Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


ABD Kendi Yarattığı Frankenstein’ı mı Öldürdü?

Yazan

ABD Kendi Yarattığı

Frankenstein’ı mı Öldürdü?

Ferhat Şirin

İslamcıların komünistlere, milliyetçilerin farklı milliyetlere, Alevilerin Sünnilere.. bir ideolojik hareketin başka bir ideolojik harekete nefreti ve fiili düşmanlığı, anlaşılabilir olmanın ötesinde vakıadır. Peki ya komünist devrimcilerin..? Marksist-Leninist-Maoist devrimcilerin, herhangi bir politik harekete sırf o hareketin ideolojisi gereği –komünizm-karşıtlığı ve düşmanlığı nedeniyle– düşmanlığı ve nefreti anlaşılabilir mi ve mümkün mü?

Anlaşılabilir olup olmadığını tartışmaya çalışacağız. Lakin böyle bir şeyin mümkün olduğunu, Usame bin Ladin’in ABD’nin “özel savaş aygıtı”na mensup timler tarafından öldürüldüğü haberi üzerine yapılan yorumlarda gördük.

Kendilerini solcu, Marksist, Leninist, Maoist, sosyalist, komünist olarak nitelendiren devrimcisinden liberaline Türkiye solunun özneleri birkaç istisna hariç neredeyse sözbirliği etmişçesine, Bin Ladin’in öldürülmesi haberini “ABD kendi yarattığı Frankenstein’ı öldürdü” diye yorumladı.

Türkiye solunun öznelerinin çoğunun bu tür bir yorumunu anlamak mümkün, peki ya Kaypakkayacıların? Kaypakkaya’nın takipçisi ve temsilcisi olma iddiasındaki Halkın Günlüğü ve Özgür Gelecek adlı yayın organları, Ladin’in öldürülmesini neredeyse aynı kalemden çıkmış yazılarla değerlendirdiler. Halkın Günlüğü için bu konu özgülünde Özgür Gelecek ile hemfikir olmak muhtemelen sevindiricidir; ama Kaypakkayacılık konusunda Halkın Günlüğü ile aralarında ciddi ayrımlar olduğu ve Kaypakkaya’nın asıl takipçi ve temsilcisinin kendisi olduğu iddiasındaki Özgür Gelecek için bunun bir açıklaması olmalı! Ancak Halkın Günlüğü ile Özgür Gelecek arasındaki benzerlik veya benzemezlik asıl ilgi konumuz değil.

Esas konumuz, Kaypakkaya’nın takipçisi ve temsilcisi olma iddiasındaki Halkın Günlüğü ile Özgür Gelecek gazetelerinde yer alan ve Usame bin Ladin’in öldürülmesini aynı kalemden çıkmışcasına değerlendiren yazıların Kaypakkayacılık ile asla ve asla bağdaştırılamayacağıdır.

Şehadetinin 38. yılı vesilesiyle Kaypakkaya’yı anmanın ve sahiplenmenin önemi ve niteliği üzerine yazılan yazılarla, Usame bin Ladin’in öldürülmesi vesilesiyle, ABD’nin kendi elleriyle yarattığı Frankenstein’ını öldürdüğü şeklindeki fikirlerin ortaya konulduğu yazıların aynı gazete sayfalarında buluşması, Kaypakkaya’nın hatırasına yapılan saygısızlıktır!

Bin Ladin’in öldürülmesini alkışlamak, şu cümleleri kuranlara yakışır: “Yobazların sarıkları yobaz zümrelerin kefeni olmalı! Yobazlarıyla, ağalarıyla, şeyhleriyle, halifeleriyle, sultanlarıyla birlikte kahrolsun derebeylik! İrtica ve derebeyliğe karşı mücadele için, köylüler (köy meclisleri), ameleler (sendikalar) etrafında teşkilatlanmalıdırlar. Türkiye siyasi istiklalinin kazandıktan sonra içtimai ve iktisadi inkılap yoluna girmiştir ve iki seneden beri bu istikamette büyük adımlarla ilerlemekteyiz. Genç’teki ayaklanmanın gerisinde Kürdistan derebeyleri vardır. Cumhuriyet hükümeti derebeyliği tasfiye edecektir. Öyleyse; arkadaş kara kuvvet bizim de, burjuvazinin de düşmanıdır. Biz her şeyden evvel bu düşmanı yenmeliyiz, burjuvazi ile de ayrıca kozumuzu paylaşırız…”

Bu satırlar, Şeyh Said liderliğindeki Kürt isyan hareketinin başladığı ve bu hareketin çiçeği burnunda Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından bastırılıp yenilgiye uğratılmaya çalışıldığı konjonktürde kendini komünist olarak nitelendiren bir partinin (TKP) yayın organında yayınlanmış.

