Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Çarşamba, 04 Kasım 2020 20:34

Türklerin Kurtuluş Savaşı Üzerine - Seçmeler

Yazan

 

Aşağıda İbrahim Kaypakkaya’nın “Kurtuluş Savaşı” ile ilgili değerlendirme yazılarından bazı pasajlara yer verdik. Kaynak olarak, Kaypakkaya’nın Bütün Eserleri’nin Umut Yayımcılık tarafından 2013’te İstanbul’da basımı yapılan versiyonuna başvurduk. Sayfa numaraları metin içinde gösteriliyor. Seçtiğimiz pasajları herhangi bir sınıflamaya tabi tutmadık ve sayfa sırasıyla ham olarak sunmayı yeğledik. Metin içindeki köşeli parantezler bize ait. Başlığı biz koyduk.

Komünist Devrimci Önderin anısına ve Türkiye Marksizmine katkısına saygıyla…

 

 

“Kemalizm daha Kurtuluş Savaşının içindeyken emperyalizm ve feodalizm ile uzlaşmaya ve karşı-devrimciliği temsil etmeye başlamıştır.” (s. 192)

“Mustafa Kemal’in ‘tam bağımsızlık ilkesi’ pratikte (1938’e kadarki iktidar döneminde) görüldüğü gibi, emperyalizme teslimiyet, yarı sömürgeciliği seve seve kabullenmesidir. Mustafa Kemal’in Sun Yat-Sen ile kıyaslanması doğru değildir. Olsa olsa Çan Kay-Şek’le kıyaslanabilir.” (s. 192)

“1915’de ve 1919-20’de kitle halinde katledilen ve topraklarından sürülen Ermeniler…” (s. 234)

“Lozan Antlaşması, Kürtleri çeşitli devletler arasında parçaladı. Emperyalistler ve yeni Türk hükümeti, Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkını çiğneyerek, Kürt milletinin kendi eğilimini ve isteğini hiçe sayarak, sınırları pazarlıkla tespit ettiler. Böylece Kürdistan bölgesi İran, Irak ve Türkiye arasında bölündü.” (s. 234)

“M. Kemal, Sivas Kongresi’nde merkezi otorite diye bir şeyin mevcut olmadığı veya iyice çöktüğü şartlarda Kürtlerin varlığından sahte bir edayla bahsederek, gerçekte Kürt milletinin muhtemel bir ayrılma hareketini engellemek istemiştir.” (s. 264)

“Emperyalizmin işgali altında olan herhangi bir ülkedeki milli devrim ile yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerdeki özü toprak devrimi olan demokratik devrim arasındaki farklılık.” (s. 280)

“Eğer, işgal altındaki ülke aynı zamanda yarı-feodal bir ülke ise, ‘toprak devrimi’ tamamen ortadan kalkmaz ama, ikinci plana düşer.” (s. 282)

“Mao Zedung yoldaşın ‘Kemalist devrimin, proleter devrimleri çağında yer almasına rağmen, dünya proleter devrimlerinin bir parçası değil, eski burjuva demokratik devrimlerinin bir parçası olduğu’ yolundaki açık ve kesin ifadesi…” (s. 296)

“Niçin, çıplak gerçek süslü ve gösterişli sözlere feda ediliyor? Halkımız, Kurtuluş Savaşı’na dişi ile, tırnağı ile, eti ile, kemiği ile katıldı! Kanını akıttı! Canını verdi! Ama bağımsız bir kuvvet olarak değil; kaypak, tutarsız, korkak ve ikiyüzlü burjuvazinin ve toprak ağalarının arkasında katıldı! Bu yüzden, devrim, halkın kanı-canı pahasına başarıya ulaştığı halde, ona karakterini veren burjuvazi ve toprak ağalarıydı.” (s. 297-8)

“Devrim bu sınıfların bütün pisliklerini, hastalıklarını bünyesinde taşıyordu! Halka karşı, işçilere, köylülere ve bir toprak devrimi imkânına karşı gelişiyordu. Yani devrim, içinde karşı-devrimin tohumlarını taşıyordu ve bu tohumlar gittikçe filizleniyordu. Bu sebeple, ‘Asya’nın bütün ezilen halklarına’ ‘cesaret ve umut’ veren bir devrim hareketi söz konusu değildir! Halklara Ekim Devrimi ‘cesaret ve umut’ vermiştir; Çin Devrimi vermiştir; Vietnam Devrimi vermektedir. Çünkü bunlar ezilen halkların, emekçilerin zaferi ve kurtuluşu ile sonuçlanmıştır. Oysa Kemalist devrimin sonucunda, halk yine ezilen ve sömürülen, tahakküm edilen bir kitle olarak kalmıştır.

