Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Kıvılcımsız Kıvılcımlı Anması

Yazan

‘Kıvılcım’sız Kıvılcımlı Anması

Barbaros Hızaroğlu

Türkiye’de Marksizmin tarihi bakımından bir köşetaşı olan Hikmet Kıvılcımlı’nın, Marksizmin gelecek tarihinde de etkin bir rol oynayacağına ilişkin giderek belirgin işaretler ortaya çıkıyor. Bu, Hikmet Kıvılcımlı’yı anma faaliyetlerinde gözlenen bir özellik oldu.

Geçen yılki Kıvılcımlı anmasında en dikkat çekici husus, Vedat Türkali’nin ilerlemiş yaşıyla müdahil olması ve anmayı bir vasiyet bildirimi olarak işlevlendirmesiydi.

***

Hikmet Kıvılcımlı (1902 - 11 Ekim 1971), her sene olduğu gibi ölümünün 38. yılında da İstanbul’da mezarı başında etkinliklerle anıldı. Halkın Kurtuluş Partisi tarafından ayrı olarak yapılan anma töreninden sonra, ortak anma, Vedat Türkali’nin çağrısına olumlu yanıt veren kurumlar tarafından mezarı başında yapıldı ve 14:30'da Aksaray'da bulunan Su Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen toplantıyla devam etti. Bu kurumlar şunlardı: 14 Mayıs Platformu, Demokratik Toplum Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri, İşçi Kardeşliği Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Özgürlükçü Sol Hareket, Sosyal İnsan Yayınları, Sosyalist Demokrasi Kollektifi, Sosyalist Demokrasi Partisi, Sosyalist Emek Hareketi, Sosyalist Parti, Toplumsal Özgürlük Platformu, Türkiye Gerçeği, Türkiye Komünist Partisi.

Türkali’nin çağrısına olumlu yanıt verdikten sonra, toplantılar esnasında yayınlandığı bir bildiriyle, ulusalcı olduğu gerekçesiyle ortak anma etkinliğinden çekilen SODAP (Sosyalist Dayanışma Platformu) ayrı bir anma töreni düzenledi.

***

Ortak anmada, “Devrime adanmış bir ömür… Dr. Hikmet Kıvılcımlı sosyalizm mücadelemizde yaşıyor” yazılı bir pankart taşındı.

Mezar başındaki törende önce saygı duruşu yapıldı. Ardından Vedat Türkali, kısa bir konuşma yaptı. Kıvılcımlı’nın Marksist dünya görüşünü ülkeye uyarladığını ifade eden Türkali, önemli olanın da bu olduğunu vurguladı. Türkali’nin konuşmasının ardından anma etkinliği Avusturya İşçi Marşı ile sona erdi. Yürüyüş ve mezar başında, “Kıvılcımlı yoldaş kavgamızda yaşıyor!”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm!”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!”, “Yaşasın hakların kardeşliği!”, “Kıvılcımlı öncümüz, yaşatıyor gücümüz!”, “Hikmet Kıvılcımlı ölümsüzdür!” sloganları atıldı. Yapı İşçileri Sendikası Başkanı İsmet Demir’in de mezarı ziyaret edildikten sonra, panel için Aksaray’a gidildi.

Vedat Türkali, Hikmet Kıvılcımlı’ya gereken önemin gösterilmediğini ve Kıvılcımlı’nın tam olarak da kavranmadığını söyledi: “Dr. Hikmet Kıvılcımlı, üzülerek söylememiz gerekir ki, bugün de layık olduğu ölçüde değerlendirilmemiştir; giderek, çoklarınca tüm boyutlarıyla doğru dürüst kavranmış da değildir” diyen Türkali, Türkiye’de ‘solcu-devrimci’ tarihin tehlikede olduğunu, ‘resmi devlet sol’unun bu tarihi kendi lehine bozduğunu ve dolayısıyla hafızalardan ‘solcu-devrimci’ tarihin silinmeye başladığını söyledi. Bu vesileyle de birlik çağrısı yaptı; bütün sosyalistlerin birleşmesi gerektiğini, yeni bir yapılanmaya gitmeleri gerektiğini ifade etti.

Vedat Türkali, dünyayı öğrenmeye çalıştığı yıllarda Kıvılcımlı'ya büyük bir hayranlık duyduğunu ve nasıl tanıştıklarını anlattı. "Ondan asıl bugün öğreneceğimiz çok şey var. Kıvılcımlı Türkiye’de Marksizme, Leninizme hizmette düşünsel katkılarda bulunmuş tek insandır. Ama başarılı olamadı, çünkü Türkiye‘de bu koşullar oluşmamıştı, çoğu insan ona destek olma çabası göstermiyordu" diyen ve "Kıvılcımlı‘nın çok farklı bir şey yaptığını" vurgulayan Türkali, Türkiye‘deki en önemli sorunlardan biri olan din sorunu ile ilgili neler yapılması gerektiğini aydınlatıp düşünce yolunu açanın Kıvılcımlı olduğunu ifade etti.

