Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Teori ve Politika'nın bazı önermeleri üzerine

Yazan

 

Teori ve Politika’nın Bazı
Önermeleri Üzerine

Mithat Seloğlu

I.
Teori ve Politika’ya öngelen “Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı” aradan geçen on yıllık zaman diliminin ardından, hala belli alanlarda başvurulan bir nirengi noktası niteliği göstermektedir. Ortaya konmasının ardından dolaylı veya dolaysız olarak Taslağa gelen eleştiriler, asıl olarak Marksizmin algılanmasında yaşanan problemli durumların Taslak özelinde açığa çıkmasıdır. Özne iradesinin, bütünsel bir yapı olarak Marksizmin temeli olan bilim sektörü reddedilerek ortaya konma çabası, Marksizmin salt bir politikaya indirgenmesi, Marksizmi sadece tarihsel-politik bir nitelik olarak anlayanlar ile tarih ve politika üstü bir bilim olarak anlayanlar arasında yaşanan gerilimler, Taslağın Marksizm üzerinden yürüttüğü başlıca tartışma konuları olmakta, ortaya konan açılımlar “politik Marksizm için bir teorik-politika misyonu oluşturmak”[1] gerekliliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Taslağın ortaya koyduğu Marksizmin krizi tespiti; var olan değişim-dönüşüm içerisinde Marksizmin gerek teorik olarak gerekse politik anlamda dönem içerisinde, var olan ihtiyaçlara cevap vermekte yetersiz kaldığı[2], epistemolojik olarak ortaya konan bilim-felsefe-politika sektörlerinin ilişkisinin kurulamadığı üzerinde temellenmektedir.  
Taslakta ortaya konan Marksizmin temelinin bilim olduğu tezi bütünsel yapının algılanmasında problemli bir nirengi noktasını temsil eden “Zorunluluk” kertesinin anlaşılmasında ortaya çıkmaktadır. Marksizmin sadece bilim olduğunu ortaya koymaya çalışanlarla, “farkında olmadan” bilim sektörünü reddederek “bilinçli insan eylemi” ile tarihin dönüşümünü kabul edenler arasında var olan problem, Marksizmin iç ayrımlarına gidilmemesinden kaynaklanmaktadır. Althusser, bu konuya ilişkin olarak Lewis ile girdiği polemikte, “Tarihi yapan insandır” önermesinin konjonktürel bir anlamının olduğunu özellikle altını çizerek belirtir. “Bizler ki burjuva egemenliği altında dövüşüyoruz, tarih yapan ‘insan’ bizim için bir sırdır. Ama devrimci burjuvazi, kendisine hükmeden feodaliteye karşı savaştığı sırada bu ‘sırrın’ bir anlamı vardır. O zamanlar, büyük burjuva hümanistlerinin yaptıkları gibi ‘tarihi yapan insandır’ demek, o dönemde devrimci olan burjuvazinin  görüş açısından feodal ideolojinin dini tezi olan tarihi yapan tanrıdır, tezine karşı savaşmak demekti. Ama bu gün o noktada değiliz: Ve burjuva görüş açısı, her zamanki gibi bugün de tarihte idealist olarak kalmıştır.”[3] 
Marksizmin sadece bilim olduğunu ortaya koyan çevrelerin pozitivist bir anlayışla, Marksizmi tarihin “evrimci ve aşamacı” yanını açıklayan bir bilim olarak anlamaları ile bütünsel bir yaklaşımı ifade eden ve Marksizmin sadece temelinin bilim olduğu üzerinde duran akımların kategorik farkı; Marksizmin –özellikle– ontolojik alan içerisinde var koşuludur. “Sağ sapma felsefeyi hasıraltı eder; geriye sadece bilim kalır (tıpkı pozitivizmde olduğu gibi.) Sol sapma ise, bilimi hasıraltı eder; geriye sadece felsefe kalır (yani öznelcilik).”[4]
II.
