatıyordu “Şiddetsiz doğrudan eylem” eğitimi veren 45 yaşlarındaki ABD’li kadın.

Nasıl gelişti?

30 Kasım 1999’da, ABD’nin Seattle kentinde, Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO) “Milenyum Raund” denen zirve toplantısını engellemeye yönelik eylemler, küresel sermayeye karşı başkaldırının dönüm noktasıydı.

Kapitalizm karşıtı tepkiler, 1998 yılı Nisan ayında Paris-OECD merkezi önünde MAI anlaşmasının kitleler tarafından protesto edilmesiyle başlayıp, Ekim 1998’de ICC/Uluslararası Ticaret Odasının üç saat süreyle işgal edilmesi ve yine OECD merkezi önündeki gösteriler sonucunda MAI anlaşmasının imzalanmasının engellenmesi; Mart 1999’da Cenevre’de yapılan ve Seattle sürecine ilişkin dünya çapındaki kampanyanın belirlendiği ve WTO toplantısına alternatif olarak düzenlenen Dünya Küreselleşme Karşıtları Koalisyonu Strateji Toplantısı; Haziran 1999’da Almanya’nın Köln kentinde yapılan G8 zirvesi protestoları sonucunda Londra Borsasının 3 gün süre ile kapatılması; 16-17 Nisan 2000’de Washington D.C. IMF ve DB karşıtı protesto eylemleri; 11 Eylül 2000’de Melbourne’de Dünya Ekonomik Forumu toplantısına karşı düzenlenen eylemler ve nihayet S-26 Prag protestoları ve son olarak Seul’de yapılan eylemlerle devam etmektedir.

Seattle kentindeki eylemler sonucunda toplantının karar almadan dağılması sonucu elde edilen başarı, dünya kamuoyu gündemine yeni bir sürecin başlangıcı olarak oturmuştu. Bu çıkış yirmi yıldır bütün dünyada sürdürülen neo-liberal politikaların ideolojik anlamda çöküşünün somut bir yansımasını oluşturuyordu.

1997 Şubat’ında, PGA (“Serbest Ticaret” ve WTO’ya karşı Halkların Küresel Eylemi) isimli iletişim ağı ve eylem koordinasyonu oluşmuştu. İlk komite, 16-20 Mayıs 1998 tarihlerinde ilk küresel eylemin de çağrıcısı oldu. Cenevre’de yapılan WTO / Dünya Ticaret Örgütü 2. bakanlar zirvesi, hem toplantının yapıldığı yerde, hem de pek çok ülkede yapılan eylemlerle protesto edildi. Cenevre’de Güney Kore’nin radikal sendika liderlerinden, Latin Amerika’daki halk hareketlerine kadar pek çok temsilci, İsviçreli ve diğer Avrupa ülkelerinden küreselleşme karşıtlarıyla beraber toplantıyı engellemeye çalışarak bir geleneği başlatıyorlardı.

1997 sonunda MAI / Çok Taraflı Yatırım Anlaşmasına yönelik tepki; emekçi örgütlerinden çevrecilere, insan hakları savunucularından siyasi yapılara kadar geniş bir çerçevede küreselleşme karşıtlarını birleştirdi.

72 ülkeden 1100 örgütten oluşan uluslararası koalisyon IMF ve Dünya Bankasının yıllık ortak toplantısının protesto edilmesi için anti-kapitalistleri 26 Eylül için Prag’a çağırdı.

Böylece S26 (September 26 / 26 Eylül) kodlamasıyla anılacak olan eylem günü hazırlıkları başlamış oldu. Çek Cumhuriyetinde bir yıl kadar önce kurulan INPEG (Çek dilinde Ekonomik Küreselleşmeye Karşı İnisiyatif kelimelerinin kısaltması) bu sürecin örgütleyicisi oldu.

