Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


David Bohm'un bütünlük ve düzen arayışı

Yazan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

David Bohm’un Bütünlük

ve Düzen Anlayışı

Sina Güneyli

Gözlemcinin nesnel gerçeğe müdahale ederek nesnel gerçeği değiştirdiği, yani öznenin nesneyi belirlediği, dolayısıyla kuantum mekaniğinde nesnelliğin ve nedenselliğin olmadığı söylenerek, kuantum mekaniğinin idealist sömürüsü gerçekleştirilmektedir.

Türkiye’deki hemen her tür kuantum mekaniği anlayışının bu doğrultuda olduğu söylenebilir. Bu tür durumlarda, kuantum mekaniğinin Kopenhag yorumu dışındaki alternatif yorumlarından hiç bahsedilmemekte, tek yanlı ve ideolojik bir kuantum mekaniği tarihyazımı gerçekleştirilmektedir.

Teori ve Politika, ilk sayısından bu yana, bu konuda özgün bir tutum sergilemiştir.

Kuantum mekaniğinin Kopenhag yorumuna alternatif bir yorum olan Bohm yorumu daha önce Teori ve Politika sayfalarında tanıtılmış[1] ve David Bohm’un bütünlük anlayışından bahsedilmişti[2]. Bu yazıda David Bohm’un bütünlük ve düzen anlayışı daha ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu incelemede, David Bohm’un çeşitli zamanlarda yayınlanan makalelerinin toplandığı “Wholeness and the Implicate Order”[3] isimli kitap ile David Bohm ve B. J. Hiley’in birlikte yazdığı “The Undivided Universe”[4] isimli kitap temel alınacaktır.

Dolaşık düzen

David Bohm, yeni bir bütünlük ve düzen anlayışı geliştirirken, klasik fiziğin, hemen hemen tümüyle, evrenin düzeninin temelde mekanik bir düzen olduğu görüşüne bağlı kaldığı eleştirisiyle yola koyulmaktadır. Mekanik düzende, dünya birbirinin dışında yer alan varlıklardan oluşur[5]. Bu varlıklar farklı uzay ve zaman bölgelerinde, birbirlerinden bağımsız olarak dururlar ve birbirleriyle dışsal kuvvetler aracılığıyla etkileşirler. Dışsal kuvvetler bu varlıkların esas niteliklerinde herhangi bir değişmeye yol açmaz. Böylesi bir düzene verilebilecek en iyi örnek bir makinedir. Bir makinede her parça diğer parçalardan bağımsız olarak biçimlenir ve diğer parçalarla dışsal olarak etkileşir. Buna karşılık canlı bir organizmada her parça bütünle ilişkili olarak büyür, parçalar birbirlerinden bağımsız olarak var olmazlar. Bir canlı organizmada bir parça kendisi de etkilenmeksizin diğer parçalarla etkileşemez. Canlı bir organizmanın, bütünü gözetmeden, diğer parçalar aleyhine aşırı büyüyen parçaları organizmaya zarar vererek kansere neden olur, en sonunda kendi varlıkları da sona erer.

Mekanik düzen anlayışına göre, dünya, birbirinden ayrı olarak var olan bölünmeyen ve değişmeyen temel parçacıklardan oluşmaktadır[6]. Bu parçacıklar tüm evrenin temel yapı taşlarıdır. Başlangıçta bu parçacıkların atomlar olduğu düşünülmüştür. Daha sonra atomların elektronlara, protonlara ve nötronlara ayrıştırılabildiği görülmüş; elektron, proton ve nötronlar maddenin değişmez ve bölünmez oluşturucuları olarak kabul edilmiştir. Daha da sonra, bunların da yüzlerce kararsız farklı parçacığa dönüştüğü görülmüştür. Bu dönüşümleri açıklayabilmek için daha küçük parçacıklar olan kuarklar ve partonlar kurgulanmıştır. Kuarklar henüz deneysel olarak gözlenebilmiş değillerdir. Mekanik düzen anlayışına sahip fizikçiler, bu türden parçacıkların, her şeyin tam ve tutarlı bir açıklamasını sağlayacağına inanmaktadırlar.