Teori ve Politika’da ortaya konan Marksizm anlayışı, Türkiye Marksizm geleneği içerisinde farklı ve özel bir yer işgal etmektedir. İlk elden Marksizmin (politik ve teorik) krizde olduğu tespiti[5] ve kriz üzerine inşa edilen düşünceler, verili ortamda oldukça önemli bir yere sahiptir.
Krizin tanımı; “süregelen ve alışılmış Marksizm kavrayışı, Marksizm anlayışı ve Marksizm pratiğinin, eski tarzda yaşayamaz hale gelmesi, değişen koşullara uyum sağlayamaması ve değişiklikler, dönüşümler geçirmek zorunda olması, yani koşullara uygunluk oluşturma zorunluluğunun ortaya çıkması durumu”[6] olarak yapılmakta ve krizi Marksizmin artık ömrünü yitirdiği şeklinde algılayanlar ile Marksizmde kriz yoktur diyenlerin aynı problemli alanda yer aldığı ifade edilmektedir.. Post-Marksistlerin Marksizmin krizini veya ömrünü doldurduğu görüşleri Marksistler tarafından tartışılmamakta, tartışma örnekleri ise yetersiz kalmaktadır. Marksizmde kriz yoktur diyenler ise, gerek post-Marksistlere gerekse liberal çevrelere Marksizm üzerinden bir saldırı geliştirememekte ve post-Marksistleri onaylar şekilde “yeni dünya” açmazına karşı hala 20. yüzyılın başlarında var olan teorik ve politik miras ile yetinmektedir. Marksizmin krizine ilişkin olarak krizin varlığını sadece politik alanda var olamama şeklinde algılayanlar[7] krizin teori alanına ilişkin olarak varlığını ilk elden reddetmekle işe başlıyor ve Marksizmin teorik alanını tamamlanmış olarak görüyorlar. Değişen bir dünyada ihtiyaçlara karşılık veremeyen[8], toplumsal hareketliliği sadece belirli bir sınıf anlayışıyla karşılamaya çalışan, eskiden olduğu gibi sadece liberallere değil “post”lara da karşı duran Marksizmin, net olarak yeniden yapılanması, özellikle post-Marksistlere karşı bilim-politika ayrımı üzerinden tanımlanabilecek bir bütünlüğe sahip olması gerektirmektedir. Post-Marksistlerin verdiği uğraş Marksist politik öznelerin Marksizmi algılayışları ile paralellik gösteren kimi unsurları içerisinde barındırmaktadır. Laclau ve Mouffe’a göre; “teorik ve politik olarak bütün bir Marksist gelenek –Marx’tan Gramsci ve Althusser’e kadar– toplumun farklılaşan ve çoğul mahiyetinin, ezilen çeşitli grupların özerkliğinin ve tüm politik kimlik ve mücadelenin açık uçlu ve olumsal karakterinin kavranılmasını önleyen indirgemeci bir mantıktan mustariptir.”[9] Yine aynı yazarlar politik düzlemde var olan çeşitli ideolojik alanlardan beslenen hareketliliklere Marksizmin bir bakış açısı geliştirmekte yetersiz kaldığını ve bu hareketliliklerin (feminist, homoseksüel ve lezbiyen özgürleşim hareketleri, barış ve ekoloji hareketleri) yeni bir direniş kimliği yarattığı üzerinde durmakta, Marksizmin ise sınıfçı anlayış tarzının bu hareketlilikleri anlamlandırmada yetersiz bir arka plan sunmakta olduğu üzerinde durmaktadırlar.[10] Ancak Laclau ve Mouffe’un Marksizmin ömrünü yitirdiği üzerine inşa ettikleri analizler, epistemolojik bir alandan çok tarihselci bir kulvarda yer almaktadır.