Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Materyalizm’i Konumlandırmak

Yazan

Ali Pınarbaşı

Materyalizmi tanımlamak

“En geniş anlamıyla materyalizm,varolan her şeyin ya madde ya da maddeye bağlı olduğunu söyler.”[1] Bu materyalizm anlayışı aksiyomatik düzeydedir, yani başka bir öncülden türemiş değildir. Tanım gereği aksiyomlar kanıtlanamaz. Bu yüzden “her şey maddidir” iddiası bir inançtır. Bu tanım ontolojiyi iki ayrı anlayışa indirger: materyalist ve idealist. Materyalist olmayan bütün görüşler idealisttir. İdealizme göre var olan her şey maddi değil, ya da maddeye bağlı değildir.

Materyalizm ve idealizm geçerli sistemlerdir. Her ikisi de genel ve bütünlüklü bir tutarlılığa sahiptir. Öte yandan her ikisinin de geçerli olduğunu söylemek, onlarda birtakım tutarsızlıklar olduğu anlamına gelmez. Ama bu tutarsızlıklar, Kuhncu bir yaklaşımla, sistemi yıkmak için yeterli değildir.

Materyalizm ve idealizm ayrımı ontolojik düzeyde bir ayrımdır. Başka bir deyişle var olanın ne olduğu üzerine bir ayrımdır. Bu yazıda var olanın niteliğinden çok, onun bilgisi yani epistemolojik boyutu irdelenecek, her iki görüşün çeşitli türlerinin epistemolojik boyutları gösterilecektir.

Materyalizm, bilginin dış dünyaya tekabül edip etmemesine göre iki türe ayrılabilir. Bir tür materyalizm dış dünyanın bilgiye tekabül ettiğini ileri sürer. Bu materyalizm, gerçekçi (realist) materyalizm olarak adlandırılır[2]. Materyalizmin ikinci türü ise, bilginin dış dünya kaynaklı olduğunu iddia etmesine rağmen, onun dış dünyayı bire bir temsil etmesi gerekmediğini iddia eder; bu materyalizm türüne kuşkucu materyalizm denilebilir.

İdealist görüşler

İdealizm de bilgi sorunu konusunda iki temel öbeğe ayrılabilir. Bir tür idealizm, nesnel idealizm (rasyonalizm) bilgiye duyu yoluyla değil, sadece akıl yoluyla erişilebileceğini iddia eder[3]. Nesnel idealizm için maddi bir dünyanın olup olmaması önemli değildir, çünkü o akılda daha gerçek ve kesin bir dünya bulur. Nesnel idealistler için “eğer maddi bir dünya varsa, onun deneysel bilgisine ulaşmak imkansızdır”[4] önermesi itiraz edilecek bir önerme değildir. Bilgiye deneyle değil, yalnız akıl yoluyla ulaşılabilir.

Öznel idealizmse önermenin öncülüğünü yani nesnel bir dünyanın varlığını reddeden bir konumdadır. Eğer maddi bir dünya var olsaydı, bilgiye ulaşmanın yolu olamazdı. Çünkü bilgi maddenin bilgisi değil ancak algının bilgisidir. Maddenin varlığından değil ancak algımızdan emin olabiliriz. Maddi dünya hakkından hiçbir iddiamız olamaz. Bu yüzden “maddi bir dünya vardır” önermesi kabul edilemez.

İdealizmin bir türü, varlığı, madde ve madde olmayan olarak ikiye ayırır. Madde olmayan varlık felsefi sistemler içinde ruh, ide gibi isimler alır. Bu idealizm türü düalizm olarak adlandırılır. Düalist olmayan idealizm de mümkündür. Düalist olmayan idealizme göre, maddi nesneleri algılasak da bu sadece maddi olmayan varlığın yansımasıdır.

Felsefeciler genellikle sıradan düşüncenin doğasının materyalist olduğunu ileri sürerler. Bir nesnenin gerçekten var olup olmadığı hakkındaki bir tartışmaya çok sık rastlanmaz. Fakat materyalizm ve idealizm görüşlerini basit bir akıl yürütmeyle çürütmek kolay değildir. Bu sebeple bu görüşleri çürütmekten çok güçlü ve zayıf yönleri açımlanmaya ve özel bir materyalizm savunulmaya çalışılacak.

İdealizmin bir türü olarak yorumsamacılık

İlkay Sunar, Düşün ve Toplum adlı kitabında iki toplum modeli tanımlar: Doğal toplum modeli ve sembolik toplum modeli[5]. Bu iki tür toplum modeli iki ayrı bilimsel paradigmaya göre biçimlenir: Pozitivizm ve yorumsamacılık. Sunar’a göre her tür açıklama bu iki paradigmanın birine girer.