Vedat Türkali din konusunda Hikmet Kıvılcımlı’ya başvurulması gerektiğini ve dinle ilişki kurulması gerektiğini savundu. Devletin İslamı istismar ettiğini ve kullandığını, ‘sol’cuların da İslamla ilişkilenmesinin önemini anlatan Türkali, Hikmet Kıvılcımlı’nın geç dönemlerinde Kemalizm ve şiddet karşısındaki tutumunu dönemin TKP’si ve TKP’nin Sovyetler Birliği ile olan ilişkisine bağladı. Dışarıdan aldığı yönergelerle TKP’nin devletle iyi geçindiğini ve Kıvılcımlı’nın bu bağlam yüzünden dönemin devrimci gençliğini çok eleştirdiğini söyledi, sorunun Komintern’den kaynaklandığını savundu.

Türkali, Türkiye sosyalistlerine bir çağrıda bulunarak vasiyetini açıkladı. Vasiyetinin devrimci ve sosyalistlerin birleşmesi olduğunu söyleyen Türkali, sözlerini şöyle sürdürdü: "Birlikteliğin süreceğine inanarak ölürsem, gözüm açık gitmez. Bugüne kadar ne çektiysek incir çekirdeğini doldurmayacak tartışmalardan çektik. Sokaklarda uluyan reziller parti oldular, İktidara geçtiler. En köklü en bilimsel yolu tutanlar seçimlerde yüzdeler hanesini geçemedi. Tek yol, beraber olmak, kendi gücümüzü örgütleyip masaya yumruğumuzu vurmaktır."

***

SODAP tarafından düzenlenen anma töreninde konuşan Muzaffer Kaya, Hikmet Kıvılcımlı’yı nasıl sahiplendiklerinden, Kıvılcımlı’nın tezlerinin güncelliğinden, devrimci kişiliğinden söz etti.

SODAP temsilcisi, ilk olarak Kıvılcımlı’nın adanmış hayatını anlattı. 50 yıllık mücadele hayatındaki adanmış kişiliğinden ve çalışkanlığından, devrimci tutum alma konusundaki cüretinden ve inancından bahsetti.

SODAP temsilcisi; Kıvılcımlı’nın bazı tezlerinin yeni dönemde ‘ulusal sol’ bir anlayış tarafından istismar edildiğini ve Kıvılcımlı’nın eserinin bütünlüğü gözetilerek ele alınması gerektiğini söyledi.

SODAP temsilcisinin değindiği bir diğer nokta; Kıvılcımlı’nın ‘Yol Çalışmaları’nda Türkiye tahlili ve Kemalizm hakkında söyledikleriydi. Temsilci, Kıvılcımlı’nın 30’lu yıllardaki ‘Yol Çalışmaları’nda Kemalizmi eleştirdiğini ve Kürt meselesinde olumlu tutum aldığını, SODAP olarak Hikmet Kıvılcımlı’nın ‘Yol Çalışmaları’nı rehber edindiklerini söyledi.

***

Ölen devrimci önderler, devrimci yapılar için her zaman büyük bir ideolojik güç kaynağı olmuş, devrim önderlerinin anmaları da bu yüzden hep çok önemli olmuştur. Hikmet Kıvılcımlı gibi 50 yıl sürekli mücadele eden, bu süre boyunca devrimci kişiliğini ve disiplinini hiç kaybetmemiş bir önderi anmak da bu yüzden çok önemli olmalıdır.

11 Ekim günü yapılan anmaların, Hikmet Kıvılcımlı gibi bir önderin eserine layık olmak bağlamında başarısız olduğu görüşündeyiz. Kıvılcımlı anması, ortalama bir katılımcıda ‘sıradan bir anma’ izlenimi bırakmamalı, katılımcının devrimciliğine dokunmalı ve onu tetiklemelidir. Kısacası Hikmet Kıvılcımlı’nın anması ‘kıvılcım’ı olan bir anma olmalıdır, iki anmanın da böyle bir ‘kıvılcım’a sahip olmadığını gördük.