[11] Alayoğlu, klasik Marksist bakışın sınıfsal temelli yaklaşımının problemli tarafına dikkat çekerek, “Yaşanan değişimlere çözümler bulunması gerektiğini dile getiren ve birçok örnekte post-Marksizme doğru giden eğilimler büyük oranda sınıf reddini ve halkı öne çıkaran bir terminoloji izlerken, Marksistlerin onları reddedişi ‘sınıfta ısrarla’ oluyor. Bu reddedişler büyük oranda teorik açıdan güçsüz ve polemikten öteye geçmeyen bir nitelik arz ediyor”[12] şeklinde bir tespit yapmıştır. Alayoğlu’nun, Laclau ve Wood ile sınıf-halk gerilimi, sınıfçılık ve sınıfın terk edilmesi üzerine girdiği tartışmalar, Marksizmin yeni yapılanması üzerine bazı kapılar aralamasına karşın, yazarın da belirttiği üzere,[13] Marksizmin var olan gerilim içerisindeki çıkışına ön belirlenim sağlayan unsurlar sunamamaktadır. Ancak Alayoğlu tartışmasında, Marksizmin içerisinden çok net ayrımlar koymaktadır: “Üretim-sınıf ile devrimci mücadele arasında epistemolojik engel vardır.(...) Halk, kesinlikle bilimsel bir kavram olarak algılanmamak kaydıyla, politikanın doğasının ortaya koyulması açısından hayati önem taşımaktadır.(...) Sınıf bilimsel düzeye ait bir kavramken halk politik düzeye ilişkindir.(...) konjonktürde sınıflar yoktur.(...) hiçbir yerde sınıf devrimi olmamıştır.”[14] Bu belirlemeler, aynı zamanda Marksizmin içerisindeki ayrımların vurgulanmasına yönelik olarak kaydedilmelidir. Yeni bir Marksizm anlayışının politik kapsamı, “Filistin’de İslamcı bir fedai ile Londra’daki anarşisti birlikte görebilmek”[15] ifadesine belirmektedir.
Post-Marksistlerin kimi yaklaşımları Marksistler tarafından ciddiye alınmalı ve özellikle politik alana ilişkin olarak, değişen mücadele pratikleri, farklı tanımlamalar ve terminoloji ile yeni bir bütünsellik uğraşı içerisinde olan Marksizme dahil edilmelidir. “Tarihsel materyalizmin kategorileri, yeni tarihsel koşullar ve durumlar ortaya çıktıkça revizyona ve geliştirilmeye gerek duyar. Revizyon, Marksçı diyalektiğin hayat merkezidir, ve orijinal teorinin ilkelerini sorgulayan koşullar ortaya çıktıkça, teori geliştirilmeye, yeniden yapılandırılmaya ve hatta ömrünü doldurmuş veya yetersiz özelliklerini terk edilmesine gerek duyar.”[16] Kellner başka bir yazısında da, Laclau ile Mouffe’un ortaya koydukları post-Marksist teorinin sağlam bir zemin üzerinden ilerlemediğini post-Marksist tarzda yaptıkları tartışmalarda Marksist kategorik öğeleri kullanmalarının bile bu anlamda bir eksiklik olduğunu açık bir şekilde ortaya koyar ve “Laclau ve Mouffe’un yaptığı gibi Marksist geleneği ‘aşıp geçme’ye kalkışmaktan ziyade, geleneğin temel iç görülerini sürekli değişen toplumsal koşullar açısından daha yeterli yeni teorilerle ve metotlarla besleyerek bu geleneği geliştirme ve zenginleştirme yoluna gitmenin çok daha iyi olacağına inanıyoruz”[17] gibi oldukça önemli bir belirleme ortaya koyar. Kellner’in Marksizmi algılayış biçimi bir yandan “yeni yapılanma” unsuru üzerinden yükseldiği için anlamlı, öte yandan ise Marksizm sadece kapitalist sistem karşıtı bir hareket olarak kurgulandığı için indirgemecidir. “Marksizm ya kapitalizm kabusu en sonunda sona erdiğinde ya da kendi felsefesini ve yaşam tarzını üretecek, demokratik  ve özgür bir toplumun ortaya çıktığında ortadan kalkacaktır.”[18]
III.
Marksizmin krizini aşmaya yönelik ilk elde kurucu Marksistlere dönülmesi sabit bir nokta olarak kaydedilmeliyken, iç gerilimlerin ve yeni yapılanma anlayışının bu tarzla gerçekleştirilemeyeceği de çok açıktır. Marksizmin geride kaldığı üzerine inşa edilen teorik analizler, tarihsel bir kimliğe sahiptir ve yine tarihsel verileri içerisinde barındıran Marksizmin epistemolojik alanının özellikle belirginleştirilmesi ve Marksizmin ayrımlarının gündeme her daim getirilmesi bu anlamda özel bir gereklilik taşımaktadır. Politik Marksistlerin, kendi var oluş koşullarını bilimi reddederek tayin etmeleri, post-Marksistlerin Marksizme yönelttiği eleştirilerin püskürtülmesini zorlaştırmaktadır.