Kaypakkaya’ya kadar, Şeyh Said’in ve liderliğinde başlayan isyan hareketinin gericiliği ve karşı-devrimciliği konusunda, hiçbir “komünist”in –kamuya mal olmuş!– hiçbir şüphesi ve itirazı yoktu. Çünkü Kaypakkaya’ya kadar Türkiye’deki “komünistler”e göre, Şeyh Said, şeriat yanlısı, halifelik yanlısı, dinci bir yobazdır ve dahası (emperyalizmin yarattığı Frankenstein değilse de!) kışkırttığı bir karşı-devrimcidir. Haliyle, böyle bir şahsiyetin politik mücadelede yeri ve şansı olmadığı gibi, katli de vaciptir. Hangi gerekçeyle olursa olsun, Şeyh Said’e ve onun liderliğinde gelişen isyan hareketine sahip çıkmak, destek olmak ve müsamahalı yaklaşmak gericiliktir, karşı-devrimciliktir; kesinlikle ve kesinlikle anti-komünistliktir!

Kaypakkaya; Halkın Günlüğü ve Özgür Gelecek editörleri, yazarları ve daimi okuyucularının çok iyi bilmeleri gerektiği gibi, Şeyh Said isyanı karşısındaki “komünist” hareketin de, demokratların da 50 yıllık tarihini ihanet ve alçaklık olarak nitelendirir.

Şehadetinin 38. yılı vesilesiyle Halkın Günlüğü ve Özgür Gelecek gazetelerinde yazılan Kaypakkaya’yı övücü, yüceltici ve sahiplenici yazılarla aynı yerde Bin Ladin’in öldürülmesini “ABD kendi yarattığı Frankenstein’ı öldürdü” diye yorumlayan yazıların yayımlanmasını Kaypakkaya’nın hatırasına saygısızlık olarak nitelendiriyoruz!

Kaypakkaya’nın ardıllarının, Kaypakkaya’yı komünist önder olarak sahiplenip savunanların, Usame Bin Ladin’i, “ABD emperyalizminin yarattığı Frankenstein” olarak tanımlamaya ve Bin Ladin’in öldürülmesini, “ABD kendi yarattığı Frankenstein’ı öldürdü” diye değerlendirmeye hakkı yoktur.

Usame Bin Ladin emperyalist-kapitalist dünyaya savaş (İslami terminolojide “cihad”) ilan etmiş, varını yoğunu, tüm enerjisini buna adamış, buna uygun olarak konumlanmış ve yaşamış büyük bir İslam devrimcisidir; emperyalist-kapitalist dünyanın baş temsilcisi ABD’ye karşı amansız bir savaş yürüten İslam ordusunun başkomutanıdır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) adındaki emperyalist devletin Afganistan’ı fiilen işgal etmesine ve bu ülkede kendi uydusu bir rejim kurmaya kalkışmasına, sadece rakip emperyalist güçler olan ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin karşı çıkmadığını, tüm dünyadaki Maoist komünistler gibi, Türkiye’deki Maoist komünist hareket olan Kaypakkayacılar’ın da bu işgale tavır aldığını, bu ülkedeki İslami mücahitler ile Maoistlerin işgale karşı birlikte savaşıp işgal ordusunu hezimete uğrattığını yeni nesil Kaypakkayacılar’ın bilmemesi mazur görülebilir, ama Halkın Günlüğü ve Özgür Gelecek gazetelerinin editör ve yazarlarıyla kıdemli okurlarının bu tarihsel olguları unutmuş gibi davranmalarının ya da hakikaten unutmalarının esaslı bir izaha ihtiyacı vardır.

Sovyet işgaline karşı yürütülen anti-emperyalist özgürlük mücadelesi muzaffer olduktan sonra, zaferde payı olan ve içlerinde Maoistlerin de bulunduğu gruplar arasında kıyasıya ve alabildiğine kanlı bir iç savaş yaşandı ve süreç içerisinde Taleban olarak bilinen İslami mücahit hareket, Afganistan’da iktidarlaştı. Ama ne Taleban, ne de bu hareketle fiili ilişkilerini hiçbir zaman saklamayan Usame Bin Ladin tipik ve bildik bir ABD ve emperyalizm işbirlikçisi ve uşağı olmadı! Taleban rejimi, ABD öncülüğündeki emperyalist koalisyonun Afganistan’a savaş açtığı ve bu ülkeyi işgal ettiği 2001 yılına kadar dahi, ne ABD’nin ne AB’nin ne de başka bir emperyalist gücün ileri karakolu niteliğindeki rejimlere benzer bir rejimdi.

Taleban’ın tipik bir işbirlikçi, karşı-devrimci, emperyalizmin ileri karakolu niteliğinde bir rejim olmadığı gerçeği, ABD öncülüğündeki tüm dünya gericiliği koalisyonu ile gerçekleşen Afganistan işgali karşısında takındığı tutumla da kanıtlanmadı mı? Savaşın başladığı tarihten bu yana, işgal ordularını rezil rüsva eden Afgan direnişi kimin fiili ve ideolojik öncülüğünde ve önderliğinde yürütülüyor?

