Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Latin Amerika’da ezilenlerin iki hareket pratiği

Yazan

Latin Amerika’da ezilenlerin
iki hareket pratiği

Hüseyin Aslan

Latin Amerika günümüzde dünyanın geri kalanıyla farklılık ve hatta aykırılık oluşturacak bir şekilde ezilenlerin hareketi bakımından oldukça zengin, çeşitli ve verimli bir dönem yaşıyor. Tümüyle bu kıta, ezilenlerin toplumsal, politik ve ideolojik bakımdan yenildiğinin, dağılıp parçalandığının kabul edildiği dünya koşullarında geleceğin devrimci resminin muhtemel işaretlerini sunacak deneyimler biriktiriyor.

Çalışmalarının büyük bir kısmını bu bölge üzerinde sürdüren James Petras, son 25-30 yılda Latin Amerika’nın, birbirini izleyen ve ilişkili üç toplumsal hareket dalgasına tanık olduğunu söyler:

“Kabaca 1970’lerin sonlarından 1980’lerin ortalarına dek yaşanan ilk dalga ekseriyetle yeni toplumsal hareketler denilen şeylerden oluşuyordu. Bunların içinde insan hakları, ekoloji, feminist ve etnik hareketlerin yanı sıra hükümet dışı örgütler de vardı. (…) 1980’lerin ortalarından günümüze uzanan ikinci dalga kudretli bir siyasal güç haline geldi. Esas olarak köylülerden ve tarım işçilerinden oluşan ve onlar tarafından yönetilen ikinci dalgadaki kitle örgütleri, taraftarlarının ekonomik çıkarlarını savunmak ve geliştirmek için doğrudan eyleme giriştiler.

“Bu hareketlerin en göze çarpanları Meksika’da Zapatistalar (EZLN), Brezilya’da Topraksız Tarım İşçileri (MST), Bolivya’da Cocalerolar ve köylüler, Paraguay’da Ulusal Köylü Federasyonu, Kolombiya’da Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ve Ekvator’da yerli köylü örgütü CONAIE’dir.

“(…) Toplumsal hareketin üçüncü ve yeni dalgası kent merkezlidir. Arjantin’de barrio temelli işsiz işçilerin dinamik kitlesel hareketlerini, Dominik Cumhuriyeti’ndeki işsiz ve yoksulları ve Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’in popülist bayrağı altında toplanan teneke mahalle sakinlerini kapsamaktadır.”[1]

Latin Amerika’daki toplumsal hareketlerin en önemli özellikleri ve kaydettiği en büyük ilerleme “doğrudan eyleme başvurma isteklilikleri, iktidar yapısıyla karşı karşıya gelme kapasiteleri ve acil sorunların çözümü uğruna mücadelede halk kitlelerini seferber edebilmeleridir.”[2] Bu toplumsal hareketler devlet iktidarıyla karşı karşıya gelmede tereddüt yaşamamakta, ancak bunu alışılagelen tarzdan farklı gerçekleştirmektedirler. Hepsinin en önemli özelliği anti-emperyalist karekterli olmasıdır. Bu hareketler, taleplerini olabildiğince somut ve karşılanabilir tutmaktadırlar. Somut talepler konusunda belirli kazanımlar elde etmeden eylemlerine son vermemektedirler. Örneğin Topraksız Köylü Hareketi tarım için topraklar işgal etmekte, ve işgal edilen toprakları terk etmemekte; Arjantin’deki İşsiz İşçiler Hareketi ise büyük şehirlerdeki ana yolları kapatarak belirli sayıda işsize iş, aş ve yardım almadan eylemlerini sonlandırmamaktadır. 

Aşağıdaki satırlarda, Petras’ın tasnifinde ikinci kategoriye giren Brezilya’da Topraksız Köylü Hareketi (MST)[3] ile üçüncü kategoriye giren Arjantin’deki İşsiz İşçiler Hareketini (MTD) ele almaya çalışacağız.