INPEG

INPEG’in çalışması 16-17 Nisan Washington eylemlerini düzenleyen Küresel Adalet İçin Seferberlik grubuna benziyordu. Zaten hem Seattle’da, hem de Washington’da rol oynamış, çoğu ABD’li 30’a yakın insan, INPEG organizasyonunda çalışmak üzere 3 ay önceden Prag’a gelmişti. INPEG, eylemin yasal başvurularını yapmak, örgütlenmesi için kolaylaştırıcı olanaklar sağlamak, dışardan gelen eylemcilerin barınma ve diğer sorunlarıyla uğraşmak, grupların koordinasyonunu sağlamak gibi bir şemsiye işlevi yerine getirdi.

INPEG, Prag’ta biri şehir merkezinde diğeri şehrin biraz dışında olmak üzere iki merkez oluşturmuştu. INPEG’in Bilgi Ofisi şehir merkezinde idi. Yabancı eylemcilerin bilgilendirilmesi ve basınla ilişkiler bu ofisten sağlanıyordu. INPEG’in diğer ve esas merkezlerinden diğeri Convergence Center (Çalışma Merkezi) şehir merkezine uzak olmayan bir bölgede eski bir halı fabrikanın kiralanmasıyla tutulmuş, temizlenmiş ve eylemcilere tahsis edilmişti. Convergence Center biri 8-10 bin metrekarelik ve diğeri 2-3 bin metrekarelik iki kapalı alan, ayrıca 8-10 bin metrekarelik üstü kapalı yanları açık bir alan ve bahçelerden oluşuyordu. Büyük bina çalışma gruplarının ve ülke toplantılarının yapılması için ayrılmıştı ve akşamları yapılan genel strateji toplantıları da burada yapılıyordu. Küçük binanın bir kısmı Rampenplan isimli bu tür etkinliklerde yemek vb. organizasyonları yapan Hollandalı gruba ayrılmıştı. Gezici mutfak araçlarıyla gelmiş olan bu grup, geliri eylem organizasyonunda kullanılmak üzere vejetaryen yemekleri yapıyor ve bunları yoksul ülkelerden gelenlere daha ucuz olmak üzere, satıyordu. Burada ayrıca çay-kahve yapılıyordu. Küçük binanın kalan alanı ise kukla, maket, pankart, döviz ve diğer gösteri araçları yapmak üzere ayrılmıştı. Fabrikanın neredeyse tüm atıkları son derece yaratıcı biçimde kullanıldı. Tel örgülerden patronları simgeleyen dev bir maket, kolilerden iskeletler ve çeşitli kuklalar, ağaç dallarından dünya maketi ve diğer pek çok şey böyle ortaya çıktı.

26 Eylül için üç koldan yapılacak yürüyüşte kullanılmak üzere, üç büyük pankart hazırlanıyordu. Mavi pankartta değişik dillerde “çeşitlilik”, sarıda “birlik” ve pembede “direniş” yazıyordu.

Convergence Center, eyleme her yönüyle hazırlığın yapıldığı bir mekandı. Örneğin Amerikalı bir müzisyen burada Samba eğitimi veriyordu ve 4 günlük bir sürede olağanüstü bir orkestra oluşturdu. Samba Band isimli orkestra, Merkez’e gelen ve böyle bir faaliyeti orada haber alan çeşitli ülkelerden yüze yakın insanın katılımı ve günde bir-iki saat çalışmasıyla ortaya çıktı. Fabrikada bulunan değişik boylardaki bidonlar, bahçedeki ağaçların dalları enstrüman olarak kullanıldı. Yüzlerce konserve kutusu içine küçük taşlar ve pet şişeler içine pirinç konarak ritm aletleri oluşturuldu.