“Bu sonuç, Asya’nın halklarından çok Asya’nın korkak burjuvazisine cesaret ve umut vermiştir. […] Kemalist devrimin sonucundan ‘cesaret ve umut’ bulan bir başka sınıf da, emperyalist ülkelerin mali oligarşisidir.

“Bunlar, geri ülkelerdeki burjuva önderliğindeki milli devrimlerin sonuçlarını kendi emellerine alet etmenin ‘cesaret ve umudu’ içindedirler. […]

“Bu açık gerçeği, süslü laflara feda etmek, sadece bir şeye, Kemalist devrimin gerçek karakterini gizlemeye, onun daha savaş içindeyken halka karşı gelişen ve iktidarın ele geçirilmesi ile hakim olan gerici yanını işçi sınıfının ve emekçi halkın gözünden saklamaya, burjuva önderliğindeki milli hareketlerle proletarya önderliğindeki milli hareketlerin arasındaki muazzam farkı unutturmaya yarar.” (s. 298)

“Kemalist devrim, bu devrimin sınıf karakteri…” (s. 302)

“Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir.

“Devrimde, hem komprador Türk büyük burjuvazisi, hem de milli karakterdeki orta burjuvazi yer almıştır.” (s. 303)

“Devrimin önderleri, daha anti-emperyalist savaş yıllarında iken, emperyalizm ile el altından işbirliğine girişmişlerdir….” (s. 303)

“Kemalist hareket, ‘özünde köylülere ve işçilere, bir toprak devrimi imkânına karşı’ gelişmiştir.” (s. 303)

“Kemalist hareketin sonucunda, Türkiye’nin sömürge, yarı-sömürge ve yarı-feodal yapısı, yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir.” (s. 303)

“[Kemalist hareketin sonucunda] Sosyal alanda, eski komprador büyük burjuvazinin ve eski bürokrasinin, ulemanın hakim mevkiini, milli karakterdeki orta burjuvazi içinden palazlanan ve emperyalizmle işbirliğine girişen yeni Türk burjuvazisi, eski komprador Türk büyük burjuvazisinin bir kesimi ve yeni bürokrasi almıştır. […] Kemalist iktidar bir bütün olarak, milli karakterdeki orta burjuvazinin çıkarlarını temsil etmemekte; yukarıdaki sınıf ve zümrelerin menfaatini temsil etmektedir.” (s. 303)

“Kurtuluş Savaşını takip eden yıllarda, devrimin baş düşmanı Kemalist iktidardır.” (s. 304)

“Türkiye’de Kurtuluş Savaşının sonundan itibaren komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları iktidara hakimdir.” (s. 304)

“… hiçbir milli harekette, o milletin burjuvazisinin ve milli harekete katılan toprak ağalarının talebi, MİLLİ BASKI’nın kaldırılması, DEMOKRATİK HAKLAR VE MİLLİYETLERİN EŞİTLİĞİ talepleriyle sınırlı kalmaz. Burjuvazi ve milli harekete katılan toprak ağaları, bu taleplerin daha da ötesine giderler. Onlar, kendi lehine eşitsizlik ve imtiyaz isterler. Başka milletlerin demokratik haklarını kendi lehine gasp etmek ister. Kendi pazarlarına ve maddi zenginliklerine, kendisi kayıtsız şartsız hakim olmak ister.