Brezilya’da Topraksız Köylü Hareketi: MST

Topraksız Köylü Hareketi, bugün Latin Amerika’nın en kitlesel ve en popüler hareketlerinden biridir. Hareket, 1970’li yıllarda Brezilya’da oluşan ekonomik kriz sonrası topraklarını kaybeden köylülerden, şehirlerde yaşayan işsizlerden ve yoksullardan oluşmaktadır. İki milyon civarında kitleyi harekete geçiren hareket, üçyüz bin aileyle binlerce hektarlık alana yayılmış bulunuyor. Kendine şiar olarak ‘İşgal, üretim ve direniş’i seçen Topraksız Köylü Hareketi işgal ettiği topraklarda yeni bir yaşam kurarak günümüz ezilen hareketlerinin yöneleceği toplumsal tarz bakımından büyük bir ilgiyi hak etmektedir.

Önderlerinden olan Joao Pedro Stedile MST’nin temel üç öğenin birleşiminin ürünü olduğunu söylüyor: “Birinci öğe şudur: Yetmişli yılların sonundaki ekonomik kriz, 1956’da Kubitschek ile başlamış olan sanayileşme dönemini sona erdirmişti. Bu dönemden önce genç insanlar kente gitmek için köyleri terk ediyorlar ve oralarda kolaylıkla iş buluyorlardı. Ama artık kırda kalmak ve hayatlarını kazanmak zorundaydılar. İkinci öğe rahiplerin yaptığı işti. Altmışlarda Katolik kilisesi askeri diktatörlükçe destekleniyordu, ama özgürlük teolojisinin gelişmesiyle birlikte bir yaklaşım değişimi oldu, CPT ve ilerici bir piskoposlar katmanı doğdu. Önceden çizgi şuydu: ‘Üzülmeyin, topraklarınıza cennette kavuşacaksınız.’ Şimdi ise; ‘Cennette zaten toprağınız var, burada da olması için mücadele edelim’ oldu. Rahipler çiftçileri toparlamakta ve örgütlemekte iyi işler yaptılar. Ve üçüncü öğe yetmişli yılların sonunda askeri diktatörlüğe karşı gelişen mücadele iklimiydi, ki bu da yerel toprak çatışmalarını bile hükümete karşı verilen politik savaşlara dönüştürdü.”[4]

Yaklaşık 20 yıllık bir hareket olan MST önceleri sadece radikal bir toprak reformu talebi ile eylemlere başladıysa da gelinen aşamada tek başına toprak işgallerinin kendi taleplerini karşılamadığını görmüştür. Hareket işgal ettiği topraklarda yeni bir irade ile yeni bir yaşam örgütlemiştir.

MST öncelikle tarıma elverişli toprakları tespit etmekte ve tespit edilen bu topraklarda işgaller örgütlemektedir. İşgal, MST için önemli bir örgütleme süreci ve aracıdır. Oldukça kitlesel güçlerle, ve bir şenlik havasında işgaller yapmaktadır. MST küçük gruplarla yapılan işgallerin hükümet güçleri tarafından bastırılacağını çok iyi bilmekte ve bunun da harekete olumsuz etkilerini çok iyi görmektedir. İşgalde devlet güçleriyle karşı karşıya gelinmektedir. İşgalin bastırılması gibi bir olasılık söz konusu olduğunda MST mahallelerden takviye güçler toplama hareketliliğine de sahiptir.

MST örgütlenmesini doğrudan eylemlere dayandırmaktadır. İşgal, MST için aynı zamanda en önemli örgütleme aracıdır. Olabildiğince kitlesel tutulmaya çalışılır. Önderleri mutlaka işgallerde olur ve işgale deneyim kazanması maksadı ile MST’ye yeni katılan üyeler de katılır. Talepler oldukça somut ve günceldir. Talepler belirli oranlarda kazanılmadan eylemler sonlandırılmaz. MST zaman zaman propaganda amaçlı büyük, kitlesel ve uzun yürüyüşler düzenlemektedir. Bu yürüyüşler boyunca yürünülen yerlerde yaşayanlara MST tanıtılır ve bu kitleler harekete katılmaya çalışılır. MST bu yürüyüşlerle kendi kitlesinin motivasyonunu da arttırır. Kırlarda etkili bir örgütlülüğe sahip olmasına rağmen, şehirlerde de kısmen bir etkililik sağlanmış ancak bu istenilen bir düzeye ulaşmamıştır. Birçok üyesi için MST bir kurtuluştur. Kırlarda ve şehirlerde herhangi bir işi, güvencesi olmayan birçok insan için MST bir umuda dönüşmüş durumdadır. Birçok militanı, MST’ye katılmadan önce şehirlerde sokakta yaşamış, eski uyuşturucu ve tiner bağımlısıdır. Ancak MST’de bu tür alışkanlıklar kesinlikle yasaktır.