Politik alana ilişkin olarak, Teori ve Politika sayfalarında ortaya konan Marksizm anlayışı belirli ayrım noktaları üzerinden ilerlemekle birlikte, pratik-politik alana ilişkin “ezilenler” vurgusunun özellikle ön planda olması yeni dünya düzleminde Marksist olmayan devrimci dinamiklere yönelik bir eyleyiş olarak görülmektedir. “Bütün ülkelerin işçileri ve ezilenleri; birleşin! Yeni evrensel şiarımız bu olmalıdır.”[19] Bu şiar, bir yandan politik Marksistlerin oluşturduğu alanı işaret ederken, diğer yandan Marksist olmayan devrimci dinamiklere yönelik politik bir “açık uç” olarak kaydedilmelidir. Ali Avcı, bu şiarın ilkesel bir anlam ifade etmediğini sadece konjonktürel bir anlamı olduğunu ifade etmektedir.[20]
“Bir başka açıdan, ezilenler salt sosyal varoluşları/kendilikleriyle değil, ideolojik ve politik ‘temsilcileri’ ya da ‘ifadeleri’yle birlikte Marksistlerin ‘ilgi’ alanına dahil olmalıdır.”[21] “Ezilenler Birleşin” şiarının İslamcı, anarşist, vd. politik özneler tarafından değil de, Marksistler tarafından dillendirilmesi[22], bir tür önsel ideoloji veya dönüşümcü gücün sadece Marksistler tarafından geliştirilebileceği anlayışını bünyesinde barındıran bir unsur olarak görülmektedir. Bu anlamda Ali Avcı’nın “Ezilenlerin hiçbir kesiminin, bizim örgütleyemeyeceğimiz, Marksizm çatısı altında bulunamayacak bir kesim olarak algılayamayız. Muhtemelen direniş gerekçeleri için de bu böyledir. Yani Marksistler, milliyetçi, İslamcı veya bir başka anlayışa dayanan hareketler örgütleyebilir. Marksizmin ideolojik çatısı altında hepsine yer vardır[23] şeklinde ifade ettiği önerme sadece, Marksist öznelerin ideolojik alanlara teslim olmaması ve ezilenleri kategorik olarak sınıflandırılmaması şeklinde anlamlı ve politik bakımdan gerekli olabilir.
IV.
Politik alan içerisinde, Marksist olmak ile devrimci olmak arasında kurulan ayrımlar bir tür dışsallık üzerinden değil sadece olanın varlığıyla (yıkıcı pratik) açıklanmaktadır. Olanı tanımlarken “Marksizmin genel alanı”nın bu yıkıcı pratiklerin alanıyla örtüşmemesinin ve Marksistlerin değerlendirmede dışsal bir tutum geliştirmelerinin, politik Marksist öznelerin “dar-Marksizm” olarak adlandırılan alan içerisinde yer almalarından kaynaklandığı özellikle vurgulanmaktadır. “Marksistler olarak İslam’ın potansiyelini ve mücadele tarzını ‘eski’ veya barbar olduğu için dikkate almama hatasına düşmememiz gerektiği gibi; dünyayı açıklarken, belirli bir hegemonik güç elde etmiş olan post-modernist ve post-kolonyalist söylemlerin de özellikle ötesine geçmemiz gerekiyor”[24] şeklinde oldukça önemli bir tespit yapılıyor. Ancak yine aynı yazarın “iktidarda olamadığımız bir konjonktürde, tüm ezilenler mücadelelerini kapsama önceliğiyle karşı karşıyayız” önermesi, Marksistlerin çok da rahat bir biçimde açılım getiremeyeceklerini göstermektedir. Bu, Marksizmin krizinin önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır.
 

