Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Eleştirilere kısa bir cevap

Yazan

 

 

Ölümünün 30. Yıldönümünde Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Eleştirilere Kısa Bir Cevap

["Eleştirilere Kısa Bir Cevap" (İmzasız), Zafere Kadar Direniş, Sayı: 14, Ekim 2001, s. 22]

Bugüne kadar çeşitli zamanlarda gündeme gelen Hikmet Kıvılcımlı eleştirilerine ilişkin görüşlerimizi Direniş sayfalarında yansıttık. Çoğu zaman aynı savlar ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürüldü. Kıvılcımlı’ya yapılan teorik eleştiriler genelde onun “Tarih Tezi”ni hedef alır. Bu konuda henüz 1970’lerde Murat Belge’nin yaptığı eleştirinin ötesine bir şey söyleyebilen çıkmadı. Belge’nin eleştirisine cevap yine aynı yıllarda C. Aydın tarafından verilmişti. Daha sonra Tarih Tezi’ni eleştirmek adına yazılanlar bu çerçeveyi aşmayan yazılardır.

Kıvılcımlı’nın politik tutumlarına ilişkin eleştirinin odağında ise “Darbecilik” suçlaması vardır. Özellikle 60’lardaki taktiksel yönelimleri özgün tarihsel bağlamından koparılarak ele alındığı için Doktor’a “devrimci geçmişine rağmen” Kemalist, darbeci damgaları vurulabilmiştir. Bu eleştiriler de gerek “Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Devrimci Hareketin Genel Otokritiği” (Alaz Yayınları) kitabında gerekse Direniş sayfalarında cevaplanmıştır.

1929’da Elazığ Zindanı’nda “YOL”u yazan Hikmet Kıvılcımlı ile 1960’larda “İkinci Kuvayi Milliyecilik” diyen Kıvılcımlı arasındaki fark ise kimilerini “iki Kıvılcımlı” savına götürmüştür. ilk olarak, 1990’ların başında Y. Küçük’ün çıkardığı T. Kurtuluş dergisinde, sonra (1996 ekim) Maya dergisinde ve son olarak Teori ve Politika dergisinin 12. ve 23. sayılarında A. O. Alayoğlu imzası ile ortaya atılan bu sava göre birbirine zıt teorik ve politik konumlara sahip iki Kıvılcımlı vardır. “Yol”un yazarı genç Kıvılcımlı Leninist bir konumdayken, 1960’larda Tarih Tezi’nin yazarı yaşlı Kıvılcımlı, darbeci, Kemalist vb. durumdadır. Bu savda iki Kıvılcımlı arasında bir geçiş dönemi bile tanımlanmaz. Nedense Kıvılcımlı yaşlılığında Marksizm'le ilgisi olmayan bambaşka tezlerle ortaya çıkmıştır!?

Birbirine neredeyse zıt iki Kıvılcımlı portresi çizmenin altında 50’li ve 60’lı yıllarda yayımladığı tezlerinin ve propagandif yazılarının kaba kavranışı yatar. Doktor Yol’la başladığı teorik çalışmalarını 30’lu yıllarda derinleştirmeye devam eder. Tarih Tezi’ne başlangıç sayılabilecek İslam Tarihi çalışmasını ilk olarak 1933 1 Mayıs’ında polis nezarethanesinde 100’e yakın yoldaşına anlatır. Tarih Tezi bir bütün olarak Marksizm'i bu topraklarda özgülleştirme girişimidir. Daha sonra Vatan Partisi döneminde ve 60’lı yıllar boyunca devrimci hareketin “asgari programını” halkın geleneksel kültüründen örneklemelerle anlatmaya çalışır. “Eyüp konuşması”nı da, Kuvayi Milliye söylemini de böyle anlamak gerekir. Hatta 1950 sonrası yayımladığı kitapların tamamı o dönemin popüler kültürüne göndermelerle doludur. Atasözleri, deyişler, fıkralar, Karagöz oyunu tipleri, ayetler, maniler, Doktor’un kimilerinin “egzotik” bulduğu özgün dilini yaratmıştır.

Eğer bir ayrım yapılacaksa bu yaşlı/genç Kıvılcımlı biçiminde değil, ana teorik yazıları ile propagandif yazıları arasında yapılmalıdır. Bu ayrım Kıvılcımlı’dan öğrenmek isteyenler için yararlı olacaktır. Farklı yazılarından yola çıkarak Kemalist, cuntacı, islamcı, Troçkist vb. “zorlamaların” önüne böyle geçilebilir.

Bu konunun daha iyi anlaşılması için Doktor’un ölüm döşeğinde (yani en “yaşlı” iken) kaleme aldığı “Kim Suçlamış”tan bir anekdot aktaralım:

Kemal Tahir’i tanımıyorum. Öyle bir ad, benden, “Namık Kemal hakkında diyorlar ki” röportajı için, vasıtanın vasıtasıyla yazı istemişti! Göndermiştim.

Çünkü o sıra Mustafa Kemal, kendisinden başka “Kemal”in anılmaması için “Hürriyet Şairi”nin resimlerini Türk Ocakları’ndan kaldırtıyordu. Gençlik (Üniversiteliler) buna içerlemişlerdi. Namık Kemal için Üniversite Büyük Konferans salonunda bir anma töreni hazırlıyorlardı.