İşgal edilen topraklarda aile temeline dayalı kooperatifler kurulmaktadır. Kooperatiflerde yönetim, doğrudan yönetim esasına dayanır. Karar alma süreçlerine kooperatifin tüm üyeleri katılır ve temsilcileri aracılığı ile bir üst meclise kararları taşınır. MST organik tarım yapmakta, çokuluslu şirketlerin dayattığı her türlü tarım politikasını reddetmektedir. Uluslararası büyük tekellerin ürettikleri  genetik terminatör tohumlara karşı doğal tohumlar üreterek cevap vermektedir. MST için eğitim önemli ve süreklidir. Kendi çocukları için, yine kendileri özel bir eğitim uygulamakta ve eğitim sürecini yaşamın her anına ve alanına yayılmış bir modelle uygulamaktadırlar. Ancak MST’nin uyguladığı eğitim programı ve eğitmenleri doğal olarak hükümet tarafından tanınmamaktadır. Kadınlar harekette aktiftir. Kadınların çalışma yaşamları da toplumsal statüleri gözetilerek düzenlenmiştir. Kadınlar günde sadece 4 saat çalışmaktadırlar.

Finansmanını MST yine kendisi çözmüştür. Herhangi uluslararası bir kuruluştan yardım almamaktadır. Buna ilkesel olarak karşıdır. “Ulusal ve federal başkanlıklar finansmanı MST yerleşimlerinde örgütlenen tahsilatlarla sağlanıyor. Bunun altında yatan ilke halihazırda toprak ve (kredi) elde etmiş bulunan ailelerin toprak reformunun tüm ülkeye yayılması için işbirliği yapma yükümlülüğünün bulunması. Dolayısıyla her yerleşik aile yıllık üretimlerinin en az yüzde birini MST’ye bağışlıyor.

“MST kurallarına göre tüm yerleşimler üretimlerinin yüzde dördüne kadarını da katkı yapmaya teşvik ediliyor. Öte yandan, bu katkının tam oranı her yerleşim tarafından mevcut ekonomik durumları ve diğer koşulları esas alınarak belirleniyor. Bu tür vergilerin yanı sıra diğer kaynak yollama yolları da mevcut. (…) Bunlara örnek, komplike örgütlenme gerektirmeyen küçük teşebbüsler, ticari ürünlerin satılması, el sanatları ve zanaatkarların ürettiklerinin pazarlanması gibi, ve var olan doğal kaynakların çıkarılması ve geliştirilmesi gibi.”[5]

“Kır haydutları” silahtan kaçıyor

Bütün bu özellikleriyle birlikte MST, mücadelenin yöntemleri konusunda kendini kıtanın bazı devrimci hareketlerinden özenle ayırmaya çalışıyor. MST, silahlı mücadeleye kesin bir şekilde karşı. MST’yle çok ilgili Brezilyalı bir akademisyen olan Mançano Fernandez, silahlı mücadele konusunda şunları söylüyor: “asıl, bu başka bir intihar biçimi olurdu. Baskı biçimleri geçerlidir ve savaşı ilerletmektedir. Ne yazık ki bilgisiz medya, MST’yi diğer Latin Amerika ülkelerindeki silahlı örgütlerle ilişkilendirmeye çalışıyor. Ama bu MST’nin seçeceği yol değildir, topraksızlar da silahlı mücadelenin kendileri için mümkün olmadığının bilincindeler. 20 yıllık varlıkları döneminde maruz kaldıkları şiddet nedeniyle buna ikna olmuşlar. Mevcut hükümetin sert saldırıları kendi mücadele yöntemlerinin direniş olarak tanımlandığını ve uzun süreceğini kanıtlıyor.”[6] Ancak Fernandez, toprak işgal etmeyi, büyük toprak sahiplerine karşı direnmeyi meşru görür. Bu ihtiyatlı tutumu dahi, MST’lilerin “kır haydutları” olarak adlandırılmasına engel olmamıştır. Burjuva basını onları kır haydudu olarak nitelemektedir.