Bu merkezde eyleme yönelik pek çok çalışma grubu toplantı yapıyor ve çeşitli eğitimler veriliyordu. PGA-People’s Global Action isimli grup tarafından atölye çalışmaları yapılıyordu. Örneğin; Panama, Brezilya, Meksika, Nikaragua, Bangladeş, Kolombiya ve Hindistan’ın da bulunduğu ve ülkelerdeki somut sosyo-ekonomik ve politik gelişmelerin tek tek aktarılması ve ardından örneğin Afrika ve Kolombiya’da şiddet konulu atölye çalışmaları yapılıyordu. Atölye çalışmaları yanında 26 Eylül için eylem hazırlıkları yapılıyordu.

Sokak çalışma grubu asıl olarak eylem planı için öneriler hazırlarken, hukuk çalışma grubu yasal haklar ve olası gözaltılara karşı bilgilenme notları hazırlıyordu. Cezaevi dayanışması çalışma grubu, eylemler sonrası cezaevlerine düşecek eylemcilerle ilgili eylem planları yapıyor, sağlık çalışma grubu eylemlere katılacak grupların sağlık temsilcilerine ilk yardım setleri dağıtırken, eylemcilerin yanlarında bulundurması gereken malzeme dökümünü duyuruyorlardı. Bu grup ayrıca yürüyüş sırasında yaralanacaklara ilk yardımı yapmak üzere hazırlık yapıyordu.

Çalışma grupları aynı zamanda ilk yardım, gözyaşartıcı bomba ve biber gazından korunma, yasal bilgiler gibi eğitimler de düzenlediler. “Şiddetsiz doğrudan eylem” eğitimi ABD orijinli Direct Action grubundan bir aktivistin yönlendirmesiyle yapıldı. Bu eğitimde önce neyin şiddet olup olmadığı tartışıldı. Eğitimci, politikacıya pasta atmak, banka camı kırmak, bir delegenin yoldan geçişini engellemek vb. eylemlerin şiddet içerip içermediğini soruyor, iki tarafa ayrılan katılımcılar, kendi düşüncelerini açıklıyor ve bu tartışmalara göre kimileri görüşlerini değiştiriyor, diğer tarafa geçiyordu. Bunun arkasından şiddete başvurmadan bir yeri ablukaya almak, oturma eylemi yapmak, gözaltına alınırken ya da polisin saldırısı sırasında veya atlı polise karşı tavır, gözyaşartıcı gaz saldırısı sırasında yapılabilecekler gibi konular, uygulamalı olarak işleniyordu.

Bu eğitimlerde ve çeşitli toplantılarda dikkat çeken noktalardan biri katılımcılığı teşvik eden tavır oldu. Örneğin eğitimci “sorusu olan var mı?” diye sormak yerine, daima “önerisi ya da bir düşüncesi olan var mı?” diye soruyordu. Onlarca değişik dili konuşan, çok farklı hedef ve beklentileri olan kitlelerin geniş toplantıları ve eğitim çalışmaları aynı zamanda bir karar verme eğitimi oldu ve bu yöntem, eylemler sırasında özellikle 26 Eylül sonrasında da kullanıldı.

Toplantılar, geniş bir çember oluşturularak yapılıyor, iç çemberde grupların o toplantıdaki sözcüleri yeralıyor, grubun diğer üyeleri de arkasına yerleşiyordu. Tüm konuşmalar, istenilen sayıda dile çevriliyordu ama bunun yanında bir işaret dili de geliştirilmişti. Bu, değişik kültürlerde farklı anlamlara gelen el işaretlerini de uyumlulaştırıyordu. Söz istemek, acil söz istemek, çeviri istemek, usul hakkında söz istemek gibi işaretlerle toplantı etkin hale geliyor, bir fikre katılıp katılmamak veya tamamen reddetmek gibi işaretlerle de böylesine farklılıkların olduğu bileşimde eğilim belirleyebilmek mümkün oluyordu.