[1] Melik Kara, İ.Mert, S.Sahra, Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı, Ankara 1995, s.35.

[2] “Bir bilim olarak tarihsel materyalizm son 60 yılda, toplumsal yapıların değişim, gelişim ve dönüşümünü, tarihsel olay ve olguların dinamiğini izleme, nedenselliklerini ortaya koyma konusunda yeterli ürünler verememiş, burjuvazinin ideolojik ve bilimsel cephesini yeterince karşılayamamıştır.” A.g.e, s.68.

[3] Louis Althusser, John Lewis’e Cevap Çev.: Müntekin Ökmen, V Yayınları, Ankara 1987, s.46, 9 nolu dipnot.

[4] Louis Althusser, Lenin ve Felsefe, Çev.: Bülent Aksoy, Erol Tulpar, Murat Belge, İletişim Yayınları, İstanbul 2004, s.23.

[5] Marksizm krizine ilişkin olarak var olan diğer yaklaşımlar için bkz.: Genel Çerçeve Taslağı, s.64-65. Krizin genel tarihsel seyri için özellikle bkz.: Ali Osman Alayoğlu “Bitmeyen Kavga ‘Bitmeyen Kriz’ ” Teori ve Politika S.24/25, Güz 2001-Kış 2002

[6] Genel Çerçeve Taslağı, s.63

[7] Marksizmin krizine ilişkin olarak, toplumsal hareketliliğin seyrinin oldukça yüksek olduğu dönemlerde de krizden bahsedebilmek mümkündür. “Marksizmin yaşadığı krizi toplumsal hareketliliklerin yokluğu ile –bir anlamda pratiğin yokluğu ile– paralel bir şekilde düşünmek uygun değildir. Aksine toplumsal hareketlerin alabildiğine yaygın olduğu dönemlerde de Marksizm krizin içerisindeydi.(...) Günümüzde küreselleşme karşıtlığı, 11 Eylül saldırısı ve Arjantin’deki ayaklanma ‘ferahlatıcı’ etkiler yaratan unsurlar olarak düşünülebilir.” (Ali Osman Alayoğlu “Bitmeyen Kavga ‘Bitmeyen Kriz’ ”, a.g.e, s.60-61.) Ancak, burada önemli bir ayrım noktasının vurgulanması gerekmektedir. Alayaoğlu’nun yukarıda günümüze dair toplumsal hareketliliğe verdiği örnekler Marksist olmayan hareketliliklerdir. Ve bu hareketlilikler küreselleşme karşıtları tarafından da, Marksist olmayan devrimciler tarafından da olumlu gelişmeler olarak kaydedilmektedir.

[8] “Yeni bir dönemde bulunduğumuz kesin. Bu olsa olsa sadece birkaç yıl ömür biçilebilecek bir geçici yenilgi, gerileme dönemi olmaktan çok uzak. Politik harekette bir kriz olduğunu kabul etmek, Lenin’in bir yerde ifade ettiği gibi ‘devrim zamanında devrimci olmak’ kadar anlamsız bir hale geldi. Açıklayamadıklarımız artmış –bu, yeni bir dönemde olduğumuzun bir tanıtıdır– ve konum değiştirme zamanımız gelmiştir.” Metin Kayaoğlu “Bitimsiz Mücadele, Kesintisiz Devrimcilik ” Teori ve Politika, S.26, Bahar 2002, s.8

[9] Laclau ve Mouffe’dan akt.: Steven Best, Douglas Kellner, Postmodern Teori, Çev.: Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1998, s.234.

[10] A.g.e., s.236.

[11] Ali Osman Alayoğlu “Bitmeyen Kavga ‘Bitmeyen Kriz’ ”, a.g.e., s.65-66.

[12] A.g.e., s.83.

[13] “Tüm bunlara karşı etraflı bir teorik duruş inşa etmek gerekmektedir. Ve söz konusu gerilimler Marksizmin tarihinde yeni değildir, yakın zamanda çözülecek gibi de görülmemektedir.” A.g.e.,s.87, 82 no’lu dipnot.

[14] A.g.e., s.87-88.

[15] Metin Kayaoğlu, “Post-Marksizm ile Dar-Marksizmin Ötesinde”, Teori ve Politika S.24/25, Güz 2001-Kış 2002, s.29.

[16] Douglas Kellner, “Marksizm Ömrünü Doldurmuş mudur?”, Çev.:Sina Güneyli, Teori ve Politika, S.24/25, Güz 2001-Kış 2002, s. 154.

[17] Steven Best, Douglas Kellner, a.g.e., s.248.

[18] Douglas Kellner, “Marksizm Ömrünü Doldurmuş mudur?”, a.g.e., s.180.

[19] Metin Kayaoğlu, “Post-Marksizm ile Dar-Marksizmin Ötesinde”, a.g.e., s.29. Alayoğlu’nun “Yeni şiara” ilişkin ortaya koyduğu belirlemeler için bkz. “Barbarlar ve Asiler”, Teori ve Politika, S.26, Bahar 2002, s.51-54.

[20] Ali Avcı, “Marksist Çağrı ve Ezilenler” Teori ve Politika, S.35/36, Yaz -Güz 2004, s.37.

[21] Metin Kayaoğlu, “Post-Marksizm ile Dar-Marksizmin Ötesinde”, a.g.e., s.30.

[22] Marx-Engels döneminde “Bütün ülkelerin işçileri birleşin” şiarı varken (ki bu dönemde işçi sınıfı genel devrimci bir dinamiği ifade ediyordu –Ali Osman Alayoğlu), Lenin döneminde, “Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar birleşin” şiarı ifade edilmeye başlanmış, günümüzde ise hem işçi sınıfına hem de kategorik ayrım gözetmeksizin ezilenlerin ittifakına işaret eden şiar ön plana geçmiştir. Şiarların belirli konjonktürlerde değişime uğraması, elbette değişen ve dönüşen dünyaya karşı politik bir gereklilik iken aynı zamanda Marksizmin de, bir tür revize edilmesi şeklinde anlaşılmalıdır.

[23] Ali Avcı, “Marksist Çağrı ve Ezilenler”, a.g.e., s.50, 30 no’lu dipnot (Vurgu bana ait).

[24] Ali Osman Alayoğlu, “Barbarlar ve Asiler”, a.g.e., s. 72.

Okunma 38 kez

Son ekleyen Mithat Seloğlu

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.