Fizikteki mekanik düzen anlayışının sorgulanmasının ilk ciddi belirtisi rölativite teorisidir[7]. Einstein’in “birleşik alanlar teorisi”nde parçacık kavramı temel bir yer işgal etmez, aksine her şey alanlardan oluşur. Doğrusal olmayan alan denklemlerinin yerelleşmiş darbeler şeklinde çözümleri olabilir; bu çözümler yoğun alan bölgelerinden oluşurlar, bir bütün halinde kararlı bir şekilde hareket edebilirler ve böylece parçacıkları modelleyebilirler. Bu tür darbeler keskin bir şekilde sonlanmazlar, genlikleri giderek küçülmekle birlikte keyfi büyüklükte mesafelere uzanırlar. Dolayısıyla, iki farklı darbeyle ilişkili olan yapılar tek bir bütün halinde bir arada kaynaşır ve kesintisiz bir bütün olarak birlikte akarlar. İki darbe bir araya geldiği zaman orijinal parçacık benzeri yapılar köklü biçimde değişir, iki parçacıktan oluşan yapıyla herhangi bir benzerlik kalmaz. Birleşik alanlar teorisine göre, ayrı ve bağımsız olarak var olan bir parçacık, yalnızca belirli bir sınırlı bölge içinde geçerli olan bir soyutlamadır. Tüm evren, insanlar, laboratuvarlar, gözlem araçları vs., bölünmemiş tek bir bütünlük olarak anlaşılmalıdır.

Ancak, Einstein, birleşik alanlar teorisinin tutarlı ve başarılı bir formülasyonunu gerçekleştirememiştir[8]. Yine, Einstein’in temel başlangıç noktası olan alan kavramı mekanik özellikler taşımaktadır: temel varlıklar olan alanlar birbirlerinin dışında uzay-zamanın farklı noktalarında yer almakta ve birbirleriyle dışsal bir ilişki aracılığıyla etkileşmektedirler. Alanlar arası etkileşim yerel bir etkileşimdir. Mekanik düzen anlayışı ve alan kavramı Einstein ve Infeld tarafından yazılmış olan “Fiziğin Evrimi”[9] isimli kitapta ayrıntılı bir biçimde açıklanmaktadır. Einstein’in mekanik düzen anlayışından köklü bir şekilde kopamamış olması, birleşik alanlar teorisini tutarlı bir şekilde formüle edememesinin bir nedeni olabilir.

David Bohm, mekanik düzen anlayışına yeni bir alternatif önermekte ve bunu “dolaşık düzen (implicate order)” diye isimlendirmektedir[10]. Bu yeni kavramın Latince kökü “katlamak” veya “içeri doğru katlamak” anlamına gelmektedir. Dolaşık düzenin karşıtı olan ve bizim normalde alışkın olduğumuz açık düzende her şey kendi uzay-zaman bölgesinde ve diğer şeylerin uzay-zaman bölgelerinin dışında yer alır; açık düzende hiçbir şey başka hiçbir şeyle katlanmamıştır, iç içe değildir. Dolaşık düzende her şey her şeyle katlanmış, iç içe geçmiştir. Hologram dolaşık düzenin iyi bir örneğidir. Bir hologramda, her parça, ne kadar küçük olursa olsun, nesnenin bütünü hakkında bilgi taşır. Açık düzen, dolaşık düzenin özel bir durumu olarak değerlendirilebilir. Dolaşık düzen, açık düzenin altında işleyen ve onu organize eden bir düzendir. Açık düzen, dolaşık düzenden türetilebilir.

David Bohm, maddenin genel yapısının dolaşık düzen yardımıyla nasıl anlaşılabileceğini kitabında ayrıntılı bir şekilde sunmaktadır[11]. Yine dolaşık düzen kozmolojik açıklamalar için de kullanılabilir[12]. Buna göre, boş uzay boş olmayıp çok büyük bir arka plan enerjisi içermektedir. Madde olarak bildiğimiz şey bu arka plan üzerinde dalga benzeri bir uyarımdır. Yani boş uzayı bir deniz, maddeyi de bu denizde küçük bir dalgalanma olarak düşünebiliriz. Güncel fizik teorilerinde arka plan göz önüne alınmaz, yalnızca içinde madde bulunan uzayın enerjisi ile boş uzayın enerjisi arasındaki fark hesaplanır. Bu bağlamda uzayın boş olmaktan daha çok dolu olduğu söylenebilir. Duyularımızla boş uzay olarak algıladığımız şey gerçekte çokluktur; bu çokluk insanlar da içinde olmak üzere her şeyin varoluş temelidir. Atom bombaları, atomun parçalanması sonucu ortaya çıkan enerjinin büyüklüğü hakkında esaslı bir fikir veriyor. Boş denilen uzayda akıl almaz ölçülerde büyük bir arka plan enerjisinin bulunması çok muhtemel görünüyor.