3 salonda yapılan Karşıt Zirve toplantıları dışındaki bir etkinlik de Direniş Sanatları Festivaliydi. Akşamları yapılan konserlerin finali, 24 Eylül’de dünyanın pek çok ülkesinden sanatçıların verdiği bir konserle oldu. Konser yapılan salonda Davos Dünya Ekonomi Forumu zirvesi ve Fransa’da bir McDonald’s binasını yerle bir etmekten yargılanan köylü önderi Jose Bove davası eylemleriyle ilgili bir fotoğraf sergisi vardı.

IMC / Bağımsız Medya Merkezi

IMC (Independent Media Center/Bağımsız Medya Merkezi), Seattle sürecinde ismini duyurmuş, bütün dünyadan birçoğu profesyonel gazeteci olmayan gönüllülerin katkısıyla oluşturulmuş bir haber ağı. Şu anda pek çok ülkede açılan ofisler bu ağa eklemlenerek ve Internet olanakları ile emperyalist medyanın bilgisizleştirme tekelini kırmaya çalışıyor. IMC’nin çeşitli uluslardan Prag’a gelen amatör haberci ordusu, süreci doğru biçimde aktarabilme yolunda önemli bir işlev yerine getirdi. IMC, şehir merkezi ile Kongre merkezinin arasında bir bölgede tutulan birkaç katlı bir binada çalışmalarını yürütüyordu.

Eylemler

26 Eylül'deki büyük eylemin yanı sıra 23 ve 28 Eylül arasında çeşitli eylemler yapıldı. Yazının bu bölümünde doğal olarak 26 Eylül eylemine ve diğer eylemlere yer vereceğim.

23 Eylül’de Prag’ta 3 yürüyüş ve miting yapıldı. Çek Komünist Partisi, Anarşistler ve Neo Naziler aynı gün birbirinden farklı eylemler yaptı.

Birleşik Cephe’nin miting ve yürüyüşü. Çek Komünist Partisi öncülüğündeki cephenin izinli eylemine dünyanın pek çok yerinden emekçi örgütleri ve sol partiler katıldı. "IMF’yi durdurun" temalı bu eyleme Çek solunun anarşistler dışındaki diğer renkleri de ilgi gösterdi. Bir parkta toplanarak yapılan çeşitli konuşmalardan sonra, şehrin merkezinden geçen çok uzun bir güzergah boyunca yapılan yürüyüşte kortejler hem kendi dillerinde sloganlarını attılar, hem de ortak sloganları İngilizce, Almanca ve İspanyolca olarak haykırdılar. İzleyenlerin çeşitli biçimlerde destek verdiği eyleme üç-dört bin kişi katıldı.

Anti-faşist yürüyüş. Antifa isimli Çek anti-faşist grubunun düzenlediği izinsiz eyleme daha çok otonom gruplar katıldı. Bu eylem de oldukça uzun bir güzergah ile şehir merkezini dolaşarak 26 Eylül’ün küçük bir provası niteliğindeydi.

Ayrıca aynı gün Neo Naziler de IMF’yi protesto amaçlı bir eylem yaptılar.

Ayrıca 25 Eylül’de Hristiyanların “Jübile 2000” gösterisi ve INPEG organizasyonunda sınırdaki engellemeleri protesto amacıyla başka bir miting ve yürüyüş yapıldı.

26 Eylül 2000 (S26) / Küresel Eylem Günü

25 Eylül günü yapılan son eylem değerlendirme toplantısında sokak çalışma grubu tarafından önerilmiş olan eylem planı kabul edildi. Buna göre otel ablukaları ya da geceden kongre merkezine gitmek gibi otonom eylemler yapılacaktı.

Eylemler sırasında birbirleriyle beraber hareket edecek kişilerden oluşmuş gruplara “ilişki grupları” (affinitiy groups) deniyordu. Bunlar, önceden birlikte yürüttükleri faaliyetler nedeniyle birbirlerini tanıyan, güvenen topluluklardı ve otel ablukaları ve gece eylemleri bu gruplar tarafından yapılıyordu.