Petras, MST’nin bir hareket olarak başarısında önderliğine büyük bir pay biçer. Ona göre hareketin önderliği bu denli ‘kaliteli’ olmasaydı, başarı şansı çok daha düşük olurdu. Petras’a göre MST önderleri hareketin toplumsal tabanını oluşturan kır yoksulları ile uzun süreli bağlara sahiptir. Önderler, göreli olarak iyi eğitimlidir ve eğitimi sürdürme kararlığındadır, dolayısıyla toplumsal gerçekleri teşhis etme ve uygun stratejiler geliştirme becerilerinin öğrenilmesi ve öğretilmesini güvence altına almaktadırlar. MST önderlerinin esas bağlılığı yine MST’yedir. MST dışında başka politik gruplara mensup değillerdir; böylelikle amaç birliğini baltalayacak aidiyet çatışmaları yaşanmamaktadır. Safları genişletmenin ana kaynağı olarak, ideologlardan ziyade “yapanları” çeken, pratik sorun çözümü yöntemini kullanırlar. Önderler, yeni üyeleri ve taraftarları harekete çekebilecek ve de çeken başarılı eylemler örgütleme ve gerçekleştirme kapasitelerini geliştiren doğrudan eylemleri sürdürme yoluyla pratik deneyim biriktirmişlerdir. Hareketlerinde kendi güçlerine dayanmayı önemseyen önderler, seçim siyasetçilerine daha az bağımlıdırlar ve bu nedenle değişikliklerin doğrudan eylem yoluyla gerçekleştirilmesine katılmaya yetenekli ve isteklidirler.

MST için ortak düşman önemlidir. Önderler arasında ortak düşmanın kimler olduğu, devlet iktidarının doğası ve Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ve diğer uluslararası finans kuruluşlarının kendi taraftarlarına ve tarım reformu sürecine olan etkisiyle ilgili ortak bir kavrayış ya da fikir birliği vardır. Önderliğin, iktidarın uluslararası ve ulusal bileşimi ya da yapısına ve bunların kimlerin çıkarına hizmet ettiğine ilişkin görüşü “gerçekçi”dir. Gerek MST önderleri, gerekse de taraftarları için doğası gereği, devlet iktidarı, çokuluslu şirketler, IMF ve Dünya Bankası ortak düşmandır. Bunlardan MST’ye dost olmaz.

Mensupları için MST’nin bütünlüğü önemlidir. Liderleri ve taraftarları harekete zarar getirecek her türlü bölünmeden kaçınırlar. MST kendine özgü bir siyaset tarzı geliştirmiş durumdadır. Ülkede yapılan son seçimlerde İşçi Partisi adayı Lula’yı desteklemiş, ancak Lula’ya desteğini sunarken kendi asıl politikalarından ve kendine özgü siyasetlerinden hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Lula’ya büyük ümitler de bağlanmamıştır.

Arjantin’de İşsiz İşçiler Hareketi: MTD

IMF programları doğrultusunda uygulanan neo-liberal politikalar sonucunda oluşan ve 2001 yılında doruğuna ulaşan kriz ile Arjantin’de birçok işçi işten atılmış ve işsizlik oranı resmi verilere göre yüzde 20’lere ulaşmıştı. İşten atılan bu işçiler ilk olarak fabrika önlerinde ailece grevler, eylemler düzenlemiş ve daha sonra bu bir örgütlülüğe dönüşmüştür. Birçok sendika bu işsizleri örgütleme konusunda isteksiz davranmış ve onları örgütlemek için herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Birçoğu eski sendikalı olan bu işsizler, kendi örgütlerini yine kendileri oluşturmuş, bugün parçalı bir sol harekete sahip olan Arjantin’de önemli bir politik güç haline gelmişlerdir. İşsiz İşçiler Hareketi (MTD) işte bu süreçte ortaya çıkmıştır. İşsizlerin herhangi bir siyasal partiyla ya da düzen yanlısı sarı sendikalarla ilişkisi yoktur.