Kuantum potansiyeli ve bölünmemiş evren

Bohm ve Hiley, kuantum mekaniğinin klasik yorumlarında ihmal edilen kuantum potansiyelini tanıtmışlar ve bu yolla yeni bir ontoloji geliştirmişlerdir[13]. Bu ontolojinin esaslarından bazıları şunlardır: 1) Elektron, konumu iyice belirli bir parçacıktır, elektronun konumu sürekli biçimde değişmekte olup nedensel olarak belirlenmektedir. Kuantum mekaniğinin Kopenhag yorumundaysa, bunun tersine, bir elektron için konumdan bahsedilemez, hatta böyle bir gerçek yoktur. 2) Her parçacığa bir kuantum alanı eşlik eder, bu kuantum alanı parçacığı esaslı biçimde etkiler. 3) Parçacığa klasik kuvvetin yanı sıra bir kuantum kuvveti de etki eder. Bir parçacığa her zaman bir kuantum alanı eşlik eder, parçacık ve alandan oluşan birleşik sistem nedensel olarak belirlenir.

Kuantum potansiyeli, kuantum alanının biçimine bağlı olup şiddetine bağlı değildir[14]. Klasik dalgalar her zaman dalganın şiddetiyle orantılı bir sonuç üretirler. Bir elektron kendi enerjisiyle hareket eder ve kuantum dalgasının biçimi, radyo dalgalarının bir gemiyi yönlendirmesine benzer biçimde, elektronu yönlendirir. Bu olay harekete yeni özellikler kazandırmaktadır. Boş uzayda hareket eden ve hiçbir klasik kuvvetin etkisinde kalmayan bir parçacığın, mutlaka bir doğru üzerinde birbiçimli olarak hareket etmesi gerekmez, çünkü bu parçacığa etkiyen bir kuantum dalgası olabilir. Bu nokta, Newton teorisinden radikal bir kopuştur. Kuantum dalgasının etkisi uzaklıkla zorunlu olarak azalmaz, çevrenin uzak etkileri parçacığın hareketini önemli ölçüde etkileyebilir.

Bu etkilerden yola çıkan Bohm ve Hiley, çift yarık deneyini kuantum potansiyelini kullanarak açıklamaktadırlar[15]. Bir plaka üzerinde açılmış bir çift yarıktan arka tarafa geçen fotonların veya elektronların oluşturduğu örüntülerin gözlenmesiyle yapılan çift yarık deneyinin açıklanması, Kopenhag yorumu da içinde olmak üzere kuantum mekaniğinin tüm yorumları için büyük bir problem oluşturmaktadır. Fotonlar veya elektronlar, gözlem yapıldığında, dalga özelliğini yitirip parçacık gibi davranmakta, gözlem yapılmadığında ise dalga olarak davranmaktadırlar. Bu noktada, gözlemcinin nesnel gerçeğe müdahale ederek nesnel gerçeği değiştirdiği, yani öznenin nesneyi belirlediği, dolayısıyla kuantum mekaniğinde nesnelliğin ve nedenselliğin olmadığı söylenerek, kuantum mekaniğinin idealist sömürüsü gerçekleştirilmektedir. Türkiye’deki hemen her tür kuantum mekaniği anlayışının bu doğrultuda olduğu söylenebilir. Bu tür durumlarda, kuantum mekaniğinin Kopenhag yorumu dışındaki alternatif yorumlarından hiç bahsedilmemekte, tek yanlı ve ideolojik bir kuantum mekaniği tarihyazımı gerçekleştirilmektedir. Teori ve Politika, ilk sayısından bu yana, bu konuda özgün bir tutum sergilemiştir.

Kuantum alanı, parçacığın içinde bulunduğu ortam hakkında bilgi taşır ve bu bilgi parçacığın hareketine yansır. Buradan yola çıkan Bohm ve Hiley aktif bilgi kavramını önermektedir[16]. Çok küçük enerjiye sahip bir biçim, çok daha büyük bir enerjiyi yönlendirir. Küçük enerjinin biçimini alan büyük enerjinin, küçük enerjinin enerjisine ihtiyacı yoktur. Bir kitlesel harekete önderlik eden liderliğin durumu bu noktayla benzeştirilebilir. Kitle hareketinin kendi gücü vardır, liderliğin gücüne ihtiyacı yoktur. Kitle hareketi için gerekli olan, bu gücü uygun şekilde yönlendirebilecek olan, farklı nitelikte bir başka güçtür. Tarihe bakıldığında, ihmal edilebilecek kadar az bir güce sahip olan bazı grupların ve hatta bazen tek bir insanın, tarihsel dönüm noktalarında çok önemli roller oynamış oldukları görülebilir. Liderlik ve öncülük konusunun bu bağlamda tartışılması çok verimli sonuçlara yol açabilir.