“Kendisinden daha zayıf ve güçsüz olanlara, milli baskı uygulamak ister…

“Kürt milli hareketi içinde, bir kısım Kürt burjuvazisinin ve onunla ittifak halinde olan bir kısım küçük toprak ağalarının, yukarıdakilerine benzer gerici taleplerini ve emellerini görmemek mümkün değildir.” (s. 318-19)

“Ama, komünist hareket, ezilen milliyetlerin burjuvazisinin ve toprak ağalarının kendi üstünlükleri için mücadelesini desteklemez…” (s. 319)

“Emperyalizmle halkımız arasındaki çelişme, devrimci milli savaşla (milli devrimle) çözülür. Geniş halk yığınlarıyla feodalizm arasındaki çelişme, devrimci iç savaşla (demokratik devrimle) çözülür. Yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde emperyalizme karşı mücadeleyle feodalizme karşı mücadele, yani milli devrimle demokratik devrim birbirinden ayrılamaz; bunlar birbirine sıkı sıkıya ve kopmaz bağlarla bağlıdır.

“Fakat şartlara göre, bu iki çelişmeden bazen biri, bazen de öteki ön plana geçebilir. Emperyalizmin dolaylı yönetimi altında bulunan yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde, feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişme baş çelişme olduğu halde, emperyalizmin askeri işgaline uğrayan bu gibi ülkelerde milli çelişme ön plana geçer ve baş çelişme haline gelir.” (s. 325-6)

“Kemalist Devrime Önderlik Eden Sınıflar, Türk Büyük Burjuvazisi ve Toprak Ağalarıdır.” (s. 345)

“[Şnurov’dan aktarma:] Bu Türk milli devrimi…” (s. 345) “[Şnurov, 1908’den bahsediyor:] Bu burjuva devrimi, Jön Türk devrimi olarak tanınmaktadır…” (s. 345)

“[Şnurov’dan aktarma:] (Jön Türk devriminden sonra da) Türkiye yarı-sömürge karakterini muhafaza ediyordu. [Birinci Dünya Savaşı sonucu] Türkiye tam anlamıyla yağma edildi. Ülkenin bütünlüğünü korumak için ikinci bir devrime ihtiyaç hasıl oldu.

“Bu defa ‘Kemalist devrim’ adı ile tanınan devrim, İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı yapılmıştır.” (s. 345-6)

“[Şnurov’dan aktarma:] “Tüccarı, sanayiciyi, tarım ürünlerini yabancı ülkelere satan ağa ve büyük toprak sahiplerini devrimci kılan işte bu tehlike idi. […] Bunun için devrim, bütün yurda yayılarak milli bir karakter aldı.” (s. 346)

“Milli Kurtuluş Savaşının önderliği, ta başından itibaren İttihat ve Terakki içindeki Türk komprador büyük burjuvazisinin, toprak ağalarının ve tefecilerin eline geçmiştir. Bu sınıfları kurtuluş savaşına iten sebepleri biraz yukarıda Şnurov yoldaş açıklamaktadır.” (s. 348)

“İttihat ve Terakki içinde, palazlanamayan kesim, yani orta burjuvazi de varlığını devam ettiriyordu. Kurtuluş Savaşı içinde burjuvazinin bu kanadının da son derece önemli bir rol oynadığı açıktır. […]

“Milli karakterdeki orta burjuvazi, Kurtuluş Savaşı’nın önderi değildir ama, Kurtuluş Savaşı’nda önemli bir rolü vardır.” (s. 348)

“Kurtuluş Savaşı’yla sömürgeleştirilmiş topraklar kurtarıldı, sultanlık kaldırıldı, fakat yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı olduğu gibi kaldı.” (s. 350)

“Kemalist devrim, işgal altındaki toprakları kurtardı, Sultanlığı kaldırdı, emperyalist ülkelere tanınan imtiyazlardan bir kısmını kaldırdı.” (s. 350)

“Gerek Jön Türkler, gerekse Kemalistler emekçi sınıfların sırtından iktidara geldiler. Fakat her ikisi de, Türkiye’nin yarı-sömürge yapısını aynen muhafaza ettiler. Jön Türk devrimi Sultanlığı da muhafaza ettiği halde, Kemalist devrim Sultanlığı kaldırdı ve bir de işgal altındaki toprakları yani, sömürgeleştirilmiş toprakları kurtardı. Böylece sömürge, yarı-sömürge ve yarı-feodal düzen, yarı-sömürge ve yarı-feodal bir düzen haline geldi.” (s. 351)