Pozitivizm bilginin gerçek dünyaya tekabül ettiğini öne sürer. Yani, algıladığımız nesneler bize doğasını gösterir; algımız gerçektir. Pozitivizm neyin var olduğundan çok neyin bilinebilir olduğu sorunuyla ilgilidir. Başka bir deyişle ontolojiden çok epistemoloji odaklıdır. Sunar’a göre pozitivizm, bilginin nesneye tekabül ettiği şeklindeki spekülatif bir ön kabule dayandığı için tercih edilebilir olmaktan uzaktır.

Yorumsamacı paradigma ise sembollerin ya da anlamın “gerçek bir dünya” kurduğunu iddia eder. “Doğa ancak sembolik bir sistem içinde ‘yoğrulduğu’ zaman ‘gerçekleşir’, yani anlam kazanır, etkili olur”[6]. Sosyal gerçeklik insani öznenin içinde doğduğu toplumca kurulur. Özne dünyayı ancak bir değer yüklü semboller sistemi içinde anlayabilir. Bilgi her zaman bir yorumdur. Nesnel bir bilgiye ulaşmak mümkün değildir.

Sunar, “her düşünce sistemi, içinde üretildiği özgül toplumsal koşullar ile bağımlıdır” tezini ekonomizm olarak adlandırır[7]. “İndirgenen gerçeklik sembol-dışı bir toplum veya ekonomi modeline dayandığı için, biz bu tür yaklaşıma sosyolojizm veya ekonomizm diyeceğiz”[8]. Sunar, bu görüşün Marx’la başladığını ve Karl Mannheim’le mantıksal sonuçlarına ulaştığını söyler. “Sembolik sistem [dünyayı anlamlandıran kavramlar ya da dil] ekonominin bir işlevidir”

Yorumsamacılık ve tümel-tikel düalitesi

Sunar, ekonomizme karşıdır: “İnsan biyolojiye indirgenemez; toplumsal-kültürel konumundan bağımsız insan, insan değil nörolojik bir yığındır”[9]. Bu tür bir yaklaşımla tümellerin doğada bulunmadığı kabul edilmiş olur; tümeller sosyal olarak kurulmuş kavramlardır. Dolayısıyla, yorumsamacılık, tümelleri reddeden bir nominalizmi savunmaktadır. Materyalizm bu argüman karşısında, anlamın toplumsal olarak belirlendiği kabul etmeli, ancak toplumun da maddi olarak belirlendiğini eklemelidir.

Gerçek nesne ve anlam

Sunay, bir yorumsamacı olan Geertz’i pozitivizme yakın olmakla eleştirir. Geertz anlamın, Hegelci bir tin tarafından belirlenmeden (nesnel idealist olmadan) ya da Marksist bir ontoloji kurmadan (indirgemeci materyalizm) nasıl mümkün olduğunu sorar. Bu arayış içerisinde kültür ve toplumu ayırır. Toplum doğa tarafından belirlenirken, kültür “bağımsızdır ama kendine yeterli değildir”[10]. Bu tür bir kültür tanımı açıkça tutarsızdır. Sunar bu tutarsızlığın farkındadır. Bu nedenle gerçek nesne ve anlam ayrımını reddederek bu tutarsızlıktan kurtulmak ister. Orta yol yoktur.

Sunar’ın gerçek nesne ve anlam ayrımını reddetmesi doğru görünmektedir. Materyalizm tekçi olmak durumundadır. Materyalizmin nesne ve anlam ayrımını reddederek tutarlı kalması mümkün müdür? Bu soruya cevap verebilecek bir materyalizmin mümkün olduğu iddia edilebilir.

Epistemolojik materyalizm

Descartes’ten beri nesnenin bilgisiyle o nesnenin kendisi arasında bir fark olduğu bilinir. Bilginin nesneye tekabül ettiğini savunan görüş realizm olarak adlandırılır. Bilginin nesneye tekabül ettiğini kabul etmeyen görüşe ise kuşkuculuk denir. Modern felsefe genel olarak kuşkucudur. İnsan gerçek nesnenin bilgisinden değil, ancak onun yarattığı algıdan emin olabilir. Bu, bilginin nesneden önce geldiği anlamına gelir. Epistemoloji ontolojiyi önceler. Bu durumda, her şeyin maddi olduğunu iddia etmek ya da nesnelerin maddi bir töz haricinde bir şey içermediğini söylemek, duyu dışı bir bilgiye sahip olmak demektir. Bu açıdan materyalizmin zor bir noktada durduğu söylenebilir. Olan her şeyin maddi olduğunu, bilinen her şeyin fiziksel olana indirgenebileceğini söyleyen bir materyalizm güçsüz bir materyalizmdir. Bu materyalizm, algıya dayanmayan bir bilgiye sahip olduğunu söylemektedir. Bu durumda materyalizmden vaz mı geçilmelidir?