Fransız fizikçi L. de Broglie, bir elektronun hareketini yönlendiren “pilot dalga” fikrini, 1927’de düzenlenen Solvay Kongresinde sunmuş, ancak Pauli tarafından şiddetli bir şekilde eleştirilmişti[17]. Bunun üzerine, de Broglie önerisinden vazgeçmişti. 1952 yılında Bohm tarafından pilot dalga fikrinin tekrar önerilmesi üzerine, de Broglie’nin bu konularda tekrar çalışmaya başlamış olduğu görülmektedir.

Aharonov ve Bohm tarafından 1959 yılında kuantum potansiyeline dayanarak incelenen etki artık Aharonov-Bohm etkisi adıyla kuantum mekaniğinin ders kitaplarına geçmiş durumdadır[18]. Bu olay kuantum mekaniğinin klasik yorumlarıyla açıklanamamaktadır. Aharonov ve Bohm söz konusu çalışmalarında, elektromanyetik teoride matematiksel bir araç olarak çok kullanılan vektör potansiyelin de fiziksel bir anlama sahip olduğunu göstermişlerdir.

Kuantum potansiyeli, iki cisimli bir sistemin ya da çok cisimli bir sistemin incelenmesinde de kullanılabilir. İki cisimli bir sistem incelendiğinde, cisimler arasındaki etkileşimin çevreye bağlı olduğu görülmektedir[19]. Ek olarak, parçacıklar, aralarında büyük mesafeler olsa bile, birbirlerine kuvvetlice bağlıdırlar. Bu durum, yerelsiz etkileşimleri gündeme getirmektedir. Rölativite teorisine göre, bir alan hemen yakınındaki alanla etkileşir, bu alan da hemen kendi yakınındaki alanla etkileşir, etki bu şekilde sonlu bir hızla yayılır. Yerelsiz bir etkileşimde ise, iki parçacık, aralarındaki mesafe ne olursa olsun, anında etkileşirler. Yerelsiz etkileşimler, Bohm teorisinin problemli bir noktası olarak görülmektedir. Yerelsiz teoriler, fizikte hemen her zaman dirençle karşılanmıştır. Newton, yerelsiz etkileşimlerden kaygı duymuş, Einstein bunları ‘hayaletimsi” olarak nitelendirmiştir. Yerelsiz etkileşimler rölativite teorisi ile çatışırlar; çünkü yerelsiz etkileşimler sinyallerin ışık üstü hızlarda iletimine izin vermek durumundadır. Bohm ve Hiley, bu eleştirilere, yerelsizliğin olduğunu ancak kuantum potansiyelini, sinyalleri ışık üstü hızlarda iletmek için kullanamayacağımızı söyleyerek yanıt verirler. Bu bağlamda, 2000 yılı içinde bir grup fizikçinin ışık hızının aşıldığını ilan etmiş olmaları[20] yerelsiz teoriler lehine kaydedilebilecek bir ilerlemedir.

Bohm ve Hiley’in geliştirdikleri ontolojinin klasik ontolojiden ayrıldığı bir diğer önemli nokta, kuantum potansiyelinin bütün sistemin kuantum durumuna bağlı olmasıdır; kuantum potansiyeli, tüm parçacıklar arasında önceden verili bir etkileşim olarak tanımlanamaz[21]. Bir sistemin parçaları arasındaki bu tür bir ilişki, tüm sistemin yeni nitelikte bir bütünlüğünü tanımlar. Bu bütünlük, tüm parçacıkların uzaysal ilişkilerinin ötesine geçen bir bütünlüktür. Kuantum teorisi, her tür mekanizmanın ötesine geçmektedir. Bir mekanizmanın esası, temel gerçekliğin, bir sistemin önceden verili bir etkileşim içinde olan parçalarından oluştuğunu söylemektir. Bu durumda, bütün kavramı, gerçekte parçaların davranışına topluca bakmanın bir yolu olması anlamında ikincil bir öneme sahip olur. Burada, kaos teorisinin de, benzer şekilde, bir sistemin, parçalarının incelenmesi ve anlaşılması yoluyla anlaşılamayacağı, sistemin, bileşenlerinin etkileşiminin ötesine geçen karmaşıklıkta bir davranış sergileyebileceği yolundaki uyarıları da göz önüne alınmalıdır[22]. Bohm ve Hiley’in kuantum teorisi anlayışında, parçaların etkileşimi, yalnızca parçalarla ve parçalar arasında önceden verili bir ilişkiyle açıklanamaz. Bu etkileşim, çok cisimli dalga fonksiyonuyla veya sistemin kuantum durumuyla açıklanır. Bu çok cisimli dalga fonksiyonu Schrödinger denklemine göre evrimleşir. Bohm ve Hiley, bunun kuantum teorisinin en yeni özelliği olduğunu ısrarla vurgulamaktadırlar.