Bu işgale karşı olduğunu beyan eden solcular, sosyalistler, komünistler yayınlarında ve söylemlerinde tutturmuşlar bir “Afgan halkı direnişi” edebiyatı! Bir direniş örgütü, etle tırnak misali bütünleşmiş bir halk gerçeği olmaksızın on yılı aşkın bir süredir bu savaşı sürdürebilir mi? (PKK ile Kürt halkı ilişkisi hatırlansın!) Politikadan, hele hele savaş denilen olaydan az birazcık haberdar olan her Allah kulu bu gerçeği bilir. Ama buna rağmen, müthiş a-politik bir tavırla “Afgan halkının direnişi” edebiyatından öte bir şey yazılıp çizilmiyor dergi sayfalarında! Kaypakkayacı komünist hareket dışındakilerin çoğunun bu a-politikliğini anlamak mümkün; çünkü onların kitabında ve havsalasında İslam ideolojisini benimsemiş bir hareketin, emperyalizme ve onun işgal ordularına karşı çıkma, direnme, muzaffer olma niteliği kategorik olarak yok! Peki ya Kaypakkayacılar’ın?

Zamanında Çin’de Japon emperyalizmiyle, Vietnam’da Fransız ve ABD emperyalizmiyle, Doğu Avrupa ve Balkanlar’da Alman emperyalizmiyle savaşan güçler her ne yaptılar ve nasıl mücadele yürüttülerse, Afganistan’da Taleban ve El Kaide de aynı şekilde ve dahası tüm bu direnişleri özümsemiş bir stratejik akılla ve adanmış bir Halk Ordusu ile ABD öncülüğündeki tüm dünya gericiliği koalisyonunun işgaline karşı direniyor ve savaşıyor. İşte Usame Bin Ladin böyle bir direnişin kurmaylarından olduğu için tüm istihbarat örgütleri tarafından fellik fellik aranıyordu. Bulundu ve katledildi!

Anti-emperyalistliği, ABD karşıtlığını ve düşmanlığını kendilerinden başkalarına yakıştıramayan ve El Kaide’nin dünyanın dört bir yanında ilan ettiği ve yürüttüğü cihada burun kıvırıp küçümseyenler, kendilerine şu soruyu sormalı ve yanıtlamalılar:

Son on senedir, başta CIA olmak üzere tüm istihbarat örgütlerinin işbirliği ile aranan, yakalanan, savaş uçakları ve gemileriyle oradan oraya kaçırılan ve bu esnada envai çeşit işkenceli sorgulardan geçirilen, Guantanamo denilen gelmiş geçmiş en özel ve yetkin “terörle mücadele hapishanesi”ne kapatılan kaç solcu, sosyalist, Marksist, Leninist, Maoist, komünist var?

Solcuların, sosyalistlerin, komünistlerin büyük çoğunluğu, üyeleri dünyanın her tarafında aranan, gizli servislerin ve özel timlerin operasyonlarıyla yakalanan, göklerdeki ve okyanuslardaki savaş makinelerinde işkenceli sorgulara tabi tutulan, Guantanamo Hapishanesi’ne kapatılan, öldürülüp denize gömülen El Kaide üyelerine, emperyalizm karşıtlığını ve ABD düşmanlığını bir türlü yakıştıramıyor, burun kıvırıp küçümsüyorlar. Solcuların, sosyalistlerin, komünistlerin emperyalizm ve ABD karşıtlığı ve düşmanlığı ne menem bir şeydir ki, ABD’nin ve emperyalist devletlerin hışmını ve dikkatini, Guantanamo’ya kapatılmayı gerektirecek kadar çekmiyor? Solcular, sosyalistler, komünistler ne söylerse söylesinler, eylemleri ve varlıklarıyla, ABD’yi ve emperyalist devletleri El Kaide kadar ilgilendirmiyor ve bir düşman olarak korkutup tehdit etmiyorlar. İşte, El Kaide’nin lideri Usame Bin Ladin, tam da böyle olmadığı için arandı, başına ödül konuldu, bulundu ve katledildi.

Usame Bin Ladin’in kim olduğunu ve neden öldürüldüğünü halen anlayamamış olanlar ve bu olay karşısında nasıl bir tavır takınıp yorum yapmak gerektiğini kavrayamamış olanlar, Abdullah Gül’ün, Cemil Çiçek’in ve ezilenlerin isyanları ile başı dertte olan öteki devletlerin yetkililerinin, bu olay üzerine yaptıkları açıklamalara baksın!

ABD’ye, emperyalizme, verili dünya düzenine derin bir düşmanlık besleyen ve gerçekten karşı çıkan, ezilen dünyanın özgürlüğü uğruna mücadele yürüten hiçbir devrimci, hele hele hiçbir Kaypakkayacı komünist devrimci Usame Bin Ladin’in katledilmesini “ABD kendi yarattığı Frankenstein’ı öldürdü” diye yorumlayamaz; hiçbir komünist devrimci bu denli gamsız ve kedersiz olamaz!

 

Kaypakkaya’yı anmak ve günümüzde Kaypakkayacı olmak, söz konusu olay nezdinde, “Kahrolsun ABD emperyalizmine, şan ve şeref olsun Usame Bin Ladin’e!” diye haykırmak ve hiç değilse, emperyalizme karşı olduğunu söyleyenleri Usame Bin Ladin’in anısı önünde saygıyla eğilmeye çağırmaktan geçer.

Okunma 154 kez
Bu kategorideki diğerleri: « Davet: Kandil’den Ateş Almak

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.