Hareketin yarısından çoğunu kadınlar oluşturmaktadır. MTD, pek çok toplumsal gruptan destek almaktadır. Hareketin gücü “komşuluk ilişkileri, karşılıklı güven ve somut talepler temelinde çoğunlukla yerel düzeyde sürüyor.”[7] İşsizler Hareketi barriolarda (semtlerde) ve yerel belediyelerde örgütlenmektedir. Üyeler doğrudan eyleme katılmak zorundadır. Eylemlerden elde edilen ‘ganimetlerden’ ancak katılanlar faydalanabilir. Hareket, içerisinde her türlü bürokratik ve hiyerarşik ilişkiyi reddetmektedir. “Kararlar eylem mahallinde ve kolektif meclislerce alınır.”[8]

İşsiz İşçiler Hareketi de MST gibi üyelerinin somut talepleri doğrultusunda çeşitli eylemler yapmakta ve somut bazı talepler elde edilinceye kadar eylemlerini sürdürmektedir. Talepleri ise genellikle belirli bir sayıdaki işsize geçici ve part-time da olsa iş, aş ve yardım dağıtımı olmaktadır. En önemli eylem biçimleri ülkede büyük şehirleri birbirine bağlayan önemli yolları trafiğe kapamak ve lastik yakmaktır. Kapanan yollarla hayat felç olmaktadır. İşsiz işçilerin üretimden gelen güçleri yoktur ama onlar, güçleriyle üretime giden üretici güçlere engel olmaktadır. “Bütün bu grupların ortak yönü, ekonominin stratejik kesimlerini oluşturmadıkları halde, ekonominin stratejik alanlarını etkileyebilmeleridir. (…) İşsizlerin yol kesmeleri, sanayi işçilerinin makineleri ve üretim hattını durdurmalarının işlevsel muadilidir: Biri kâr realizasyonunu, diğeri ise değer yaratılmasını engeller.” [9]

* * *

Bu iki hareket var olan mülkiyet ve iktidar ilişkilerine pratik bir başkaldırıdır. Özel mülkiyete karşı kamusal mülkiyet, bireysel çalışmaya ve üretime karşı kolektivizm bu iki hareket tarafından yüceltilmektedir. Kitlesellikleriyle, eylemci ruhları ve pratikleriyle bugün dünya ezilen hareketleri için önemli pratik örneği sergilemektedirler. Bu iki hareket, politik örgütlenmelerin çözüldüğü ya da gerilediği, sendikal örgütlenmelerin önemli oranda düzenle patronaj ilişkisine girdiği koşullarda, “bıçağı kemiğinde hisseden” ezilen kesimlerin kendi pratik sonuçlarını arama örnekleri olması bakımından önemlidir. Bu kesimler, yarına ertelenemeyecek ve hemen şimdi karşılanması zorunlu bir sorunla, basitçe açlıkla, yaşam idamesiyle karşı karşıyadırlar; ve kendilerince politik çıkarımlara da bu bağlamda ulaşmışlardır. Zeminden ilerleyen bu pratik ihtiyaç karşılama hareketinden çıkan politik anlayışlar hiçbir zaman pratik tutunum noktalarını tehdit edici olmamak durumundadır. Bu, anlaşılacağı üzere, gayet somut bir ilişkidir. O yüzden yakın gelecekte olasılıkla çok karşılaşacağımız bu türden hareketlere, yakıcı pratik sorunlarını anlamayan bir yaklaşım tarzının anlamı olmayacaktır. Ama paradoksal olarak, günlük pratik sorunlarını çözme konusunda attıkları her başarılı adım, bu hareketlerin geleceğe dönük devrimci dinamiklerini çözücü etki yapmaya adaydır.

 


[1] James Petras, Küreselleşme ve Direniş, Çev.: A. Ekber, C. Aşkın, Ç. Arın, Cosmopolitik Kitaplığı Yay., İstanbul 2002, s.200-201

[2] Petras, a.g.e., s.137

[3] MST (Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra), bazı kaynaklarda Topraksız Kır İşçileri Hareketi, başka bazılarında Topraksız Köylü Hareketi olarak çevriliyor. Biz, ikincisini tercih ediyoruz.

[4] Joao Pedro Stedile ile 2002’de yapılan bir söyleşiden aktaran: Metin Yeğin, Topraksızlar, İstanbul 2004, İletişim Yay., s:35

[5] Marta Harnecker’den aktaran Metin Yeğin, a.g.e., s. 72

[6] Aktaran M. Yeğin, a.g.e., s.192

[7] Petras, a.g.e., s. 207

[8] Petras, a.g.e., s.205

[9] Petras, a.g.e., s.211

Okunma 274 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.