Öte yandan “maddi olmayan bir töz vardır” iddiası da yukarıda ifade edilen materyalizm anlayışı kadar dogmatiktir. Dahası bu görüş, algıladığımız ve madde adı altında kavramlaştırdığımız varlıklardan başka şeylerinden de olduğunu savunur. Bu yüzden bu görüşü savunmak yukarıda bahsedilen materyalizmi savunmaktan daha zor olmalıdır. Öyleyse materyalizmin “her şey maddedir” tezi yanında söyleyecek şeyleri de olmalıdır.

Bu yöndeki bir girişim Roy Bhaskar tarafından yapılmıştır. Bhaskar’a göre felsefi materyalizm üç düzeyde kurulabilir:[11]

1- Ontolojik Materyalizm: Sosyal varlığın biyolojik varlığa bağlı olduğunu iddia eder.

2- Epistemolojik Materyalizm: En azından bazı bilimsel düşüncelerin bağımsızlığını ve olguları etkileyebildiğini iddia eder.

3- Pratik Materyalizm: İnsanın, sosyal olguların yeniden üretimi ve dönüştürülmesinde etkin bir role sahip olduğunu iddia eder.

Pratik materyalizm, konu açısından göz ardı edildiğinde, ontolojik ve epistemolojik materyalizmin birbirini dışladığı kaygan bir zeminin varlığı açıkça görülebilir. Bu iki tür materyalizm çelişkili gibi görünmektedir. Bu materyalizm anlayışı, klasik tek boyutlu materyalizme göre daha fazla saldırıyla karşılaşacaktır. Ama diğer yandan saldırı gücü de artmıştır.

Epistemolojik materyalizm, yorumsamacılıkla aynı şeyi söylüyor görünmektedir. “Eğer maddi nesne bir boşluğu sürekli olarak doldurabiliyorsa ve bu duyu deneyince kanıtlanmışsa, bu kanıt ne kadar maddi nesneye dayanırsa dayansın, bilimsel bilginin nesneleri açıkça maddi değildir”[12]. Bilimin gerçek nesneyi bilemeyeceğini kabul ederek ve bütün bilginin bir algı yorumu olduğunu iddia ederek bu materyalizm anlayışı yorumsamacılıktan ayrılamaz. Ama yine de ikisi aynı şey değildir. Materyalizm, yorumsamacının kabul etmeyeceği “her şey maddidir” tezini hala sürdürmektedir.

Materyalizm ve determinizm

Determinizm, bağımsız varlığın olduğunu iddia eden epistemolojik materyalizm açısından tartışmalıdır. Materyalizm determinizmi savunmalı mıdır? Başka bir deyişle, determinizmi savunmayan bir materyalizm tutarsız mıdır?

Materyalizme göre, ontolojik düzeyde tek bir töz, maddi töz, vardır. Demek ki fiziksel, biyolojik nesneler, ve birey ya da toplum gibi her türlü nesne maddeye indirgenebilir. Bu, kavramın maddeye indirgenebilir olduğu, dolayısıyla kavramın madde tarafından belirlendiği anlamına gelir.

Determinizm nedenselliği temel alır. Materyalizm determinizmi kapsar. İndirgemeci, tek boyutlu ontolojik materyalizm “psikoloji ve diğer insani bilimlerin fiziğe indirgenebileceğini söyler, ama bu görüş genel olarak reddedilmiştir”[13]

Bu tartışma ontolojik düzeydedir. Bilgi sorunu ise başka bir argümantasyon gerektirir. Temel sorun bilginin gerçekliği yansıtıp yansıtmadığıdır. Her şeyin maddi olduğunu söyleyen materyalizm, bir nesneye ait her bilginin o nesneyi yansıttığını iddia etmek durumunda değildir. Materyalist olmak realist olmayı gerektirmez. Realist olmayan bir materyalizm ise kuşkucu olmak durumundadır.

 
 


[1] Roy Bhaskar, “Materyalizm”, Çev.: Sina Şener, Marksist Düşünce Sözlüğü, Tom Bottomore (der.), İletişim Yay., İstanbul 1993, s. 406

[2] Arda Denkel, Bilginin Temelleri, Metis Yay., İstanbul 1998, s. 134

[3] A.g.e., s. 55

[4] A.g.e., s. 55

[5] İlkay Sunar, Düşün ve Toplum, Doruk Yay., Ankara 1999, s. 12

[6] A.g.e., s. 55

[7] A.g.e., s. 41

[8] A.g.e., s. 41

[9] A.g.e., s. 48

[10] A.g.e., s. 51

[11] Bhaskar, a.g.e., s. 406

[12] A.g.e., s. 406

[13] David Rosenthal, “Introduction”, Materialism and the Mind Body Problem, D. Rosenthal (ed.) içinde, Prentice and Hall, 1971

Okunma 22457 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.