Namesti Miru’da (Barış Meydanı) Mavi-Sarı ve Pembe kollardan başlayan yürüyüş kollarının her birinde taşınan pankartlarda Çeşitlilik, Birlik, Direniş temel sloganının birer kelimesi yer alıyordu. Anarşistlerden sosyalistlere, çevrecilerden sendikalara ve feministlere kadar geniş ve her biri kendi içinde birçok farklılık taşıyan anti-kapitalistler 26 Eylül sabahı kongre merkezine yürüyüşe başladı. (Eylemin organizasyonunu yapan uluslararası örgüt olan INPEG /Ekonomik Küreselleşmeye Karşı İnisiyatif toplantılarda göstericileri 12 ana gruba ayırmıştı. Bu 12 ana grup kendi içinde birçok farklılığı taşıyordu.)

Yürüyüşün başlayacağı Namesti Miru’ya (Barış Meydanı) seyyar tuvaletler ve mutfak kurulmuştu. Ayrıca bir gün önce çocuklu kadın göstericiler için sabah 08.00’den itibaren kreş hizmeti verileceği açıklanmıştı.

Kanarya Adaları’ndan Meksika’ya, Hindistan’dan Kolombiya’ya kadar dünyanın dört bir yanından toplanmışlardı. Kitlesel çoğunluğu esas olarak Avrupa’dan gelenler oluşturuyordu. 26 Eylül’de 20 bin anti-kapitalist Prag sokaklarında farklı dillerde ama aynı içerikte haykırıyordu. “Birleşen İşçiler Yenilmez”, “Kapitalizm Öldürür, Kapitalizmi Öldür”, “Dünya Satılık Değil”, “IMF Sana Söylüyoruz Bugün Kaç Çocuk Öldürdün” ve “Yaşasın Enternasyonal Dayanışma” sıklıkla atılan sloganlardı.

Mavi ve Pembe yürüyüş kolları 5 saat süren çatışma süresince toplantının yapıldığı kongre merkezinin ve Türk delegasyonunun da kaldığı kongre merkezi karşısındaki otelin girişine kadar ilerlemeyi başarmıştı. Her iki grup yalnız polis barikatlarını aşmamış fiziki olarak da aşılması güç yollardan ulaşmışlardı kongre merkezine. Çünkü kongre merkezine giden esas olarak tek bir viyadük vardı. O da derin bir vadi üzerine kurulmuş durumdaydı.

Çeşitli liberter gruplardan anarşist-komünistlere kadar anarşistler mavi grupta; sendikalar ve enternasyonal sosyalistler pembe grupta yürüyecekti. Sarı grubun önünde ise PGA’nın bu yılki Avrupa koordinasyonunu yürüten Ya Basta (Artık Yeter) isimli radikal İtalyan grup olacaktı. Ya Basta bine yakın eylemciden oluşan ve polis barikatını aşmak üzere hazırlanmış ve son derece iyi örgütlenmiş bir gruptu. Bir bölümü omuzlarını ve göğüs kafeslerini koruyan sünger ya da kauçuk, el yapımı yelekler kuşanmış, biber gazına karşı sentetik tulumlar giymiş, gaz maskeli ve kasklıydı. Yürüyecekleri güzergah kongre merkezine giden ana arterdeydi ve en kısa yoldu. Bu üç koldan kongre merkezine yaklaşılarak delegelerin dışarı çıkmaları engellenecek ve IMF/DB’nin kendisini feshettiğini açıklaması istenecekti.

Yürüyüş başladığında pembe grubun önünde “enstrüman”larını pembeye boyamış, ve kendileri de üzerlerine pembe giysi ya da aksesuar takmış, samba orkestrası, uzun sopalı pembe ve gümüş renkli bayraklarıyla yürüyordu. Çeşitli çevreci gruplar bu hattaydı.