“Savaşın başını çekenler, Şnurov’un da belirttiği gibi, birbirleriyle kopmaz bağları bulunan, ticaret burjuvazisi, toprak ağaları, tefeciler, o zaman zayıf olan sanayi burjuvazisi idi. Bunların içindeki hakim unsur ise, ticaret burjuvazisi idi.” (s. 352)

“Hakimiyet kuran yeni Türk burjuvazisinin bir kısmı, komprador niteliğini zaten eskiden beri taşımaktadır. Buna işaret ettik. Diğer bir kısım burjuvazinin komprador niteliği ise, Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra başlamış ve bunlar gittikçe de daha çok kompradorlaşmıştır. […] Bu, elbette Türk burjuvazisinin içinde taşıdığı kötü niyetten ötürü değildir. Eşyanın tabiatı icabıdır. Türk burjuvazisi zenginleşmek istemektedir, oysa sermayesi çok cılızdır. Büyük ve bol sermaye Batılı emperyalist burjuvazinin elindedir. Onunla rekabet etmek ölüm demektir, elverişli bir paya razı olarak onunla işbirliği etmek, en çıkar ve en kârlı yoldur.” (s. 352-3)

“Kemalist iktidarın kendisi, bizzat karşı-devrimi temsil ediyordu.” (s. 355)

[Stalin’den aktarma:] “Kemalist devrim üst tabakanın, milli ticaret burjuvazisinin bir devrimidir. Yabancı emperyalistlere karşı mücadelenin içinden yükselen ama daha sonra özünde köylülere ve işçilere, bir toprak devrimi imkânına karşı gelişen bir devrimdir.” (s. 355)

“Lozan’da Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı alçakça çiğnendi. Kemalistlerle emperyalistler, Kürt ulusunun kendi istek ve eğilimini hiçe sayarak, pazarlıkla, Kürdistan bölgesini çeşitli devletler arasında böldüler.” (s. 360)

“Kemalistlerin daha savaş yıllarında iken üstü örtülü olarak ve savaştan sonra da açık ve kesin olarak emperyalist cephede yer aldıklarını ve dünya karşı-devrim güçlerinin bir parçası haline geldiklerini Şnurov’dan yaptığımız aktarmalarla gösterdik.” (s. 365)

“Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir. Yani devrimin önderleri, Türk komprador büyük burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfıdır. Devrimde, ulusal karakterdeki orta burjuvazi önder güç olarak değil, yedek güç olarak yer almıştır.” (s. 365)

“Devrimin önderleri, daha anti-emperyalist savaş yıllarında iken İtilaf emperyalizmi ile el altından işbirliğine girişmişlerdir.” (s. 365)

“Kemalist hareketin sonucunda, Türkiye’nin sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapısı; yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir; yani yarı-sömürge ve yarı-feodal iktisadi yapı devam etmiştir.” (s. 365)

“Kurtuluş Savaşını izleyen yıllarda, devrimin baş düşmanı Kemalist iktidardır. O dönemde komünist hareketin görevi, […] Kemalist iktidarı devirmektir.” (s. 366)

“Devrimle karşı-devrim arasındaki mücadele artık, cumhuriyetçilerle Sultancı ve hilafetçiler arasında değil, komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının diktatörlüğünü bir burjuva cumhuriyeti çerçevesinde devam ettirmek isteyenlerle, bundan menfaati olan sınıflarla, bir işçi-köylü diktatörlüğü, bir Demokratik Halk Cumhuriyeti kurmak isteyenler ve bundan menfaati olan sınıflar arasındaydı.” (s. 367)

“Türkiye’de Kurtuluş Savaşının sonundan başlayarak komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları iktidara egemendir.” (s. 372)

“Milli karakterdeki orta burjuvazi, Kurtuluş Savaşına, önder olarak değil, komprador Türk büyük burjuvazisinin ve toprak ağalarının yedek gücü olarak katılmıştır.