Bu özellik ilkesel olarak tüm evrene uygulanabilir[23]. Buradan evrenin bir parçasının geri kalanından ayrılamayacağı ve bilim yapılamayacağı çıkarsanabilir. Ancak, söz konusu kuantum bütünlüğüne rağmen, çevresinden yalıtılmış sistem yaklaşımı yapılabilir. Kuantum potansiyelinin ihmal edilebilir olduğu klasik limitte, yerelsiz etkileşimler önemli olmaktan çıkar. Evren çok sayıda görece bağımsız parçaya ayrılabilir. Bu parçaların her biri, birbirine yerelsiz olarak bağlı alt birimlerden oluşturulabilir. Diğer yandan da, görece bağımsız parçalar, geleneksel şekilde değerlendirilebilir.

Kuantum teorisi ile rölativite teorisi birbiriyle tam bir karşıtlık oluşturmaktadır[24]. Bu iki teori, daha derin bir gerçeklik düzeyinde işleyen başka bir teorinin özel durumları olabilirler. Dolaşık düzen fikri burada işe yarayabilir. Dolaşık düzende geçerli olan bir teori, açık düzende gerçekleşen olaylara ışık tutar. Yine, dolaşık düzenin altında işleyen ikinci düzeyden bir başka süper dolaşık düzen olabilir[25]. Süper dolaşık düzenin dolaşık düzenle ilişkisi, dolaşık düzenin açık düzenle olan ilişkisine benzer. Süper dolaşık düzenin de altında üçüncü düzeyde bir başka düzen olabilir, bu üçüncü düzeyden düzenin altında da dördüncü düzeyden bir başka düzen. Bu böylece sonsuza kadar gider. Gerçeklik hiçbir zaman tüketilemez. Daha yüksek düzeyden olan düzenler, düzeyleri düşük olan düzenleri etkiler, organize eder. Burada ilginç olan nokta, düşük düzeyden düzenlerin de yüksek düzeyden düzenleri etkileyebilme olasılığıdır. Böylece düzenler arası ilişki çift yönlü olarak değerlendirilmelidir.

 



[1] D. Z. Albert, “Kuantum Mekaniğine Bohm Alternatifi”, Çev.: Sina Güneyli, Teori ve Politika 2, Bahar 1996, s. 97-113.

[2] S. Güneyli, “Işık Hızının Aşılmasının Nedenselliğe Etkisi ve Solda Yansımaları”, Teori ve Politika 23, Yaz 2001, s. 188-195.

[3] D. Bohm, Wholeness and the Implicate Order, Routledge, London 1980.

[4] D. Bohm, B. J. Hiley, The Undivided Universe: An Ontological Interpretation of Quantum Theory, Routledge, London 1993.

[5] Bohm, a.g.e., s. 173.

[6] Bohm, a.g.e., s. 173.

[7] Bohm, a.g.e., s. 173.

[8] Bohm, a.g.e., s. 174.

[9] A. Einstein, L. Infeld, Fiziğin Evrimi, Çev.: Öner Ünalan, Onur Yay., Ankara 1976.

[10] Bohm, a.g.e., s. 177-178.

[11] Bohm, a.g.e., s. 179-186.

[12] Bohm, a.g.e., s. 191.

[13] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 29.

[14] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 31-32.

[15] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 32-35.

[16] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 35.

[17] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 38-39.

[18] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 50.

[19] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 57.

[20] S. Güneyli, a.g.e.

[21] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 58.

[22] J. P. Crutchfield, J. D. Farmer, N. H. Packard, R. S. Shaw, “Kaos”, Çev.: Erkan Afacan, Teori ve Politika 1, Kış 1996, s. 65-81.

[23] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 59.

[24] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 351.

[25] Bohm, Hiley, a.g.e., s. 380.

Okunma 7 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.