Sarı grup; on bin civarında göstericinin buluştuğu bu hat, en kalabalık yürüyüş kolunu oluşturuyordu. Bu grup kongre merkezine giden esas güzergah olan vadi üzerindeki viyadük önüne kadar yürüdü.

Ya Basta grubu, Çek yetkililerin çekindiği gruplardan biriydi ve sınırdan sokulmadıkları için bir gün boyunca sınırda eylem yapmışlar ve aynı sürede Prag’ta da bir dizi korsan protesto eylemi olmuştu. Uzun pazarlıklar ve İtalyan elçiliğinin araya girmesi üzerine bilinen 5 lider dışındakiler Çek Cumhuriyetine gecikerek girebildiler. Ya Basta, bir gün önceki son eylem stratejisi toplantısında INPEG’in çizdiği çerçeveye sadık kalacağını, ama mümkün olan bir şekilde, sarı hattaki polis barikatını aşacağını açıklamıştı. Daha sonradan taktik olduğu yolunda kurguların da olduğu bu açıklama etkisini gösterdi ve Robocop görünümlü Çek çevik kuvvet polisinin önemli bir bölümü sarı hattaki Kongre Merkezine giden bir meydana yığıldı. Meydanın girişinde göğüs göğüse yapılan bir mücadele başladı. Polis birçok defa saldırdı, sayısız göz yaşartıcı gaz bombası attı ve biber gazı sıktı. Bütün caddeyi kimyasal kokusu sarmıştı. Bu arada yaralılar için bir koridor oluşturulmuş Sınır Tanımayan Hekimler ve INPEG’in görevli ilk yardım ekibi yaralılara müdahale ediyordu. Bizlerse ön tarafla koordinasyon halindeki bir minibüsten gelen talimatlarla, birbirimize kenetlenmiş ve ileri doğru basınç yapıyorduk. Bir süre sonra polis barikatı açmak zorunda kaldı ve Kongre Merkezine bağlanan viyadüğe çekildi.

Polis uzun viyadüğü panzerler ve araçlarla tamamen kaplamış, ön tarafa da gaz maskelileri dizmişti. Burada birkaç yüklenmede ortalığı gaz kokusu sardı. 4 saat süresince özellikle öndeki donanımlı gruplar polis barikatını aşmak için yoğun çaba gösterdiler. Ancak bu barikatın aşılması olanaklı değildi. Bu süre içinde ses aracından sürekli olarak diğer yürüyüş kolları hakkında bilgi veriliyordu.

Saat dörde doğru öndeki gruplar, ablukayı sürdürmek için orada kalırken önceden alınan karar gereği IMF ve DB delegelerinin gideceği opera binasını abluka altına almak için sendikalar ve sosyalist gruplar, şehir merkezine doğru yürüyüşe geçti. Hemen bütün polis gücü, Kongre Merkezini korumak için kullanıldığı için, şehir adeta göstericilere kalmıştı. Önce şehrin merkezi sayılan Müze önünde toplanıldı. Burada çeşitli konuşmalar yapıldı. Çeşitli ülkelerdeki grevci işçi temsilcileri yanında, İngiltere Sosyalist İşçi Partisinden Prof. Alex Callinicos heyecan verici konuşmasını; “Bu olağanüstü güzel dayanışmayı ülkelerimize götürüp, grevdeki işçileri desteklemeli, direnişlere sahip çıkmalı ve sosyalist bir sistem kurmalıyız” diye bitiyordu. Fransız işçi ise; “birlikte olursak kazanırız” diyordu.