Anma etkinlikleri öncesindeki çatışmanın da yersiz bir çatışma olduğunu, SODAP’ın ulusalcılık eleştirisinin içeriğini doldurmayan bir eleştiri olduğunu gördük. Yapılan ortak etkinliğe ulusalcılık hakim değildi; tersine İslamla ilişki, ‘sol’un birliği gibi konular gündemdeydi.

Yapılan iki anmanın toplamında en göze çarpan unsur Vedat Türkali’ydi. Vedat Türkali ilerlemiş yaşına rağmen çok diri ve inançlı bir görüntü sergiledi. Etkinliğe katılması ve konuşma yapmasıyla halen politikayla bağını koparmadığını ve inancını kaybetmediğini gösterdi. Ancak Vedat Türkali’nin varlığı da bir ‘kıvılcım’ yaratmaya yetmedi.

Ek:

SODAP adına Muzaffer Kaya’nın konuşması

Değerli yoldaşlar, kavga dostlarımız,

Türkiye sosyalist hareketinin temel direklerinden devrimci önder Hikmet Kıvılcımlı’yı yine bir ölüm yıldönümü vesilesi ile anıyoruz.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı, uluslararası Bolşevik hareketin azimli bir militanı olarak başladığı mücadele yaşamını, son nefesine dek sürdürdü. Sosyalizm mücadelesindeki “uzun nöbeti” boyunca en üretken, en emektar, en kararlı, en dövüşken kadrolardan birisi olarak öne çıktı. Ardında onlarca teorik eser, direnişçi bir pratik ve bugüne dek ulaşan bir siyasi gelenek bıraktı.

Bugün Hikmet Kıvılcımlı’yı anmak, devrim ve sosyalizm bayrağını 50 yıl eğilip bükülmeden taşımış bir devrimciye gösterilmesi gereken vefa duygusunun ötesinde bir anlama sahiptir.

Bu anlam, Kıvılcımlı’nın mirasının Türkiyeli devrimciler için her zaman yeniden ve yeniden başvurulması gereken bir temel kaynak olmasıyla ilgilidir.

Değerli dostlar,

Hikmet Kıvılcımlı’nın mücadele yaşamı boyunca iki büyük çabası olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi, içinde bulunduğu komünist hareketi dar kabuğundan çıkararak toplumsallaştırmak, halkla buluşturmak; ikincisi ise, tarihsel materyalist teoriyi, yaşadığı toplumun özgünlüklerinden yola çıkarak geliştirmek.

Elbette bu iki büyük uğraş birbirleri ile diyalektik bir ilişki içindedir. Komünist hareketi halklaştırma çabası Kıvılcımlı’yı Türkiye toplumunun özgünlüklerini incelemeye sevk etmiş, tarihsel araştırmaları da onun politik yönelimlerini şekillendirmiştir.

Kıvılcımlı’nın sol hareketin dar kabuğunu kırma çabası daha 1930’ların başında yazdığı Yol adlı eserinde kendisini gösterir. Yol çalışmasının son bölümünü “legaliteyi istismar” taktiği oluşturur. Kıvılcımlı bu başlıkta asıl olarak komünist hareketi kitlelerle buluşturmanın yollarını arar. Bu amaçla cezaevi dışında kalabildiği 1934-38 yılları arasında Marksist legal yayıncılık faaliyetini başlatır. Uzun hapislik döneminin ardından 1954’de Vatan Partisi’ni kurarak bu çabasına devam eder.

Kıvılcımlı ezilenlerin zihni dünyalarını anlamaya büyük önem verdi. Ezilenlerle iletişim kurabilecek yeni bir dil geliştirmeye çalıştı. 1957 seçimlerinde Eyüp Sultan mitinginde yaptığı konuşma, ezilenlere hitap edebilecek bir dil arayışının somut örneklerinden birisidir.

Devrimcilerin geniş halk kesimleri içerisinde örgütlenebilmesi için, soyut sloganları bir kenara bırakıp, halkın gündelik somut sorunlarına eğilmesi gerektiğini sürekli vurguladı. Bu amaçla İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği’nin kuruluşuna öncülük etti. İsmet Demir’in başında olduğu Yapı İşçileri Sendikası aracılığıyla, devrimci gençliği işçi sınıfı ile buluşturmaya çalıştı.