Sonradan, bu işlerde reklam kokusunu almakta ve kullanmakta pek tilki olduğunu tanıyacağım Kemal Tahir Benerci adlı delikanlı ise, sağın (Hüseyin Cahit, Falih Rıfkı vb.) ve solun ne dediğini bir röportajla toplayarak yayınlama kurnazlığını düşünmüş, belki de Nazım’ca düşündürülmüş. Solcular: Nazım, Kerim Sadi ile ben olacakmışım.

Üstüste ısrar yağınca, oturdum, beş on sayfada Namık Kemal için bir inceleme yaptım. Yolladım. Bir de baktım: bizim inceleme kitaptan atlatılmış. Alay mı ediyorlardı adamla.

Kitapçığa baktım. Bütün “Sol”lar Namık Kemal’e dolu dizgin saldırıya geçmişler. Nazım’ın bütün hevesi: Namık Kemal yerine tanınmak... Bense, Mustafa Kemal zılgıtı önünde gençliğin kaynaşan hoşnutsuzluğunu, Namık Kemal açısından sola doğru çekmeyi doğru bulmuştum. Gençlik ilk kez mevcut iktidara kulca yaltaklanacağına, Namık Kemal devrimciliği adına kafa tutuyordu.

Namık Kemal’i Rus’ların “Miras” dedikleri filozoflarına benzetiyordum. Devrim Tarihimizce Namık Kemal’i ikiye ayırıyordum: 1 - N.K. Sistemi: zamanı geçmiş fikirlerdi; 2- N.K. Üslubu: zamanın istibdadına karşı çekilmiş kılıçtı. Bu devrimci kılıç, şimdiki devrimciler için de geçerliydi. Son cümlem şöyleydi: “Bugün yaşasaydı, Namık Kemal Marksist olurdu.” (Kim Suçlamış, sf. 83)

Kıvılcımlı’ya yukarıda saydığımız sıfatları yakıştırmaya çalışanlar onun eserlerinin bütününe bakmak yerine, bir makalesinden, bir mektubundan yola çıkarak onu mahkum etmeye çalıştılar. En son Teori ve Politika dergisi de Kıvılcımlı’nın 12 Mart’ın hemen ertesinde yazdığı “Ordu Kılıcını Attı” yazısını yayınlayarak onun “orduculuğunu” kanıtlamayı vazife edindi. Bir cümle üzerinde spekülatif yorumlara girmenin gereği yok. Hemen arkasından 30 Mart 1971 tarihli Sosyalist’te yayınlanan “Reform Atı” adlı yazısı, Kıvılcımlı’nın “orducu” hayaller peşinde koşmadığını gösteren onlarca örnekten sadece biridir. Bu yazıda 12 Mart’ın karakteri, devrimci güçlerin durumu ve acil görevler net olarak ortaya konuyor.

Kıvılcımlı, aynı dergide “Bir Yol Hikayesi” adlı yazıda A. O. Alayoğlu tarafından “Ordu Kılıcını Attı” ve Kuvayi Milliye broşürü dolayısıyla “orducu” ilan ediliyor. Aynı yıllarda Kıvılcımlı “Devrim Nedir”i de yazmıştır, okunmasını tavsiye ederiz. (Belki de Kıvılcımlı arada bir gençlik günlerini anımsamaktadır?!) Bu yazıdaki tüm iddialara burada cevap vermeyeceğiz. Ama Kıvılcımlı’nın görüşlerinin bariz bir şekilde tahrif edildiği “vurucu güç” konusunda birkaç şey söyleme zorunluluğu duyuyoruz. Yazarın iddialarının aksine Kıvılcımlı “Ordu Kılıcını Attı”’da “ordunun muhtırayla birlikte kapitalizmi reddettiğini” (sf. 141) falan söylemez. Sadece ordu içersindeki ilerici subaylara yön göstermeye çalışır. Yazara göre Kıvılcımlı “vurucu güç”ü proletarya partisinin zoru olarak görmektedir. (sf. 130) Oysa Kıvılcımlı’nın ne dediği açıktır. “Demokratik devrim öz gücü olan işçi sınıfı yanına konulan proletarya aydınları deyimi, o devrimci vurucu gücün daha özel karşılığı olur. Vurucu Güç: Proletaryanın kendi yapısı içine giren öncü örgütlenme değildir.” Biz bir şey eklemeye gerek duymuyoruz. Başka bir iddia ise Kıvılcımlı’nın “vurucu gücü” “sürekli gerçekleşen ve gerçekleşecek olan sınıflar üstü bir davranış” olarak değerlendirdiğidir. Kıvılcımlı “vurucu gücü” tarihsel bir kalıntı olarak görür. Tarih içinde nasıl ortaya çıktığını, bugün hangi sosyal gerçeklikten beslendiğini ayrıntılı bir şekilde analiz eder. “27 Mayıs ve Yönün Yönü” adlı eserinde subayların gelir durumunu, kurum içi hiyerarşinin gerilimlerini, bu geleneğin Türkiye’de kapitalizmin gelişkinlik düzeyiyle ilişkisini net bir şekilde ortaya koyar. “Vurucu Güç” bir bütün olarak ordu değil, ordu gençliğidir.

 

Okunma 7 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.