Ardından bütün kollardaki yürüyüşçüler IMF ve Dünya Bankası delegelerinin gideceği opera önünde oturma eylemine başladı. Ve akşam saatlerinde alana Çek televizyonundan yapılan açıklama yansıdı. Saat 18.00 civarında televizyonlarda galanın iptal edildiği yolunda haber geçilmesi alanda duyuruldu ve bu, büyük bir sevinçle kutlandı. Metro halka kapatılmıştı ve delegeler, metro ile kuşatmadan dışarı çıkartılıyorlardı. Metro istasyonlarında da bazı eylemler oluyordu. Opera iptal edilmişti. Hep bir ağızdan “Prag, Seatle mücadeleye devam” sloganı haykırılıyordu. Dünya Bankası başkanı başta olmak üzere tüm delegeler Kongre Merkezinden kapatılan metroyla tahliye edilmek durumunda kalmışlardı.

Bu arada mavi ve pembe gruplardan eylemcilerin bir kısmı akşam yemeğinin yapılacağı yere ve otellere giderken bir kısmı da opera binasına gelmeye başladılar. Mavi grup sokaklarda uzun çatışmalardan sonra kongre merkezine kadar ulaşmış ve toplantıdakilere korku salmıştı. Pembe gruptaki çeşitli sosyalist ve otonom gruplar ise değişik sokaklardaki polis barikatlarıyla karşılaştıktan sonra uygun bir yol bularak Kongre Merkezinin hemen yanındaki delegelerin kaldığı otele ulaşmış ve oteli işgal etmişti. İlk gelen haberlerde 150 eylemci ve 60 polisin yaralandığı, yaklaşık 20 civarında gözaltı olduğu açıklandı.

26 Eylül akşamı başta Müze önü ve Karl köprüsü üstü olmak üzere birçok yerde küçük büyük protesto ve gösteri yapıldı. Ve polis 26 Eylül akşamı açık saldırıya başladı. İşte bu saldırılar sırasında IPB bankasının bazı şubeleri ile Mc Donalds’ın camları kırıldı. Birkaç yerde cam kırılması büyük bir şiddet gösterisi olarak yansıtıldı. Oysa polisin şiddetine karşı bir refleks olarak gelişmişti ve bu birkaç yer kapitalizmin kurumları olarak simgelenen yerlerdi. Çok sınırlı bu yerler dışında Çek halkının işyerlerine hiçbir zarar verilmemişti. Bütün sokakları binlerce anti-kapitalistle dolu olan sokaklarda, istenseydi her yer yerle bir edilebilirdi.

Çek devletinin medya aracılığı ile aylardır sürdürdüğü “göstericiler gelecek, her yeri kırıp dökecekler” propagandası boşa çıkmıştı. Dünya televizyonları gibi Çek televizyonlarının da sürekli verdiği çatışma ve kırılan işyerleri görüntülerinden sonra bile (Çek Kamu Çalışanları Sendikası Başkanının verdiği bilgiye göre) Çek halkının gösterilere destek oranı % 36’dan aşağı düşmemişti.

Şehrin diğer bölgelerinde otonom eylemler sürerken, sivil polis ya da faşistlerin göstermeleriyle çok sayıda kişi gözaltına alınıyordu. Bu arada delegelerin yavaş yavaş Prag’ı terkettiği haberleri geliyordu. Akşam ise Perşembe günü yapılacak olan bölümünün iptal edilerek toplantının erken bitirildiği haberi ulaştı. Bu haber, 27 Eylül gecesi şehir merkezinde eski kent denilen yerdeki şenlikli eylemle kutlandı.

28 Eylül Perşembe

Cezaevindekilerle dayanışma için Letna Park’a toplanıp, İçişleri Bakanlığına yürüyüş eylemi yapıldı. Daha sonra Samba Grubu ve ona katılanlar akşama kadar şehri dolaşarak, polis tarafından önleri kapandığında bir başka sokağa yönelerek, bazen de meydanlarda oturarak konuyu gündemde tutmaya çalıştı.