Kıvılcımlı için aynı ölçüde önemli olan ikinci büyük çabası ise, Marx ve Engels tarafından büyük ölçüde Batı Avrupa tarihi esas alınarak geliştirilen tarihsel materyalizmi, başta Ortadoğu olmak üzere, başka coğrafyaların ve modern öncesi çağların bilgisi ile zenginleştirmekti. Kıvılcımlı’nın tarih araştırmalarında, Türkiye toplumunun özgünlüğünü anlama çabası ile tarihsel materyalizmi coğrafi ve tarihi olarak genişletme çabası atbaşı gider. Türkiye’nin özgünlüklerini anlamak için yola çıkan Kıvılcımlı, Marksizmin kıtasal sınırlılıklarının ötesinde, dünyasallaşması için büyük bir katkı sunar. Ve bu yolla Marksist teorinin temel kavramlarını yeniden yorumlar. Marksizme yaptığı bu katkıyı, en özlü şekilde, Tarih Devrim ve Sosyalizm eserinde ortaya koyar.

Kıvılcımlı’nın bu iki büyük çabası bugün de önemini ve güncelliğini koruyor.

Değerli arkadaşlar,

Hikmet Kıvılcımlı’yı anarken üzerinde durulması gereken konulardan birisi de liberal ve ulusalcı egemen güç odaklarının solun mirasını asimile etme gayretleridir. Özellikle sol hareket içerisinde önemli bir yer işgal eden ulusalcı eğilim, solun tarihsel mirasını kendi pozisyonunu meşrulaştıracak tarzda, içini boşaltarak sahiplenmeye çalışmaktadır.

Son yıllarda Hikmet Kıvılcımlı’nın mirasına sahip çıkma iddiasında olup “ulusal sol” bir çizgi tutturmuş olan grup ve kişiler, Kıvılcımlı’nın 1950’li ve 1960’lı yıllardaki siyasi pratiğini politik-tarihsel bağlamından ve Kıvılcımlı’nın teorik ve politik üretiminin bütünlüğünden kopararak ulusalcı bir Kıvılcımlı yaratma peşindeler. Oysa Kıvılcımlı’nın sadece Kürdistan tahlilleri bile bu ulusalcı yorumları darmadağın etmeye yeter.

Bizler Kıvılcımlı’nın mirasını tarihsel koşulları içinde değerlendirmek zorundayız. Aksi takdirde Kıvılcımlı’yı aynen tekrarlama çabası onun yapmak istediğinin tam tersi sonuçlara yol açabilir. Örneğin Kuvayı Milliye söylemini Kıvılcımlı solu toplumsallaştırmak amacıyla kullanıyordu. Aynı kavramı bugün kullanmaya kalkmak solu “devletleştirmeye” hizmet edecektir.

Son olarak şunu vurgulamak istiyorum.

Kıvılcımlı’nın mirası onun kitaplarından ibaret değildir. Bütün devrimci önderler gibi değeri, düşünce ve davranışlarının bütününden kaynaklanmaktadır. 50 yıllık mücadele hayatı boyunca sürdürdüğü azmi, direngenliği, cesareti, inadı onun düşünsel-politik mirasının ayrılmaz bir parçasıdır. Henri Barbüs için yazdığı bir broşürde onun için söylediği sözü Kıvılcımlı’nın kendisi için söyleyecek olursak o, “parlak bir kitap değil, savaşçı bir hayattır”.

Kıvılcımlı bize üst üste yığılmış tozlu kitaplar destesi değil, büyük bir cephanelik bıraktı. Devrim mücadelesinin güncel ihtiyaçları doğrultusunda bu cephanelikten işimize yarayacak silahları çekip almasını bilmeliyiz.

Biz, devraldığımız mirasa böyle bakıyoruz.

Değerli arkadaşlar,

Küresel kapitalist sistemin ve yaşadığımız ülkenin büyük sarsıntılara gebe olduğu günlerden geçiyoruz.

Bugünün gerçekliğinde Kıvılcımlı’yı anmak,

Varoşlardan fabrikalara yoksulların, emekçilerin, ezilenlerin öfkesini örgütlemeye soyunmaktır,

Kürt halkının ve Kürt özgürlük hareketinin yanında olmaktır.

Küresel sermaye güçlerine ve devletlere karşı yükselen halk direnişlerini kendine rehber almak demektir.

Yoldaşlar, kavga dostlarımız,

Hikmet Kıvılcımlı’nın bıraktığı gelenek, devrim mücadelesi tarihinde kuruyan bir damar değil kendini sürekli yenileyerek ve zenginleşerek devrim okyanusuna bağlanan güçlü bir kanal olacaktır.

Onun mücadele bayrağı İsmet Demirler’den, Kenan Budaklar’dan, Mehmet Latifeciler’den geçerek bizlere ulaştı. Biz de yeni kuşaklara ve nihayetinde Türkiye devrimine taşıyacağız.

Bu bilinçle ve ruhla Hikmet Kıvılcımlı’dan öğrenmeye devam edeceğiz.

Anısı bizimle yaşayacak…

 

Okunma 157 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.