“Kurtuluş Savaşı içindeki etki ve nüfuzunu da savaştan sonra adım adım kaybetmiştir.” (s. 376-7)

“Mao Zedung yoldaşın işaret ettiği gibi, Kemalist devrim, bu çağda yer almasına rağmen, proleter dünya devrimlerinin bir parçası değil, eski tip burjuva-demokratik devrimlerinin bir parçasıdır.” (s. 377)

“Asya’nın korkak burjuvazisi, Kemalist devrimde kendi gerici emellerinin gerçekleştiğini görmüştür; köklü bir anti-emperyalist ve anti-feodal devrim olmadan, […] burjuvazi ve toprak ağalarını da rahatsız eden sömürge yapıyı tasfiye etmek, fakat öte yandan emperyalist ülkelerle işbirliğine devam etmek, yarı-sömürge yapıyı devam ettirmek, emperyalistlerle el ele ülkeyi talan etmek….” (s. 377-78)

“ ‘Asya’nın ezilen halkları’, işçi-köylü yığınlarının ezilmeye ve sömürülmeye devam ettiği, […] bir ‘devrim’den ne diye ‘cesaret ve umut’ alsınlar? Ezilen halklara cesaret ve umut veren devrim, Çin Devrimidir, Vietnam Devrimidir. Kemalist Devrim, kitlelerin nasıl kurtulamayacağının örneğidir.” (s. 378)

“Burjuvazi, Kurtuluş Savaşının başından itibaren feodalizmle ittifak halindedir. Kurtuluş Savaşının önderliği bu ittifakın elindedir; iktidar başından itibaren burjuvazi ve toprak ağaları ittifakının müşterek iktidarıdır.” (s. 382)

“Komprador burjuvazinin en küçük bir devrimci niteliği yoktur. […] Bunlarla emperyalist efendileri arasındaki çelişki, emperyalistlerin ülkeyi talan etmesinden değil, bu talandaki paylarının azlığı çokluğu meselesinden doğar.” (s. 383)

“Şafak revizyonistleri, ‘M. Kemal, halkımızın ilerici tarihinin bir parçasıdır’ demektedirler.” (s. 393)

“Şimdi Kemalizm dalkavukluğu yapan revizyonistler, bize hışımla soracaklar: Peki öyleyse, Kemalistleri SSCB ve Lenin niçin destekledi! Bunun yanıtı gayet basittir: SSCB ve Stalin, Japonya’ya karşı Guomintang’ı niçin desteklediyse, bunu da onun için destekledi.

“SSCB ve Lenin yoldaş, o dönemde daha gerici ve daha büyük düşman olan İngiliz-Fransız emperyalistlerini tecrit etmek için destekledi; yani SSCB ve Lenin yoldaş, gericiler arasındaki çelişmelerden devrimin menfaatine ustalıkla yararlandılar.” (s. 394-5)

“Kemalizme dalkavukluk eden revizyonistler, hışımla bağıracaklar: ‘Siz, Kemalizmin milli kurtuluşçu yönünü reddediyorsunuz.’ Hayır! Biz sadece Kemalizmin ‘milli kurtuluşçuluğunun’ niteliğini doğru tespit ediyoruz. Kemalizmin milli kurtuluşçuluk olarak gördüğü şey, sömürge yapının kalkması, fakat yarı-sömürge yapının olduğu gibi muhafaza edilmesidir; emperyalizmin doğrudan hakimiyetinin kalkması, fakat dolaylı hakimiyetinin olduğu gibi devam etmesidir; emperyalizmle iktisadi ve siyasi işbirliğidir; emperyalizme siyasi bakımdan yarı-bağımlılıktır.” (s. 395)

“Kemalistler sömürgeciliğe niçin karşıdırlar? […] Kemalistleri, sömürgeciliğe karşı çıkaran sebepler işte, Şnurov yoldaşın işaret ettiği sebeplerdir. Japon emperyalizminin işgaline karşı çıkan Çan Kay-Şek ve onun temsil ettiği sınıflar ne kadar milli kurtuluşçu ve devrimciyse, M. Kemal ve onun temsil ettiği sınıflar da, o kadar milli kurtuluşçu ve devrimcidir.” (s. 395-6)

“Komünistler, tarihin devrimci mücadelede bir silah haline getirilmesini bilirler. Kurtuluş Savaşında canıyla, kanıyla destanlar yaratan halk kahramanları vardır. Mesela bir Karayılan vardır, biz bunların mücadelelerinin mirasçılarıyız.” (s. 401)

 

Okunma 1074 kez