Seattle ve Prag

Prag Seattle’dan iki biçimde farklıdır. Farklılıklardan biri eylemin içeriği, diğeri de eylemcilerin bileşimidir. Seattle’da eylemin ana teması Dünya Ticaret örgütü’nün reforme edilmesi, sendikal ve emekten yana kimi noktaların da dikkate alınmasıdır. Ancak Prag’da ortaya çıkan fikir kapitalizmin ya da onların kurumlarının reforme edilemeyeceğidir. Bu nedenle en çok atılan sloganlardan bir tanesi de “Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldür” oldu. Atılan diğer sloganlarda da IMF, Dünya Bankası, WTO gibi kurumların düzeltilmesi gibi talepler yer almıyordu.

Her iki eylem bileşenleri açısından da farklılıklar içeriyordu. Seattle’da eylemlere esas olarak sendikalar aktif olarak katıldı ve kitlesel gücün önemli bir bölümünü oluşturdu. Prag’da ise toplumsal kategori olarak gençlik belirleyiciydi. İşçi sınıfı, örgütlü olarak zayıftı. Ancak bu, işçilerin olmadığı anlamına gelmiyordu. Büyük gruplar halinde çeşitli ülkelerden gelenler arasında işçiler vardı. Bunların bir bölümü sendika pankartı açmadılar. Yunanistan, Almanya, İngiltere gibi ülkelerden kitlesel katılan gruplarda sendikalı işçiler vardı. Ancak bununla beraber belirtmek gerekir ki, eyleme damgasını vuran işçiler değil, gençlikti.

Genelde Çek halkının ve özelde de Çek sendikaların katılımı zayıftı. Bir panelde konuşan Çek bir sendikacı; böyle bir eyleme katılmaları halinde işçilerin işten çıkarılacakları konusunda devletin ve hükümetin ciddi bir baskısı olduğunu belirtti. Bir başka nokta ise, birkaç ay boyunca medyanın da etkisiyle ”göstericiler gelecek, şehir yakılıp yıkılacak, AB’ye girmede ilk sırada bulunan Çek Cumhuriyeti, AB’ye giremeyecek, yardımlar duracak” şeklinde yapılan yoğun bir propaganda.

Eylem başarılı mıydı?

Bir eylemin başarılı olması birkaç şeyle bağlantılı. Bir eylemin, özel olarak da Prag’ın tek başına bir noktadan bakarak başarılı veya başarısız olduğu söylenemez. Bazen çok dar anlamdaki o günlük hedefleri açısından bakıldığında da hedeflere ulaşılmasa bile yapılan eylem başarılı olabilir. Buradan bakıldığında bile Prag’da dar anlamdaki hedeflere ulaşılmıştır. Kongre Merkezinin giriş katlarına kadar girilmiştir, toplantı erken bitirilmiştir, opera izlemeler engellenmiştir, bütün Prag sokakları göstericilerin işgali altında kalmıştır. Bütün bunlar olmasaydı, IMF ve DB toplantısı normal olarak devam etmiş olsaydı bile, bu, gösterilerin başarısız olduğu anlamına gelmezdi. Ölçütlerimiz, eylemin uzun vadede bıraktığı toplumsal etkiler üzerinden olmalıdır. Eğer Eylül'ün 26’sında Ankara, İstanbul, İzmir’de insanlar sokağa çıkmışsa, bu Prag’ın başarısıdır. Ya da bütün bunlar bir yana, kapitalizmin alternatifinin olduğunun, buna karşı kitlesel bir tepkinin olduğunun bilinmesi ve dünya halklarına verilen moral güç başlı başına bir başarıdır.

Prag önemli, ama bu rüzgar ülkemizde nasıl estirilecek? Önemli olan nokta budur. Prag’ın güçlendirilmesi de buradan geçmektedir. Yoksa bugün Prag, yarın başka bir ülkedeki 20 bin, 50 bin ya da 100 bin kişinin eyleminin tek başına çok fazla bir anlamı yok. Tek tek ülkelerde, giderek büyük coğrafyalarda kitleselleşmeye ve yaygınlaşmaya ihtiyaç var.

Okunma 915 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.